Ana Sayfa > Genel > “Ankara’ya Nükleer Bomba Atılacak” Şeyh Nâzım Kıbrısî – II

“Ankara’ya Nükleer Bomba Atılacak” Şeyh Nâzım Kıbrısî – II

Şeyh Nâzım Kıbrısî hakkında ikinci bir yazı kaleme almayı düşünüyordum. Bu yazıda Şeyh Nâzım Kıbrısî’nin Ergenekon videosunu Adnan Oktar münâsebetini inceleyip yorumlayacaktım. Bu yazıyı  erteliyor, Şeyh Nâzım Kıbrısî’nin  nete düşen çok mühîmm, dehşet verici bir videosu hakkında yazmak, meseleye genişlik vermek istiyorum.

Videoyu yazıya monte ediyorum. Şeyh Nâzım Kıbrısî, aşağıda izleyeceğiniz videoda özetle şunları söylüyor: “Ankaraya en geç haziran ayında nükleer bomba atılacak, İstanbul bombardımana maruz kalacak, ayrıca İstanbulda yakında yıkıcı bir deprem olacak.”

Şeyh Nâzım Kıbrısî’nin Kasım 2010’da verdiği haberlerin bir kısmının nasıl gerçekleştiğini hep birlikte gördük. Bir kısmının diyorum çünkü verdiği bir yıllık müddet içinde henüz 4. aydayız.

Şeyh Nâzım Kıbrısî hakkındaki Kendi düşünce ve analizlerimi üçüncü yazıya erteleyerek, bu son videodaki haberlerin muhteviyâtı ve menşei hakkında okuyuculara hiç bir ihtimâl eksik kalmamak üzre bütün ihtimâlleri ve bu ihtimâllerin nasıl bir seyir tâkib edeceğini belirteceğim. Ankara’da bulunmam ve işim dolayısıyla Ankara’dan ayrılmam mümkün olmadığı için, eğer ölmez de sağ kalırsak Şeyh Nâzım Kıbrisî ile ilgili son yazımı yazacağım.

Başlıklarımızı incelemeye geçmeden önce ihtimâlleri sıralayalım.

1– Şeyh Nâzım bir veliydir, Kâmil mürşîddir ihtimâli.

2 – Şeyh ajandır ihtimâli.

3– Şeyh Akli muvazeneyi kaybetmiştir ihtimâli.

4– Şeyh keşif ehlidir fakat son keşfinde enfüs ile afâkı karıştırmış, enfüsî keşfini afâki bir keşf olarak tevîl etmiştir ihtimâli.

Birinci ihtimâl: Şeyh Nâzım bir veliydir. Yeryüzündeki veliyyler ekseriyetle gizlidirler. Ancak bir kısım veliyyler vardır ki bunlar halkı irşâd ile vazîfelidirler. Şeyh Nâzım da, bizzat peygamber Efendimiz tarafından irşâd vazîfesi ile görevlendirilmiş muhterem bir insânlardan birisidir..

Meselenin tabiatı bakımından veliyyler, genel olarak gizlidir. Bir Kudsî hadîste ” Veliyylerim gök kubbem altında gizlidir buyruluyor”. Her asırdaki Veliyyler binlerle ifâde ediliyor. Bu veliyler içersinde Ricâlü’l Gayb diye bilinen, görevli ve icrâ yetkisine sâhip, tâbîri câizse kadrolu bir gurup vârdır. Bunların sayıları değişmiyor (313, 314 kişi). Ricâlü’l-gaybın (gizli adamlar, gizli rahmânî yöneticiler) reisine, kutbu’l-aktâb diye işâret edilir, kimliği meçhûldür. Bu şahıstır diye, ilâhî bir tarif olmaz ise kimse kendi aklından bu, zamânın evliyâlar sultânını teşhîs edemez… Yetki ve icrâ hiyerarşisine göre kutbun altında evtâd (dörtler, dört direkler) ebdâl (yedi ebdâl) ve kırklar geliyor. Bunlar, zâhir güç ve kadrolarla çatismaksizin. Bir vahdet noktası içinde ve adâletin âleti olarak, her hakedene yetkilerini aşmamak üzre hakkını taksîm ile görevlidirler.

Bu gurup gizli veliyylerden farklı olarak,  irşâd görevi ile görevlendirilmiş, örnek olmaları için gizli olmamaları gereken diğer bir gurup veliyyler vardır ki biz bunlara şeyh veyâ mürşîd-i kâmil diyoruz. Aynen peygamberler gibi, Veliyy olmaktan başka halk ile uğraşmak gibi ayrı bir külfetle görevlendirilmiş bu kullar, Halkın (tâliplerin, mürîdlerin), sünnet-i seniyyeyi bizzat müşâhede etmesinde, müürîdlerin Hakk’a yaklaştırılmasında, irfânî bilgilere ulaşmaları noktasında görev yapmaktadırlar. Bu mürşîdler, halk ile Hakk arasında berzâh gibidirler ve zarûrî olarak Peygamber Efendimiz ile ve berzâh âlemindeki büyük rûhlarla isti’dâdları nisbetinde bağlantıları, emir ve haber alış-verişleri vardır. Bir mürşîdin, mürşîdlik görevini ifâ ederken bununla birlikte yukarıda belirtilen kadrolu veliyylerden, icrâ yetkisi olan veliyylerden birisi olması da mümkündür…

Böyle bir gerçek mürşîd-i kâmilin, izin ve lüzûm ve hikmet dâiresinde ilâhî ve gizli ve kadere tâalluk eden (geleceğe dâir) mühîmm bilgiler verebilmesi mümkündür. Ankara’nın bombalanması ve Ankara’nın enkaz hâline gelmesi gibi büyük bir hâdiseyi önceden haber vermesi mümkündür.

İkinci ihtimâl: Bu görüşte olanlar, Şeyh’in süper güçlerin emrinde olduğunu ileri sürüyorlar ve yıllardır bunu dile getiriyorlar. Şeyhin Kıbrıs’ta ikâmet etmesi, çok dil bilmesi, İngiliz krâliyet âilesiyle karşilıklı sempatisi, yabancı mürîdlerin varlığı ve çoklugu, ergenekon ve isrâille bağlantısı iddiâ edilmiş cemâatlere müsbet yaklaşimı buna mukabil kendisinden başka gerçek mürşîd kalmadığını iddiâ etmesi, bu görüşü destekleyen fakat ispatta mutlak bir sonuca ulaştırmayan unsurlar…

Haberini yaptığımız ilk videoda,  ilkönce Ortadoğu’dan başlamak üzre halk ayaklanmalarının başlaması ve sistemlerin değişmesinden bahsediliyordu …  Şeyhin ajan olduğunu iddiâ edenler, Ortadoğudaki halk ayaklanmalarının fitilinin süper güçler tarafından ateşlendiğini,  Onların istedikleri yeni dünyâ düzeni istikâmetinde bu ayaklanmaların geliştiğini belirtiyorlar… Böyle olunca, Birinci ihtimâl kendi içinde tutarlı bir zemîne oturabildiği gibi. Bu ikinci ihtimâl de tutarlı bir zemîne oturuyor.

Büyük şeytânın (yahûdîlerin) güdümünde Osmanlı’nın yıklıması ve kukla yönetimlerin inşâsı stratejisi miâdını doldurmuş ve Yeni sorunlara çözüm getiremez hâle gelince, yeni dünyâ düzeni ile farklı bir stratejiyi uygulamaya geçirme kararı alan yahûdî güdümündeki süper güçler, Ilımlı islâm ve demokratik islâm ile iyi geçinme  merkezinde yeni planları icrâ ediyorlar ise,. Ortadoğudaki ayaklanmalar, halkın infiâlinden evvel süper güçlerin güdümündeyse ve şeyh te bu şeytânî güç odaklarının âleti ise 2 ay öncesinden halk ayaklanmalarını bilmesi yine  tutarlı bir çikarim oluyor. Bu olayları zuhûr etmeden aylarca evvel açıklaması ise yine süper güçlerin müslümânları kendi içlerinden istedikleri gibi idâre etme planlarının bir iktizâsı oarak değerlendirmek îcâb eder.

Şeyhin, Hac ayında Mehdî’nin çikacagini söylemesi de bu ihtimâl çerçevesinde değerlendirildiğinde yine tutarlı oluyor.  Çünkü, Umûmî olarak Süper güçlerin husûsî olarak yahûdî’nin güdümünde bir Mehdî’nin çikarilmasi (piyasaya sürülmesi) bilindik bir projedir. Mehdî çikarma projesini daha önceleri de devreye sokmuşlar fakat başarılı olamamışlardı. Yeni Dünyâ düzeninde, Müslümânları demokratik islâm şemsiyesi altında toplamak Ve bunu gerçekleştirdikten sonra bir sahte mehdî vâsıtasıyla müslümânları diledikleri gibi kontrol etmek bu projenin tamâmlayıcı unsurlarından biridir.

Haberini yaptığımız o videoda  şeyhin, sistemi değişecek ülkeleri sayarken teklemesi (takılması) ve dinleyicilerden birisinin düzeltme yapması, bu ihtimâli (şeyhin ajan olma ihtimâline) destekliyor… Belki şeyh ajan değil, samîmidir fakat ettrafındaki mürîd ajanlar yoluyla yönlendiriliyordur… Bu da, bu ihtimâlin ayrı bir ihtimâli…

Bu ayaklanmaların Süper güçlerin yeni dünyâ düzeni yolunda tasarladıkları büyük oyunun parçası olduğu doğru olsa bile  süper güçlerin irâdesi ile ayaklanan  halkların irâdesinin örtüstügü ortadadır.

Nitekim her cereyân eden gerçekleşen bir olay, müsbet veyâ menfî olsun, şeytânî veyâ rahmânî olsun,. Hakk’ın Zât’î meşiyyeti istikâmetinde gerçekleşir. Her olay Hakk’ın sıfâtî irâdesi istikâmetinde gerçekleşmez. (Not: Sıfâtî irâde rakmânî irâdedir. Hep en güzeli en hikmetli olanı ister)Ama her olay ya’nî Allah’ın kaderi, ezelden ebede kadar Hakk’ın meşiyeti (Zât’î irâdesi) istikâmetinde gerçekleşir. Hakk’ın irâdesi ve izni olmadan bir yaprak bile kıpırdamaz.

Halkın rahmânî irâdesi ve süper güçlerin şeytânî irâdesi ayaklanma noktasında örtüsebildigi gibi. Bu ayaklanmalar Süper güçlerin istediği istikâmetde cereyân etmiş olsa bile Şeyh bir veliyy olabilir ajan olmayabilir.

Ya’nî demek istediğim, bu gelişen ayaklanmalarda ana faktör, asıl tetikleyici,, Süper güçlerin irâdesi olsa da bu durum Şeyhin ajan olduğunu ispatlamaz. Şeyhin yukardan aldığı haber,, gerçekleşecek olan vakıanın haberidir çünkü…

Ankara’nın Bombalanma hâdisesinde de aynı durum geçerlidir. İsrâil Ankara’ya nükleer atabilir. Eğer bu mümkün olacak bir işse, Allah’ın meşiyyeti bu fiile izin verdiği için mümkün olur. Elbette Zât’î irâdesinin izin verdiği bu fiilden sıfâtî irâdesi râzı değildir. Fakat gerçekleşecek bu vakıanın bilgisi, süper güçlerden bağımsız olarak şeyhe yukardan (ma’nevî kanaldan) bildirilmesi gayet mümkündir.

Eğer şeyh bir ajan veyâ süper güçlerin âleti durumundaysa, uygulamaya geçilmeden  vakıâların şeyh tarafından bir kehânet ile önceden bildirilmesinde süper güçlerin ne gibi bir çikari ve tasarısı vâr diye sorulursa. Yıkım sonrası Mehdîlik yatırımı yapmak istiyorlardır diye cevap verebiliriz.

Bu dört ihtimâlden  çok yüksek orandaki ilk iki ihtimâlden hangi birisi gerçek olursa olsun, Ankara’lılar için bomba yemek kaçınılmaz gözüküyor. Şeyh Veliyy ise verdiği haber doğrudur. Şeyh Ajan ise yine verdiği haber doğrudur.

Üçüncü ihtimâl: Şeyh Akli muvazeneyi kaybetme noktasındadır. Yaşlılık emâreleri göstermektedir…

Bu ihtimâle göre Şeyh’in sözlerini ciddiye almamak doğru olur.

Dördüncü ihtimâl: Şeyh’in Enfüs ile afâkı karıştırması. Şeyh’in ma’nevî keşfinde,, Enfüste cereyân edecek bir vakıayı Afâkta cereyân edecek bir vakıa olduğunu zannetmesi…

Şeyh Hakk’ı olduğu hâl üzre Müşâhede veyâ Hakk’ı işitme mertebesinden konuşmuyor ise,,  Te’vîle muhtâç keşifleri ve yine te’vîle muhtâç rü’yâları doğru te’vîl ve ta’bîr edemeyebilir. Daha doğrusu, şeyhin böyle mühimm ve dehşetli bir haber verebilmesi ve bu haberin sahîh olması için, ya olacak vakıayı müşâhede etmesi (kalp gözüyle bizzat görmesi)  ya da olacak vakıaların bilgilerini bizzat kalp kulağı ile işitmesi gerekir. Bu bilgilerin,, ta’bîre  açık bir rü’yâ veyâ te’vîl edilmesi gereken  bir keşif (keşif mâ’nâya taalluk eder ve yoruma açıktır) olmaması gerekir. “Kendi aklımdan konuşmuyorum, yukardan haber alıyorum” dediğine göre, bu bizzat görme (müşâhede) veyâ işitme (istimâ’) olmalıdır.

Bu ihtimâlin dâiresindeki ince bir problemi daha değerlendirebilmemiz için, çogu cemâat reisi ve şeyhin  bilmediği , hayâl bile etmemiş oldukları bir mühîmm mesele hakkında özetin özeti ba’zı bilgiler vermemiz gerekmektedir.

Alem-i ekber ile âlem-i enfüs, birbirinin eşi ve kardeşidir. Âlem-i enfüs olan insân, Âlem-i Ekberin bir nüshâsı (kopyası) hulâsâsı ve özetidir. Âlem-i Ekber, insânın detaylı bir tafsîlâtıdır. İnsân âlem ağacının bir meyvesidir, halbuki meyvenin içinde nice tohum ve tohumlarda sayısız ağaç gizlidir. İşte insân böyle büyük bir sırrdır.

Büyük âlemde olan her şeyin ve her vâkıanın insânda bir özet karşilığı vardır. Meselâ Büyük kıyâmet hâdisesinin insândaki karşilığı ölümdür. Kur’ân’da zikredilen dehşetli kıyâmet sahnesi ölüm esnâsında kulun yaşayacağı ahvâlin tafsîlâtlı büyütülmüş anlatımıdır

Büyük âlemde kıyâmetten önce, Dünyânın bir günlük ömrü kalsa bile Mehdî’nin, Hazret-i Îsâ’nın ve Deccâl-ı Lâinin çikmasi zarûrîdir. Aynen Büyük âlemde Kıyâmet âlâmetleri kıyâmetten evvel zuhûr edeceği gibi, doğal süreçler içinde tedrîcen yaşamını yitiren her insânda da Deccâlin yıkımları, hazret-i Îsâ  ve hazret-i Mehdî çikar. Ölümcül hastâlarda ölümden evvel Mehdî’nin çikisi halk arrasında ölüm iyisi olarak bilinir. Doktorlar bu durumu gâyet iyi bilirler, sorulabilir… Ölümü beklenen hasta bi ânda ayaklanır iyileşti zannedilir. Bedenine bir hôşluk zindelik ve sıhhat gelir. aslında bu, ölüm öncesi bir toparlanmadır. İşte bu,, kişinin vücûd memleketinde Mehdî’nin çikisidir.

Dikkat edilirse Mehdî, Enfüsî âlemde en zor koşulların ardından zuhûr etmektedir.  Âlem-i ekberde de bu zor ve kötü koşullar, “Melhâme-i Kübrâ” veyâ Armagedon olarak belirlenmiştir. Mehdî’nin büyük âlemde Melhâmeyi kübrâdan sonra çikisi ile  küçük âlem olan insânda ölümcül ağır hastalıktan sonra çikisi görüldüğü gibi paralellik arzediyor.

İnsânların sayısız çesitliligi  ölüm şekillerini ve ahvâllerini ve tedrîcî veyâ ânî ölüm vakıalarını çesitlendirmektedir. Ya’nî bunların hepsinin sonunda ölüm gerçekleşir, belki hepsinde mehdî ve Îsâ çikar.  Burada bizim esâs aldığımız , bizim içinde yaşadığımız  afâkî âlemin, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından bildirilmiş âlâmetleridir. Ya’nî başka bir âlemde bu âlâmetler farklı seyir ve süreçlerde işleyebilir.

Ölmeden önce ölmeyi, irâdî olarak ölmeyi arzû etmek  şuurlu müslümânların hedefidir. Bu hedefe çalisarak veyâ vehbî olarak ulaşanlar, kendi vücûd memleketlerinde Mehdîyi, Îsâ’yı açığa çikaranlar ve ölmeden önce ölerek Hakk’a mülâkî olanlardır. Velâyet kemâlâtında Halvet ve erbâin, nübüvvet kemâlâtında, başa gelen zarûrî sıkıntılar işte bu sürece hizmet ederler. Bu da meselenin bir ayrı boyutudur. Kesrette vahdet, vahdette de kesret gizlidir. Meseleler ve âlemler hep birbirine geçişli ve bir biriyle münâsebet içindedir.

Meseleye intibâk  noktasında bu kadar bilgi yeterli görüyorum. Şimdi bu ihtimâl dâiresindeki ince probleme geçebiliriz.

Şeyh Nâzım’ın bu dehşetli beyânatları hakkında gözardı edilmemesi gereken bir ihtimâl de şudur: Şeyh Nâzım gerçekten olacak vâkıaları,hakikatleri müşâhede etmiş olabilir. Lâkin Şeyh Nâzım, kendi yaşayacağı zarûrî süreçleri görmüş olabilir (zarûrî vefât sürecini kastediyorum). Ölüm öncesi yaşayacağı süreçlerin büyültülmüş şekli kendisine gösterilmiş olabilir.  Ya’nî kendi ölümü öncesinde kendi vücûd memleketindeki Ankara’nın bombalanacağını kendi İstanbul’unun yıkılacağını ve kendi içindeki  Mehdî’nin çikisinni görmüş (gösterilmiş) olabilir… Kendi vücûd memleketi hakkında, kendi enfüsî âlemi hakkında görüp keşfettiği bizzat yaşayacağı bu gerçekleri, Âfâkî âlemde ya’nî Dünyâ’da zuhûr edecek gerçekler olarak  değerlendirmiş olabilir. Kısaca enfüs ile afâkı karıştırmış olabilir.

Ankkaranın enkaz hâline getirilmesi gibi dehşetli bir netîcenin zâhiri ıdan tutarlılığı:

İster birinci ister ikinci ihtimâlin doğru olduğunu düşünürsek,, İsrail veyâ yahûdî güdümündeki Amerika bizi neden bombalar? Türkiye’yi yok  etmek istemelerinin tutarlı gerekçeleri olabilir mi?

Bence olabilir.

Daha önceki yazılarımda yahûdî güdümündeki hristiyan süper güçlerin mecbûrî olarak devlet stratejilerini değiştirdiklerini, ılımlı müslümânlara destek verip demokrat islâm  içinden İslâmı kontrol edip, açık tehlike olarak gördükleri radikal müslümanları boğmak ve istedikleri istikamette Dünyâ’yı idâreye devâm etmeyi hedeflediklerini yazmıştım.

Bu karârın müslümânların lehinde, süper güçlerin aleyhinde tecellî edeceğini de bizim görüşümüz olarak belirtmiştim. Eğer bu riski gördüler, Türkiye’nin  bu düzende süper güç olacağını anladılar ve 20 sene sonra Türkiye’yi kontrol etmenin garanti olmadığını hesapladılar ise 20 sene sonra başedemeyecekleri Türkiye tehlikesini bugün bertaraf etmek zorunda olduklarını gördüler. Bu bertâraf etmek, belki tâmm olarak yok etmek değil,  sözde cumhûriyyetin kuruluş dönemindeki gibi mutlak itâat ve güçsüzlük mertebesine indirgemek şeklinde olabilir. Bu seviyeye indirilmiş zayıf düşürülmüş bir Türkiye’de Vatikan misâli bir hilâfet merkezi hedeflemeleri çok makuldür.

İsrâil, 20 sene sonra başedemiyeceği kesin olan bir güce karşi vakit geçmeden mutlaka harekete geçmesi gerektiğini idrâk etmesi de makul gözüküyor.

Ankkaranın enkaz hâline geririlmesi gibi dehşetli bir netîcenin bâtı bakımdan tutarlılığı:

Yukarıda, birey olarak her insânın nefsinde Mehdi’nin çıkmasından bahsettik. Eğer  dikkat edildiyse, birey olarak insânda Mehdî’nin çıkışı,, olağan süreçlerle ölen (âniden ölmeyen) insânlar için en berbât bir durumdayken, hastalıktan perişân olmuş durumdayken zuhûr etmektedir. Ölüm iyisi denen bu hâdise, Ölümü beklenecek kadar perîşân olmuş kişide gerçekleşmektedir. İşte afâkî âlemde de bu duruma paralel olarak ancak şiddetli yıkım ve zulümlerin  dayanılmaz noktaya ulaştığı bir ortamda  Mehdî’nin çikmasi, hadîs-i şerîflerle gelen sahîh verilerin eşliğinde kaçınılmaz gözüküyor. Müslümânlar zannetmesin ki güllük gülüstânlık bir ortâmda Mehdî çikacak ve müslümânları baloya da’vvet edecek. “Melhâmeyi Kübrâ” ta’bîri de şeyhin Îcâd ettiği bir ta’bîr değildir.

Bu tesbîtlere göre ilk iki ihtimâl doğru ise Türkiye’nin Bombardıman edilmesi hem zâhiri hem de bâtınî bakımdan tutarlı gözüküyor.

Son iki ihtimâlden biri doğru ise,  bu durum “melhâmeyi kübrâ” (armagedon) vaktinin daha gelmediğini gösterir.

Ali Aytaç Şenol (aliaytac_senol@hotmail.com)

– Haber Lotus –

37 thoughts on ““Ankara’ya Nükleer Bomba Atılacak” Şeyh Nâzım Kıbrısî – II

  1. Şeyh Nazımın söylediklerine kefilim dileyenle zahiri ve batınİ mülakata hazırım….

  2. ABDULHALİM isimli yorumcu kardeş, söylenenler hakkında bir fikriniz varsa bunu buraya yazın. Ne demek isteğinizi anlamadım. Yok eğer buraya yazamıyorsanız, huseyin.agir@windowslive.com mail adresime detaylı bilgi yazında ALLAH için şeyhin hakkında sahih bilgi sahip olalım.

  3. Hüseyin Ağır kardeş,Bu meseleyle ilgili İkinci bir yazı yazmayı gerektirecek bir bilgi verdi. Paragrafı aynen kopyalıyorum

    şöyle:
    “Yine müştak babanın, başkentin istanbuldan alınıp ankaraya geçeceğini şifreli olarak belirttiği dörtlüğü bildiğinizi tahmin ettiğimden buraya almadım. Bu dörtlüğü bence doğru olarak çözen AHmet Tan’ ın habertürkdeki öteki gündem ve ceviz kabuğu programında belirttiği üzere, bu beyitlerin devamında başkentin ankaradan tekrar alınıp istanbula geçeceği bununda ebced hesabı ile eylül ekim 2011 tarihlerinde olacağını belirtmiştir.”

    Müştâk Baba’yı biliyordum, elimde de divânı vardı baktım, netten de inceledim. İstanbul’un tekrâr başkent olacağına dâir bir işâret göremedim. Şeyh Nzım Kıbrısî’nin açıklamaları da İstanbul’un başkent olacağına işâret ediyor. Eğer Müştak Baba’nın bu yönde bir işâretini görseydim bu yazıya ilâve olarak bir yazı daha yazacaktım.

    Serhat Tan’ın hangi verilerden bu sonuca ulaştığını merak ettim doğrusu. Bilen varsa yazsın lütfen.

    Yazımı okuyanların dikkatini önemli bir husûsa çekmek istiyorum. Videonun 34. saniyesi dikkatle dinlendiğinde Şeyh Efendinin İstanbul’un depremle yerle bir edilme vakti olarak Nisân ayını zikrettiğini görüyoruz. Yanlış anlamadıysam “Nisan” diyor.

    Şeyh hazretlerinin verdiği haberlerden benim gibi korkan Ankara’lılara şu faydalı bilgiyi vereyim.

    Şeyh Efendinin anlatımları, Ankara’nın bir ânda enkaz olacağı şeklinde… Bu anlatımlardan bu büyük yıkımın Nükleer bomba ile olacağı anlaşılıyor. Birdenbire geleceği şüphesiz olan nükleer bombadan kaçma şansımız yok.

    Şeyhe inanıp inanmamakta tereddüt eden Ankara’lılar olarak Ancak şöyle kaçabiliriz

    Eğer Nisan ayında İstanbul’da büyük bir deprem olursa, Ankara’dan kaçmamız gerektiğini anlamışızdır herâlde. Çünkü Şeyh hazretleri açıkça büyük Ankara yıkımının haziran ayında vuku bulacağını söylemişti.

    Başka yerlerde de 16 haziran kehanetleri uçuşuyor bu da hatırınızda olsun.

  4. Ali Aytaç bey, googldan “Seyit Ahmet TAN Öteki Gündem” diye yazarsanız yada habertürk tv internet adresinde öteki gündem videolarını izlerseniz görürsünüz yada Seyit Ahmet Tan’ ın son kitabı olan İstanbul Yeniden başkent olacak isimli kitabına bakabilirsiniz. Sayın TAN; müştak babanın ebced ile şifrelenmiş söz konusu dörtlüğünün devamından bu hususu çıkarıyor. İzlerseniz bence de bu hususun doğruluğu kuvvetlidir.
    Öte yandan size daha önce bahsettiğim GELECEĞİN TARİHİ isimli kitapta yer alan bir hadisi şerifte” Süfyanin memleketinde müslümanlara zulüm devam ederken ALLAH cc BEYDA denilen yerde süfyanin ordusunu yere batırır” denilmektedir. İşin ehli olan muhterem insanlar (Müştak Baba vb)bu gibi hadisleri çözerek, imtihan sırrı açığa çıkmaması için ebced le şiirle sembolle şifrelemişlerdir.

  5. Serhat Ahmet Tan’ın videolarını izledim. İstanbul’un tekrâr başkent olacağına dâir bilgiyi, şiirin neresinden çıkarttığına dâir bilgi yok. Tan’ın ne söylediğinden daha çok söylediği bilgi yi neye dayandırdığı benim için önemli… bu dayanağı bilen varsa yazsın.

    Beydâ hadîsi bilinen bir hadîs, bu hadîsten istanbul’un tekrâr başkent ollacağı sonucu nasıl çıkartılıyor biliyorsanız yazın. Hadîsten böyle bir sonuç çıkarılması safsata olmak icab eder.

    Ayrıca Müştâk Baba veliyy ise, Müştâk Baba gibi veliyyler hadîs çözümlemelerinden gizli bilgilere ulaşmazlar. Bu tür Gaybî bilgiler akıl yürütme netîcesinde ulaşılmış bilgilerden değildir. Bunlar ilâhî bilgilendirme yolları ile elde edilebilecek bilgilerdir.

    Müştâak Baba’nın ilâhî özel bilgilere mazhâr volduğunu kabûl ettiğimizde, İstanbul’un tekrâr başkent olacağını söylemiş mi söylememiş mi? yada bu bilgiyi şifreli olarak işâret etmiş mi etmemiş mi? Bizim için burası önemlidir.

    Zâten şunun şurasında 1,5 ay kaldı. Bu süre sonunda mesele çözülecek.

    Bizim derdimiz başımıza ansızın bir nükleer yemeden. Tedbîr almamız gerekiyorsa, Tedbirimizi almak.

    1. Ah Ali Aytaç bey, olaylara bakış açınızda bir derinlik olduğunu daha önce söylemiştim. Ancak vukufiyetin her zaman gelişmeye açık olduğunu bir kez daha müşahede ettim. Beyda hadisi ile istanbul’ un başkent arasında hemde doğrusal bir bağ var. İzah edeyim. Süfyani (Süfyan denen adamın fikirlerini savunan güç odakları özellikle silahlı olanlar) mehdi as dolayısıyla islamın önünde tek engel olarak kalacaktır. Nihayetinde Kadiri Mutlak ALLAH cc. o silahlı unsurlarının ve ona destek veren sivil olgarşinin merkezini yer ile yeksan edecektir. Yaşamaya veya devlet yönetme imkanı kalmayan tüm devlet dairelerinin harap olması zorunlu olarak başkentin istanbula taşınmasını mecbur edecek.
      Ali bey, Muhittin Arabi hz gibi büyük zatları, büyük yapan hadisler ve ayetler arasındaki ince bağlantıyı bilmeleri diye düşünüyorum. Bu duruma safsata benzetmesi yapmanızın uygun olmadığını düşünüyorum.

  6. Gördüğü bir rüyadan ilhamen İsa Yılmaz’ın yazdığı bir şiir…

    çizdiğim bütün yollar
    uçurumun kenarından geçiyor…
    hayatımın en kötü rüyasını gördüm
    denizler yanıyordu
    ve dalgalar her yeri istila ederken
    insanlar bir birilerini ezercesine kaçıyorlardı
    resmen kıyametti, Kur’anda anlatıldığı gibi
    denizler kaynıyordu
    her şey yıkılıyordu…

    çizdiğim bütün yollar
    uçurumun kenarından geçiyor
    ölüm sessiz sessiz yaklaşıyor
    beni dinleyin ey insanlar
    dünya her dönüşte bizden uzaklaşıyor
    gözlerinizi dört açınız
    şeytanın ellerinde cennetiniz…

  7. S.aleykum! Seyh efendi 19.mart 2011 de ki konusmasinda ” bu gunden itibaren 40 gun var, patlamasina ” diyor. Kaynak; http://www.halilurrahman.com
    O da tam olarak 28 nisan a denk geliyor.

    Belki yorumlara yardimci olacak bir yaziyida ayni safyadan aktarmak isterim. Bu yazidaki sozler Seth Nazim efendinin seyh i olan Seyh Abdullah daginstani hazretlerinin sozleridir.

    Dedi ki “Kahire sular altında kalacak.” Sonra Ruslar Assuan barajını inşaa edecekler. Baraj devasa miktarda suyu tutuyor (barındırıyor) ve son zamanlarda barajın sağlam olmayan, aşınıyor olan alttan destek temelleri içerdiği (olduğu) öğrenildi (keşfedildi). Buyurdu ki “Kıbrıs sular altında kalacak ve Bursanın yanında olan Olimpus dağı (Uludağ) patlayacak. Onun altında iki element var. Gaz (petrol) ve ateş, bunlar bu zamana kadar ayrışık (temassız) biçimde tutuldu ve evliyalar bu elementlerin birleşmemesi için her zaman dua ediyorlar. Onun patlamasından yüzlerce ve binlerce insan ağır yaralanacak ve evsiz barksız kalacak.”

    Acaba istanbul deoremini yazida belirtilen Uludagin patlamasimi tetikleyecek?
    Bilmiyorum.

    Ben sahsen seyh nazim kibrisi hazretlerine inaniyorum. Cunki onun Allah in cc veli bir kulu olduguna inaniyorum.
    Ayrica sayin Ali Aytac in seyh efendigi degerlendirdigi yazisidna ki kiriterlere seyh efendinin tarikat silsilesinide katmasi faydali olur dusuncesindeyim.

    Kalanlara selam olsun

  8. uğur can videonun devamını izlemek istiyorsan mailime mesaj at seni yömlendireyim ŞEYHİMİZ DİYORKİ ; 40 GÜN İÇİNDE KARARA BAĞLANACAK RECEPDE GÜM

  9. S.A.Tan hakkında bir iki yorum doğru. Yani tamamen mantık çıkarımları, bir acaib matematik ile gidiyor. Hatalı. Nerden mi anlarsınız, İsrail’e bir istikbal biçtiğinden anlarsınız. Gelelim verilen işaretlere. Sözkonusu ihtar ve işaretler bazı başlıklar altında veriliyor.. Dikkat edilmesi gereken budur. Yani bütün bu ihtarlar bir klasör içersinde düşünün bu klasöre ait bir başlık var. Başlık olarak hükmü kesinleşirse, karar gelirse gibi. Yani şart zuhur etmeden diğer ifade edilenler (klasör içersindekiler) zuhur etmez(yecektir).

    Bir arkadaşın yarım ifadesindeki gibi, bu ifadeler kalb tartısından ve iman nur’undan geçirilir. Mesela “Allah hiçbir zaman iman ihtiyarını elden alacak ölçüde hadiseler vücuda getirmez” Yani hepsi cümbür cemaat zuhur eder sonra insanlar başedemeyip küfre düşecek/ümitsizliğe yuvarlanacak ortam oluşmaz. O sebeble sebebler peşi sıra oluşur, böylece hadiseler arasında zaman dilimleri/aralıklar vardır. Asıl büyük herc/yıkım bir kaç seneye (veya süre içersinde evvelde olabilir) kadar zuhur etme ihtimali vardır. Bu sene Türkiye zorlu imtihandan geçecek, doğru. Ne olursa olsun iradeli ve ümitvar olunuz. Çevrenize de telkin ediniz. Ekonomik bozuklukları takib edin. Bir defa daha çalkantı olursa anlayınız ki vakit geldi. Artık faiz sistemine yama yapmaya -batının- mecali kalmadı. Hır-gür kapıda. 2011 evveli ise 2015’de bitmiş olacak (Allah-ü A’lem). İnşaallah siz sağ, sâlihîn selamet.

  10. Bu zat gerçekten şeyh olsa yahudiyle yakın olmaz.( Hadisi bilir heralde ‘yahudi ve hiristiyanla oturup kalkan bizden değildir’) işbirlikcidir; siyonistlerin inanışlarında israilin kuzeyinde bir milletle savaşacak.Büyük savaş diyorlar. savaş sonrası,vadedilmiş topraklarında büyük israili kurmaktır. Ve bu inanışlarının gerçekleşmesi için herşeyi yapıyor ve yapacak güçdeler. Bunların dönmeleri tarikatlara sızmış hatta şeyh! bile olmuşlar. Bu adamın
    ‘Şu yada bu devletin yardımlarıyla’dedikleri bakıyoruz oluyor, yarın çıkıpta filan adam (yahudinin gösterdiği)
    -tövbe- mehdi derse naparız…

  11. Selamunaleyküm

    Tevafuk oldu gördüm. Şeyh Nazım Hz. bu videoda TARİH vermiyor. İleride olacak bir takım hadiseleri söylüyor. Evliyalar kolay kolay tarih vermez. İnsanlar on anki anlayışına göre veya sonradan bir takım tarih çıkarıyorlar. Birde şuda unutulmamalıdır. zahiri olaylar nasıl oluyorsa, aynısı manen de olur. Zahiri atom bombası atılması gibi manevi atom bombasıda atılır. Bir çok kişi imanından olur namazı abdesi bırakır. Zahiri depremler olduğu gibi manevi depremlerde olur. Manevi depremler, kişinin kendi hayatında yaşayacağı çok büyük imtihanlarlardır. Depremde sallandığı gibi sallanır ALlah muhafaza yok olup gidebilir.

    Ankaranın bombalanmasına daha çok vardır. Sırada olan İstanbul depremi ve Antalya depremi vardır. İstanbul depreminden Allahu alem 1/20 (20 kişiden 1 kişi) kalır
    Antalyanında yarısı gider, Allahu alem Bursa Uludağ da patlar.
    Bunlar veliler tarafından bildirilir.Çünkü bütün peygamberler ümmetlerini Allahın azabını haber vermişler, gittikleri sapıklıkları bırakmlarını Allah ibadet etmelerini ister. Onun için Allah Kuranı Kerimde “Ya Muhammed onlara azabımı müjdele” der. Ne kötü bir durum değilmi? Düşünsenize “Arkadaşlar size bir müjdem var. -neymiş Yakında hepimiz feci bir şekilde öleceğiz.” Allah muhafaza. Bu şaşırmışlara doğrulması için uyarı-bildiri, doğrulmayan için yakında öldürüleceğinin müjdesidir. Bildiğim kadarı ile 7.seninin sonunda alnı secde görmeyen insanların hepsi ölmüş olacak. Ve bu 2012 senesi çok dehşetli geçecek.

    Hasılı kelam, böyle bu nizam,
    Huri huşa gelelim, raks edelim, dans edelim diye gelmedik. Temizlik başladı. İster beğensinler ister beğenmesinler, hepsi temizlenecek. Toplamda türkiyede 30 milyon civarı insan ölür.
    Mecbur olacak. Altın çağa giriyoruz. Altın çağ; yamuk, yalancı, dolandırıcı, hain, düzenbaz, insana saygısı olmayan, secde etmeyenleri kabul etmez. Hepsi temizlenecek. Saf temiz insanlar kalacak.

    Dua ile vesselam…

  12. Son mesaja atfen; tarih vermiyor diyorsunuz ama ”nisan dan evvel yerle bir olacak” diyor Istanbul icin, sanirim simdi 2012 deyiz ve soylenenlerin hicbirinin vukuu bulmadi. O yuzden yazarin ihtimallar sirasinda 2inci ”ihtimal” ihtimal olmaktan cikip gercege burunmus durumda, selamlar.

  13. ilk once hepinizi yuce allahin selami ile selamliyorum ve S.a dedikten sonra allahin izni ile size bende birsey soylemek istiyorum ey akil sahibi olan yuce allahin canli varliklar icerisinde yaratidi en serefli varlik olan insanlar. Her kes kedi gorusune gore haklidir cunku herkes bildig kadar hakki anlar ve anladigi kadari ile yorumlar, asil ve gercek hakkikat odur ki herkes icin gercli olandir.hepinizi bildigi gibi yuce Allah islamda baska bir din ariyan dini kendisinde kaul edilmez ve yaptigi ibadet ona fayda veremez diye bizi ozelikle uyarmistir.suyle bir misal ile konuya basliyayim insallah rahatlikla alnasilsin ne demek istiyorum ISLAM bir yoldur yani buyuk bir otoban hepimiz cok iyi biliyoruz ki otobanlarda yayan gidilmez,muhakak bir vasita olmasi lazim, araba veya herhangi bir fasitayi kulanmak icin de ehliyet lazim. ehliyetsiz insan kural bilmiyen insandir? kurallarin ne oldugunu bilmiyen insan ise turafik canavari denir. cunku yaptigi hatalardan dolayi o yolu hem kedisine ve hemde baskalarina mazarlik haline getirir adeta bir seri katil gibi calisir, yani her kimki kelimei sahadet getirdi ve musluman olup ismami kabul eden insan ilim nedir bilmiyen bir cok insan o yola girdi gidiyorlar. oysaki o yolda yurumek icin beli kural ve sinirlara uymak mecburidir. hepimiz cok iyi biliyoruzki ISLAM dininde gaibden haber vermek ne evliya ve nede bir baskasinin isi degildir cunku yuce allah bir ayeti kerimede acik bir sekilde suyle der gaybi rabinin disinda kimse bilemez. ama basireti acik feraset sahibi olan alim, bir insan, bu zat, yuce hakin hizmetcisi ve halifesidir, o oyle bir varliktir ki, yer yuzunde yasiyan butun canli varliklarin yuce hakin adeleti ile bir birleri ile yasamasini sagliyan bir gorevlidir bir medrese ve bir okul gibidirler yuce Allah’in ilmini okuyan ve okutandir, okudugu ile yasamak ve yasatmak icin hakkin hizmetcisidir. yuce hakin adalet sifati ile sifatladigini ispalmakaltir, bunlarin isi gaibi anlatmak degil, insani haka ilime yuneltmektir, eger bir yerde haksizlik oldugunu gorurse o haksizligin ortada kaldirilmasi icin dogruyu izah eden anlatan ve uyarandir yani onlarin isi uyarmak ve ogretmektir bunun disina cikan herkimse haka hizmer eden degildir. o zaman kime hizmet etigini kendisi soylemesi lazimdir eger onu yapmasalar Butun sirlarin ortaya cikacagi gune inamamis desek en dogrusudur nedir o sirlari ortaya cikacagi gun tabiki din gunu yani mahser gunu hesab gunudur o gun kendilerini saklamak isterler ama saklanacak yer bulamazlar her neleri varsa fidye vermek isterlersede kendisinde kabul edilmez ve sonlari husrandir bunu bilen bir insan neden yanlis ve yalan bilgi versinki. vel hasil bir diyoruzki
    Kader denilen sey karanlik bir yola benzer, o yolu aydinlatmak icin ilim gerek. yani yasiyacaklarini anlamak, veya yasanabilecekleri bilmek icin, gidecegin yol guzergahinda ne oldugunu gormek ile olur. onunicindir ki karanligi aydinlatan ilim lambasini yakmak lazim.

  14. Çok şey yazmışsın ama Hangi neticeye varmak istediğini anlayamadık Sayın seyda… Ne demek istiyorsun daha açık yazar mısın… Bir Şeyh Gaybı bilemez yada ona gayb bildirilemez mi diyorsun. Bizim şeyhimiz bilmediği için, başka şeyhlerde bilemez mi diyorsun?

  15. s.a Guzel kardesim seyyudul seyda
    Gaybi yuce ALLAH’tan baskasi hic kimse bilemez. yani gelecek ile ilgili yuce ALLAH hic kimseye musade etmemistir ki tek bir kelime suylesin. kurani kerimde hasir suresi su ayati kerimede suyle der ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu. yuce ALLAH’tan baskasi hic kimse gaybi bilemez fakat yuce ALLAH’in elcileri olan peygamberlere mucize verilmistir, yani olagan ustu haller Aklin kabul etmedigi haldir diyoruz, bu halerin verilmesinin sebebi onlari secilmis elciler oldugunu ispatidir yani u mucizeler o elcilere verilmistirki onlarin yuce ALLAH’in elcisi oldugunu ispatlasin, yani her Akili insan veya biraz ilim ogrenmis Alim olarak kendini ilan edelerin kedini yuce ALLAH’in elcisi olarak ilan etmesin diyedir. Bunada aciklik getirelim insallah daha guzel anlasilsin Gercek Alim veya ARIF BILAH, YANI ALLAHI BILEN dedigimiz insanlar onlarda yuce ALLAH tarafinda secilmis insalardir. yani her ilim ogrenen insan Alim olabilir ama ARIFBILLAH degildir. gercek ALLAH dostlari onlan zatlar da keramet vardir. onlarda ozel secilmis ve beli imtahanlarda gecilmis insalardir, ama onlardaki keramet gayibi anlatmak icin degildir. bakin peygaberlerin mucizeleri gosterdigi sebeblere ve o mucizeleri aciklarken yuce allah dilerse demistir. o mucizelerede hic birisinde gelecekle ilgili haberler verilsin diye aciklanmamistir. sedeca onlari inkar edenlere ve onari normal insanmis gibi dusunen insalara ibret olsun diye aciklanmistir. burada acik bir sekilde anlasiliyorki peygabelrin varisini devir alan ARIFBILLAH olarak bilinen yuce ALLAH’in veli kularini ispatlayan ilahi sirlar dedigimiz keramet veya olaganustu haler o haler Gaybi veya gelecegi anlatmak icin degildir. yani anlasilmasi gayet aciktir, ama bunuda belirtmemizde yarar vardir yuce ALLAH’in bildirdigi kadari ile gaybi bile bilirler ama onlari anlatmak icin o ilim onlara verilmemistir. ve o ilmi aciklamak kesinlikle dogru degildir. en dogrusunu yuce ALLAH daha iyisinibilir. Bakin peygamberlerin gonderildigi sebep, cok aciktir ve nettir yani insanlara ilim ogretmek yuce ALLAH’in yolunu anlatmak ve yuce ALLAH’in emirlerini yer yuzune hakim kilmakicindir gaibde haber vermek icindegildir. yani ALIM BIR INSANIN GOREVI ILIM OGRETMEK insanlara dogruyu anlatmaktir. ne zamanki o alimerin anlatiklari yol ogretikleri ilim dogrudegil veya onlar egelenirlerse, iste o zaman, yuce ALLAH’in verdigi keramet ile kendilerini ispatlaya bilme yetkisi verilir. ve o zaman keramet gusterebilirler. yani gitigi yolun veya ogretigi ilmin ve hizmettin yuzde yuz hak oldugunu ispatlaya bilsin diye keramettini aciklamak geregini duyarlar. bunun disinda herkimki birsey soylediyse veya gaibde haber vermeye kalktiysa ona itibar etmek veya inanmak dogru degildir diyoruz. zaten yuce allahin halifesi olan zatlar oyle seyler soylemezler cunku onlarin gorevi insanlari irsad etmek egitmektir ve ogretmek ile meskuldurlar, verilen irsad gorevini yerine getirmeye calsirlar. en dogrusuda budur diyoruz selam ve saygilar insallah ne demek istedigimizi anlata bildik bu sefer

  16. Sizin veli anlayışınızda bir problem var, Allah, gaybından dilediği bilgiyi dilediği bir veli kuluna bildirir ve o bilgi açıklanması gerekiyorsa açıklanabilir,, buna biz karar verecek değiliz. Kuran okuyun tasavvuf tarihi okuyun menkıbe okuyun ve bunun yüzlerce örneğini görün. Sizin şeyhinizde böyle bir mukarrabiyet yok diye, başkaları içinde böyle haller olmayacaktır denilemez.

  17. Ben hic kimse ile tartismaya ve polemige girmem suylemem gerekeni soylerim kabul edersen sen bilirsin etmesende yine sen bilirsin. ilk yazimda belirtmistim her insan kendisine gore hakli cunku insanlar bildigi ilm ve ogrendigi bilgi ile kendisine hakverir. ve haki o sekilde anlar anladigi sekilde anlatmaya calisir/ her seyi en dogru bilen yuce ALLAH’tir san son soyliyecegim suzum su Duyan yasami, gercekten bir sinavdir, sinifi gecmek, veya sinifta kalma sinavidir. hepimiz cok iyi biliyoruzki sinifta kalan insan basarisiz insandir, onun icin iyi calis ki sinavi kazan. gelecegin guzel ve rahat olsun. Bu sinavin sonucu gercekten ebedidir, sonu olmayan bir yasama hazirlik sinavidir, ona gore oyle bir sekilde hazirl…an ki kazanacagina dair yuzde yuz emin ol ki basarabilesin,

  18. insan gercekten ALLAH’i tanimiyor çunku insan yuce ALLAH’i tanisaydi hep edepli ve ulçulu olurdu. yani huzuri ilahide oldugunu anladigindan dolayi edebini bilir saygili olmasi gerektigini anlardi. ve her turlu ahlaksiz kutu davranislardan kaçinirdi. Bakin hep beraber su ayeti kerimeyi okuyalim, ve iyicene anlamaya calisalim yuce ALLAH bize neyi ve nasil olmayi emir eder. Araf suresi ayet 29-” De ki; “Rabbim bana ölçülü ve dengeli olmayı emretti. Her secde yerinde ve anında tüm varlığınızla O’na yönelerek müşriklikten tamamen arınmış bir bağlılıkla O’na dua ediniz. Sizi ilkin yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz. Eger insan veya Alim diye adladirdiginiz varliklar kurani anlasaydi yuce ALLAH’a karsi edepli olmasi gerektigi yasar ve yasatirdiki, Dunya bugun bu durumda olmazdi. yani bir birlerini olduren ve bir birlerini yurtlarinda çikaran, kutuluk için birlesen, bir birlerini kuçuk dusuren varliklar halinde yasamazlardi. yuce ALLAH bizleri onu haki ile taniyan ve idrak eden kularinda eylesin insallah Amin.

  19. ya niye tartışuyorsunuzki…bekleyip görelim neler olacak..ALLAH nasip ederse..esas gaye rızaullah tır onu gözetelim bize kafi..iman sahipleri ölselerde kalsalarda kardadır..

  20. herkes kendisine göre haklıdır diye bir yorum açıkçası çok basit bir hoş görünme güdümüdür. hakikat tektir bana sana ona göre değişmez.asabilerden biri hz.aliye gidip ya ali ben arada kaldım diyor cemel vakasında bir tarafta hz aişe talha ve zübeyr bir tarafta sen hz.alinin cevabı tkdire şaayandır hakikati kişilere göre değerlendirirsen ortada kalırsın sana tek tavsiyem kişileri hakikate göre değerlendir.benim diyceğim şudur asıl olarak bir adam otrduğu yerde bu olacak bu olacak bu bitecek diye gaybi bilgiler verecek derecede ALLAH tan korkmuyosa burda o adamın doğruluğunu tartışmak yüce dinimize sade ve sadece zarar verir utanç verici bir durum gaybı ALLAH bilir sadece ve takdr buyurduğu kullarınada bilgiler verebilir bu da imanın derecelerine göredir bu adamın yaptığı şirkten başka birşey değil böylelerinden ALLAH a sığınırım belki islamla yaşamış ama kazanma kuşağında kaybedenlerden olmuştur bu sözleri gayretullaha dokuncak cinstendir

  21. Ne câhil adamlarsınız ya, siz hiç Kur’an okumuyor musunuz, hz. İsâ Gaybdan haber vermiyor muydu? Hz. Hızır gaybden haber vermiyor muydu? Rüyâ melekleri gaybden haberler veriyor da bir veli niye vermesin? Seni bir müslümanı müşrik görecek kadar saptıran cehaletine ve anlayış kusurlarına otur da ağla…..

  22. Konu ilgimi çekti amcam sürekli bahsediyordu. En geniş olarak burada işlenmiş Ama gördüğüm kadarıyla tarih neredeyse 1 sene geçmiş.Herneyse.Beni asıl düşündüren burada herkes elhamdülüllah müslüman ama doğru yolu düşünceyi bulmak bir okadar zor.Bu da ahir zamanın bir ayrıntısı olsa gerek.Ne oluyor bu müslümanlara diye sormak geliyor içimden.Sanki arayış içinde herkes ucundan tuttuğumuz gerçek sandığımız şeyler rüyadan uyanır gibi kayboluyor.Bu doğrumu yanlışmı diye mantıklı bir yorum yapamaz olduk fetva makamı yok bir boşluk var sanki inşallah yanlış düşünüyorumdur.İnşallah rüyadır herşey kurtuluş yakındır.Öyle ümid ediyorum

  23. bizden sonra varis olmayacak bizde son bulacak alemi ahirete irtihalimizden sonra 40 yıl tasarruf bizde kalacak ve daha kuvvetli olacak 40 ın sonunda tasarruf kesilecek ve dünya beklenen akıbeti görecek şeyh ebul faruk süleyman hilmi silistrevi(k.s) mehdi bizim usulümüz üzere gelecek şimdi o devirdeyiz Allah dostlarının rütbesindeki büyüklükleri nisbetinde halleri ve sırları kapalıdır

  24. ağaç nasılki, gövdesinden değilde meyvesinden iyi anlaşılırsa mürşid-i kamil olan kişilerde,gösterişli zahir hallerinden değil,meyve ve mensuplarından yani yetiştirdikleri kimselerin güzel hallerinden anlaşılır.ve bu süretle kendilerine tabi olmak manevi feyzinden her hususta istifade etmek caiz ve sahih olur.şöhreti arşa çıksa,hakiki mürşidin misali, meyvesidir

  25. Selam-un Aleukum

    Sevgili kardeşlerim, Kur’an açık ve net olarak gayb’ın bilgisinin Allah’ta olduğunu bildirmiştir ve gayb bilinemez.

    Keşif Ehli diye birşey yoktur. Olduğunu söyleyenler Kur’an ayetlerini inkar etmekte ve bilerek yadabilmeyerek imanından olmaktadır.

    Şimdi sorarın size Keşif ehilliği olsa ve gelecek bilinebilse bunu yapacak ilk insan Peygamberimiz olmazmıydı? Olurdu..

    Lütfen aşağıdaki ayetleri okuyunuz ve kafasına sarık giyip ortalığa çıkıp sizin imanınızı boşa cıkarabilecek sefillere bel bağlamayın.

    Araf/188 : 7.188 – De ki: “Ben kendi nefsime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim.”

    Enam/50: Onlara şunu söyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.