İdam cezası meselesi

idam

15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye reel politiğinde yarattığı etkilerden biri de belli aralıkla küllendiği yerden yeniden alevlenen idam tartışmalarını ön plana çıkarması oldu. İdam cezasına yönelik toplumsal bir destek olduğu açık. Bu yeni bir şey değil. Güncel durumdan bağımsız olarak bu ülkenin yurttaşlarının hatırı sayılır bir kısmı bazı suçlarda -çocuklara tecavüz ve terör gibi- idam cezasına sıcak bakıyor. Başta Erdoğan olmak üzere idam lehine görüş bildiren AKP-Devlet sözcüleri bu bahsi geçen halk desteği üzerinden bir söylem geliştiriyorlar. Dillendiren argüman kağıt üstünde oldukça önemli. Demokrasilerde halkın dediği olur. Halk idam istiyorsa idam cezası geri gelmelidir.

Tam bu noktada modern demokrasilerin anlamı ve içeriği üzerine haklı bir hatırlatma yapılmalıdır. Liberal demokrasiler iki sütunun üzerinde yükselir: Unsurlardan ilki halk egemenliği, ikincisi ise insan haklarıdır. Halk egemenliği ile insan hakları nosyonları arasında potansiyel olarak bir gerilim vardır. Olası gerilim, Türkiye’deki idam tartışması örneğinde görüldüğü üzere bazen somut bir içeriğe bürünür. Daha açık bir şekilde ifade edelim. Demokrasilerde her zaman halkın dediği olmaz. Çünkü halk insan haklarına aykırı, hukuku ve temel hakları çiğneyen talepler de bulunabilir. Mesela halk gözaltına alınan bir sanığı konuşturmak için ona işkence yapılmasını doğru bulabilir. Halk işkence istiyor diye işkenceyi serbest bırakmak ne kadar demokrasiye uygundur? Tabii idam cezasında durum işkenceye göre biraz daha karışık. İdamın insan haklarına aykırı olduğu yönünde medeni dünyada tam bir görüş birliği yok. Liberal demokratik ülkelerin neredeyse tamamı idamı yasakladı. ABD liberal demokrasiler içerisinde idam mevzuatını koruyan ve uygulayan istisnai örneklerden biri. Ama orada bile eyaletlerin ezici bir çoğunluğunda idam yok.

Bu arada yaratılan aksi yönde havaya rağmen Türkiye’de uzun süreden beri idam uygulaması yok. 2004 yılında Anayasadan ve TCK’dan idamla ilgili hükümler çıkarıldı. 1984’den beri hiçbir idam kararı infaz edilmedi. Çünkü Anayasaya göre idam cezalarının infazı TBMM kararıyla oluyordu. TBMM 1984’den idamın tümüyle kaldırıldığı 2004 tarihine kadar hiçbir idam kararını onaylamamıştır. Bu hatırlatma önemli. Çünkü Türk Hukuk sistemi ve yurttaşlar çok uzun süreden beri içerisinde idamın olmadığı bir ceza mantığıyla birlikte yaşamaya alıştılar. 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin yarattığı tehlike yadsınamaz. Ama bu durum ülkenin normali haline gelmiş idam cezasının yokluğu uygulamasını kaldırmamız ve 1984’ün gerisine gitmemiz için yeterli bir neden sağlamıyor.   

Güncel idam tartışmaları bakımından ise mesele sorunlu bir yere doğru gitmeye gebe. Çünkü meydanlarda halk darbeciler asılsın diye idam istiyor aslında. Ama bu hukuken mümkün değil. Çünkü suçların ve cezaların geçmişe yürümezliği diye bir ilke var. Tüm insan hakları sözleşmeleri ve yürürlükteki Anayasamızda. Bugün idam gelse bile dün darbe yapanları idamla yargılayamıyoruz. Bu nedenle idam vaadi işin özü itibariyle kendisinden beklenen yararı hiçbir zaman vermeyecek ve popülist yanı ağır basan bir kandırmaca. Popülizm çekici bir şey şüphesiz ki. Özelikle demokrasilerde. Ama popülizme kendimizi kaptırmadan önce idam ne ölçüde hakkaniyetlidir ve idam cezası gelirse Türkiye Cumhuriyeti içeride ve dışarıda ne tür tehlikelere maruz kalır sorularına yanıt verilmesi gerekir.     

İdamın ne kadar adaletsiz sonuçlara yol açabileceğini anlatabilmek için yakın tarihteki bir örneğe başvurabiliriz. Şöyle ki idam cezası diye bir şey ceza hukukumuzda olsaydı bugün herkesin -AKP’lilerin bile- suçsuzluğundan emin olduğu Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davası sanıklarının tamamına yakını asılmış olacaktı. İdamın yokluğu bizi daha büyük bir faciadan korudu. Türkiye’deki mahkemeler bir türlü hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını siyasi etki karşısında koruyamadı. Son derece siyasallaşmış bir yargımız var. Üstelik bu sorun yeni değil. Böyle bir yargının olduğu, her üç yargıç ve savcıdan birinin göz altına alındığı, kalanların da durumun pek parlak olmadığı verili Türkiye koşullarda idamı getirmek yeni felaketlere davetiye çıkarmak anlamına gelir.

Bir de dış ve iç tehlike olasılıkları var önümüzde duran. Türkiye ile genel olarak Batı, özel olarak AB ilişkileri dibe vurmuş durumda. İdam cezası meclisten geçerse AB ile tüm ilişkiler geri dönülmez bir şekilde kesilebilir. Ne yapacağız bu durumda? Hiçbiri bizden daha demokratik olmayan Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerle mi yola devam edeceğiz? Son söz Kürt meselesiyle ilgili olacak. İdam yasası Öcalan’ın asılması ihtimali üzerinden Kürt sorununu daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Ezcümle, idam bir çözüm değil. İdamı düşünmeye başladığınızda sorunların gerçek nedenleri düşünmüyor ve ayrıca çözdüğünüzden daha büyük sorunlara yol açıyoruz çünkü. 

Armağan Öztürk

(Bu yazı ilk kez politikyol.com sitesinde yayınlanmıştır.)

Armağan Öztürk’ün kitaplarına ulaşmak için bağlantıyı tıklayınız: http://www.kitapyurdu.com/yazar/armagan-ozturk/46296.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.