Ana Sayfa > Gündem > Cehennem

Cehennem

CEHENNEM

”Sonra sordum Rabbime, dedim ki: Hiç mekanın olur mu? Dedi ki:- Ya Gavs-ı A’zam, Ben mekanın mekanıyım! Benim mekanım olmaz! Ben, insanın sırr’ıyım! ” 

Gavs-ı Azam Seyyid Abdül Kadir Geylani

Bu yazının başlığı Cehennem. Yakın zamanda, bir posta iletisi aldım, yazılardan oluşan bir kare eklenmişti,  resmin altında; ‘’ Tanrınıza merhamet sahibi demek için kör olmanız gerek’’ yazıyordu. Kur’an-ı Kerim’de buyurulan ayetlerin,  Cehennem ile ilgili olanlarından, çeşitli alıntılar bir araya getirilmiş, alaylı bir dille; O sana şunu yapar, sonra yetmez, bunu yapar, şunu içirir, yetmez, bunu yedirir, biçiminde sıralanmıştı. Merhamet ile birlikte, cehennem konusu, bir soruya döndürülmüştü. Yanıt vermedim, bir yazı hazırlamak istedim.

Herşeyi madde verileri ile ölçmeye kalkışanlar için bu algı kaçınılmaz kuşkusuz ve belki ellerinde olmayan nedenlerle, bu çemberden çıkma yolunu bulmaları zorludur, ‘’kör olmanız gerek ‘’demişler, oysa, bilmeleri gerek;  ‘’Yalnızca Ezeli Göz, işiteni ve göreni olarak, kula izzet bağışlar, onu aciz olmaktan kurtarır.’’

Sırlar öyle derin ki, genel olarak nefsi aradan sıyırmak için, ‘’ben hiçim- yokum ‘’ diyen bir talip dahi, kendi aradan çıkınca, hakikatte olanı algılar ve idrak edebilirse, Hakk ile hak olduğunu, yani, cismine dair nefsani oluşunla değil, ancak; O’nunla var olduğunu bulur.

Abdülkerim el-Cili, İnsan-ı Kamil kitabında bir örnek gösterir. Biraz sadeleştirerek aktarmak isterim. Hazret-i Muhammed (S.A.V), Mi’rac’a çıkıp, tek bir perdenin kaldığı yere ulaştığında,  “Dur, Rabb’in namazda” nidası gelmiştir. Bu hal, özlü bir Sırr’dır ve büyük bir gizi anlatır. İdraki , ancak ilme’l yakin bir bakış açısı, kamil bir tabiat gerektirir. Hakikat, kendi içinde bulunup idrak edilir ki, ayne’l yakin’e ulaşma sağlansın. İlahi isimlerden her bir isim, kendi  işinin alanına düzen verir.

“Rabb’ın namazda” olmasının ifadesi , bütün bu ilahi isimlerin işleyişini hareketini  Peygamber’in (s.a.v) o gece içinde seyri müşahedesidir  ve namaz, kulluğun olgunluğunu gösterişi olmakla;  ef’al alemine dair perdeler biter, en son kalan perdeye geldiğinde, bu esma alemine ait olandır. Artık bu derece ile, ancak kendi hakikatini idrak edebilen durumunda, Mi’rac gecesindeki o geldiği yüksek yerde ve şuur halinde iken; ona, “Dur! Rabb’in namazda” denilir.  Böylece,  kendisine;  ’bu  derece yüksek bir yerde artık beşeriyetinle namaz kılma,  sen dur! ‘’SENİN RABB’İN, SENDE NAMAZDA ‘’ buyurulmuştur. Abdülkerim Cilli bu aktarımı, böyle olağanüstü hal ile açıklar.

Evet,  Allah (C.C), sonsuz merhamet ve bağışlama sahibidir. Nisa suresi’nde de bildirildiği üzere, nefsine zulmeden, bağışlanma dilerse O’nu bağışlayıcı merhamet edici olarak bulur. Allah’ın rahmeti herşeyi kuşatır, ancak; gazabı herşeyi kuşatır denilmemiştir.

İnsan-ı kamil, fi ma’rifeti’l -Evahir ve’l Evail  adlı kitabı yazan sufi; Abdülkerim el-Cili; 15. Yüzylda yaşamış olan bir  mutasavvıf  ve kendine özgü bir, Muhyiddin-i Arabi takipçisi. Temel düşünce sisteminde ondan oldukça önemli etkiler bulundurur.

Ona göre;. Alem, Hakk’ın kemalinin yansıdığı bir mazhardan ibarettir, ancak, Allah’ın sıfatlarına ayna olan ve onu kamil biçimde yansıtmaya halife kılınan emanetçi de İnsan’dır.

 

AZABI TAHAMMÜLE  YETEN GÜÇ NE ANLAMA GELİR?

Cilli, Cehennem azabı konusunda şöyle der;

Gazap, rahmet gibi varlığın ahirine kadar yetişmez. (Buna göre rahmet, ahirine dek erişir.)

Bunun sırrına gelince, Rahmet, Cenab-ı Hakk için zati sıfattır. Gazap ise zati sıfatlarından değildir. O, Rahman ve Rahim’dir, Gazap bir sıfattır ve onu, adalet doğurmuştur, icap ettirmiştir. Allah ehlinin mücahede ve riyazatla çektiği meşakkatler, yani ibadet ve zikr ile ve nefs mücadelesi ile çektikleri zorluklar, tıpkı ateş ehlinin kıyamet günündeki  azabı ve hali ölçüsünde demektir. Hafif azab görerek, nardan çıkan ve cennete dahil olan kimseler de bulunacaktır.

Kendisi, hatta, Muhyiddin-i  Arabi dahi, zaman içinde bazı cephelerden yargılar almışlar ve cehennemi açıklarken,  hoş gösteriyorlar, kurtulunası gösteriyorlar , biçiminde eleştirilmişlerdir. Tövbe etme olanağı açıktır, bunu gözardı ederek, ebedi olarak kalacaklar için ise, birçok ayet bulunur, örneğin Bakara ve Araf surelerinde.

Cilli şu sureyi işaret eder: ‘’Sizden hiç kimse yoktur ki cehenneme varid olmasın (Meryem 71)’’

Elbette, Allah ehli imanlı kişiler, ibadetleri tamamlamış olanlardandır. İnsanın nefsinin arzularına, kötü isteklerine karşı direnip savaşması mücahededir  ve böylece, lütuf ve inayete mazhar olarak, ateş üzerinden geçmezler.

Cehennem,  Kahir isminin manzuru ve Gafir isminin oluş sırrı için yaratılmıştır. Gafir olan Hakk;  af edicidir. Bu ise, rahmetin gazabı geçmesinin sırrıdır.

Cili şöyle yazar; ‘’Onlarda azaba tahammüle yetecek güç  oluşur ve helak olup yok olmazlar ki,  böylece azaptan müsterih de kalmazlar. Ta ki, Aman Yarabbi , yeter, yeter ; diyene kadar.’’

İşte bu sözler; kahır altında olup, zillete düşmüşlerin,  Allah’ı anma ve pişmanlık kelamıdır. Bu kelamı etmeleri sonundaki takdire göre, değer  ve yer alacaklardır, zira cehennem katları arasında yer değiştirme ve cennet katlarına da intikal edebilme sözkonusudur.

 

7 KAT  CEHENNEM VE DAVET OLUNMA NEDENLERİ

Cilli, Cehennem için tayin edilen katları, sadeleştirdiğim hali ile şöylece yazmıştır ki, yine, doğrusunu Allah bilir:

Nar-ateş,  yani cehennem; Kahhar ismi ile yaratılıp Celal’e mazhar kılındı ve ateş üzerine 7 tecelli göründü.

1-LEZA Cehennemi Vadisi.

Müntakim ism’i nin tecellisidir. Bu vadi, Ma’siyet ehli olanın yeridir. Mücrimlerin, Allah’tan yüz çevirip, büyük kötülükleri  yapanların, sapkınlığı mübah görenlerin davetli bulunduğu mahaldir.

2-CAHİM Cehennemi Vadisi.

Adil ism’inin tecellisidir. Fasıklar hem mümindir, inanırlar, hem de asi olabilirler ve tevbe etmemiş bulunabilirler. Haksız yere mal alan, kan döken, halk üzerine zulüm yağdıran, hukuku ezme konusunda taasub, batıl olanı talep etmek, gıybet etmek, ırz ve namusu pay etmek eylemleri içinde olabilirler. Ayrıca; hidayete erdikten sonra,  irşad makamından şüpheye düşerse; Allah, hidayeti o kişiden alır. Ayetleri yalanlayanlar, aslında hidayeti yadsır ve Allah’a ulaşmayı istemez önemsemezler. Kafir, Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişidir, böylece, kalbinde küfür yazılıdır. Kalbine iman yazılması Allah’a ulaşmayı dilemedikçe  imkansız olur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onun ruhunu, mutlaka Zat’ına ulaştırır.

3-ÜSRA Cehennemi  Vadisi.

Şedid ism’i ile tecelli olunur.  Haksızlık ile malı çoğaltmak, kin, haset, şehvet gibi nice işlerin çoğaltılmasından sorumlu olanlara açılır.

4-HAVİYE Cehennemi  Vadisi.

Gazab sıfatı ile tecelli olunur. Kapısı; münafıklık, riya, yalan yere iddia ve benzer zülümlerden halk olunmuştur.

5-SAKAR Cehennemi  Vadisi.

Müzill ism’ile tecelli olunur. (Zillete düşüren, alçaltan, hor hakir kıldıran, izzetten mahrum kaldıran) azab yeri; kendilerini başkalarından üstün kabul edip, başkasını hor ve hakir gören ve ayrıca alaycı kişilerin, tevazu sahibi olmayanların, haksız yere böbürlenenlerin, tevhidi kaybedenlerin  yeridir.

El-A’raf, 7/146’ da  onlardan bahsedilir. ’’Onlar, bütün mucizeleri görseler, yine de iman etmezler.’’

“Musa dedi ki:  Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a sığınırım” (el-Mü’min, 40/27).

Yeryüzünde şımaran, kibir ve gururla böbürlenenler, insanları hakir görenler için; Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür! denilmiştir. Bunlar; Kur’an-ı Kerim’in beşer sözü olduğunu, buna imana gerek olmadığını savunur, ibadeti istemez, baş eğmeyip kibirlenir ise, ancak Sakar vadisinde pişirilirler.

Bu olay, El Müddesir suresinde şöyle buyurulur:

21-22-23-24-25. Sonra baktı (baktı) da, (söyleyecek söz bulamayıp) surat astı ve kaşlarını çattı. Sonra arka döndü ve büyüklük tasladı da: “Bu (öğretilip) rivayet edilen bir sihirden başka bir şey değildir, bu sadece insan sözüdür.” (dedi). 26. Onu (o güç yetiremeyeceği) Sekar’a atacağım. 27. Sen biliyor musun Sekar nedir? 28 – Ne geriye bir şey kor, ne bırakır. 29 – Durmadan derileri kavurur. 38. Her nefis kazandığına bağlıdır. 44. Yoksula da yedirmezdik. 45 -Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik. 46 – Ceza gününü yalanlardık. 47 – Nihayet bize ölüm gelip çattı.

6-SAİR Vadisi Cehennemi:

Cehennem üzerine bu tecellide; Zü’l  Batş ism’i ile tecelli olunur. Fitne, şehvet, mekr, hile, Hakk’ı inkar, şeyatinin meskeni olan, Azab-ı Sair,  içine geleceklerin özelliklerindendir.

7-CEHENNEM /Azab-ı Elim.

Kafirler için; Zü-ikab-ı Elim ismiyle tecelli olunur. Küfür ve Şirk’ten haliktir.

Ateş ehli, bu 7 tabaka içinde, birinden diğerine intikal edebilir.

Burada,  Cilli’nin kitabında yer verdiği satırları incelemeyi bitirip, kendi icat ettiği bataklığa düşerek çırpınanları düşünelim.

Hepimizin ürettiği ve yaydığı çeşitli düşüncelerden,  kötücül olanları, zayıf düşeceğimiz anda bizi sarmaya hazır beklerler. Zihin faaliyeti ile ve edimlerle, amellerle ne üretiyorsak, o, belli titreşimlere ve formlara dönüşecektir. Adalet nasıl yer bulmalıdır, sürekli beyin faaliyetini olumsuz yönlere harcayan biri, bu düşünceleri ve işlerinin enerjilerini de mutlaka biriktirir. Ölünce, bunlar, o boyutta çevresini sarar ve bir anlamda, bu elektromanyetik spektruma doğru çekilir. Çünkü artık saha, tüm nefs bataklığını kapsamaktadır ve olaya insanın kendi çabasının meyvesidir diyebiliriz. Olağanüstü güzel yerler ise , cennete dair pozitif ruhsal titreşimlere uyan biçimdedir.

Cehennem kelimesi, yetmiş yedi ayette geçiyor ve ilahi boyutta anlamı; günahlarının ezasına şahit olmak üzere, ahiretteki yurtlardan olan azap yerleridir. Siccin, Haviye, Nar-es-semum, Daru’l-Bevar, Suu’d-Dar, Azabu’l harik, Esfele saflin, Hamim, Yahmum, Veyl, Saud, Akabe, Azabu’n-nar, Ashabu’n-Nar, Naru’l-Kübra, Narun Hamiyeh, Naru Cehennem sözleri ile de; yerler, oluşlar ve ehli bildirilir.

cehennem2

DÜNYA KÜLTÜRLERİNDE, DİNİ GELENEKLERİNDE CEHENNEM

Genel anlamda ebedi bir ceza yeri olarak tasvir edilir. Cennet ve Araf  da böyle ebedi olarak belirlenir. Hades, Tartaros, Gehinnom, Manala, Kuzimu, İnfernus, Hell daima şeytanların azab çektirdiği sahadır. Kelt mitolojisinden, Antik Mısır’a, Tibetliler’den, Kızılderililere, Hinduizmden, Afrika ve Okyanusya’ya dek her inanç biçimi, topluluk ve kültürde, ölümden sonra  Cennet ve Cehennem  geçişinden söz edilir.

Günahkar ölülerin ruhları  Caroline adaları’nda ” O le nu’u-o-nonoa ” adlı cehenneme, Aztek’lerde “Shobari Waka” ya, veya ‘’Mictlan’’a, Maya dininde , ‘’Ah Puch’’ a gider. Perslerde; Duzakh, Eski Mısır’da Duat’tır , Norveç’te Hel, ya da Niflheim, Musevilik’te Gehenna, Sheol’dur.  Slavlarda; Nav, Şintoizm’de Yomi, Şaman Türkleri ve Moğollarda ise Erlik olarak adlandırılmıştır.

Musevi Rabinik düşüncede, cehennem sonsuza kadar olabilir, çok yoğun bir utanç duygusu ile de karşılaştırılabilir. İnsanlar kötülüklerinden  utanca , acıya boğulması apayrı bir cezadır. ‘’Hinnom  Vadisi” ne inenler gibi.

Yeni Ahitte, cehennem genellikle Yunanca kelime Tartaro; atmak ile birleşerek, Tartarus’la veya Hades’le  geçer, farklı anlamları vardır.

Roma Katolik Kilisesi, günahkar kişinin, kendi seçimiyle O’ndan ayrılmış olması yüzünden, Tanrı’nın merhametini kabul etmeyenlerin, ebediyen cezalandırıldığına inançtadır.

Budizm, Hinduzim, Jainizm, Sihizm’de Cehennem Naraka adı ile geçer. Endonezya ve Malezya’da, genel anlamda İslam konseptine uygunluk gösterir,  Neraka adını alır. Naraka’nın da 7 katı bulunur:  Ratna prabha- Sharkara prabha-Valuka prabha- Panka prabha- Dhuma prabha-Tamaha prabha- Mahatamaha prabha. Cehennemi varlıklar, bu çeşitli cehennemlerde ikamet eder, cehennemin ani tezahürü ile doğarlar, kendilerini çeşitli şekillere dönüştürebilirler.  Katillik, işkencecilik, aşırı dünyevi  maddeye bağımlılık, şiddet bağımlılığı, zalimlik buraya atılma nedenidir.

Taoizm’de Karma olarak görülür, Çin halk inançları’nda cehennem Kralı Diyu’dur. Diyu, aynı zamanda bir sonraki enkarnasyon için ruhları yenileme hizmetindedir.

Zerdüştlük kötü ruhların cehennemde kalacağı inancı içerir, en iyi bilinen Zerdüşt metni,  ayrıntılı cehennem tarifi yapan Arda Viraf ya da Arda Viraz Kitabıdır. Bu kutsal metinler, Arda Viraf’ın, Adar adlı melek eşliğinde, yedi kat gökten göğe yükselerek Ahura Mazda’nın huzuruna çıkışını, burada cennet ve cehennemi ziyaretlerini anlatmaktadır.

Evrensel uzlaşma ise, tüm ruhların en sonunda, Tanrı ile barışık bulunarak, Cennetlere kabul edileceği inancıdır.

Ferda Ercan Uyulan

– Haber Lotus –

https://www.facebook.com/okultizmveenerji

HLotus

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.