Entelijansiya/Portreler: Ahmet Kaya, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Salih Mirzabeyoğlu

entelijansiya7b

AHMET  KAYA

Ödül aldığı gece yaşadığı linç ardından Ahmet Kaya’nın evini telefonla aradım, sonra tekrar aradım; her defasında telesekreter çıkıyordu, telesekretere not bıraktım, Kendisine desteğimi dile getirdim. ‘Balıkesir’den Dr. Ömer Nasuhi Bildik ben, müslümanım, Sizi destekliyorum!!!’ kısa mesajım buydu. Kayınbiraderi Şair Yusuf Hayaloğlu ile de moral dayanışmam olmuştu, hislenmiş, Ömer şiirini yazmıştı; Ahmet Kaya da aynı şiiri okudu.

Ahmet Kaya 12 Eylül rejimine isyan edenlerdendi; ‘Başkaldırıyorum!’ diyordu.

12 Eylül İhtilali sonrası (Anayasa’yı değiştiren her darbe ihtilaldir; 27 Mayıs İhtilali gibi!!!) Mamak Askeri Cezaevi’nde görülmekte olan MSP Davası’nda Prof. Necmettin Erbakan ile MSP Sanıkları’na destek vermek için İstanbul’dan Ankara’ya giderken otobüste koltuk Arkadaşım Neşet Ertaş’tı; tanıştık, sohbet ederek birlikte yolculuk etmiştik. Pek bilinmez ama Neşet Ertaş hem Veli, hem de 12 Eylül’e karşı ciddi bir muhalifti. Prof. Necmettin Erbakan ile Balıkesir Altınoluk’taki yalısında kahvaltılı sohbetimiz de oldu, Ankara Aşağı Ayrancı Gül sokaktaki evlerinde de ziyaret etmiştim.

 

TURAN  DURSUN

1987 yılında Aydınlık çevresi tarafından organize edilen bir panel yapıldı İstanbul Halaskargazi Caddesi üzerindeki Pangaltı inci Sinema salonunda. Hasan Yalçın moderatör olup Doğu Perinçek, Murat Belge ve Abdurrahman Dilipak panelistlerdi. Panel öncesi hep bir arada otururken Doğu Perinçek tanıştırdı beni Turan Dursun’la; medrese usulü eğitimini ikmal etmiş eski Tekirdağ Müftüsü’ymüş, Ömer Nasuhi Bilmen’den de ders okumuş. Ömer Nasuhi Bilmen ile isim adaşlığımız var ama Büyük İslam İlmihali dışında başkaca bir eseri yok evimde. Hatta Doğu Perinçek ile birlikte İstanbul Üniversitesi önündeki ilk başörtüsü eylemine destek için takside giderken Doğu Perinçek bahsetmişti bana Ömer Nasuhi Bilmen’in ‘Istılahatı Fıkhiyye Kamusu’ adlı hukukun başat bir eserinden.

Turan Dursun mütevazi bir kişilikti. Eleştirel bakış açısından müslümanlar diyalektik anlamda çok istifade edebilirlerdi. Zira müslümanların Kitab-ı Mukaddes’e bakış açıları da Turan Dursun’un Kuran-ı Kerim’e bakış açısından farklı değil!!! Pangaltı’daki panelin adı ‘İslam ve Barış’ adını taşıyordu. İslam ve Barış adına Turan Dursun’un katledildiğini şimdi herkes gördü; cinayet ortada!!! Demek ki; diyalog boş laf, konuşan kurşun ve kan!!!

 

UĞUR  MUMCU

Uğur Mumcu’nun iyi bir okuruydum, Cumhuriyet Gazetesi’ni Uğur Mumcu’yu okumak için alır okurdum. Uğur Mumcu Milliyet’e geçti, ben de Cumhuriyet yerine Milliyet alıp okumaya başladım, Cumhuriyet’e döndüğünde ben de Cumhuriyet almaya başladım yeniden. Uğur Mumcu’nun dürüstlüğü, görüşlerini kanıta dayalı olarak net bir biçimde ortaya koyması beni cezbediyordu. Eğer elime bir belge geçerse bunu Uğur Mumcu’ya gönderirdim, çünkü güvenilir biriydi ve o belge başyazısına konu olurdu. Uğur Mumcu benim için Sağlık Bakanlığı’na giderek mücadele vermiş, rüşvet isteyenlerin peşine düşmüştü. Uğur Mumcu ile ortak bir dostumuz vardı; Ayvalık’tan Tahir Yüksel. Tahir Bey bahsetmişti; Uğur Mumcu Cami yapımına maddi katkı sağlayan inançlı da bir adammış. Bacanağı Burhaniye Devlet Hastanesi’nden Dr. Lemi Turgut da başhekimim olmuştu. Uğur Mumcu cinayeti ortada olduğuna göre demek ki; fikir ve belge boşuna, konuşan bomba ve kan!!!

 

HRANT  DİNK

Yıl 1993, Vefa Lisesi karşısı. Vezneciler minibüslerinin Şehzadebaşı Direklerarası’na döndüğü yerin sağ tarafında Dede Efendi Caddesi üzerinde bir kırtasiye dükkanı her sabah çok erken saatlerde açılırdı. Kırtasiyesini bu kadar erken açan emekçi biri olduğundan selamlaşır, hayırlı işler dilerdim. Tanıştık; Malatya’lı Mustafa Hrant Dink. Bakırköy’den Vezneciler minibüsüyle sabah erkenden dükkanına geliyor, ekmeğini kazanmaya çalışan bu genç adam yetimhanede büyümüş, Ermeni asıllı, solcu biri. Daha sonra dükkanını Vefa Lisesi karşısından Cemal Yener Tosyalı Caddesi üzerinden Süleymaniye Caddesi’nde veya Üniversite’nin Filiz Kitabevi’ne doğru Kemer’e gelmeden sağda bir dükkana taşındı Mustafa Hrant Dink. Kırtasiyesinde ziyaret eder sohbet ederdim. Sonra Vefa Lisesi karşısında bir fotokopici açıldı, muhbirlik görevi. Mustafa Hrant’a bahsettim fototkopiciden. Mustafa Hrant bana ‘MİT’ten tanıdığın var mı?!’ diye sordu; ‘Evet, var!’ dedim. ‘Görevi ne?!’ diye sordu; ‘Daire Başkanı’ dedim. ‘Zordaysan yardım edeyim!’ dedim ama O benimle diyaloğunu kesti; ‘lanet ettim arkadaşlığına, insanlık ölmüş!’ dedim. Sanıyorum ki Mustafa Hrant Dink sol bir örgüt üyesiydi ve örgüt kuralları gereği benimle arkadaşlığını kesti! Malatya’lı bir arkadaşla bana yaşattığı düş kırıklığını ve kendisine lanet ettiğimi bildirdim. Mustafa Hrant Dink bunun üzerine hüngür hüngür ağlamış!!! Mustafa Hrant Dink katledildiğinde ayakkabısının altı delikti ve cenaze arabasındaki tabutunun üzerine de güvercin kondu; Allah cc rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun İnşaAllah.

 

SALİH  MİRZABEYOĞLU

1983 yılında kalmakta olduğum İlim Yayma Yurdu’nda beni ziyarete geldi, tanıştık. Ankara Sayştay’dan ortak bir dostumuzun selamını getirdi. Shougun dizisinden söz ettik, Necip Fazıl Kısakürek’i anlattı. Akıncılar’dandı. Hazreti Mehdi’nin Kumandanı Salih İbni Et-Temimi’yi anımsattım, benden fazlasını biliyordu, yüksek kapasiteli bir entellektüeldi. Akıncılar ismini çok severim ben; birgün Ruyette Hazret-i İsa as ile tanıştığımızda Efes Selçuk’a gideceğini söyleyince ‘orada Akıncılar var mı?!’ diye sormuştum; O da bana ‘Akıncılar her yerde!!!’ cevabını vermişti:)

Salih Mirzabeyoğlu hakkında Melekut bana; ‘adı gibi Salih biri!’ demişti. Gerçek şu ki; müslümanlardan görmediğim zulüm, tuzak, muhbirlik, sahtekarlık, hile, desise, yalan kalmadı. Ancak ‘güvenilir bir müslüman var mı?!’ diye sorulursa; ‘Evet, var; Salih Mirzabeyoğlu’dur!’ derim.

Salih Mirzabeyoğlu’na Bandırma Cezaevi’ndeyken ‘geçmiş olsun!’ mektubu göndermiştim, ulaşmış mıdır bilmiyorum!? Sarp Kuray Salih Mirzabeyoğlu ile koğuş arkadaşı olmaktan ne kadar müftehir olsa değer!.. Cezaevlerindeki  fikir mahkumlarına; İsmail Beşikçi, Eşber Yağmurdereli, Fikret Başkaya gibi hep ‘geçmiş olsun!’ mesajları göndermişimdir. Burdur E Tipi Cezaevinde’ki Abdülkadir Konuk’a bile…

Yeni umutları ektim bahçeme

Kanla gözyaşıyla sulandı tohum

Güne ferman çıkarıldı; Ölsün diye

Umulmadık bir günde

Gün dirildi çocuğum!!!

 

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

05 Nisan 2015

– Haber Lotus –

14 Comments

  1. YILMAZ GÜNEY Ulucanlar Cezaevinde’ydi; Balıkesir’den bir çocuk hayranı olarak ona mektup yazdım. Mektubumda kanser hastası olup Paris’e yerleşeceği için duyduğum üzüntü ve geçmiş olsun dileklerini ilettim. Mektubu okuyunca Yılmaz GÜNEY şok olmuş tabii; Can DÜNDAR’ın Belgeseli böyle söylüyor. Ve dediklerim çıkınca Isparta Cezaevi’ne nakil ile ardından firar ediyor. 12 Eylül işkencelerinden kurtarmak istedim, çünkü İhtilali 1977 yılından gün ve tarihine kadar bildirmişlerdi Melekler. MSP İzmir adayı Turgut ÖZAL’a mektupla iletmem istendi; Kenan EVREN’in 12 Eylül 1980 Cuma günü ihtilal yaptıktan sonra Başbakan ve Cumhurbaşkanı olacağı, sonunda potakallı limonatadan öleceğine kadarı yazdım, hepsini biliyordu. Süleyman DEMİREL’e ve MİT Daire Başkanı Yurdaer İPEKÇİ’ye ise İhtilale yakın haftalarda söyledim.

  2. ÖMER SCHİNDLER’İN LİSTESİ, 12 Eylül 1980 İhtilalinden önce yurtdışına kaçan sol ozanların hepsini 12 Eylül işkencelerinden ben kurtardım. İhtilalin tarihini Sevgili Melike DEMİRAĞ’a bir mektupla bildirdim, Cem KARACA’ya da mutlaka iletmesini istedim. İşte Şanar YURDATAPAN dahil 12 Eylül işkencelerinden kurtardıklarım bu kanaldan haber alıp kurtuldular.

  3. 12 Eylül 1980 öncesi iki yabancı radyo kanalı dinlerdim; biri ‘izaatul-memlektul-arabiyyet as-saudiyye; min Mekkatel-Mukarrame; Nidaul-İslam’ diğeri de Sofya’dan Türkçe yayın yapan BİZİM RADYO namlı komünist kanaldı. Birgün kafa bulmak için BİZİM KANAL’a mektup yazdım; ‘Odessa’nın kızları çok güzelmiş duyduğuma göre, doğru mu?!’ diye sordum. Spiker bayan ‘Ömer Yuldaş, bunlar kapitalizmin propagandaları, kumunizmi kötülemek için yayıyorlar. Sofya’nın da kızları güzel, Moskova’nın da kızları güzel; gelin tanıştıralım Sizi:)’ diye cevapladı. Bir hatıradır:)

  4. 1989 yılında Manisa’lı İTÜ Maslak Mühendislik öğrencisi Saruhan TAMCIOĞLU ile Antalya Yurdu’nda beraber kalıyorduk; İslam tebliği için beni ertesi gün Maslak İTÜ Yemekhanesi’nde tam saat 12.00’da davet etti. Tam zamanında gittim. Bir düzen gördüm; bir sıra İTÜ öğrencisi ve karşısında onların görmedikleri Melekler. Ben Melekleri Selamladım, başlarında Sultan 1.Ahmed arkadaşım var; bilhassa favorileri kırmızı kıvırcık siyak güzel sakallı, tertemiz nasiyesi, orta boylu tombik arkadaşımla konuştum. Sen buyur arka tarafımızda, yemeğini ye, biz Seni korumakla görevliyiz; dedi. Ben yemeğime başlayınce İTÜ’lü Kemalist putperestler yani müşrikler kurdukları tezgahı mühendis planlamasıyla harekete geçirip ellerindeki kaşık, bıçak, çatal, su bardağı, yemek tablosu ne varsa üzerime atmaya başladılar. Karşılarında göremedikleri Meelekler de onları havada kapıp onların suratlarına geri patlatıyorlardı. Kafirler neye uğradıklarını şaşırdılar. İçlerinden sadece biri bana olan imanını deklare etti ve ben bu komploda yokum! dedi; sadece o kurtuldu.

  5. Hayatımda iyi planlanmış daha mide bulandırıcı süikastlere de çokça maruz kaldım; daima Allah’ın cc ve Göklerin Melekutu’nun himayesiyle kurtuldum Elhamdulillah… Bunlardan biri de 90 sonrası netameli yıllardı. Balıkesir’de Halit ADI bir gazeteci müsveddesi vardı, uzun saçlı, top bir g.tveren. Bu kıllı İslamcı bir gazetede çalıştığı için tanışıyorduk. Kocaeli taraflarından irtibatta olduğu bir Şeyhi vardı; Veli Paşa Hazretleri. Aralarındaki irtibat ilşkisi bir Şeyh-Mürit ilişkisinden ziyade sanki emir-komuta zinciri gibiydi; bu gazeteci müsveddesi de Sisi’nin pussy’si sanki!!! Ve birgün evlendi bu müsvedde; beni de akşam yemeğine davet etti. Palamut kızartılmış ama benim tabaktakine zehir konulmuş; sonradan yaşadığım gıda zehirlenmesi ve mide kramplarından anladık tabi ki. Ve yemek esnasında bir yandan telefonla görüşüyor, talimatları yerine getirmeye çalışyordu ama ne?! Ve yemek sonrası beni taksisiyle evime bırakmak üzere alıp istikametini gece yarısı silah atış poligonuna yöneltti; niçin, ne işin var gecenin bu saatinde silah atış poligonunda? Cevaplar; kem, kıl, tüy!!! Ve taksisi Allah’ın cc hikmetiyle tam da Balıkesir Emniyet Müdürlüğü önünde bozuldu; bu müsvedde arka bagajından bir bidon benzin çıkardı, depo bitmiş!!! Durum Emniyet önündeki otomatik silahlı polisin şüphesini çekip bize gelince ben ayrılarak kurtuldum. Poligonda gece yarısı infaz edip cesedimi yakmayı planlamışlardı!!! Bu da yaşadığım 25 faili meçhul cinayetten adı kaldı yadigar!!!

  6. 12 Eylül 1980 öncesi daha ziyade Ülkücülerin bir yakıştırması olarak biz Şeriatçılara ‘YEŞİL KOMUNİST’ derlerdi. Bazen soran da olurdu; ne tip bir komünizm bu? diye!!! Ben de latife olarak ‘Angola tipi komunizm’ derdim. Angola tipi komünizmin felsefesi nedir? diye sorduklarında ise; ‘Hiçlikte eşitlik!!!’ cevabını verirdim. ‘Hiç olmazsa bir felsefeniz var!!!’ derlerdi:) Eeeeh, buna da şükür; Afrika’da onu da bulamayanlar var:) derlerdi. Şaka bir yana; Osman Dan Fodio, Hacı Ömer Tal, Ahmedulino Bello, Emir Abdülkadir, Maalayneyn, Muhammed Mehdi, İmam Harun isimlerini işittiğimizde bile gözlerimiz kıpkızıl yaşarır, yüreklerimiz güp güp ritimle atardı!!!

  7. CEM KARACA için bazı bilinmeyenleri burada tarihe not düşeceğim. 12 EYLÜL 1980 Darbesini günü gününe yıllar öncesinden TURGUT ÖZAL ve Fethullah G. benim kanalımdan ilkin işittiler. SÜLEYMAN DEMİREL ve MİT de yine benim vasıtamla daha geç haberdar olanlardan. Fakat bizzat hayatlarını kurtarmak ve işkence görmelerine engel olmak için 12 Eylül 1980 tarihinden bir ay kadar önce şarkıcı MELİKE DEMİRAĞ’ın İstanbul Boğaz adresine mektupla haber verdim; CEM KARACA’ya da iletmesini sıkıca tenbihledim. O insanlık görevini yaptı; hatta ŞANAR YURDATAPAN ile ZÜLFÜ LİVANELİ de bu kaynak vasıtasıyla yurtdışına kaçarak hayatlarını ve işkenceyle sakat kalmaktan böylelikle kurtuldular. ZÜLFÜ LİVENELİ İsveç’ten döndüğünde elindeki sazıyla Beyazıt Çınaraltı’ndan bir arkadaşıyla ayağa kalktıklarında tanıştığı Cerrahpaşa Tıp öğrencisinin kim olduğunu ayrımsamakta mıdır?!
    CEM KARACA Başbakan TURGUT ÖZAL ile gurbet diyarı Almanya’da başbaşa özel bir görüşme yaptıktan sonra Cem KARACA ‘beni kurtaran Turgut Bey’i de kurtarmış; İlahi takdir!!!’ açıklamasını yaptı. Cem KARACA Türkiye’ye dönebikdikten sonra ULVİ ALACAKAPTAN’dan çok rica ettim; Muammer KARACA vasıtasıyla akrabalığı da bulunan CEM KARACA’yı Bakırköy’deki evinde ziyaret ederek İslama davet edelim, diye ısrar ettim; bir türlü mekanik beygirini sürmedi!!! Neyse ki ben CEM KARACA’yı bir mektupla İslama davet ettim; sonrası herkesin malumu ra.

  8. Ermeni Patriği MESROB MUTAFYAN ile İstanbul yıllarımdaki tanışıklığımız 1985 gibidir; henüz Patrik değildi, ben kendisini Mahmut Efendi Cemaatinden diye selamlamıştım; anladım ki Ermeni Papaz’mış. Patrikliği döneminde İslama davet mektubu da göndermiştim; büyük bir entellektüel olduğu tanıyan herkesçe bilinir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekleyen açıklamaları açıkça İncil-i Şerif’in Şeriatına aykırıydı, Patrik BARTHELEMEOS’un da bu tür saçmalamaları olmuştu…

  9. TC komünist ateist ve putperest SSCB’nin uzun yıllar bir peyki olduğu halde NATO içerisinde bir truva atı olarak kendini gizleyebildi; fakat siyasi ve sosyal hayatta bu çelişki bir tragedya anarşi

  10. TC komünist ateist ve putperest SSCB’nin uzun yıllar bir peyki olduğu halde NATO içerisinde bir truva atı olarak kendini gizleyebildi; fakat siyasi ve sosyal hayatta bu çelişki bir tragedya yahut anarşi olarak derin izler bıraktı. Ben bir muvahhid Hanif mümin olarak hayatım boyu açlık, redd, inkar, mobbing, sürgün, işkence, süikast, iftira gibi her tür zulme maruz kaldım; fakat asla tağuta kulluk etmedim ve putları önünde asla eğilmedim. Türkiye’deki bazı lokantaları unutmam mümkün değil o yüzden; Samsun Çiftlik caddesi altındaki balıkçı, Fethiye Meğri ve sahildeki bayan balıkçı, Datça Zekeriyya sofrası ve diğerleri, Uzunköprü’deki Karslı kahvehaneci, Pülümür’deki Nokta karşısındaki dere kenarı kebapçı ile Kırmızıköprü’deki bakkal tostçuyu, İstanbul’daki nicelerini, Bursa Setbaşı’ndaki kebapçıyı nasıl unutabilirim!!!? Hele 1993 yılında Mekke-i Mükerreme’de benim yemeğime fare zehiri koyarak komaya sokan Kızılay Hac Sağlık Ekibi Yönetimi ile aşçıları da asla unutamadıklarımdan…Bu yaşadıklarıma ilginç bir tesadüf ile onurlu bir insan olmanın erdemini kanıtlayan Taksim’deki kebapçı garsonu maruz bırakıldığım sakıncalı reddiyeye karşın istifa etmiş ve bizzat parasını ödeyerek kendi kebabını bana ikram edip siyasi mücadele hayatına atılan örnek insan bugünün CHP Genel Sekreteri GÜRSEL TEKİN’di…

  11. Necip Fazıl KISAKÜREK merhumun Çağımızın Din Mazlumları kitabından başka bir de SAHTE KAHRAMANLAR adlı eseri vardır. Salih MİRZABEYOĞLU çilekeş bir müslüman, fikir emekçisi, düşünür ve aksiyoner; hepsinden önemlisi davasının salih bir bağlısı. İslami kesimde Hüsnü KILIÇ, Dr.Bekir NECATİ gibi inanmış dava adamı sayısı gerçekte azdır. Fakat bugün pekçoğu müslümanları Genelkurmay istihbaratı adına muhbirlikle sahte profesörlük kariyerlerini elde etmiş bugün herbiri köşe kapmış münafıklardan bol kimse yoktur. “Zehebun-naas ve bakiyetin-nesnaas!!!” (İnsanlar gittiler; maymunlar kaldılar!!!) bugünün özetidir.

  12. İslamı tebliğde benim de bir renk tonum oluştu. Şöyle ki; “halkı bilinçlendirmek dolmayı pirinçlendirmeye benzemez!!!” diyen Dr.Hikmet KIVILCIMLI; motosikletiyle Latin Amerika seyahatine çıkan, kıtalarötesi Afrika’da Cezayir’in imdadına koşan, allerjik asthma hastası “pratisyen doktor” Che GUEVERA; “sürekli devrim” ilkesiyle yürüyen MAO TSE TZUNG gibi komunist aktivistlerle benzeşen yönlerim olsa da benim tebliğ hayatım daha ziyade çağdaş örneklerden Doktor Remzi PEKDEMİR, MALCOLM X ile benzeşir; ama bir Ruhani olarak esasta Alperen Gaziler öncüllerimdir…

  13. Bugün 16 Şubat 2018 Cuma günüydü. Ahmet ALTAN, Prof.Mehmet ALTAN ve Nazlı ILICAK haklarında ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi; İstiklal Mahkemeleri’ndeki karşılığı idam cezaları!!! Bu üç isim bana sırasıyla Seyid RIZA, İskilipli ATIF Hoca ile ŞALCI BACI’yı yani üç Şehidi hatırlattı…

  14. SONER YALÇIN da FATİH ALTAYLI gibi Mekekut tarafından bilgilendirildiklerimdendi; 1984 yılında Cağaloğlu Sosyalist Yayınlarına giderek Soner YALÇIN’la tanışabileceğim söylendi; ziyaret için gittim, izahı güç oldu, kooperasyon kuramadık. FATİH ALTAYLI da hiç tanınmayan bir öğrenciydi kendi çevresi dışında, Boğaziçi Üniversitesi öğrenci arkadaşlarıyla defaatle selam gönderdim ve istikbaldeki Medya mesleğinde kazanacağı şöhretini de müjdeledim. Sevmeyenlerinin çok olduğunu biliyorum; ama ben takdir edenlerindenim… SONER YALÇIN’ın kitaplarını okurum, okuyamasam da HÜSNÜ MAHALLİ’nin kitapları gibi destek ve dayanışma için satın alırım. Umut ediyor ve diliyorum; SONER YALÇIN’ın kaleminden Türkiye’deki İslamcılığın bir TÜRK-İSLAM SENTEZİ Mİ? ÇERKEZ-İSLAM HAREKETİ Mİ? yoksa bugünlerdeki haliyle bir LAZ-İSLAM SENTEZİ HAREKETİ Mİ?!!! olduğunun kritiğini okumak… Malesef İSLAM bir ARAP-İSLAM SENTEZİ, FARS-İSLAM SENTEZİ, PEŞTUN-İSLAM SENTEZİ gibi mikro-milliyetçiliklerin esaretinden öz-gürlüğüne kavuşamıyor!!! Kuran-ı Kerim’de geçen ÜMMET ve MİLLET kavramlarının nasıl bir öz-gürlük bağlamında ıstılahi anlamlar kazandıkları perdelenip karartılıyor. “EY ELÇİLER!!! SİZİN ÜMMETİNİZ TEK BİR ÜMMETTİR, BEN DE SİZİN RABBİNİZİM, SADECE BANA KULLUK EDİN!!!” diyor Kuran-ı Kerim’de ALLAH CC. O halde “Şirk” nedir?! ayrımsayalım!!!…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir