Ana Sayfa > Gündem > Bugünün İlahiyatı Nasıl Olmalıdır?

Bugünün İlahiyatı Nasıl Olmalıdır?

builahiyat

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve İSAV işbirliğiyle “Bugünün İlahiyatı Nasıl Olmalıdır? Sorunları  ve Çözümleri”  konulu Çalıştay (1-4 Haziran 2014 Kozaklı / Nevşehir)  düzenleniyor. 50 üzerinde akademisyen,  Ağustos 2013 yılında  başlayan müfredat tartışması ile başlayan süreci değerlendirmek, mevcut sorunlara olası çözüm önerileri üretmek gayretinde. Bildiriler merkezli bir beyin fırtınası hedefleniyor, inşallah maksat hasıl olur. Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının niteliğini artırmak, günümüz şartlarında çok farklı alanlarda dini hizmet bekleyen birimlerin ihtiyacına cevap verebilmek, aksaklıkları en aza indirgemek için neler yapılabilir, hususuna dair bir çalıştay olması hasebiyle önem arz  etmektedir. İnşallah çalıştay sürecini de sizlerle paylaşma imkanı olur.

  1. Durum Tespiti:

Ağustos ve Eylül 2013 tarihleri Türkiye Yüksek Eğitim ve Öğretim Tarihi açısından çok boyutlu incelemeyi hak edecek bir sürece işaret etmesi açısından önemlidir.  12 Eylül 1980 fiili askeri darbe, 28 Şubat 1997 post modern darbe süreçlerinde sürekli olarak İlahiyat fakültelerine yönelik operasyonlar yapılmasını yaşamıştık; ama muhafazakâr ve demokrat bir yönetim olarak nitelendirilen AKP hükümeti döneminde ilahiyat fakülteleri programlarında felsefe ve gurubu derslerine yönelik bir operasyon yapılması çok ilginç bir girişim oldu. Yönetimi ele geçiren ve güce sahip olduğunu sanan herkes bir şekilde ilahiyat fakülteleri müfredatı ile oynamayı hak olarak görmeye başladı. Önceki süreçlerden 1980 ihtilalinden sonra kız öğrenciler için kontenjan sınırlaması ve başörtüsü yasağı getirilmişti. Yüksek İslam Enstitüleri, (şimdi yapılmak istenen İslami ilimler projesi ile benzerliği ayrıca araştırılmalı) ilahiyat fakültelerine çevrilmişti. 28 Şubat süreci yargılanıyor ve nasıl toplumsal mühendislikler yapıldığı ve ilahiyat fakültelerinin kontenjan ve müfredatları ile sürekli oynandığı da hala akıllarda. 28 Şubat süreci tahribatı önemli oranda giderildi ve ilahiyat fakülteleri kadro ve öğrenci kontenjanı açısından önemli gelişmeler yaşadı, müfredatındaki aksaklıkları kısmen giderildi.

2013 yazında güya 28 Şubat tahribatını gidermek için yapıldığı iddia edilen ama tersten de olsa bir toplumsal mühendislik projesi ile daha karşılaştı İlahiyat fakülteleri. Felsefe tarihi ve İslam Ahlak Felsefesi derslerinin alenen kaldırıldığı, felsefe grubu derslerinin ve dahi İslam Tarihi derslerinin budandığı, Arapça, Kur’an ders saatlerinin artırıldığı ve Temel İslam Bilimleri merkezli bir müfredat, oy çokluğu ile YÖK kurulundan çıkartıldı. Bunun akademik ve etik temellerinin olmayışının yanı sıra kanun ve yönetmeliklere de aykırı olarak çıkarıldığını söyleyen akademisyenler ve bu eleştirilereestek veren basın yayım kuruluşları temsilcilerinin sivil tepkileri karşısında bu hatadan (şimdilik) dönüldü.

  1.  Soru(n)

Bir şekilde güç elde eden ya da güce yakın olduğunu düşünen kendi “iyi tasavvuru çerçevesinde düzenlemeler/tanzimat yapmaya çalışıyor. Bunu her ihtilal dönemi yaşadık, ama niye bu son dönemde yaşanıyor, anlamakta zorlandık. Aynı YÖK, niçin bir hukuk veya siyasal bilgiler fakültesinin müfredatına doğrudan müdahale yapmayı aklından bile geçirmiyor? Çünkü yapılan zaten yasal değil, büyük tepki alacaklarını biliyorlar, ama bazı güç odakları ilahiyat fakültesi olunca, “arka bahçe” olarak mı görülüyor da “istediğimizi yaparız”  tavrına giriyor, sorusu zihinleri meşgul etmeye başladı.

Peş peşe açılan, kontenjanları sürekli artırılan ve yeterli elemanı olmayan ilahiyat fakültelerindeki eğitim ve öğretimdeki eksiklikler, yanlışlıkları, kırılmalar artırmıştır. Örgün eğitimde yaşanan sorunlarını bir de  İlitam ile yaygınlaşan uzaktan eğitim aksaklıkları ile düşündüğümüzde sorun daha giriftleşmektedir. Bunlara ilaveten her fakülteye çok fazla öğrenci alınmaya başlamış, ikinci öğretim ilave edilmiş, öğretim üyeleri sadece derse giren elemanlara dönüşmüştür. İstihdam sorunları, toplumun farklı birimlerinde İlahiyat fakültesi mezununa duyulan ihtiyaçlar, bunların yetiştirilmesine dair yaşanan kırılmalar, felsefe ve grubu derslerini budayarak, temel İslami disiplinlerin derslerini çoğaltılarak yapma gayretini akim kaldı. Bu durumda önemli olan; sorunların mahiyeti, nitelik ve niceliği arasındaki fark üzerinde düşünmektir, deyip kanaatlerimizi paylaşalım:

Önerimiz:  Problemin eğitim ve öğretimdeki kırılmaların ders sayısı yada azlığından olmadığını temelde bir zihniyet sorunu olduğu tespitinden hareketle ilahiyat mezunlarının niteliğindeki kırılmaların mahiyeti üzerinde duralım:

Bugün Türkiye’de mevcut İlahiyat Fakültesi formasyonuyla İlahiyatçıyla ona yakın alanda hizmet vermek istiyoruz.  İlahiyat mezunları sadece cami ve okullarda hizmet vermiyor, bunlara ilaveten cezaevleri, hastaneler, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) bağlı yurtlar ve çocuk yuvalarında hizmet veriyorlar. Bu bağlamda:

  • DİB ‘de İmam Hatip
  • DİB ‘de Vaiz
  • DİB ‘de Kur’an Kursu Öğreticisi
  • DİB ‘de Cezaevi Vaizi
  • DİB ‘de Aile ve İrşat bürosunda eğitimci
  • DİB ‘de Yetiştirme Yurtları ve Huzurevi Vaizi
  • MEB ‘de İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmeni
  • Lise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
  • Engellilere yönelik din hizmetleri verilmeye çalışılmaktadır.

Soru: İlköğretimleri ayrı saydığımızda en az 8 istihdam alanına yönelik olarak tek bir mezunla hizmet götürmeye ve bundan başarı beklemeye ne kadar hakkımız var?

Eğer diploma sahibi öğrencinin başarısını istiyorsak hangi alanda çalışacaksa o alanda donanımlı olması için dersleri ve müfredatı geliştirmeli ve seçenekleri çoğaltmalıyız. Öğrencinin uzmanlaşmak ve görev yaptığı alanı tanıması, ilgili alanın özelliğine göre formasyona sahip olması gerekir. Her bir alanın özelliği, hedef kitlesi, psikolojisi, özel alan bilgisi ve formasyonu farklı farklı olduğu açıktır.

O halde ana bir ilahiyat iskeleti oluşturulup alanlara göre sertifika programları yapılabilir. Öğrenci hangi alanda uzmanlaşacaksa ilgili alanın sertifika programını takip eder ve belgesini alabilir.  Tek bir program, ana/temel dersler bağlamında seçmeli dersler ile kredi usulü ile uzmanlıklar sağlanabilir.  Bu bağlamda iki yıl, temel dini bilgileri veren disiplinlere ve felsefi sunumuna dair olabilir.  3 ve 4 yıllarda ilgili alanlara dair seçmeli derslerle uzmanlık bilgileri pekiştirilebilir.  Eğer hazırlık kaldırılır ve ilk yıl Arapça, Kur’an, İslam Tarihi, İslami İlimler Tasnifi gibi dersler verilirse, ilk üç yıl temel İslami disiplinlere tahsis edilebilir. Şayet Arapça hazırlık sınıfı kaldırılmazsa, ODTÜ gibi sadece yabancı diller bölümü gibi verilecek şekilde Kur’an ile birlikte verilmeli, diyeceğim, hep bunun için gayret ediliyor ama maalesef istenilen verim bir türlü alınamadı. Ondan dolayı bazı İlahiyat fakülteleri hazırlığın 2. Dönemini Arap ülkelerindeki üniversiteler ile anlaşarak vermeye başladılar.  Hazırlık dışında diğer sınıflarda yok denecek kadar verilmektedir. Bu sene Çorum için söylüyorum, geçen yıl gelen öğrencilerin yarıdan az fazlası, şartlı geçmiş durumda ve bu sene de muafiyet sınavına girecekler.

Derslerin sınıflara dağılımı: Temel derslerin veriliş sırası da önemli, ya hazırlık kaldırılıp ilk yıl Arapça ve Kur’an ağırlıklı ve diğer giriş dersleri, İslam tarihi, İslam dini Esasları, Mantık, Felsefeye Giriş dersleri verilebilir. 2 ve 3. Sınıflarda Tefsir, Hadis, Fıkıh, Mezhepler Tarihi, Kelam, İslam Felsefesi, Din Eğitimi, Din Sosyolojisi ve Din Psikolojisi  gibi temel İslami disiplinler verilir, 4 ve 5 uzmanlaşmalar sağlanabilir.

Bu noktada mantık dersi hakkında Gazzali’nin Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz tespitinden hareketle bir hususu vurgulamak istiyorum: Kronolojik olarak İslami ilimlerin tarihini verirken, sistematik olarak temel sorunlara dair çözüm önerileri üretmek için Mantık ilmi ile bir düşünce  tutarlığı ve disiplini oluşturulabilir: En azından temel İslami disiplinlere bir giriş sağlanır: Örneğin kelam (kategoriler/cevher ve araz), kıyas (tümevarım,tümden gelim ve analoji) ile fıkha,  beş sanat ile hangi hususu kime ve nerede nasıl konuşacağına dair  hususlar da diyanette görev yapmak isteyenlerin temelini oluşturacak şekilde verilebilir. Tefsir ve hadis için tutarlı yorum ile aşırı yorum/tutarsız, batini okumalar ve tevil arasındaki farkın da mantıksal kurallardan geçtiği hususunu düşündüğümüzde en çok ihmal edilen disiplinin bu olduğu ve ilk sınıfta verilmesinin zaruriliği ortaya çıkar.

Tekrar istihdam alanına yönelik uzmanlaşma hususuna dönecek olursak, örneklendirerek açıklamak istersek, DİB kendisinde görev yapmasını isteyenlerden K.K, Fıkıh, Tefsir ve Hadis derslerinden şu kadar kredi alanlar müracaatını yapabilir diyebilir.

MEB, ilkokul öğretmenliği için şu derslerden şu kadar kredi, İHL için şu kadar kredi; Liseler için şu kadar kredi diyerek pedagojiyi önceleyebilir.

Mesela, kelam dersi için bir öneri getirelim, mevcut 14 kredi 8 saate düşürebilir.  6 kredi seçmeli konulur. Diyanet 14 kredi; MEB, İHL için 12 veya 14; ilköğretim okulu için 8 krediyi yeterli görebilir.  (katkılarından dolayı Sadettin Özdemir, Hilmi Demir, Kaşif Hamdi Okur ve Ömer Başkan hocalarıma teşekkürler)

Sonuç:  Din, dünyada refah ve huzur, ahirette felah temin edecek ilkeler bütünü olarak tanımlandığına göre, ilk peygamberden itibaren temel ilkeler (Tevhid-Nübüvvet-Mead) farklı zaman ve mekânlarda farklı diller ile yeni bir peygamber (Nebi/Rasul) vasıtasıyla hayata geçirilmiştir. Hz. Muhammed’ten (sav) başka peygamber gelmeyeceğine göre, kıyamete kadar temel ilkeleri onun, sahabesinin ve tabiunun uygulamalarını dikkate alarak her daim yeniden okumamız gerekmektedir. Bu da ancak insanlığın birikimini (felsefe/düşünce tarihini) eleştirel rasyonel bir şekilde okumamızı sağlayan felsefe grubu derslerin desteğiyle olacaktır.

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık

– Haber Lotus –

HLotus

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.