Entelijansiya/Portreler: Muzaffer Ozak, Emin Acar, Prof. Hüsrev-Hüseyin Hatemi, Prof. Emin Işık, Prof. Ayhan Songar

entelijansiya10

MUZAFFER  OZAK

 1983-4 yılıydı, Bulut Bilişim’den twitter Sahaflar Çarşısı’nda Hacı Muzaffer Ozak’tan bahsetti bana; vefat etmeden ziyaret edip tanışmam öğütlendi. Sahaflar Çarşısına Çınaraltı’ndan girince soldaki koridorun sağında bir sahaf dükkanı var; Bursa’nın Mustafa Kemal Paşa İlçesi’nden bir beyefendi hizmet ediyordu. Hacı Muzaffer Ozak orta boylu, tombul, pembe-kırmızı yanaklı, tertemiz bir Zat; elini öptüm, tanıştık. Karagümrük Cerrahi Tekkesi Şeyhi olduğunu biliyorum, sordum; ‘Sizin müridleriniz başörtüsü kullanmazmış, oysa Şeyh Mahmud Efendi’nin İsmailağa Cemaati çarşaftan başka tesettür tanımıyor; bu fark niyedir?!’ dedim. Çok hoş bir cevap verdi merhum; ‘Ben ilkokul öğretmeniyim, bizim müridler de ilkokul öğrencileri; orası Üniversite, bense sadece ilkokul öğrencilerinin eğitimiyle iştigal ediyorum:)’ dedi. Çok ama çok sevdim bu yaklaşımını:) Dualarını isteyip müsaade aldım. Allah cc rahmet eyleye…

 

 EMİN ACAR

Dr. Emin Acar ismini Balıkesir’de medfun Hasan Baba verdi bana; Hacı Bayram-ı Veli Hz’nin postnişini olan bu psikiyatri uzmanı doktoru Ankara Hacı Bayram Camii’nde bulacağımı söyleyip Selamlarını iletti. 1984 yılında Dr.Emin Acar’ın Hacı Bayram’daki muayenehanesini buldum. Muayenehanesi bir tekkeydi adeta; misafirlerine komünyon misali ekmek ile kuşburnu ikram eder, fakir ve meczupları tedavi eder, sohbet için gelen emekli bürokratlarla da dolar boşalırdı mekanı. Dr.Emin Acar Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Turgut Özal’ın arkadaşıydı; Faruk Sükan, Profesör Ayhan Songar, Ömer Faruk Ergin de yakın dostlarıydı. Dr. Emin Acar’a Afgan Cihadı’na katılmak üzere yola çıkacağımı söylediğimde şiddetle itiraz etti; ileride çok büyük fitnelere ve cinayetlere gebe olacağından bahsederek beni menetti. Hasan Baba’yla sohbetimizde ‘Ayetullah Humeyni’nin İran İslam Devrimi’ni bütün Evliyaullah hepimiz destekledik!’ demişti ama Afganistan hakkında bana bir şey dememişti. Fakat beni gönderdiği Dr. Emin Acar da Hacı Bayram-ı Veli Hz’nin Karesi postnişini Hasan Baba gibi Ankara’da yaşayan bugünkü postnişindi; üstelik Dr. Emin Acar Bayramiye, Melamiye, Bektaşilik, Nakşibendilik ve Rufailik tarikatlarından da postnişindi.

Ben bu tavsiyeye uydum ve Üsame Bin Ladin 1989 yılında Medine-i Münevvere’de beni Afganistan’a davet ettiğinde icabet etmeyişim de bu nedenledir.

 

PROFESÖR HÜSREV-HÜSEYİN HATEMİ

Profesör Hüsrev Hatemi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dahiliye Hocamızdı, Profesör Hüseyin Hatemi ile de tanışığız. Her ikisi tek yumurta ikizidirler. Birgün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kütüphanesi altında bulunan Şah Sultan Mescidi avlusunda bir kabir gösterdim Hatemi Kardeşler’e; ‘kim yatıyor şu isimsiz kabirde?!’ dedim. Az önce şadırvanda sobet ettiğim Malatya’lı esmer orta boylu bir Veli medfun orada. Hatemi Kardeşler kabir taşına yaklaşıp okudular; ‘Hüseyin Lamekanî’. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış bir şair, fakat kabri bilinmiyormuş, böylece ortaya çıkmış oldu.

 

  PROF. EMİN  IŞIK

1983 yılında İstanbul’a geldiğimde bir idealim vardı; tüm İlim Adamlarını ziyaret ile tanışmak. Bir sabah Fatih Camii’nde sabah namazını kılıp Saraçhane’ye doğru inerken arkamdan yürümekte olanla tanışma hissi uyandı içimde; Marmara İlahiyat Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Yrd.Doç.Dr. Emin Işık imiş bu Zat. Balıkesir’den İsmail Çakırhan Hoca’yı sordu, hakkında ‘Bilge Dede’ kitabını yazdığım büyük mütefekkir. Arkadaşlıkları merhum Nureddin Topçu’nun sohbet meclisine dayanmaktaymış. Emin Işık İstanbul’da benim ilk tanıştığım İlim Adamı oldu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezuniyet diplomamı alarak Berlin’e giderken son görüştüğüm İlim Adamı da O oldu; Beyazsaray’da karşılaştık ve Hocam Profesör Ayhan Songar’a Selamlarımı iletmesini rica etmiştim. Burada ilk kez açıklamış olayım; merhum Nureddin Topçu’yla da tanıştık, İskenderpaşa Camii avlusunda, tabi Topçu Diri Evliyaullah’tan olduğu için bu mümkün olabildi. İsmail Çakırhan Hoca merhum Nureddin Topçu’nun karabüyü yöntemiyle ‘Şehid’ edildiğini söylemişti bana. Nureddin Topçu’nun sohbet halkasının müdavimleri arasında İsmail Çakırhan dışında, İsmail Dayı, Emin Işık, Hüseyin hatemi, Yaşar Nuri Öztürk, Mehmet Doğan, Mustafa Kutlu, Ahmet Tabakoğlu, Fatih Gökdağ gibi daha pekçok entelektüel yer almış. Nureddin Topçu ‘Ahlak ve Hareket Ekolü’ teorisyeni ve pratisyenidir.

 

PROFESÖR AYHAN  SONGAR

Profesör Ayhan Songar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsü Başkanı olup hem Hocam, hem hemşehrim, hem de muhabbet ettiğimiz bir Dost idi. 1983 yılında tanıdım Hoca’yı, tahsil hayatım boyunca da daima görüştük. ‘Ben Gönen’de doğdum!!!’diye tanıtırdı kitaplarında Kendisi’ni. Ömer Seyfettin de öyle takdim eder Kendisini; ‘Ben Gönen’liyim!!!’. Gönen TKP Liderlerinden Hüseyin Cahit Yalçın ile de bilinir. Ama asıl şöhreti benim için Dostum Gönenli Mehmed Efendi’yledir. Gönenli Hoca’nın hatırası sebebiyle Gönen’e hizmet için Gönen Devlet Hastanesi’ne tayin alıp bir yıl Balıkesir’deki evimden gidip geldim Acil nöbetlerime. Ve 28 Şubat rejimini protesto ederek memuriyetten istifa ettiğimde de Gönen’de görevliydim.

Profesör Ayhan Songar Başvekil Turgut Özal ile aramızda mabeynciydi; Selamımı götürür, Başvekilin de Selamını getirirdi bana. Profesör Ayhan Songar benim için her zaman referans olmuştur; Fransa’da Psikiyatri ihtisası için Profesör Pişo’ya fransızca bir mektup yazmıştı benim için. Adli Tıp Müşahedahane Kurulu Başkanı’ydı; Adli Tıp Genel Kurul’unda Profesör Ayhan Songar’ı izlemeye giderdim.

Profesör Ayhan Songar’ın muayenehanesi bir başka arkadaşımız olan Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın Laleli’deki muayenehanesinin üst tarafındaydı; Laleli Camii karşısı.

Profesör Ayhan Songar Necip Fazıl Kısakürek’in de bir dava arkadaşıydı. Dr.Emin Acar, Dr.Kriton Dinçmen gibi yakın arkadaşları hep Ayhan diye bahsederlerdi Hoca’dan.

Profesör Ayhan Songar’ın musikişinaslığı da vardı; ud çalardı. Haseki Hastanesi Başhekimi Dr. Alaaddin Yavaşça’yla Profesör Ayhan Songar’ın Selamı vesilesiyle tanışmıştım.

Dr. Emin Işık ile de yakın Dost olduklarını biliyorum.

Ulvi Alacakaptan’dan işittiğim bir söz vardı; ‘Sol 1950’lere kadar kitap seviyesindeydi, 1950-60 arasında dergi boyutunda, 1960-70 arasında broşür, 1980’lere doğru gelindiğindeyse slogan düzeyine inmişti!!!’ derdi. Profesör Ayhan Songar kitap seviyesinde bir müdrike sahibiydi, fikirlerini kitap yazarak dile getiren biriyidi. Cemil Meriç’in sağ kitap okumuyor, şeklindeki doğru teşhisinin bir istisnasıydı Profesör Ayhan Songar.

Profesör Ayhan Songar’ın hipnotize edici bir ses tonu vardı, babacan ve ikna edici.

Cuma günleri kışta kıyamette siyah pelerinlerini giyen tüm Psikiyatri Kliniği Öğretim Üyeleri Profesör Ayhan Songar ile birlikte adeta bir mitinge ilerler gibi Cuma namazına topluca giderlerdi.  Profesör Ayhan Songar gibi göğsünü gere gere imanıyla yaşayan Profesör Sami Zan, Profesör Ekrem Kadri Unat, Profesör Cevat Babuna’yı da tanımaktan onur duydum.

Profesör Ayhan Songar’a birgün dedim; ‘Hocam, bir kitap yazacağım ve adını Kaktüs Beyinde Yeşerince koyacağım!!!’ demiştim. Ayhan Hoca bu kitap adının imgelemini çok sevdi:) Anlatmak istediğimi anlamıştı; Kitab’a dönüşmedeki çilemin özetiydi bu ifade!!!…

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

26 Nisan 2015

– Haber Lotus –

15 Comments

  1. NUREDDİN TOPÇU ile ilk tanışmamız 70-80 arası olmalı; ben çocuktum o zamanlar. Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nden sabah namazı sonrası pinokyo tipi bisikletimle Eski Camii’den Timurtaş Hoca’nın İmamlık yaptığı Köprübaşı Camii sağda kalıp Mecidiye Camii’ne doğru çıkan sokakta sol tarafta bir akrabası vardı Merhum Topçu’nun. Sabah namazını Eski Cami’de kılar, Dostlarıyla sabah kahvede çay içer sohbet ederlermiş, bana Kendisi anlatmıştı ayaküstü sohbetimizde. Kravatlı ve Beyefendi bir İnsan’dı. Ar Kitabevi’ne öğleden sonra uğrayarak Seyyid Ahmet Arvasi ile tanışmamı söylemişti. Nureddin Topçu’nun Selamını söyledim ve Seyyid Ahmed Arvasi beni ayakta karşıladı, Muhsin Yazıcıoğlu gibi hep ayakta kaldı. Merhum Arvasi’nin elini öptüm, tanışmıştık böylece. Merhum Nureddin Topçu vefatından sonra İskenderpaşa Camii avlusunda 1983 yılında beni bulup Ali Emiri Efendi Kütüphanesi Müdürü Mehmet Serhan Tayşi’ye gönderdi, Selamını iletmiştim. O sohbetimizde merhum Nureddin Topçu hatırlattı, pinokyo tipi bisikletimle yol üzerinde Selamlaşıp tanıştığımızı:) İlk görüştüğümüzde Siz Şeriatçısınız, peki solcu musunuz?! diye sormuştum. Sosyalist ile solcu arasındaki sosyolojik kavram ayrılığını bana anlamıştı:) 1983 yılındaki görüşmemizde de Hareket ekolünden ve benim aksiyonumdan mutlulukla sözetmişti:) Allah cc Rahmet Eylesin. Amin Amin Amin

  2. Merhum KANİ KARACA Fatih Karagümrük’te ikamet eder, sabah seherinde eşinin refakatinde Şehzadebaşı’na doğru yürürlerdi; bizim dostluğumuz bu karşılaşmadan neşet etti, Mevlid ziyafetlerinde de BÜLBÜL HOCA, HALİL İBRAHİM ÇANAKKALELİ, İSMAİL BİÇER, AZİZ BAHRİYELİ gibi dinlemek ayrı bir zevkti. Merhum ERDOĞAN BATANAY ile MUHAMMED KİLECİ vasıtasıyla tanışmaktan onur duydum; gerçek bir tevazuu ehliydi. AMİR ATEŞ ile 1993 yılında TİMURTAŞ UÇAR ile beraber Hac yoldaşlığımız olmuştu. ABDURRAHMAN GÜRSES Hoca ile Beyazıt Camiinde ziyaretine giderek tanıştım; Padişah 2. BAYEZİD Kardeşim de benimle tanışmıştı o gün Cami’de; Abdurrahman Gürses Hoca’ yı da ziyaret etmesini söyledim; “yakında gelecek!” diye mukabelede bulunmuştu. İsmail BİÇER de namazı müteakip aşrı şerif okudu; Vela tekuulüü limen yuktelu fi sebilillahi emvat…” Onlar diridirler, fakat Siz şuurunda olmazsınız!!!….

  3. DR.ENVER ÖREN 1983 yılında başlar tanışıklığımız, oğlu Mücahid ÖREN ile de kendisitanıştırmıştı. Pozitif bir insandı özet olarak; İnşaAllah İlahi Mizan’da da sevapları günahlarına galebe çalar, temennimiz budur.

  4. BÜLBÜL HOCA namıyla meşhur Bursa’da mukim bir Mevlidhan vardı; 1973 yılıydı, Balıkesir Zağnos Paşa Camiimize teşrif etmişti. Ben de Camii cemaati müdavimi bir çocuğum; elini öptüm ve sordum “Bülbül kasidesi için teşrifiniz için ücret alıyor musunuz?!” dedim. “Hayır, asla almam; sadece yol biletimi temin ederek davetlere icabet ediyorum” diye cevaplamıştı ra.

  5. Rock sanatçısı ERKİN KORAY ile yüzyüze karşılaşmamız 2001 yılında Cunda’daki Balıkçı Barınağı Engin Hanımın meyhanesinde oldu; selamlaştık. Erkin KORAY bu karşılaşmamızdan daha önce İzmir’e gönderdiğim bir mektupla dürüstlüğü sebebiyle tarafımdan KURAN-I KERİM’e çağrılmıştır. Erkin KORAY bu davetime bütün Ruhuyla katılarak hem hidayet yani dürüstlük hem de takva yani duyarlılık cihetinden gereğini diri bir şekilde özümsemiştir. Selam olsun HAK DOSTLARINA…

  6. PSİKİYATRİ bilimdalında dikkate değer bulduğum bazı simaları not etmekte yarar görüyorum. Benim Tıbbiye yıllarımda Psikiyatri alanında başlıca iki ekol vardı; Organik ekol ve Dinamik ekol olarak adlandırılırdı. Bunların dışında bir de Antipsikiyatrist ekol ivme kazandı. Türkiye’de Prof.Dr.Ayhan SONGAR Organik ekolün önde gelen savunucusuyken Prof.Dr.Kazım DAĞYOLU, Dr.Kriton DİNÇMEN gibi psikiyatristler ise Dinamik ekolün simalarıydı. Fakat benim önem verdiğim ve dikkat çekici bulduğum bambaşka değerli psikiyatristler de var; Prof.Dr.Özcan KÖKNEL, Doç.Dr.Nusret KAYA, Prof.Dr.Nevzat TARHAN ve Dr.Cem NUMCU gibi. Bu değerli entellektüeller daha ziyade ‘trancendental ve imminiant’ yani ‘aşkın ve içkin’ Zevat. Neyi anlatmaya çalıştığım daha ziyade kendilerinin malumudur, diyebilirim; ben sadece farkındayım!!!

  7. ZEKİ MÜREN ile 1980-90 arası yıllarda Antalya Öğrenci Yurdunda kalan arkadaşlarımızdan Afyonkarahisar’lı İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuar öğrencisi bir arkadaşımız selamlarımızı teati ederdi; Zeki MÜREN nezaketinden hiç ödün vermez daima arzı hürmetle mukabele ederdi; kendisine son nefesini dostlarına şarkı söyleyerek vefat edeceğini ilettiğimde de aynı nezaketle mujabelede bulunmuştu. BÜLENT ERSOY’un ise aynı tıllarda cinsiyet değişimi mevzuu Adli Tıp Genel Kurulu’nda bir çarşamba günü Prof.Dr.Şemsi GÖK, Prof.Dr.Nedim ZENBİLCİ, Dr.Kriton DİNÇMEN, Prof.Dr.Ayhan SONGAR gibi Hocalar arasında bayağı sert tartışmalara yol açtığında oradaydım. Aslında tartışma konusu Bülent ERSOY’un niçin gelmeden görülüp muayene edilmeden nasıl teşhis konulabileceğinden çıkmıştı. Prof.Dr.Şemsi GÖK Adli Tıp Genel Kurulu’nu vakanın gıyabında izah ile iknaya çalıştı. Bunun üzerinedir ki rapora yazılacak ifade sıkmalık olan Yafa portakalı ile yemelik Washington portakalı arasındaki cesamet farkı üzerinden de alevlendi; sonunda Yafa portakalı büyüklüğünün kayıt altına alındığını hatırlıyorum.

  8. HEYAKİLUN-NUR müellifi SÜHREVERDİ, TAVASİN müellifi HALLAC-I MANSUR yahut RİSALETUN-NUSHİYYE şairi YUNUS EMRE gibi Diri Evliyaullah ile tanışmak, sohbet etmek beni yadırgatmıyor. Fakat Şair TEVFİK FİKRET yahut ASTEĞMEN KUBİLAY gibi aynı durumdaki Zevat bu kez önyargılarımızı tashih ediyor ra ecmain…

  9. Ehli Tasavvuf arasında “Alem-i Mana” diye bahsolunan bu anlatılarımızı da ihtiva etmekle beraber gerçekliği itibarıyla daha ziyade “Sadık Rüyalar” ile “Yakaza” ahvaline ilişkin olduğu anlaşılan “ilhamat” ve “rüyetler” olur. Hz.SÜLEYMAN as ile böylesi bir ortamda tanıştık. Dr.BEDRİ RUHSELMAN ile de. ZEMBİLLİ ALİ CEMALİ EFENDİ, MUSTAFA KEMAL PAŞA, SOMUNCU BABA, YAHYA EFENDİ HZ. ile bu surette görüşmüştük. Örneğin 1984 yılında Ege Tıp öğrencisi DR.ENDER SARAÇ’ a da hem mektup yazdığımı hem de Selamlar gönderdiğimi hatırlıyorum hiç karşılaşıp tanışmadığımız halde!!! Calib-i dikkat olanın burada MUSTAFA KEMAL PAŞA olduğunun farkındayım; “Tebrik etti beni; putlaştırılmasına karşı çakan cesaret ve samimiyetim sebebiyle!!!”…Magog taraftarı olduğunu biliyorum. Doğu PERİNÇEK ile aynı çizgide, diyeyim özetle…

  10. Kitaplarımızla yazdıklarımızla şerh ve zeyl dipnotlarımızla bir ekolü tanımlıyoruz; “HANİF İBRAHİM HALİLULLAH TEVHİD OKULU”. Sembolizmin tamgalarıyla bir “SEYRİ SÜLUK” metodu gösteriyor ve pratik tecrübelerimizi de paylaşıyoruz; “ÜVEYSİ” bir Seyri Süluk yöntemidir bu; “GÖKLERİN MELEKUTU” Öğretmenlerimizdir. Mezuniyetimiz ile ilk ödülümüz “ARZIN MELEKUTU” olarak hadim olmaktır. Size doğal bir üyemizi tanıtmaktan şeref duyarım; “PİRE MEHMET”!!! Kumkapı Çocuk Roman Orkestrası Şefi Darbukatör, derler ki; “Dümü de Ruh, Teki de Ruh; Ruhlen!!!”…

  11. MİT Müsteşarı Sayın HAKAN FİDAN’a öğütlemiştim; “Teşkilatınız mensuplarının tümü şu düsturu bir motto olarak talimatınızla bellesinler; ALLAH’IN cc HUZURUNDA DÜRÜSTLÜĞÜMÜZDEN HESAP VERECEĞİZ!!!… Dürüstlüğü sebebiyle Diri Evliyaullah’tan pekçok Zat tanırım ki hemen ilk akla geliveren HEKİMOĞLU ALİ PAŞA’dır örnek olarak. Camii Cerrahpaşa Kızılelma’dadır; Güzel Veli Hattat HÜSEYİN KUTLU da İmam olarak burada uzun yıllar görev yapmıştı. Yukarıdaki Entelijansiya bilir, ziyaret ederlerdi.

  12. İzmir Şirinyer Merkez Komutanlığı uhdesinden Edirne Uzunköprü Piyade Taburu’na 1994 yılında sakıncalı olarak sürgün emri yani faks mesajı bana tebliğ edilmeden önce Havra sokağındaki HAHAM SABETAY SEVİ’nin de hizmet verdiği merhum DANİ Amca cennetmekan müslümanın hazanı olduğu bu mabedi ziyaret nasip olmuştu. O günlerde tarihi değerdeki yahudi kitaplığı boşaltılarak çalınmıştı; çalanlar beni iftirayla sakıncalı yapan eşcinsel bir deniz astsubayı ve mensubu olduğu sol örgüttü ki Kemrraltı’nda kaldırımüstü kitap satıyorlardı. TC öyle bir Stalinist şeytani düzen kurmuştu ki komunisti öldürür süründürür, feslileri maaşa bağlar, masum yahudi ve hristiyanları idam ettiği başmemurlarıyla yağmalatır, PKK adlı kolordusuyla da beyaz ortaklığı yaparak Truva atı olduğu Pakt ülkelerini beyaz tüccarlığıyla zehirlerdi. Artık bu dalavere düzeni son bulmuştur; emeği geçen herkesi hayırla yadederim…
    1984 İstanbul’da da Kocamustafa Paşa’da bir Ermeni, Beyoğlu’nda da bir Rum Kilisesi zangoçu Hz.İsa as bereketiyle müslüman olmuşlardı.
    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Yemen’li bir ateist komunistin de islamına vesile olmak başka bir mutluluktu.
    1998 New York JFK Havalimanında Gate önünde ateist bir Rus ile Meksika’lı bir yahudi gencin de hidayetleri çevrelerinde çok sayıda kişinin İslam ile şereflenmelerine vesile olmuştu.
    Burada ismi geçen meşhur Zevat ile bilhassa da siyasilerle ne bu Dünya hayatında ne de Ahiret ebedi aleminde hiçbir dostluğumuz yoktur, olmayacaktır da. Hele de islamcı denilen sahtekarlarla hiçbir işim olamaz benim…Vesselam

  13. SAMİHA AYVERDİ merhum KENAN RİFAİ Efendi’nin halefi ile 1983 yılında tanıştım. Keza ÖMER TUĞRUL İNANÇER ile de aynıl yıl Sahaflar’da. Her ikisinin de müsbet şahsiyetlerinin tanığıyım. Prof.ORHAN HANÇERLİOĞLU ve Prof.İDRİS KÜÇÜKÖMER ile de gıyabi diyaloğumuz oldu ki yine her ikisi de mümin kimselerdi, gıyaben tanık oldum.
    Malesef biz meczuplar yüksek gerilim hattıyız; kem bakan karadeliğe düşmekten zor kurtulur. AZRAİL as ki benim çok sevdiğim bir Zat’tır, bir Melek vasıtasıyla özür dilemişti bakışlarında kaşlarını kaldırarak ikazından dolayı!!!…

  14. AŞIK MAHZUNİ ŞERİF ra Kuran-ı Kerim’i tümüyle nota halinde yazmış; büyük bir kültür mirasıdır, Allah cc razı olsun.

  15. HEYAMOLA bizim zikrimizdir, demişti bir Levend Şehid 1983 yılında bana; anlamadım!!! Yavuz Bahadıroğlu’nu izlerken aydınlattı; HEYAMOLA ifadesinin gerçekte Mağribli tayfaların zikri olduğunu, HAYY YA MEVLA diye Allah’ı cc zikrettiklerini, arapça kıraat ve telaffuzları dolayısıyla vav harfini ötüre olarak uzatmaları sebebiyle MUULA diye ağız farkına vurgu yaptı!!! Mağrib deyince benim aklıma derhal Fas’lı Şeyh MAALAYNEYN ra gelir. BARBAROS HAYREDDİN PAŞA ra Dostuma olan muhabbetim malumun ilamıdır; Yahya Kemal’in şiiri gibi heybetlidir O, Preveze’de Haçlı Ordusu’nu yenen denizler Fatihi… PİYALE PAŞA ra de Diri Veli’lerdendir; orta boylu Nasreddin Hoca misali şeker bir Dede’dir O da:) Sultan 1.AHMED ra Arkadaşıma söylediğimde O da teyid etti ki 1915 Çanakkale Deniz Muharebeleri’nde düşman orduları içinden de Şehidler var, mesela Norfolk Taburu’ndan bir İngiliz Çavuş ile tanışmıştım ra.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir