Enteelijansiiya/Portreler: Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu, Prof. Mehmet Öz, Prof. Sami Selçuk, Prof. Ahmet Mete Işıkara, Prof. Yekta Saraç

entelijansiya5

PROF. EKMELEDDİN İHSANOĞLU

Profesör Ekmeleddin İhsanoğlu’nu 1983-4 yıllarında Türkiye Gazetesi sponsorluğunda İstanbul’a davet edilen Nobel Fizik Ödüllü Pakistanlı Profesör Abdüsselam ile birlikte tanıdım. Taksim AKM’deki bu konferansın organizatörü Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu’ydu. Sonra İRCİCA Direktörü olarak Yıldız Sarayı’nda çalıştı. İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği görevini başarıyla icra etti.

Profesör Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı hayli tartışıldı. Henüz adaylıkla ilgili hiçbr gündem sözkonusu değilken aylar öncesi ben Bulut Bilişim’den bir tweet aldım, bunun üzerine Profesör Mustafa Erdoğan Sürat ile telefonda konuşurken ideal Cumhurbaşkanı adayımın Profesör Ekmeleddin İhsanoğlu olabileceğini söyledim. Profesör Mustafa Erdoğan Sürat NATO Entelijansiyası’ndan uluslararası bir şahsiyet, telefon görüşmeleri muhtelif servisler tarafından dinlenir. O günlerde Profesör Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da İRCİCA faksına selam mesajıyla Kendisini Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek isteğimi dile getirdim. Ve aylar sonra adaylığı gündeme geldi, hepsi bu:)

 

 PROF. MEHMET ÖZ 

Dr. Mehmet Öz ile aynı fakülteden mezunuz. 1983-4 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Temel Bilimler Girişi önündeyken aldığım bir tweet mesajıyla tanıdım Dr. Mehmet Öz’ü, yakınımda dikiliyordu. Amerika’dan gelmişti. Mesajın içeriği Kalp-Damar Cerrahi Profesörü olacağı ve şöhreti hakkındaydı. ‘Siz misiniz Kalp-Damar Cerrahi Profesörü Mehmet Öz?!’ diye sordum. Şaşkınlık içinde diğer bayan öğrencilere; ‘Bence kesinlikle Melekler söyledi!!!’ dedi. Hoş biriydi, buruk türkçesiyle:)

1987-8 yıllarında da Kalp Damar Cerrahı Profesör Michael De Bakey ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kütüphane önünde tanışmıştık, sonrasında mektuplaştık. Prof.Dr. De Bakey Turgut Özal’ın yanısıra İran Şahı Rıza Pehlevi, SSCB Lideri Brejnev, İngiltere Kralı Edward ile Komedyen Jerry Lewis’i de ameliyat etmiş. Suudi Kralı Faysal ile Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Aile Doktoru Fransız Genel Cerrah Profesör Marice Bucaille ile de Kuran hakkındaki eseri vesilesiyle mektuplaşmıştık.

 

PROFESÖR SAMİ SELÇUK

Yıl 1971-2 Çanakkale’nin Yenice İlçesi; çocukluk yıllarım. İlçe Savcısı Sami Selçuk, Eşi ise Avukat. Eşinin avukatlık bürosu Mehmet Yenice’nin tüpçü dükkanından sonra, Foto Mehmet’e komşu. Anacadde üzerinde, yeşil-mavi boyalı pervazlardaki camlar açık ve perdeler havalanırken ferah bir ortam ve gölgelik bir büro, düzayak. Sami Selçuk genellikle tüpçü Mehmet Yenice ile sohbet etmeyi seviyor, açık havada, kaldırım üstünde, iskemlerde çay içiyorlar. Bense gah yan taraftaki boş arsadan kızılcık topluyorum, gah Camlı Kahve’ye gidiyorum; namaz vakti gelip ezan okununca da hemen karşıki Cami’ye koşturuyorum. Sami Abi ve Eşi de beni tanıyorlar. Ezan okunduğunda ben Camiye gidecekkekn Sami Abi; ‘Benim için de dua et!’ dedi. ‘Ne istiyorsun?’ diye sordum. ‘O bilir!!!’ dedi; ama ben bilmiyorum, yine de ‘olur, tamam, ederim!’ dedim. Camide namazı kıldıktan sonra Sami Abi için de dua ettim. Sonra Bulut Bilişim’den bi twitter bana ‘Sami Selçuk için duanı Allah cc kabul etti!!!’ diye tweetledi. Ben de ‘ne istiyor O!?’ diye re-tweet ettim. ‘İleride hem profesör olacak, hem de Yargıtay Onursal Başkanı!’ dedi. ‘Peki, Şeriatçı mı?!’ diye sordum; ‘Hayır, Şeriatçı değil ama Müslümanlara karşı hoşgörülü!’ diye yanıtladı. Ben de Sami Selçuk’a tweet mesajlarını eksiksiz aktardım. Sami Selçuk da bana ‘Yargıtay, Onursal Başkan, Profesör?!’ gibi kavramların anlamlarını açımladı; Şeriatçı olduğumdan ileride Hukuk tahsili yapmamı önerdi. Ertesi gün Eşi’ne ‘Sami Abi nerde?!’ diye sordum; ‘Sami Abin şokta!!!’ diye cevapladı:)

Profesör Sami Selçuk’a ‘Alfa ve Omega’ isimli kitabımı göndermiştim; ‘Bilge Dede’, Özgürlük Serüveni’ ile ‘Şehadet’ adlı kitaplarımı da görmesini salık veriyorum, zira metafiziğe ilgi duyduğunu biliyorum:)

Aslında Haşim Kılıç da 1980 öncesi yıllarda Eskişehir’den Balıkesir Paşa Camii ile Zağnos Paşa’yı ziyarete geldiğinde sabah namazı sonrası tanışmıştık; Sayıştay’da görev yaptığını söyledikten sonra ayaküstü sohbet etmiş ‘Ankara’daki en yüksek mahkemeye Başkan olmasını’ niyaz etmiştim. 1990 sonrasında da Kendisini arayıp telefonda ‘Başkan’ olacağını hatırlatmıştım.

Profesör Metin Feyzioğlu’na da hem Profesör hem de Türkiye Barolar Birliği Başkanı olacağını 1989 yılında birlikte kaldığımız İstanbul Koca Mustafa Paşa’daki Antalya Öğrenci Yurdu’nda vicahen söylemiştim. Antalya Yurdun’nda birlikte kaldığımız diğer arkadaşlar arasında Veli Ağbaba (CHP Genel Başkan Yardımcısı), Şenol Gürşan (AKP Kırklareli Milletvekili), Şamil Tayyar (AKP Gaziantep Milletvekili), Sinan Oğan (MHP Iğdır Milletvekili), Profesör Oral Erdoğan,  Yiğit Bulut, Serdar Akinan gibi pekçok arkadaşlar da kalmaktaydılar.

 

PROFESÖR AHMET METE IŞIKARA

1980-90 arası yıllar, İstanbul’da Kandilli semtinde yokuş bir evde ikamet eden merhum Dostum Tarihçi Mustafa Müftüoğlu’nu ziyarete gitmiştik. Mustafa Müftüoğlu’nun asıl soyismi Tatlısu’dur, ‘Esmaül-Hüsna’ şarihi merhum Müftü Ali Osman Tatlısu’nun oğludur. Ziyaret dönüşü yaya yürüken Anadolu Hisarı – Üsküdar hattının deniz tarafında bir remi konak gördük, zile bastık, bir müddet sonra kapı açıldı; iki büklüm kısa boylu bir adam cam gibi parlayan gözleriyle ama insani bir sevecenlikle ‘Hoşgeldiniz!’ dedi. Ayaküstü tanıştık, sohbet ettik. Arapça bilen bir deprembilimci, Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı Kandilli Deprem Araştırma Merkezi’nde çalışıyormuş. Sırtındaki skolyoz (kamburluk) da arazi çalışmaları sebebiyle soğuk çalışma koşullarından kaynaklanmış; içim acıdı! O günlerde Milli Gazete’de ‘Bal Doktor’ başlıklı bir köşe yazıyordum; köşemde kıdemli doçent olan bu fedakar bilim insanını yazdım. Merhum Turgut Özal bana hayatı boyunca vefa göstermiş biriydi, konudan haberdar olunca girişimlerde bulunmuş ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Deprem Araştırma Merkezi’ne Enstitü statüsü kazandırıp Doçent olan Ahmet Mete Işıkara’ya da müktesep hakkı olan Profesörlük ünvanı böylece verilmiş oldu. Profesör Ahmet Mete Işıkara da vefalı biriydi. Profesör Aykut Barka’yı da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fizik Tedavi polikliniğinde tanımıştım. Doçent Doktor Oğuz Gündoğdu ise 1983 yılından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyoistatistik hocamızdı, solcu olduğundan akademik hayatta dışlanmış hissediyordu Kendisini, çok dürüst bir kişilik.  Profesör Şener Üşümezsoy’a da değinmeden olmaz; 1980-90 arası yıllarda İstanbul Fındıkzade yakınlarındaki bir spor salonunda tanıdım Kendisini, ‘vücut geliştirme’ çalışıyordu, Ahmet Enünlü gibi bir body. Şener Üşümezsoy ayna karşısındaydı, o esnada Bulut Bilişim’den bir tweet mesajı aldım; Şener Üşümezsoy hakkında her tür mahrem bilgiyi içermekteydi, benim re-tweet reaksiyonlarımdan Şener Üşümezsoy beni teyid etti. Yıllar sonra ben 28 Şubat rejimini protesto edip memuriyeti reddederek istifa ettiğimde Profesör Şener Üşümezsoy da medyada cesurca beni destekledi, ne kadar farklı istikametlerde olduğumuz halde.

 

 PROF. YEKTA  SARAÇ

1983-4 yılı, İlim Yayma Yurdu’ndayım. Emin Saraç Hoca derslere gelip gidiyor. İstanbul Müftüsü Dr. Abdülaziz Bayındır da ders müdavimlerindnen. Bense kantinde Emin Saraç Hoca’nın Edebiyat Fakültesi öğrencisi Yekta Saraç ile çay içip oturuyoruz, tercihimiz böyle:) Yekta Saraç’ın adı dedesi Yekta Efendi’den geliyor, ecdadı ise Muhammed Emin Tokadi Hazretlerine dayanır. Yekta sakin mizaçlı, olgun ve güleryüzlüdür. Orhan Pamuk ile de bir arkadaşlıkları olduğunu hatırlıyorum. Kantinde oturuken Bulut Bilişim’den bir tweet mesajı aldım Yekta Saraç’ın istikbaldeki konum ve görevine ilişkin, paylaştım. Sonraki günlerde Muhammed Emin Tokadi Hz’nin de bir mesajı oldu; Emin Saraç için, tebliğ ettim. Fatih Aksarıklı sokaktaki evlerinde ağırlandım, adeta bir düğün ziyafetiydi; yemeden kalkıp lokantaya gittim. Fatih Saraç ile Emin Saraç Hoca’nın kulakları çınlasın!!!

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

22 Mart 2015

– Haber Lotus –

9 Comments

  1. 1984 yılıydı, EMİR SULTAN Hz. Bursa’dan davet etmiş; ben de İstanbul’dan Bursa’ya yolculuk etmiştim. Yanımda ODTÜ’den Yrd.Doç.Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN vardı; YÖK Başkanı olmasına orada duacı olundu. Otogarda Ruahni olarak şeyh Ahmed YASİN karşıladı; önce 1.Murad HÜDAVENDİGAR’ın beni beklediğini belirtip davet iletti. Hüdavendigar Murad Ağabey’den Amir Sultan ve Eşi Ablamız Fatma Hundi Sultan ve oradaki Diri Zevat ile görüşüp tanıştık.

  2. Sadece Prof.Dr.Sami SELÇUK, Haşim KILIÇ, Prof.Dr.Metin FEYZİOĞLU değil YSK Başkanı Sadi GÜVEN ile Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü CİRİT de bugün gelecekleri makamları benden en az çeyrek yüzyıl öncesinden öğrenmişlerdi.

  3. Deprem bilimadamlarımızdan Profesör Ahmet ERCAN’ı 17 Ağustos 1999 depreminden önceki günlerde İTÜ’den telefonlar arayıp Kocaeli Konferansı ile Depremi haber önceden haber veren sadece kendisi olduğu için tebrik etmiştim. Çünkü ben de Sapanca’daki özel tıp merkezindeki işimden bir hafta önce deprem olacağını bu yüzden istifa etmek zorunda kaldığımı ifade etmiştim. Karamürsel’li Hemşire Hanım da bana tabi olup ayrılmıştı, İnşaAllah Karamürsel’de depremi atlatabilmiştir. O günlerde Sapanca’da Sadettin TANTAN’a sordum; yaptırmış oldukları Cami depreme dayanıklı mıdır? diye. Sağlam, teminatı vermişti.

  4. Kamoyu anlamasa da artık sezinliyor; Evet, Profesör Ekmeleddin İHSANOĞLU’nu Cumhurbaşkanı Adayı olarak naspederek gerekli teknolojik vasıtalarla öneren bu fakirdi. Üst Akıl diyorlar; derim ki Rene Guenon’un ‘Maddi İktidar, Ruhani Otorite’ kitabını okuyunuz!!!

  5. PROF.DR.OKTAY SİNANOĞLU ile 1970 sonrası yıllardan tanışığım; Balıkesir’de asteğmendi. Melek tanıttı, tanışmamı salık verdi, henüz çocuktum, eski Balıkesir Belediyesi ile Kocasaat ön tarafındaki meydanda yanına giderek tanıştım. En genç profesöröüşsünüz, tanışmaya geldim; deyince gözleri daha bir parladı, atıştırdığı çerezlerden bana da ikram etti; gönül gözümün açık oolduğunu söyledi. Bense ona Şeriatçı olup olmadığını sordukça Bilimadamıyım cevabını verdi:)

  6. 20.YY’da bir vesileyle kart, tebrik yahut bir mektup ile selamlaştığımız tevazuu ile dikkatimi çeken saygıdeğer bulduğum bazı isimleri de buraya not ederek yadetmek isterim. Hukukçu Yekta Güngör ÖZDEN, Prof.Dr.Orhan ALDIKAÇTI, İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL, Prof.Dr.Hurşit GÜNEŞ, Ertuğrul KÜRKÇÜ, Prof.Dr.Mim Kemal ÖKE, Prof.Dr.Tayyar ALTIKULAÇ yanısıra vicahen Prof.Dr.Mehmet HATİPOĞLU, Prof.Dr.Hayri KIRBAŞOĞLU, Prof.Dr.M.Sait YAZICIOĞLU, Prof.Dr.Süleyman ATEŞ, Prof.Dr.Ali ÖZEK, Hukukçu Sabih KANADOĞLU, Prof.Dr.Selçuk ÖZDEMİR, Prof.Dr.Osman Nuri ÇATAKLI ilh…

  7. Prof.ÜMİT ÖZDAĞ 1983 yılından arkadaşım, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiydi, İlim Yayma yurdumuza gelir kantininde çay içerdik. O Kürtler hakkında gözlem ve analiz yapardı. Yıllardır görüşmemiş olsak da arkadaşlık sırlarımızı korur vefalı dostlarız. SİNAN OĞAN da 1989 yılı Antalya öğrenci yurdundan arkadaşımdır; sağlam karakterli güvenilir bir dosttur. Antalya yurdundan Doç.Dr.BARIŞ DOSTER’i de zikretmeden geçemem; ondaki bilgi kitap ve bilim aşkına ceketimi ilikler şapka çıkarırım, cebindeki yemek parasını kitaba veren bir insandı. Arkadaşı GÜRKAN HACIR’ı ise daha ziyade bir kitap çaşıtlayıcı tecessüs olarak hatırlıyorum!!!

  8. YAHYA EFENDİ ile EMİR SULTAN Hazretleri görünüm olarak birbiriyle benzeşirler. HACI BAYRAM-I VELİ ile BARBAROS HAYREDDİN PAŞA’nın birbirine benzedikleri gibi. YAHYA EFENDİ ra çok nazik bir Dostumdur; oradaki Kabristan’da o kadar çok Diri Evliyaullah var ki ben YAHYA EFENDİ Dostumu bir Şeyh olarak “Evliya Fabrikası gibidir:)” diye tesmiye ederim. İşte o dergahı yapan MİMAR ACEM ALİ Ağabey’dir; Ermeni aslen, mühtedi mümin ve Veli bir Zat. Normal boylu, minyon tipli ve dili pelteksidir; “desinatör” olarak kendini tanıttığında ‘s’ harfini pelteksi telaffuz ettiğinden aklında kalır:) diye de espri yapmıştı:) ACEM ALİ Ağabey Çapa Melekhatun’da medfun. Osmanlı edeb ve nezaketinde biridir. “MİMAR SİNAN’ı ben yetiştirdim” demişti. ACEM ALİ Ağabey YAHYA EFENDİ Hz. ile benim meşrebimin çom benzeştiğinden bahsetmişti; “HANİF MÜSLÜMANIM ELHAMDÜLİLLAH; İMANDA ATAM İBRAHİM HALİLULLAH’TIR!!!” 28 Şubat dönemini protesto ederek memuriyetten istifa ettiğimde YAHYA EFENDİ ra yollara düşüp benim için iş buluvermişti TOPRAK İLAÇ uhdesinde. Sorumlu iki bayandan yardımcı pozisyonda olan da VELİ bir Hanımdı, ortak tanıdığımız Dr.Elif TOPCAN’dan bahsetmiştik. Neticede amiri beni yetersiz bulmuş, işe almamıştı; ertesi hafta Halis TOPRAK deprem yaşadı ve Toprak İlaç da kapanmıştı sanırım. Her neyse, biz konumuza dönelim. Üç Mimar Dostumdan bir diğeri MİMAR SİNAN ile devam edelim. MİMARBAŞI beni davet ettiğinde yıl 1983 idi; uzun boylu, şalvarlı, uzunca siyah sakallı, zayıf, ciddi, vakur biri. O da beni Diri Evliyaullah’tan MİHRİMAH SULTAN ile tanışmaya yönlendirmişti. Mimar Sinan’ın Edirne’deki heykeli ile benzerliği dikkat çekici gerçekten. MİCHALENGELO’nun Musa Heykeli de HZ.MUSA as ile benzeşiyor, gerçek. Yine Dostum MAKEDONYALI BÜYÜK İSKENDER’in büstünü ikisi bir arada yüzyüze kıyaslama imkanı bulmuştum; şaşırtıcı benzerlik üzerine İSKENDER “heykeltraş bana bakarak yaptı bu büstü!!!” demişti. MİMAR SİNAN’a Ermeni olup olmadığını sordum; “TÜRKMEN” olduğunu söyledi. Süleymaniye Camii’nin akustiğinin sebebini sordum; kubbeye 128 boş testi küpü yerleştirdiklerini söyledi. Kabir türbesini beğenmediğimi, sağ taraftaki mezarlıkta açık alanda Gök Kubbe altında kar yağmur altında yatmak daha güzel değil mi?! dedim; onayladı, daha güzel!!! dedi. Üçüncü Mimar Dostum ise SEDFKAR MİMAR MEHME AĞA; Sultanahmet Camii’nin Mimarı, MİMAR SİNAN’ın talebesi, zayıf uzunca dervişmeşrep biridir. Diri Evliyaullah’tan, Malta’da medfun, şimdilerde Laz hırsının kurbanı, Trabzon tereyağı satılıyor tepesinde!!! Sultan 1.Ahmed ziyaretime geldiğinde de yakındım; şu Lazların ihtirasını ancak Cehennem paklar!!! dedim. Kim Laz, kim Mohdi, kim Yahudi; o da belli değil ya!!!…

  9. Prof.Dr.İHSAN KARAMAN henüz Çapa Tıp Fakültesi’nde staj görmekteydi ki Melekut bahsetti, ben de Ruh emriyle Çapa Tıp Fakültesi Acil’e giderek kendisini ısrarla çağırdım; sanıyorum bir operasyona mola vermek zorunda kaldı. İlk kez karşılaşıp tanıştığımız bu meslektaşıma dedim ki; “İstikbalde/gelecekte Üroloji profesörü olacaksınız ve YERYÜZÜ DOKTORLARI’nı kuracaksınız!!!”.Şaşkınlık,bozulma,reorganizasyon türü karmaşık bir haleti ruhiye içinde tepki verdi!!! Medeniyet işte böyle kurulur; Hazreti İbrahim as tek başına bir Ümmet idi!!!… İnanıyorsanız en üstün Sizsiniz!!! Ruh ve Melekut’un inşa etmediği bir medeniyet yıkılıp yokolmaya mahkumdur. Ruhani olmayan din, islamcılık, fıkıh, dava, ahlak materyalizmdir. Sizler bu fakiri görmezsiniz, inkar edersiniz ama Allah cc ve Melekleri Şahid olarak yeter!!!…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir