Ama baba, Müslüm Baba bu!

Hayatı benim gibi arabeskin doruklarındaki mahallelerde geçmiş kişiler Müslüm Gürses’i bir başka sever. Kimileri onu yaptığı coverlerden sonra sahiplense de biz onu öyle bir severdik ki, sevgi içimizde taşar, yine bize batardı; o yüzden bir cam kesiğiyle onu dışarı akıtırdık. O yüzden size onunla ilgili birkaç anımı anlatmak isterim;

Gizlice evin bahçesinde sigara içtiğimiz günlerdi. Nenemin erkek kardeşinin torunu olan Yunus bir yerlerden ya çalıyor ya da harçlıklarından biriktirmiş olduğu Parlament sigarası alıp bize geliyordu. Parlamentin pahalılık durumunu ve o yaştaki harçlık potansiyelimizi şimdi düşünürsek, yüksek ihtimalle babasının sigarasını çalıyordu.

Sigara bulamadığımız günler Atatürk Parkının etrafını turlar, yerde az içilip atılan sigaraları toplayıp içerdik. Sanırım o sigaraların yarım olmalarının sebebi de parkın oradaki otobüs durağında bekleyen kişilerin “tam sigarasını yaktığında otobüsünün gelmesi”ydi.

Yine öyle gizlice sigara içtiğimiz günlerden bir gün, düğün şarkıcısı ve bilhassa yeraltı işlerine bulaşan abim, bizim gecekondunun arka tarafında sigara içerken bizi yakalamış, beni güzelce dövmüş ve sigara paketini alarak eve gitmişti. Onun beni dövmesini babama söylemememe kaeşılık, o da sigara içtiğimizi evdekilere söylemeyecekti. Ya ikimiz de dayak yiyecektik babamdan ya da ben yediğimle kalacaktım.

Aile ilişkilerimiz yıllardır böyle karşılıklı alışverişlere dayalıdır.

Yine aynı abim her ay mutlaka benden okul harçlıklarımı “sana atari alacağım” bahanesiyle alır sonra da vermezdi. Ömrümde bir kere atari sahibi oldum; o da mahalledeki arkadaşım Utku, atariden Sega’ya dikey geçiş yapınca atarisini bir ay boyunca okul harçlıklarımı vermek karşılığında satmıştı.

Gerçi o dönem de atari ile Mario oynarken arka koltukta uyuyan babam bir daha uyanmadı. ya neyse. O günden sonra bir daha hiç Mario oynamadım. Boşver, hüznü geçelim…

Abimin adı Erkan. Kendisi Müslüm Gürses’e benzemekle kalmayıp sesi de ona benzerdi. O da bunu fırsat bilip düğünlere şarkı söylemeye giderdi. Yine bir gün Aytaç Düğün Salonu’nda ( Seher Ablamın düğününün yapıldığı yer- şimdi yok ) gelin tarafına asıldığı için dayak yemişti. Benim Müslüm Gürses ve arabesk ile tanışma hikayem de böyle arabesk sevdalısı bir abi yüzünden başlamıştı. Yoksa bir çocuğa kumandayı verdiğiniz zaman ilk bulduğu çizgi filmi izler değil mi? Ama abim eve gelince Kral Tv’yi açar hayatı bana zindan ederdi.

Yine hayatımın böyle zindan olduğu günlerden bir gün Müslüm Gürses’in ‘’Dünya Tersine Dönse Vazgeçmem’’ şarkısı çalıyor, abim divanın altına Kırmızı Tuborg’u (hiç sevmem ) koymuş gizlice içiyordu. Sesi son ses açmıştı ki, o arada babam geldi ve abim hemen birayı divanın altına attı. Babam ”Pezevengin evladı niye o kadar sesli dinliyorsun” diye bağırdı. Abim de Müslüm Gürses dinlemenin ve Kırmızı Tuborg’un genç yaşta içmenin verdiği gazla ”Ama baba, Müslüm Baba bu” diyerek kak ama kararlı bir sesle konuştu. Babam bu defa ”Babanı sikerim kıs şunun sesini” deyip öfkeyle kanalı değiştirdi. Küfür de adeta kendi içinde matamatik barındırıyordu. Babam tam bir kelime cambazıdır. Hadi bil bakalım ettiği küfürde kendine mi yoksa Müslüm Baba’ya mı sövüyordu?

(Koyu işaretli yerler Hayat Meyhanesi isimli kitabımda geçmektedir) sipariş için tıklayınız: http://www.idefix.com/Kitap/Hayat-Meyhanesi/Emrah-Ates/Edebiyat/Turk-Oyku/urunno=0000000647146

Yıllar sonra psikolojik sorunlarımın hat safhada olduğu ergenliğimde ailemden herkese küsmüş, daha büyüğü hayata küsmüştüm; sürekli mahallede çocuklarla arsada takılıp içki içiyorduk. Arsa dediğim yer de Şınık Sokak’ta iki evin arasında boşta kalmış bir toprak birikintisi yani; oraya bizim Utkuların geçen yaz artık kullanmayıp tavan arasına kaldırdıkları çekyatı koyduk, gecemizi gündüz ediyoruz.
Hepimizin vücudunun belli noktalarında sanki bir tarikata üye olmuşuz da amblemimiz varmış gibi ‘’façalar” bulunuyordu. Gerçi biz bu durumdan memnunduk. Sadece bir kişide faça yoktu. O da aramızda en çok ağlama yeteneğine sahip kişiydi. Maddi durumu falan iyiydi lüks bir evde yaşıyordu. Hani şu çekyatın ve atarinin sahibi olan kişi; Utku. En yakışıklımız, sarışınımız, şanslımız, sulugözlümüz. Yani geri kalan grup façanın ortak özelliği hepsinin esmer oluşu ve ağlayamamasıydı.

Skol kışlık bira almışız pet şişede, litrelik, tabi üç yudumda kafamız güzel. Yaş ufak, gelecek kaygısı yok bir şey yok, neyin hayalini kursak askerlik baltalıyor, sürekli karşı mahlalledeki çocuklarla ne zaman kavga etsek diye konuşuyoruz. Sefaköy Ülkü Ocakları başkanı bizim tanıdığımız bir abi tabii, bunun verdiği gaz var; kaç adam döversek o kadar adamız zannediyoruz.

Arsada içip gereksiz hayaller kurarken bizim mahallenin büyüklerinden biri olan Veli Abi, doğan marka arabası ile arsanın girişine yanaştı. El frenini çekti ama motoru durdurmadı, farları açık bıraktı. Arabada Müslüm Gürses çalmaya başlayınca bizim çocuklara ”susun lan biraz” diye çıkıştım. Bekir, ”Niye lan noldu” dedi. ‘’Sus” dedim “Müslüm Baba çalıyor!’’

Pet şişedeki biranın son yudumunu içtim. Yerden bir cam parçasını alıp kolumu çizdim. Utku, ‘’Oğlum nasıl yapıyorsunuz bunu hiç acımıyor mu? dedi.

‘’Zaten her tarafımız acıyor oğlum. Cam pek bir şey yapmıyor.’’

Bekir biranın sonunu görmeden olduğu yerde sızdı…

2014 / Eylül

Emrah Ateş

– Haber Lotus –

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir