Diriliş mi, Deliriş mi?

dirilis

Bence Türkler, tarih dizisi yapmasın. Yapmamalı… Çünkü eğer yapılan bir algı operasyonu değilse elimize, yüzümüze bulaştırıyoruz. “Muhteşem Yüzyıl”a hiç değinmeyeceğim bile… Çünkü “dizi” kılığına girmiş bu projenin maksadı, gidişattan zaten anlaşılıyordu; ancak “En tehlikleli yanlış, doğruya en yakın olanıdır.” sözünden yola çıkarak “Diriliş” dizisi hakkında birkaç kelam etmek isterim.

* * *

Bir kere dizide küçük de olsa sayıca azımsanmayacak tarihî hatalar var; ama bu konuda tarihçilerin fikir yürütmesi gerektiğini düşündüğüm için bu yorumumda bu hatalara ver vermeyeceğim.

* * *

Burada yeri gelmişken bir itirafta bulunmak istiyorum: Yakın zamana kadar, romanların dizi ya da filme uyarlanırken orijinalinden uzaklaştırılmasını eleştiriyordum; ancak bu konu hakkında biraz fikir yürütünce, aslında yapılanın mâsumâne olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü; roman yazarı, bir karakteri bir konu hakkında sayfalarca düşündürebilir. O karakterin neler düşündüğünü sayfalarca anlatabilir; ama bunu sinemada ya da dizide yapmak pek de mümkün görünmüyor.

Düşünsenize bomboş bir oda… Karakterimiz, sönmeye yüz tutmuş bir şöminenin yanıbaşında bulunan tek kişilik bir koltukta oturup derin düşüncelere dalmış. Kaçımız, burada geçen ve ekolu bir sesin eşlik ettiği bir sahneyi dakikalarca izlemeye tahammül edebilir? İşte burada devreye, romanda olmayan hayalî bir karakter girer. Karakterimizin karşısına konan bir koltuğa da o oturtulur ve karakterimiz kendi kendine düşünmek yerine düşüncelerini (romanda olmayan) bu diğer karaktere anlatarak seyirciye aktarır. Tabi bu, “Vur” deyince öldüren senarist ve yönetmenlerimizin “Burada aslına uygun çekmediğimize göre diğer sahnelerde de uydurukçuluğun dibine vurabiliriz” düşüncesine kapılamalarını gerektirmez.

* * *

Diziye dönecek olursak; anlatılan bir roman değil. Tarihî olaylardan bahsediyoruz. “Efendim, bu belgesel değil ki; dizi!” diye eleştirenleri de duyar gibiyim. Pardon; ama Erol Taş’ın bir sinema oyuncusu olduğunu unutup, küfürler işittiği bir toplumda yaşadığımız gerçeğini bu tezinizin neresine koyacağız? Yani bunun bir belgesel olmadığını anlamayan, aradan 400 sene geçmiş olmasına rağmen izlediği bir dizi sonrasında “Kanuni Sultan Süleyman’ın padişahlığı geri alınsın” diye imza kampanyası başlatan bir toplumda yaşadığımız gerçeğini gözardı edemezsiniz. Bunu görmezden gelmek, saflığınıza verilmezse samimiyetinizi sorgulama sebebi olabilir. Yani Kara Toygar, Bamsi Beyrek gibi gerçekte olmayan karakterlere yer verilmesi, İbni Arabi’nin yaşadığı tarihlere dikkat edilmemiş olması affedilemez; ama yukarıda da belirttiğim gibi bu konu, tarihçilerin alanına girdiğinden, haddimi aşmak istemem.

* * *

Bir kere böyle bir dizi yapıyorsan, tanınmayan oyunculara yer vereceksin. Çünkü; tanınmış oyuncular, izleyicinin aklını karıştırır. Dizinin birinde tecavüzcü karakterini oynayan adam, bir bakmışsın Ertuğrul Gazi’nin en yakınındaki yerini alıvermiş. Bu, eğer bilinçli bir algı operasyonu değilse, çok büyük bir hatadır. Osmanlı ruhuna aykırıdır. “Efendim; onlar oyuncu. O da rol, bu da rol!” diyenler olacaktır. Kimseye “Oyunculuğu bırak” falan dediğimiz yok; ama bu tür projeler, bu toplum için önemli ve hassastır. Daha önce kötü karakteri oynayan kişi, toplumun büyük bir kesiminin hassasiyet gösterdiği (göstermesi gerektiği) böyle bir projede oynamazsa ölmez. Bir dizide tecavüzcüyü, hırsızı, gaspçıyı oynayan adam, bir bakıyorsun Serhat beyi oluvermiş.

Mesela “Çağrı” filmini düşünün. O filmde hiç tanınmış oyuncu yoktu. Hazreti Hamza’yı canlandıran karakteri saymazsak… Orada da öyle bir oyunculuk sözkonusuydu ki; insan, karşısındakinin Anthony Queen olduğunu unutuyordu. Oysa “Diriliş”te öyle mi? Engin Altan Düzyatan’ı görenler “Beni de fethet Ertuğrul!” diye ekrana yapıştırılmak istenmiş gibi bir imaj var.

* * *

Dizideki eltiler, görümceler, kaynanalar zaten bir başka âlem. Sanki “Games Of Thrones”un çakması çekilecekmiş de yanlışlıkla ortaya bu dizi çıkmış gibi… Bu kadar entrika “Dallas”ta yoktu. Bu dizideki yalanlar, dolanlar, ihanetler, entrikalar, aşklar ve kavgalar, Sue Ellen, Bobby ve JR’ın ilişkilerini solda sıfır bırakmaya yeter.

* * *

Velhasıl-ı kelam: Yapmayın, etmeyin! Pepee güzel mesela… Keloğlan da fena değil; ama tarihî diziler yapmayın. 1984-1985 sezonunda Bobby karakterinin bir araba kazası sonucu diziden ayrılması ve bir sezon sonrasında (gerçek bir olayı anlatmamasına rağmen) sanki daha önce yaşananlar yok sayılıp tekrar geriye dönmesi sonrası diziyi cezalandırıp reytinglerini düşüren bilinçli bir kitleye yapılabilir belki; ama Kanuni’nin türbesinde dua ettikten sonra yanıbaşındaki Hürrem Sultan’a beddualar eden topluma bunu yapmayın.

Yazıktır, günahtır.

| Bilâl Sami Gökdemir

– Haber Lotus –

1 Comment

  1. Ben yazınıza katılmıyorum, katıldığım kısımlarda var elbette ama bu oyuncuların kötü rollerde oynaması (ki bir Türkün asaletini nasıl ayaklar altına alabildiğine inanamıyorum) yerine böyle akıllı uslu tekliflerin daha çok gelmesi gerek. Ki bu kardeşlerimizde onur kırıcı yönlere yönelmesinler, özellikle gizli masonik siyonist yapılar para ile adam devşiriyor istediği aşağılık oyunu sergiletiyor. Çekilen her dizi birde Arap Müslümanlara gönderiliyor ben utanıyorum, tarihimi bu denli aşağılayan yapımların oralarda gösterilmesine, bu oyuncuların (Diriliş dizisinde ki) geçmişte hangi rollerde oynadıklarını en azından oralarda bilmezler böyle yapımların sayısı artarsa genç oyuncularımız da dizi vesilesi ile unuttukları tarihlerini ve dinlerini öğrenirler, bunları sayısı inşalaAllah artarak devam eder. saygılarımlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.