Entelijansiya/Portreler: Prof. Mustafa İsen, Temel Kotil, Org.Işık Koşaner, Adnan Kahveci, Turgut Yılmaz, Mehmet Yaşin, Prof. İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Nezih Uzel

entelijansiya8

PROFESÖR MUSTAFA  İSEN,  TEMEL KOTİL  ve ORG.IŞIK KOŞANER

1984-5 yılları, Ankara Devlet Planlama Teşkilatı eksenli ziyaret listem hayli kabarık; Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Sezai Uğurlu ve bir isim daha Bulut Bilişim’den altı çizilerek not ettirldi tanışmam için; Profesör Mustafa İsen, Kültür Bakanlığı’nda bir bürokrat. Sezai Uğurlu’nun odasından telefonla arayıp görüşüyorum; çok nazik bir Beyefendi olmasına karşın ‘ben Profesör değilim, kabul edemem, farklı frekanslardayız!’ diyor. Bu beni ziyadesiyle üzdü. İstanbul’a döndüğümde bir ulak geldi Dr. Mustafa İsen’in selamlarını getirdi. Ben de özür ve nezaketini kabul ettiğimi; Bakanlık müjdesi vermek istediğimi ama bu arızadan dolayı Türkiye bürokrasisindeki en üst bürokrat olacağı müjdesini gönderdim; ileride Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevine geldi.

1984 yılı, Temel Kotil bir pazar günü İskenderpaşa Camii vaazını dinleyip Unkapanı istikametinde yürüyor, yolda tanıdım Kendisini; ne güzel bir ahlak sahibi:) İTÜ Uçak Mühendisliği öğrencisi. Temel Kotil’e yazıklanarak dedim; ‘Temelciğim, bütün Bakanlıkları dağıttım, Bakanlık kalmadı, madem ki Uçak Mühendisliği okuyorsun, Seni de THY Genel Müdürü yapalım İnşaAllah!!!’… Gülümsedi:) İnşaAllah!!! dedi.

1994-5 yılı, sakıncalı fikir suçlusu olarak askerlik yaptığım Edirne Uzunköprü Piyade Taburu’ndan İstanbul’a geldim. Galatasaray’da Hac arkadaşım Boşnak Tatlıcı Ömer Efendi’yi ziyarete gittim. Askerlikte maruz kaldığım zulmü anlattım; bana ‘yarın gel, öğleden sonra saat 2’de!’ dedi. Ertesi gün saat tam 2’de dükkana girip selam verdim; iskemlede saçları ağarmış biri oturuyor. Tatlıcı Ömer Efendi’ye ‘ne oldu, bahsettiğin tuğgeneral ile görüşebildin mi?!’ dedim. Ağzından herhangi bir cevap alamadım; ‘boşver üzülme, eli çükünde bir asteğmen için tuğgenerali meşgul etmek doğru değil zaten!’ dedim. İskemlede oturan kişiye dönüp sordum; ‘Siz ne iş yapıyorsunuz!?’ dedim. ‘Astsubay’ım!’ dedi. ‘Rütbe ve göreviniz nedir?!’ dedim. ‘Kıdemli Başçavuş, teknik!’ diye cevapladı. Sonra dükkanın kapısından bir twitter cıvıldadı; ‘Selamün Aleyküm Paşam!!!’. ‘Ve Aleykumus-selam!’ dedim ama ‘bana mı selam verdi yoksa diğer astsubaya mı; çünkü ben asteğmenim, öbürü ise astsubay; acaba hangimize?!’ diye tereddüt geçirdim!!! ‘O Paşa, ileride Genelkurmay Başkanı olacak!!’ dedi. ‘Kim Genelkurmay Başkanı olacak, ne Paşa’sı; O astsubay, kıdemli kademeli ikinci üstten atlamalı başçavuş!!!’ diye cevapladım ama kuş uçmuştu kapıdan!!! Işık Koşaner ayağa kalktı; ‘Bu Veli yahu!!!’ dedi. Ayaküstü sadece şu mesajı iletebildim; ‘Sizler güzel insanlarsınız, ancak ihtiyacımız olan yegane şey dürüstlük!!!’ dedim. Işık Koşaner ayrıldı.

 

ADNAN  KAHVECİ,  TURGUT YILMAZ

1983-4 yılları, Bulut Bilişim sabah saat:10’da Cağaoloğlu’ndaki Bedir Yayınevi’ne gitmemi, Devlet Bakanı Adnan Kahveci ile tanışmamı istedi. Bedir Yayınevi’ni buldum, hemen İran Konsolosluğu’nun altında, Milli Eğitim Basım-Dağıtım’a bitişik, küçük dar bir dükkan. Adnan Kahveci Mehmet Şevket Eygi’yi ziyaret ederek birşeyler danışıyor; Kahveci bana ODTÜ mezunu ve MBA master eğitimi yapmış olduğunu söyledi. Sonrasında mektuplaştık; hiç unutmam, sadece adının yazılı olduğu mütevazi antetli bir kağıt kullanırdı. İleriki yıllarda Danışmanlığını yapmış olan Murat Birsel ile de tanıştık. Adnan Kahveci’nin Fatih’te bürosu olan bir de Avukat Vehbi Kahveci isimli amcaoğlu vardı. Niyazi Kahveci adında bir de öğretim görevlisiyle tanışıklığımız oldu, entelektüel biriydi. Adnan Kahveci’nin oğlu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandı, babası tavsiye etmiş Cerrahpaşa Tıp fakültesi’ni. Adnan Kahveci için modernize islamcı denilebilir. Böyle bir tanımlamanın yanlış olmayacağı bir kişi de Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz. Beyazıt’taki Beyazsaray Kitapçılar Çarşısı Turgut Yılmaz’ındı. 1983 yılında beni Turgut Yılmaz’la kiracısı olan MSP Senatörleri’ndnen Av.Ali Oğuz tanıştırdı. 28 Şubat döneminde ben protesto ederek memuriyetten ayrılınca bana bir ulak Turgut Yılmaz’dan selam getirdi; ‘herhangi bir talebimin olup olmadığını?!’ soruyordu. Karadeniz’den asil ve alicenap, numune-i imtisal İnsanlar ile karşılaşmışımdır; Turgut Yılmaz bence öyle bir İnsan.

 

 MEHMET  YAŞİN

1984-5 yılları, İstanbul Topkapı’dan Ankara’ya otobüsle gece yolcusuyum, arka koltuklardan birinde, koridor kenarındayım. Bulut Bilişim’den bir tweet aldım, en arka koltuklardan biriyle sesli ileitişim halindeyim. Yanımdaki şahsın Hürriyet Gazetesi’nden adı Mehmet Yaşin olan bir muhabir olduğunu, Gazete tarafından benim hakkında çaşıtlamak amacı taşıdığını söyledikten sonra yolda otobüs durdu ve arka kapı açıldı, benim twitter inerek gözden kayboldu. Mehmet Yaşin doğruladı ama yüzü kıpkırmızı kesildi. Bu tür durumlarda insanların bana sorduğu hayatlarına ilişkin endişe oluyor, hiçbir problem olmayacağına dair teminat verdim; yolculuğumuza devam ettik, tabii Hürriyet’in tüm Yazı İşleri şokta:)

Mehmet Yaşin’i hem okur, hem izlerim. Denizli’li işadamı Funika Holding patronu Nuri Sözkesen ile tanışıp dostluğumuza da Mehmet Yaşin’in bir röportajı vesile olmuştu.

 

PROFESÖR İLBER  ORTAYLI, MURAT  BARDAKÇI, NEZİH  UZEL  

1970 sonrası yıllardı, Bursa’da Yeşil Türbe’ye girdim; İlber Ortaylı ile Murat Bardakçı da oradalar, çocukum, tanımam mümkün değil kim olduklarını. Türbe tarafından yaşlıca bir Zat, adının Edeb Ali olduğunu söyledi, benimle konuşuyor. Hatırladıklarım; Yeşil Türbe’de Diri Zat olmadığını söylemişti, İlber Ortaylı hakkında ileride profesör olacak derken Murat Bardakçı için de çok bilgili ama 🙂 deyince İlber Ortaylı gülümserken Murat Bardakçı muzipçe spin attı. İlber Ortaylı’nın Edebali mi Edeb Ali mi; diye sorduğunu hatırlıyorum. Murat Bardakçı’yla 1980 öncesi veya sonrası Topkapı Sarayı’nda turizm rehberliği esnasında bir kez daha karşılaştık; İslamcı Sosyalist çizgide olduğundan bahsetmişti. Erhan Afyoncu’nun Laleli’deki öğrenci evine Danişmend Gazi tarafından gönderildim; ileride profesör olacağını müjdeledim.

Nezih Uzel ile Mehmet Şevket Eygi tanıştırdı Bedir Yayınevi’nde, 23 Haziran 1984 tarih. Özbekler Tekkesi müdavimi bir Zat, tasavvuf ehli. Allah cc rahmet eylesin.

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

12 Nisan 2015

– Haber Lotus –

18 Comments

  1. HÜRRİYET Gazetesi’nin MUCİZE başlıklı 1995 yılındaki haberini hatırlar mısınız? Ben hayatımda şu ana kadar 25 kez muhtelif süikaste maruz kaldım TC Rejimi tarafından. Askerliğim esnasında yine Sebahattin ALİ gibi Trakya’da arkamda beni takip eden bir süikast timinden sıyrılarak önce Gelibolu, sonra Eceabat, sonra da Kilitbahir’e gelerek akşam karanlığında bir tekne dolusu yolcuyla Çanakkale’ye geçmek üzere açıldık. Fırtına ve saatteki hızı 250 km olan deniz akıntısı nedeniyle 35 metre dalgalarla 40 mil sürüklenmişiz, Kaptan koordinatları da rotayı da kaybetti; sadece ölüm dalgaları ile havadan yere patlatılan teknedeki yolcuları son dualarını etmeye çağırdı, tekne batacak, ölüyoruz! dedi. Ben de dışarı çıkıp dua ettim, bir Zat geldi ve şu talimatı Kaptan’a ilet dedi; dümeni pusulanın tam doğu yönüne kilitleyip motorun devrini hiç düşürmeden tam yarım saat devam ettikten sonra Çanakkale’nin gece ışıklarını sağ tarafta görecek!!! dedi. kaptan gereğini yaptı ve tüm tekne yolcularıyla böyle kurtuldu. Hürriyet bu olayı ben tabip teğmen olarak Uzunköprü’den Balıkesir’e gelmekte olduğum için askerin yeni bir Çanakkale Mucizesi olarak haberleştirmişti.

  2. ADOLF HİTLER adına Türkiye temsilcisi bir faşist ideolog vardı; 1983-4 yıllarında ben İstanbul’dayken O da Ortaköy’de yaşardı; telefonla görüştük, kısa zaman sonra da vefat etti; CEVAT RİFAT ATİLHAN.

  3. İstanbul entelijansiyası içinde bir Hanımefendi vardı ki Beylerbeyi’nde yaşar ve ilerlemiş yaşına rağmen sabah yürüyüşlerine çıkardı. Telefonla görüşüp tanışmak nasip oldu; Efendim, ben Meşşai’yim!!! demişti Sultan 2. Abdülhamit’in Büyükelçi Eşi merhum MÜNEVVER AYAŞLI Hanımefendi.

  4. DENGİR MİR MEHMET FIRAT Bu zat ile Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN’ın Ankara Aşağı Ayrancı’daki Güven sk. Gül apt. 1.Kat dairesinde tanıştık 1984-5 yıllarında; Hoca’nın 12 Eylül MSP davası avukatıydı. Samimi bir İnsandır.

  5. Prof.Nİhat ERİM, Şerafettin ELÇİ, Org.Kenan EVREN, Çek C.başkanı Vaclav HAVEL, Dr.Faruk SÜKAN, Sadettin BİLGİÇ, Dr.Burhan ÖZFATURA da niceleri gibi mektup yahut telefonla merhabamız bulunan kimselerdi…

  6. AKİT GAZETESİ ile FLASH TV’nin İsim Babası benim; 1984 yılına geri giderek Üretmen İş Hanında Mustafa Karahasanoğlu ile oğlu Ali İhsan Karahasanoğlu sebebi ziyaretimi hatırlayacaklardır. Keza Bursa Göktuğ Tekstil Müdürü Yılmaz Tunca da notlarına bakarak buna şehadet edeceklerdir. İşte o günlerde Bursa Yıldırım’da avukatlık bürosunu arayarak istikbalde Refah Partisi’nden Milletvekili olacağını müjdelediğim ve bugüne değin hiç yüzyüze gelmediğimiz sol tandanslı dürüst bir insan ERTUĞRUL YALÇINBAYIR benim Melekutun sevk ve idaresiyle Türkiye siyasetine kazandırdıklarımdandır.

  7. DR.BURHAN ÖZFATURA’yı önemsiyorum; hatıramızı derinleştireceğim. Hiç duymadığım bir isimdi;Melekut hakkında bilgi verdi. İzmir Defterdarı Dr.Burhan ÖZFATURA’ya ANAVATAN PARTİSİ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olacağı müjdeleniyordu; dürüst birisi ve takva ehli olarak tanıtıldı. Hemen bir mektup yazarak ilk müjde ile dürüstlüğü sebebiyle tebriklerimi de ilettim. Yüzyüze tanışmamız İstanbul Eyüp Sultan Camii çıkışında gerçekleşti, İzmir Belediyesi adına Dalan ile bir toplantı için gelmişti. Sonraki yıllarda arkadaşım Prof.Dr.Yakup BASMACI İzsu Genel Müdürü olduğunda misafiri oldum evinde. O günlerde KIRIM TATARLARI MECLİS BAŞKANI Mustafa CEMİLOĞLU ve Eşi ile de hep beraber toplu fotoğraf çekilmiştik. Merhum PİRİŞTİNA’yı da ilk ve son kez hitabetiyle tanıdım.

  8. EDİP YÜKSEL ile kadim bir mücadele arkadaşlığımız var; tüm Aile bireyleriyle tanırım. Sadreddin YÜKSEL ve tüm Evlatları diye özetleyeyim. Edip Yüksel’in yazdığı sorgulayıcı kitapları Kuran-ı Kerim’i gündeme taşımak ve tebliğ için çoğu kimseye de gönderdim. Bu davamız bağlamında PROF.DR.YAŞAR NURİ ÖZTÜRK ile de yollarımız kesişmişti. Mezkur dönemde Prof.Dr.Yüksel BOZER, Prof.Dr.İhsan DOĞRAMACI ile Org.Kenan EVREN ilgiliydiler…

  9. AYKUT EDİBALİ bir hukukçu, ciddi bir entellektüel ve kitap kurdudur. Beyazıt Sahafları iyi bilirler. Tanışmamız da Sahaflar’da 1983 yıllarındadır. Yeniden Milli Mücadele Birliği hareketinin tarihi önderidir.

  10. KASIM GÜLEK merhum ile sağlığında bir kez bayram vesilesiyle tebrikleştiğimizi hatırlıyorum; 1980 yıllarıydı zannederim. Hatırladığım cevabi antetli kağıtta ünvansız ve sade olarak KASIM GÜLEK yazılı olduğu; merhum ADNAN KAHVECİ’nin anteti gibi sadece isim soyisimden ibaretti…

  11. İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ adıyla bilinen ve içerisinde BÜYÜK İSKENDER LAHİTİ olarak da bilinen rölyefli mermer mezar da buradadır. 1980 yıllarında ben bu Müze’ye gittim; aynı gün TOPKAPI SARAYI ziyaretimde de bir kafileye mihmandarlık yapan MURAT BARDAKÇI ile de ayaküstü sohbet etmiştik. İşte o demde ARKEOLOJİ MÜDİRESİ bir Bayan görevliydi. BÜYÜK İSKENDER LAHİTİ önünde konuştuk. Lahit içinde bir MUMYA vardı; kimliği konusunda net bir bilgi alamadım, ben de BÜYÜK İSKENDER’in Ruhuna ithafen okuyunca oraya çıkageldi. Öncelikle buradakilerin hepsi hırsız dedi; fakat bu Bayan görevli müstesna, o dürüst birisi!!! deyince ben şaşırdım. Beyaz ketenden harmani bir şal elbisesi vardı ve kenarları sur motifliydi, aynı motifleri yıllar sonra Güre Saruhan Otel’de gördüğümde mutluluk hissettim. Kareteci öisiniz? diye sorunca BÜYÜK İSKENDER olduğunu söyleyerek yanımızda duran kendi büstünü gösterdi; benzerliğe çok şaşırdım!!! Saçları dalgalı veya taraçalı-sekiliydi, dudakları ince ve büstteki burun ve gözler de aynıydı!!! BÜYÜK İSKENDER tabi heykeltraş bana bakarak yaptı bu büstü, dedi. Peki, Sen Şehid misin?! diye sordum; daima Allah’ın cc Adına savaştığını, Onun Hakimiyeti adına harbettiklerini söyledi. Lahit içindeki MUMYA’nın değerli bir askeri komutanınına ait olduğunu belirterek iskeletini kaldırsınlar, dedi ve onu bu şekilde görmekten üzüldüğünü söyledi. Lahidin kendisine ait olmadığını zira henüz mezar yerinin keşfedilmemiş olduğunu, ileride ortaya çıkarılacağını söyledi. Müdire Hanım LAHİT üzerindeki yazıyı okutup anlamını sordu; yazının okunuşunda bir harf yazıldığı halde okunmazmış, arapçadaki ‘El’ harfi tarifindeki lam örneğini verdi!!! Bayan Müdire bu yazının günümüzdeki alfabelerden hangisiyle yakın
    olduğunu sorunca BÜYÜK İSKENDER ‘Kril Alfabesi’ diye cevapladı… Ve aradan yıllar geçip 1984 yılında Koca Mustafa Paşa Taksim arası çalışan 35 C Belediye otobüsünün arka tarafında ayakta duran kısa orta boylu bir Bayan bana Ömer diye hitap edince çok şaşırdım; Müdire Hanım emekli olmuş ve beni de unutmamıştı, o günü yadettik…Selam olsun tüm Dostlarıma..

  12. BARBAROS HAYREDDİN PAŞA, KAPTANI DERYA PİYALE PAŞA VE SİNAN PAŞA, ZAĞNOS MEHMED PAŞA, PARGALI İBRAHİM PAŞA, CEZERİ KASIM PAŞA, PİRİ MEHMED PAŞA, İSKENDER PAŞA gibi Diri Evliyaullah’tan çok sayıda sevdiğim Dostlarım oldu (r.a.ecmain). Fakat içlerinde öyle de biri var ki MAREŞAL ünvanlı yani SERDAR-I EKREM ve savaş meydanında ŞEHİD düşmüş (Silankamen Savaşı) KÖPRÜLÜLER Ailesinden FAZIL MUSTAFA PAŞA Dostum ra. Siyah paltosu içinde zayıf uzun boylu, uzamış siyah sakallarıyla randevulaşıp iki kez buluşmuştuk Şehzadebaşı Vezneciler arası dar minübüs yolunda; torunu NTV Haber Spikeri BANU GÜVEN ile tanıştırmak istedi ki o henüz İstanbul Erkek Lisesini bitirip İstanbul Üniversitesi Çalışma Ekonomisi öğrencisiydi; istikbale dair ben notlarımı hafızama yazıp ileride hatırlamak üzere nisyana bırakmayı yeğlemiştim ki vakti geldiğinde hatırlatıldım. BANU GÜVEN’in o yüzden müstesna bir yeri vardır kalbimde; öncelikli korunması gereken bir emanet gibidir hep. O beni duyarlı bir izleyici olarak hatırlar; haberlerini faks ile protesto eder “oraya gelirsem hepinizin ağzına sıçarım!!!” der, BANU GÜVEN de “izleyicilerimizden çok duyarlı interaktif canlı tepkiler alıyoruz!!!”:) derdi…Saygım da Sevgim de büyüktür kendisine…

  13. DANİŞMEND GAZİ ile ilgili hatıramı yeniden okuduğumda Patnos’tan ABDURRAHMAN GAZİ, Karesi Beyliği banisi MEHMED BEY (Kara İsa Bey’in Babası), KARACA BEY (Bayraklı Baba), MESİH MURAD PAŞA (Aksaray Yusufpaşa Camii avlusunda medfun), MALKOÇOĞLU BALİ BEY (Bıyıkları sebebiyle Ülkücü müsün?! diye sorduğumda; Akıncıyım!!! cevabını vermişti:) gibi nice Diri Mücahid Dostlarım gözlerimin önünden geçtiler ra.ecmain. Ne kadar Aziz bir Anadolu topraklarında yaşıyoruz, bir idrak edebilseniz… İstanbul Rumelifeneri’nde medfun SARI SALTUK, Gelibolu’dan AHMED-İ BİCAN (ki torunu Profesör AHMED BİCAN’a 1983 yılında Selam gönderip tanışmamıza vesile olmuştu!!!), Amasya’dan İĞNECİ BABA (Amasya’ya geleceksin, Taş Han’da kalıp Gamaşuk’ta çay içeceksin!!! demişti, Sen Zıfiye misin?! diye sormuştum da; tamir işleri, gerekirse o işi de yaparız:) diye muhabbet etmiştik) Erzurumlu İSMAİL HAKKI Hz. (hayli kısa boylu bir Zat, Amiş Efendi kadar boyu; Küçük Hüseyin Efendi daha da kısa boylu ra) İstanbul’dan hangi SAHABİ Dostlarımı sayayım, hangi ŞEHİD Arkadaşımı zikredeyim; değil mi SEYYİD NİZAM ra Dostum!!! Anadolu adım başı Evliya Zatlarla mücehhez. Ruhlarına üç İhlas bir Fatiha ikram edelim hep…

  14. Çağdaş kameraların Nur bedenlileri görüntülediğini biliyorum; zira bu konuda tecrübe ve gözlem sahibiyim. İzleyiciler görüntü kadrajındakilerin kimliğini bilmeksizin izlerler ama bazı kameramanların dikkatlerinden kaçmazlar. Dolayısıyla bendeniz de zaman zaman kadim Dostlarımı yeniden görmek imkanını buluyorum. Öyle ki beni TC düzeninin süikastlerinden korumak üzere görevlendirilmiş Şehidler ile birlikte asker elbiselerimizle eğitim alanında çekilmiş hatıra fotoğraflarımız da var albümlerimde.
    A Haber ekranlarında Yaz Boz programında 1.Murad Hüdavendigar Ağabeyimi izleyiverince hatıralar canlandı gözümün önünde. Bursa Namazgah Camii’ne davet edilmiştim; Yeniçerilerin Gülbanklar okunarak sefere çıkmalarının canlı tanığı olmam için ısrar etmişlerdi, fırsat bulup gidemediğime hala yanarım.
    Fomara yakınlarındaki Reyhan Camiinin avlusunda medfun banii yaşlı Dostumu da özlemedim değil; Emir Sultan Hz. ile de görüşürüz, dediğimde İnşaAllah diye mukabelede bulunmuştu. Hüdavendigar Murad Ağabeyim Selam gönderir; İnşaAllah tekrar görüşeceğiz…

  15. SULTANAHMET CAMİİ de SÜLEYMANİYE CAMİİ gibi sırlı; Süleymaniye Camii’nin akustik sırrını bizzat MİMAR SİNAN Hz merhum Dostuma sormuştum 1983 yılında beni ısrarlı davetinde bir sabah kabri başında; Ana Kubbe’ye çepeçevre 128 boş testi küp yerleştirdiğini söylemişti ki o günlerin Hürriyet Gazetesi de bunu haber olarak yayınladı. Sultanahmet Camii’nin de niçin BLUE MOSQUE yani MAVİ CAMİİ olarak anılıp adlandırıldığını bizzat Dostum SULTAN 1.AHMED ra/as beni ziyaretlerinde sual eyledim. Dedi ki; “Cami inşa edildiğinde pencereleri mavi vitraylar ile bezeliydi ki geceleri gökte Ay ve karşıdaki deniz yakamozlarından yansıyan ışıklar Camii’nin bu pencerelerinden içerisini gündüz gibi mavi gün ışığıyla aydınlatıyor adeta içeride bir ışık cümbüşü oluyordu!!!”
    Allah cc emeği geçen herkesten razı olsun!!!…

  16. Em.Tuğgn.HALDUN SOLMAZTÜRK bir Anadolu evladıdır; benimle aynı mahalle ve sokaktan, baba dostu asil emekçi ahlaklı komşularımız. TV programlarında görüşlerini izliyorum. Kanımca zamanı geçmez insanlardan, vizyoner bir uzman. Ülkesi ve halkından başka kimseye başeğmez arslan yürekli bir Dost. Dürüstlük ebedi yaşam ilkesi. Ne mutlu bizlere ki hala böyle insanlar yaşıyor aramızda…

  17. Tümgeneral Osman PAMUKOĞLU ile 1977 yılında Yüzbaşı rütbesindeyken tanıştık; saygıdeğer bir ilkokul arkadaşım olan Mustafa PAMUKOĞLU’nun amcasıydı. Benden bir isteği oldu; dua etmemi talep etti, niçin? diye sorunca “Askerim, KAHRAMAN ASKER olmak istiyorum!!!” dedi, aynı gün aynıyla kendisi için dua ettim. Aradan yıllar geçti, yıl 1995 oldu; Edirne Uzunköprü 42. Piyade Alay Taburu’na İKK konulu faks emriyle sakıncalı yapılarak sürgün edildim; sosyal bir vebalı muamelesi, Kahraman TSK tarafından fukara sümüğü gibi atılan iftiranın hiç uğramadığım Kırıkkale Sulakyurt Jandarma Karakolu’ndan silah hırsızlığı ile TİKKO Örgüt Üyeliği olduğunu detaylı araştırmalarım sonucu öğrendim ve 238.Dönem Tabip Asteğmen olarak İsmi Azam ile lanet ettim, dualarımı işiten ve icabet eden Allah cc 238 Generali bedel kıldı!!! Fakat hiç kimse Osman PAMUKOĞLU’na ilişmedi, zira O 1977 yılında muafiyet kazanmıştı zira. Sakıncalı Asteğmen olarak Hakkari Dağ Komando Birliği Komutanı Osman PAMUKOĞLU’na “Kahramanlığı” sebebiyle tebrik ve destek mektubu gönderdim. İki dağ vardır; EBAL ve GERİZİM; biri lanet, ötekisi berekettir, tercih sizlerin…

  18. İLAY-I KELİMETULLAH mücadelemize ait bir hatıramı tarihe not düşeceğim. 1995 yılı, Uzunköprü 42. Piyade Alayı Mekanize Piyade Taburu’nda sakıncalı ve sürgün askerlik görevimdeyim. Revirimde sakıncalı bir çavuşum daha var; İzmir’den şantör Tayfun, o da mümin birisi. Çağatay ismindeki bir üsteğmen de yemek dualarında ALLAH cc dedirtmemek ve “Tanrı’mıza hamdolsun!!!” dedirtmek için her tür emir ve cezada kararlı biri; nitekim aynı şahıs ben askerlikten terhis olduktan sonra Keşan’a kadar gelip bana tam süikast yapacakken ani bir manevrayla sıyrılmayı başarmıştım. Cengiz, Oğuz, Çağatay, Çetin, Ejder türü kızıl isimler beni oldum olası uyuz eder, o da ayrı bir konu. Her neyse, birgün Tayfun Çavuş bana hitaben; “Komutanım, bugün öğlen Yemekhane Çavuşu benim, yemek duasını ben yaptıracağım; Çağatay üsteğmen de nöbetçi subayımız; ne emredersiniz?!” diye sordu. Dedim ki; “Sen duayı en tiz ve gür sesinle; ALLAHIMIZA CC HAMDOLSUN!!!” diye olanca sesinle haykır!!! dedim. Askerlerin hepsi aynı şekilde sana iştirak edeceklerdir; “ALLAHIMIZA CC HAMDOLSUN!!”. Üsteğmen bunu işitince fıttıracak ve sana emredecek; ” Düzelt, tekrar oku!!” diyecek sert şekilde!. Sen de aynı ciddiyet ve gür sesinle; “EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!!!” diyeceksin. Sonra sesini bir oktav düşürüp; “Allahımıza cc hamdolsun!!!” diyeceksin; Askerler aynen ” ALLAHIMIZA CC HAMDOLSUN!!!” diyeceklerdir!.. Bu kez Üsteğmen Sana emri tekrar edecek, fakat başka birşey söyleyemeyecektir. Sen yine gür sesle; “EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!!!” diyecek ve Askerlere dönüp sesini bir oktav daha düşürerek “Allahımıza cc hamdolsun!!!” diyeceksin; Yemekhanedeki Askerler yine “ALLAHIMIZA CC HAMDOLSUN!!!” diye gürlerler. Sonra o Nemrut da kudurup siktir olur gider, hiçbir bok yapamaz, Askerlerin gazabından çekinir!!! diye talimat verdim. Aynıyla vaki oldu. Korgeneral NAZIM ALTINTAŞ Kurmay Yarbay rütbesiyle Tabur Komutanımızdı; emir eri ise MEHMET ÖZER şimdilerde manken TÜLİN ŞAHİN ile evli olan Aşçı. Asker arkadaşlarımızın da kulakları çınlasın!!!…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir