Entelijansiya/Portreler: Neslişah Sultan, Semiha Irmak, Prof. Dr. Tansu Çiller, Prof. Dr. Sevil Atasoy

entelijansiya1

NESLİŞAH SULTAN

1983 yılıydı, Boğaziçi Üniversitesi’nden sabah 10 sularında Rumelihisarı otobüsüyle dönüyorum, yolum İMÇ Durağı. Etiler civarında otobüse bir Hanımefendi teşrif etti, elinde gümüş bir baston, yaşını almış olgun birisi. Merhabalaştık. Nişantaşı Osmanoğlu Kliniğine gidiyormuş, Neslişah Osmanoğlu. Sabah bu saatleri otobüs tenha olduğu için tercih ediyorum, dedi. Osmanoğulları Ailesi’ndnen olduğunu, Kenan Evren’in kendilerine herhangi bir müdahalede bulunmadığını belirttiler. Şeriata sadık bir İnsan olduğu için bu asil Hanımefendi’ye büyük muhabbet duydum. Fakat beni gıyaben tanıyor olmasına şaşırdım!!! Gerçi Ali Osman Ceddinden Diri Zatları tanıyordum; Sultan Birinci Murad Hüdavendigar, Sultan İkinci Murad, Sultan İkinci Bayezid, Sultan Birinci Ahmed’in yanısıra Şeyh Edeb Ali, Yıldırım Bayezid Han’ın Kızı Fatma Hundi Sultan ile Kanuni Sultan Süleyman’ın Kızı Mihrimah Sultan gibi. Fakat Hanımefendi henüz bizim gibi fanilerden. Kerameti yıllar sonra zahir oldu ki ben 28 Şubat rejimini protestoyla işsiz kalınca Nişantaşı Kliniği adıyla bir Hekim ilanını okuyunca 1998 yılında Neslişah Sultan ile yeniden telefonda karşılaştık. Efendim, bu ilan Sizin için verildi; arzu ederseniz Sizin için istihdam ile hizmete hazırız!!! nezaketinde bulundular. Ruhu şad olsun.

 

SEMİHA  IRMAK

 Semiha Hanımteyze Ord.Prof.Dr. Sadi IRMAK’ın Eşi. Sadi Hoca İstanbul Tıp fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Hocası’ydı, sağlığında sadece mektuplaşmıştık. 1974 yılında CHP-MSP Koalisyon Hükümetinin ayrışması ardından Bağımsız Hükümet kurmuş ve Başbakan olarak görev yapmıştı. Eşi Semiha Hanımteyzeyi ben 2001 yılında Ayvalık Cunda Adası tabibi olarak görev yaptığım dönemde tanıdım. Üst kattaki evinde ziyaret eder, sohbet ederdim. Girit kökenli Entelektüel bir gazeteci olan Tanju İzbek de bize Semiha Hanımteyze’nin tabiriyle laboratuar usulü bir Türk Kahvesi yapar getiridi. Semiha Hanımteyze her sabah düzenli olarak yürüyerek bayiden Cumhuriyet Gazetesi’ni alır, taş Kahve’de mola verir, sabah kahvesini içtikten sonra dönerdi. Semiha Hanımteyze Mustafa Kemal Atatürk’ü görmüş, İsmet İnönü’nün Eşi Mevhibe Hanım ile de yakın dostluğu olmuş biriydi. Mevhibe Hanım’ın parlak bir zekaya sahip olduğuna sıkça vurgu yapardı. Semiha Hanımteyze iyi bir entellektüeldi aynı zamanda. Sultan 2. Abdülhamid’in Sefirinin Refikaları Münevver Ayaşlı, İbnül-Emin Mahmud Kemal, Kenan Rifai, Mükrimin Halil, Ömer Nasuhi Bilmen, Eşref Edip Bey, Mehmed Akif Ersoy, Recaizade Mahmud Ekrem, Peyami Safa gibi entellektüellerle kurdukları dost meclisi sohbet ve izlenimlerini paylaşırdı.

Semiha Hanımteyze ile içtiğimiz kahvelerin üzerinden henüz kırk yıl geçmedi:) Yolu ışıklı olsun...

 

PROFESÖR TANSU ÇİLLER

Yıl 1983-4 Afyonkarahisarlı Mustafa Büyükabacı ile Boğaziçi Üniversitesi’nin Ana Giriş’inden Üniversite bahçesine doğru yokuş aşağı yürüyoruz. Önce karşımıza Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Emin Gürses çıktı, halis Rizeli aksanıyla, ayaküstü heyecanlı bir şekilde Evren rejiminin eleştirisi ardından Şeriat ile Mustafa Kemal’i telif eden görüşlerini serdetti. Bu kısa tiradı dinledikten sonra yanımızdan bir kolejli kız geçti, meğer Profesör Tansu Çiller’miş, tanışmamız böyle oldu.

Sonraki yıl Bulut Bilişim’den aldığım bir tweet mesajı üzerine Zembilli Ali Efendi’nin ahfadından biriyle tanıştırılmak üzere Dolmabahçe Camii’ne yönlendirildim. Öğle namazını ifa ettikten sonra kimseyle tanıştırılmayınca son Cemaat ferdiyle ben tanıştım, meğer Zembilli Ali Efendi’nin neslinden torunu O’ymuş; İstanbul Bankası Beyoğlu Şube Müdürlüğü’nden emekli Özer Uçuran Çiller. Dolmabahçe Camii’ne benim ilk ziyaretim olmasına karşın O buraya bilhassa pazar günleri severek geldiğini söyledi.

Sonraki yıl Cumhuriyet Gazetesi ikinci sayfasında bir ekonomi yazısı okudum, Özal’ın ekonomik modelini eleştirmekteydi Profesör Tansu Çiller. Hemen bir kağıt kalem alıp Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Profesör Tansu Çiller’e bir mektup yazıp postaya verdim; ‘Sizi Sağ’ın Lideri olarak görmek istiyoruz!!!’ dedim. Çiller bu mektuba atıfta bulunarak zaman zaman demiştir; ‘Beni halkım keşfetti, beni halkımız Sağ’ın Lideri yaptı!!!’ diye.

  

PROFESÖR SEVİL ATASOY

1983 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi oldum. Temel Bilimler ilk göz ağrımız. Büyük Anfi dersleri dinlediğimiz salon. Birinci sınıf derslerinden biri de Biyokimya, dersimize tane tane mikrofona konuşarak ders anlatan, tepegözden slaytlarını ekrana yansıtarak biyokimyasal molekül halka ve bağlarını izah eden gözlüklü bir bayan  giriyor; Yrd.Doç.Dr.Sevil Atasoy. Ben Büyük Anfi’nin yukarıdaki çıkış kapısına yakın bir bölgesinde oturuyorum, mikrofondan ders anlaşılıyor. Biyokimya ders konuları benim için bilim olduğu kadar da İlahiyat; çünkü ben kendi tefekkür dünyamdayım. Ve iç dünyamda ‘Allah cc Bir!!!’ mesajını yüksek frekansta yankıladım. Yrd.Doç.Dr.Sevil Atasoy bir anda başını kaldırıp mesajın kaynağını aradı ve taa en gerilerdeki beni bakışlarıyla bulduktan sonra mikrofona eğilerek şu cümleleri söyledi; ‘Mesajlarınızı alıyorum; Şema Yeşrael, Adonayi Elohinu Adonayi Ehod!!!’ diyerek Kelime-i Şehadet getirip Allah’ı cc Bir’ledi. Tabi Büyük Anfi’yi dolduran öğrenciler ne olup bittiğinden tümüyle habersizdi.

Bulut Bilişim’den Yrd. Doç. Dr.Sevil Atasoy hakkında bir tweet mesajı aldım; Adli Tıp Kurum Başkanı Profesör Şemsi Gök’ün Kızı olduğu ve ileride Adli Tıp Kurumuna Başkan olacağı bildirildi. Temel Bilimler Ana Giriş önünde Yrd.Doç.Dr.Sevil Atasoy’a selam verip mesajın içeriğini aktardım ve Biyokimya ile Adli Tıp ilgisi üzerine ayaküstü biraz konuştuk.

Profesör Sevil Atasoy benim için manevi bir dosttur, hiç görüşmesek de biz birbirimizi biliriz.

Başörtüsü problemi başladıktan sonra tahsil hayatları sıkıntıya giren bu bayan arkadaşlara iki kişiyi ziyaret etmelerini, problemlerini onlarla paylaşmalarını salık verdim; her ikisi de samimi İnsnalardı çünkü. Biri Genel Cerrahi asistanı olan Mehmet Ali Erbil’in kızkardeşi Dr.Yeşim Abla ile Biyokimya Kürüsüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Sevil Atasoy. Her ikisi de Tıp Fakültesi’nde bulundukları sürece başörtülü öğrencilere manevi destek oldular. Büyük Ödül sahibi hiç kuşkusuz Profesör Sevil Atasoy’undur. Kalpgözü açık, Hak Dostu bir Veli olan bu saygı ve sevgideğer İnsanı hiç unutmayacağım!!!…

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

22 Şubat 2015

– Haber Lotus –

7 Comments

  1. ŞEHZADE ORHAN OSMANOĞLU ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ana girişi bahçesinde arkadaşım Prof.Dr.Hamza MÜSLÜMANOĞLU tanıştırmıştı; henüz Nilhan kızı dünyaya gelmemişti, kendisine hayır dualarımı ilettim; daha sonra bana tılsımlı bir tülbent hediye etmişti tekrar aynı yerde karşılaştığımızda! ŞEHZADE ERTUĞRUL OSMANOĞLU ile daha sonraki yıllarda Türkiye’ye teşriflerinde bir Şişli İETT Otobüsünde tanışmamız oldu; son derece dengeli aklı seşim sahibi bilge bir insan izlenimi edinmiştim. Bemim yakın dostlarım çatık kaşlı bir yörük olan zayıf Murad Ağabeyim ki Birinci Murad HÜDAVENFİGAR diye bilinir, tıknaz ve azametli olduğu kadar çoşkulu İkinci Murad HAN, vakur ve hafif daha boyluca İkinci Beyazid HAN ile edeb timsali çok sevdiğim vefa ve ziyaretleriyle daima beni sevindiren arkadaşım Sultan Birinci AHMED Han Kardeşim kısa tıknaz boyu kırmızıya bakan siyah kıvırcık sakalları düz kaşkarı ve firuze tuğralı yüzüğü yanısıra dizi halinde düğmeli şayak yeleğiyle benim Kayı boyundan Karakeçili Hafız-ı Kelam olduğu kadar Sezai Karakoç deyince hemen Mona Roza diye gülümseyerek bana hatırlatan bir güzel insan; daha ne diyebilirim ki…Keza yaşlı Şeyh EDEB ALİ de diri dostlarımızdan ra.ecmain..

  2. Arkadaşım Kardeşim Dostum Yoldaşım Sultan 1.Ahmed sağ eli üzerinde turkuaz taşlı bir yüzük taşır; üzerinde tuğrası. Turkuaz yüzüğü bir de Hz.Osman ra elinde görmüştüm, 1989 yılında Hz.Ömer ra bizi tanıştırdığında. Ben kabirlerin kripto odalarına girmem, ürküyorum hatta. ŞEHİD TABUR İMAMI YENİÇERİ BEKTAŞİ ŞEYHİ ABDULLAH HOCAM namı TELLİ BABA; ziyaretine davet etmişti ki ben de çok sonraları O orta boylu aksakallı sempatik pamuk dedemi ziyarete gittiğimde yeraltına inip de sandukasını telli pullu görünce içime bir üzüntü çökmüştü her nedense! Keza Karaköy Yeraltı Camii’nde Şehid Güneydoğu Anadolu kökenli biri bayan Kardeşlerim bana şu kabir benim diye takdim ederlerken de tansiyonum düşmüş, oracıktaki musluklardan hemen su içirmişlerdi!!! Ben de birgün ABD Rochester’dan gelmiş Sultanahmed Başimamıyla telefondan görüşüp tanışırken Sultan 1.Ahmed’in görünüşünü anlattığımda sesi titremekteydi; belli ki kripto odasındaki görünüşü gözlerinin önünde belirdi. Asıl anlatacağım husus farklıydı; bu girizgahı. Sultan 1.Ahmed’e dedim ki; “Zağnos Paşa’ya İstanbul’un gerçek fatihi olan müjdelenmiş komutan olduğunu söylediğimde sevindi!” deyince “Ama asıl irade Padişah Atam Fatih Sultan Mehmed Han’da idi!” diye itiraz etti. Dedim; “Ahmedçiğim, daima ikinciler önemlidir; birinciler tiyatrodurlar!!!” dediğimde sükut etti; böylesine güzel edeb sahibi bir Dostumdur benim Arkadaşım ra…Henüz 28 yaşında; ebediyyen…

  3. Bursa’ya tarihteki Dostlarımı ziyarete gittiğimde Çekirge yolu üzerindeki HACİVAT ile KARAGÖZ kabrine de uğramayı arzularım. Ziyarete gittiğimde karşılayan KARAGÖZ olur; HACİVAT için de istersen oku, der. Belli ki HACİVAT uykuda, uyandırılacağı Kıyamet gününe kadar. Sultan 1.Ahmed türbesindeki sandukaları gösterip kime ait olduklarını saymış ve diğerleri için “Hepsi uykudalar, uyandırılacakkarı Kıyamet gününe kadar!!!” demişti…

  4. MATRAKÇI NASUH 1983-4 yılında ziyaretime gelip boyu MİMAR SİNAN gibi çok uzun olmasa da pehlivan kakıplı bu matematikçi adaşımla sohbet etmiştik. Kabrinin Karaköy Perşembe pazarında olduğundan, Kanuni Sultan Süleyman ve Pargalı İBRAHİM Paşa ile arkadaşlığından söz etmişti. Nitekim günün birinde Fındıklı semtinde Mimar Sinan Üniv. önündeki caddenin karşı kıyısında medfun PARGALI İBRAHİM PAŞA da bana yerini göstermişti. PARGALI Nordik bir boy ve yüz görünümündedir, kaşları bile sarı. Diplomat kıyafet ve görünüşünde birisi. MOHAÇ Zaferinin planlayıcısı olduğunu söylemişti. Ama öyle tanıklıklarım olmuştur ki ŞEHİDLER beni kabirleri başında uyarmışlardır; “YAVUZ SULTAN SELİM’in ruhuna okuma; sandığınız gibi iyi biri değildir!!!” diye. Yahut “2.MAHMUD’un ruhuna okuma!!!” gibi. Keza “Gazi Ahmed Paşa, Rüstem Paşa, Hürrem Sultan” da menedildiklerim aeasındadır. Bazen öyle olur ki; “Haseki Camii içini gez, içeride namaz kılma, fakat avludaki Şehidlerin ruhlarına oku!!!” veya “Rüstempaşa Camii’nde namaz kılma!!!” gibi uyarırlardı. Pekçok zaman da sağımdan, karşı taraftan vb. yerlerdeki ŞEHİDLER yerlerini gösterirlerdi. Nitekim Stalinist TC düzeninin bana silah hırsızı ve TİKKO Militanı gibi iftiralarla SAKINCALI olarak tam 12 ay SÜRGÜN ettiği EDİRNE-UZUNKÖPRÜ’deki Alay içinde ÇOBAN HÜSEYİN Yatırı tarafımdan teşhis edildiği gibi Merkez Karakol karşısı mezarlık bahçeli en eski Camii avlusundaki çınar ağacı altında tam “BEŞ ŞEHİD YENİÇERİ” de tarafımdan UZUNKÖPRÜ İlçe Tarihine hediye edilmiş birer kültür mirasıdırlar ki O ŞEHİDLER de benim 1995 Askerlik Arkadaşlarımdır her ne kadar Sultan 1.MURAD HÜDAVENDİGAR’ın Haçlılara Karşı Kosova Seferinin Uzunköprü Fetih Ordusu Yeniçerileri olsalar da… Selam olsun PROF.DR.HÜSEYİN BAĞCI’ya, ÇAKIR USTA’ya ra, KIRIK’a, VEDAT YAYALAR’a…hepiniz benim Dostlarımsınız…

  5. Diri Evliyaullah’tan olan Sultan 1.Ahmed ile son görüşmemizde torunlarından olan ve yaşananların Diri tanığı olması hasebiyle SULTAN VAHİDÜDDİN HAN hakkında sual eylemiştim; “Hain midir?!” diye sordum. Cevabı “ASLA!!!” oldu, ben iman ettim.

  6. Katolik Rahibelerin safvetine büyük saygı duyarım; RAHİBE TERESSA gibi ra. Fransa Milli Kahramanı bir Rahibe’dir; JEANNE d’ARC. Rahibelerin safvetinde Annemiz HAZRETİ MERYEM’in as mucizeleri yakamoz gibi tecelli eder durur. NAZLI ILICAK ne dedi; “Dua edin, beni ancak ALLAH cc kurtarır!!!”. Arena’da arslanların önüne atılmış bir kadın, sadece “RABBİM ALLAH CC; İmmanu-EL!!!” diyor. Kuşkusuz Rabbi Onu işitmiştir. O ise “Ağırlaştırılmış Müebbed” ile cezalandırıldı, değil mi!!! Kayadan su pınarı çıkaran Allah cc Nazlı ILICAK kulunu da ister ŞEHİD olarak isterse de JEANNE d’ARC olarak yeniden DİRİLTMEYE Kadir’dir…

  7. NAZLI ILICAK 28 Şubat döneminde herkesin tam siper sessizliğe gömüldüğü, Mesut YILMAZ’ın Diyanet İşleri Başkanlığı’nca minarelerden Ezan seslerinin kısıldığı, yine Mesut YILMAZ tarafından İmam Hatip talebelerinin kurbağa vıraklamasına teşbih edilip Kuran Kursları’nda Hafızlık öğrencisi bülbüllerin dağılıp seslerinin kesildiği günlerde TBMM’de Başörtülü Milletvekili Merve KAVAKÇI kuş gibi titrerken göğsünü siper eden İslam Kahramanı olup susturulmuş kitleleri “herkes dedikodu yapsın!!!” diyerek Cihada çağıran Kadın’dır. Fazilet Partisi kapatılıp Milletvekilliği düşürülmüştür. AKP döneminde Ağırlaştırılmış Müebbet ile darbecilikten cezaevindedir.
    2004 yılı Hac sezonunda Farz Tavafımı yapıyorum. Fakat her şavtta Makam-ı İbrahim’i arayan gözlerim boş dönüyor. Nazlı ILICAK’ın Kabe izlenimleri aklıma geldi, orada bahsettiğine göre Hac sezonunda Kabe çok kalabalık olduğundan Makam-ı İbrahim geçici olarak kaldırılıyormuş; “şuyuu vukuundan beter”!!!. Aklım gitti, bunları hatırlatınca!!!. Öyle bir figan ile Göklere yöneldim ki sessiz çığlığım Kainat kubbesini çınlatmak ne kelime ancak Allah cc işitebilir bir sükut çığlığıydı; “MAKAM-I İBRAHİM NEREDEEEEEEEEEEE….?!!!!” Gözyaşlarım içime akıyordu… ve Kabe Kapısı’nı geçip Makam-ı İbrahim’e geldiğimde büyük bir kanat gürültüsüyle sağ yanımdaki Hacılar boşaldığında ortalarında Hz.İbrahim as, sağ ve sol yanlarında da Hz.İsmail as ile Hz.İshak as Gökler’den Kabe’ye inmişlerdi, Nur içinde kaldım ki 2004 DİB Hac Sağlık Ekibi’nden o gecenin şahidleri de olmuş… Aleyhimüsselam Ecmain vel-Hamdu Lillahi Rabbil-alemin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.