“Aziz”leri Tanrılaştırmak

– Futbolu Kutsamak –

Para, karanlıkta görülen bir ışık gibidir. Boğucu kasvetten kurtulmak isteyenler onun aydınlığında mutluluk ararlar.

Oysa insan, ateşe koşan pervaneler gibi eninde sonunda onun büyüsüne kapılır da yakar kendini.

Çeteler ve mafyalar için futbol karanlıkta görülen bir ışık gibidir. Para, şan, şöhret daha ne istenir ki?!..

Çok önceleri, henüz müslümanlar Allah’a tapıyorlarken dünyaya gelen çocuklarına babalar en başta şanı yüce Allah ve O’nun resulü Hz. Muhammed (s.a.v)’i anlatırlardı.

Çocuğa ezberletilen ilk cümleler şöyle olurdu: “Allah en büyüktür. Hz. Muhammed (s.a.v.) sevilecek en değerli insandır. İslam’ın şartları şunlar şunlardır. Şöyle namaz kılınır, böyle oruç tutulur…” Kur’an-ı Kerim öğretilir ve ardından Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ashabı anlatılırdı.

Şimdilerde hiç de azımsanmayacak derecede yaygın olan inanca göre babalar çocuklarına en başta tuttukları futbol takımlarının adını ezberletiyorlar. İlahi bir vird gibi “En büyük xxx takımı!” diye binlerce kez tekrar ettiriyorlar. En coşkulu sözler fanatiği oldukları takımlara dairdir. Renkler bile hep onları anlatmaktadır. Öyle ki çocuk bir futbol takımı tutmadan yaşanmayacağını düşünmeye başlar. Sorsan dört meleğin ismini, “Biz buranın yabancısıyız!” diyen ellilik teyzeler gibi diyecekler; Allah’ın kaç ismi var? Hz. Muhammed (s.a.v.)’in annesi, babası kimdir? Kelime-i Şehadet nasıl getirilir?.. Emin olun bilmeyecekler.

Dört yıla yakın yedi ayrı okulda din derslerine girdim ve bu soruları sorduğumda birkaç tereddütlü parmaktan başkasını göremedim. Ama desen ki şu takımın oyuncularını kim sayacak? Onlarca parmak havalarda uçuşur ve hatta ilk sözü almak için, cep telefonlarına -yüzde elli- indirim yapan mağazanın alışveriş kuyruğundaki teknolojiye ve paraya aç insanlar gibi bir birilerini ezecek olurlar. Onlara göre hayattaki en değerli şey futboldur. Çünkü babadan, çevreden böyle görmüşlerdir. Senin takımın gol atmışsa tüm dertlerini unutabilirsin. Hele bir de bahis kuponun tutmuşsa değme keyfine!… Allah’u Teala, Maide suresinin 90-91. ayetlerinde kumarı ve şans oyunlarını yasaklamış, ama kimin umuru?!.. Çocuğa ya da babasına, Maide suresi desen gökte yaşayan bir uzaylı sanacak. Helal, haram?.. Herhangi bir takımda top koşturan birileri mi acaba?.. Durum o kadar vahimdir ki insanlar futbol için küfür etmenin ibadet olduğunu sanıyorlar. Allah o küfürlü konuşan sesleri duyuyormuş falan, onlar için hikaye. Yüreğini ortaya koyan bir taraftar isen en aşağılık küfürleri büyük bir onurla haykırmalısın. Yeri geldiğinde döner bıçaklarla düşmanın içine dalmalısın.

Hallac-ı Mansur müslümanlara döner ve, “Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır!” der. Müslümanlar o insanı Allah’a hakaret ettiği gerekçesiyle öldürürler. Yıllar sonra toprak kazılır ve altından çil çil altınlar çıkar. Ve o zaman insanların sözle değil davranışla neye taptıkları ortaya çıkar. Şimdi ben Allah, kitap, peygamber tanımayan; onların sadece isimlerini bilen ama futbol için kendini parçalayan insanlara, “Yahu sizin Tanrınız bilmem hangi kodesteki, hangi villadaki kulüp başkanı olmuş. Peygamber gibi bilip tanıdıklarınız da gece kulüplerinde sizin verdiğiniz paralarla hatun kaldıran, kadeh tokuşturan futbolcular olmuş,” desem beni linç ederler. Ama bu hakikati değiştirir mi?

Bakın yüce Allah Furkan Suresi 43-44. ayetlerde ne buyuruyor: “Baksana şu kendi heva ve heveslerini tanrı edinen kimseye! Artık sen mi vekil olacaksın ona, işlerini sen mi yürüteceksin? Yoksa sen onlardan çoğunun söz dinlediğini, yahut aklını çalıştırdığını mı sanıyorsun? Doğrusu onlar yolu şaşırmada davarlar gibi, hatta daha da şaşkındırlar.”

Ayetlerde açıkça görüldüğü gibi insanlardan çoğunun aslında sadece kendi istek ve arzularına taptıklarını görürüz. Çünkü onlar söz dinlemez ve akıllarını kullanmazlar. Davarlar gibi yani koyunlar gibi sürü mantığına saplanmışlardır. Çoğunluğun yanlışta ısrar etmesini doğruymuş gibi görürler. En kötüsü fanatizm bataklığına saplanmışlardır. Artık yanlışta ısrar edeni yola getirecek hiçbir mantık olamaz. Zira dünyanın en saçma şeyi kör birine gerçeği göstermeye çalışmaktır. Hele ki basireti de ölmüşse!..

Sevmek bedel ister. Adanmak ister. Yap dediklerini yapmam, yapma dediklerini yaparım. Gönderdiğin kitabı okumam. Dilimde hep başkalarının adı olur, ama zora düşünce sana koşarım, çünkü ben seni çok seviyorum. Böyle bir sevgi anlayışıyla 5 yaşındaki çocuğu kandıramazsınız. Bırakın -haşa- Allah’ı kandırmayı!.. İşte bu yüzden ayette O, hakikati bildiğini açıklıyor. Ve çoğu insanın boş bir gurura taptıklarını ilan eder. Allah’ın adını söylerken utanıyor, ama birilerinin adını söylerken büyük bir gurur duyuyorsan inancını sorgulamalısın.

Bu açıdan bakınca çetelerin, mafyaların neden futbolu mesken tuttuklarını çok iyi anlıyorum. Sana kayıtsız şartsız inanan milyonlarca insan var. Ve sen onlar için dünyanın en büyüğüsün. Ve gün gelir kendini dört duvar arasında bulursan senin için çıldıracaklar! Seni öyle görmekten kahrolacaklar. Sana sonuna dek arka çıkacaklar. Sensiz bitip tükendiklerini hissedecekler.

Meseleye biraz daha açıklık getirmek için Kur’an-ı Kerim’e başvuruyorum: “İnsanı bir parça sudan yaratıp da soy ve evlilik bağından oluşan bir sülale haline getiren de O’dur. Senin Rabbin her şeye kadirdir. Buna rağmen bir kısım insanlar, kendilerine, tapmaları halinde fayda, tapmamaları halinde zarar veremeyen birtakım şeyleri tanrılaştırıp, Allah’ın dışında onlara ibadet ettiler. Zaten kâfir, Rabbine karşı hep batıla arka çıkar.” (Furkan Suresi, 54-55.)

Ayetlere bakınca şunu anlıyoruz ki, kimin uğrunda yaşıyorsan senin taptığın odur. Sonlu dünyada sonsuz saadeti kaybetmek bu olsa gerek.

Her kim İslamın hakikatlerini insanlığa anlatmayı dert edinmezse Allah ona öyle gereksiz dertler verirmiş ki o insan da onlarla uğraşmaktan hakikati bir türlü göremezmiş.

Hristiyanlığın bozulma sürecine girmesi, insanların havarileri azizleştirmeleri ve sonra da onları ilahi güce sahip varlıklar olarak görmeleriyle başlamıştır.

Öyle ki azizlerin her sözü kutsal kitaba girmiştir.

Bugün birileri İslam’ın kitabına hiçbir şey katamayacak, ama kendi hayatlarını ve inançlarını mahvetmeyi birilerini tanrılaştırarak başaracaklar. “İnsan sevdiğiyle beraberdir,” der Hz. Muhammed (s.a.v.)

Herkes bir yol tutmuş ve sevginin hakkını veriyor. Sorun şu ki insanı iki göz verecek kadar çok seven Bir’i sevilenler listesinin ilk 11’inde yer bulmuyor. Ezan okunurken değil maç başladığında sokakta ve kalplerde zaman duruveriyor. Din değiştirmek futbol takımı değiştirmekten daha kolay oluyor. Lafa gelince de herkes müslüman oluyor.

Sevgi tüm pislikleri örtecek bir battaniyeye dönüştüğü gün insan helak olmuş demektir, diyor mevzuya son noktayı koyuyorum…

İsa Yılmaz

– Haber Lotus –

1 Comment

  1. ALLAH Razı olsun. Muhteşem bir yazı olmuş. Keşke elimizde imkan olsa da haykırarak, bağırarak okusak, anlatsak sevdiklerimize bu güzel yazıyı. RAB’bim yolundan ayırmasın. Dualarınızı eksik etmeyin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.