Özgürlük Serüveni 7

OZGURLUK7

XXI. YÜZYIL

XXI. Yüzyıl beni bir 5 Ocak 2001 Cuma günü ‘Sala’ vakti evimde selamladı! Sofadaki divan üzerinde halsiz ve nefessiz, teneşir üstündeki ölü gibi, gözlerim Gökler’e asılı halde kaldım! Ruhumun ‘Uruc’ ettiğinin farkındaydım; henüz hangi Gökleri temaşa edip hangi hızda seyrettiğimin ayırdında değildim! Annemse sekarat halindeki bir ebediyyet yolcusunun başında Kuran okuyorken benim dışarıyla iletişimim kesikti! Neredeyse Cuma için ‘Ezan’ vakti yaklaştığında, her ölünün dirilişinde olduğu gibi ciğerlerim nefesle dolup fazla nefesi de vererek canlandım ve gözlerim açıldı! Allah’ın (cellecelaluhu) Ruhu Ruhulkudüs aleyhisselam ile ‘Uruc’ etmiştim! Görsel bir vizyon olmadı! Fakat sonraki 40 gün boyunca kalemimden semboller aktı;

O BEN’İM! adıyla notlarımı derlediğim kitap ortaya çıktı. Beyin kanaması geçirmiş gibiydim! Burnum kanadı sadece. Adeta beynimin beyaz cevherinin Ruhulkudüs aleyhisselam elindeki ateşle gri cevhere dönüştürülmesiydi yaşadığım! Kafatasım içinde İki Levha taşıyan Ahid Sandığı gibiydi! 1996 yılında yaşadığım ‘Keşf’ sonrası ‘Seyri Süluk’umun ‘Uruc’ aşamasıydı bu! 1984 yılında 24 Haziran Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan Gece yani Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde; Beşiktaş Vişnezade Camisi’nde Göklerin Melekutu ile tanışmıştım ama hediye edilen bir tesbihin tanelerini hayat merdiveninde basamak basamak çekerken önüme çıkan iki orta imame gibi bu tecrübeler de yaşanması gereken dönemeçler; ezeldeki kazânın ebed yolculuğumdaki kader boncuklarından ibaret bir tesbih bu!..

2001 yılının 6 Eylül tarihinde doktor olarak memuriyet hayatıma yeniden başlayışımın sonraki haftasında;

Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül 2001 tarihinde küçük kıyameti yaşadı. Kitab-ı Mukaddes benim için mekan, Kuran-ı Kerim ise mekanın erimesi olan zamanı tanımlar! Uzay-Zaman döngüsünün mekan koordinatları Kitab-ı Mukaddes adlı üç boyutlu ‘Kürsi’ üzerinde Amerika Birleşik Devletleri’ni nasıl koordinatlamakta henüz bilmiyorum ama zaman koordinatları Kuran-ı Kerim adlı ‘Arş’ üzerinde 101. ‘Kaaria’ süresiyle (2001 yılı) bildirildiğinden bu Vahyin güncel tezahürünü beklemekteydim! Bunun meseli şöyledir; elinizde üç vektörün bileşkesi olan bir vektör var, mevcut vektörün üç bileşenini bulmanız gerekmekte!.. Kuran-ı Kerim ile Kitab-ı Mukaddes’in birbirinde yansıyan iki müteşabih kitap olarak izdüşümlerini bulmak için gereken anahtar Yuhanna Vahyi üzerinde mevcut! Yuhanna Vahyi 22 Bab’tır; 19 + 3 Bab (Son 3 Bab V-H-Y; 22 Hebrew harflerin Arapça-Ebced harfleri tertibiyle işaretlenmesi gerekir).

Kuran-ı Kerim 114, Kitab-ı Mukaddes ise 66 Süre ve 1254 Bab’tır; 66 x 19 = 114 x 11

11 Eylül Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi adlı bir dizi savaş ve değişim planını gündeme taşıdı. Somali, Afganistan, Irak harap oldu. İslam Ümmeti terör ile anılır oldu. Dünya başkentleri terör eylemlerine sahne oldu. Eylemcilerin de Müslümanlar oldukları görüldü. Artık İslami fikir hayatının yerini terör ve mezhep savaşları aldı. XX. Yüzyıl’dan bakıldığında XXI. Yüzyıl’ın Dünya üzerinde büyük ihtida hareketlerine gebe olup şafakta bir doğum beklenirken, ölü bir ceninle düşük şoku yaşadı İslam Ümmeti!

2007 yılına geldiğimizde ‘Seyri Süluk’umun çıkıcı tahakkuku olan ‘Fark-ı Evvel’ Ruhulkudüs aleyhisselam ile ‘Uruc/Takdis’e mukabil; inici tahakkuk olarak ‘Fark-ı Sani’ de Allah’ın (cellecelaluhu) Kelamı ve Ruhu Mesih İsa aleyhisselam ile ‘Fetih/Tebrik’ gerçekleşti! Bu ziyaretin sonucunda da yine 40 gün sürecek olan;

‘Aziz Kabe ve Azize Meryem’ adlı yeni bir semboller kitabı döküldü kalemimden. ‘Seyri Süluk’ deneyimlerimi kitaplaştıracağım!.. Çünkü hidayeti dürüstlük, takvayı duyarlılık olarak anlayan ben Hazreti İbrahim aleyhisselam’ın ayakizinden giden Hanif bir izcisiyim! Çünkü Hanif olunmadıktan sonra Yahudi, Hristiyan ya da Müslüman olmak sadece bir mezhep saliki olmaktır! Oysa Hazreti Mevlana’nın (aleyhisselam) dediği gibi; ‘Aşık’ın mezhebi Allah’tır cellecelaluhu’!..

İslam dininin Hakikatini Ruh ve Kelam rehberliğinde Allah’a cc vuslat yolculuğu olarak görmekteyim. Genetik kodlarımızda yazılmış olan İlahi Tevhid bilgisini hatırlayabilmektir tüm çabamız. Bunun için her mahluk (yaratılmış) kadar yol vardır belki. Fakat bizim takdim edeceklerimiz rezervedir! Süt gibi bir iman olsun; katkısız, lekesiz, ak, berrak, arı-duru, saf. Sağılmış süt gibi yaşayan Nur bedenli

Dirilerden olabilmek için! Üveys gibi iddiasız, sade, melamet içinde, hullet tadında…

Zamanı ergonomik kullanarak maksimum farkındalığı temin için en efektif yolun Sevgi olduğunu bize Muallim Mesih İsa aleyhisselam öğretmiştir! Sevgi her tür diyalektiği yani her tür iddiayı aşan ve insanı aşkın olduğu kadar da içkin kılan ‘Kelamullah’tır!!!.. Bizim bir kedimiz vardı; Kızkardeşim adını ‘Pamuk’ koymuştu! Pamuk bir sokak kedisiydi; benim gibi bir homeless! Pamuk evimize gelir, soğuk kış gecelerini evimizdeki sobanın yanında geçirir, soframıza oturur, beraber yemek yer, sonra da çeker giderdi! Çöplerde gezinir, bize gelip temizlenirdi. Bize ‘Sevgi Öğretmeni’ oldu Pamuk! Ben ona ‘Şeyhul-Melamin Eş-Şeyh Pamuk Hazretleri!’ derdim. Bir gün eve dönmedi ve artık hiç göremedik onu! Hazreti Musa aleyhisselam ile Bilge Hızır aleyhisselam arasında geçen buluşma yerine yani iki denizin birleştiği yere yolculuk edecek olan Kızkardeşime tenbihledim Pamuk’u mutlaka görmesini; başını okşamasını ve hasret gidermesini!.. Diriden ölü, ölüden de diri çıkartan Allah cellecelaluhu kuşkusuz yeniden buluşturacaktır bizi!..

Konu ‘Sevgi’ olunca Bilge Dede’yi anmamak haksızlık olur. Medine-i Münevvere’deki merhum Dostum Hattat Mustafa Efendi’nin Babül-Mecidi’de bir aktar dükkanı vardı. Hattat Hoca bu sinekleri hangi koku kovar?! diye sormuştu. Bu anekdotu Bilge Dede’ye aktardığımda; sinekleri öldürmeyi düşünmüyor! değil mi?! diye farkı ayrımsamama yardım etti!.. Bilge Dede birgün ‘Alaaddin Özdenören ne yapıyor, görüyor musunuz?!’ diye sorunca; ‘ancak evinde görüşebiliyoruz, hep ayyaş!’ diye cevapladım. Bilge Dede ‘ne hoş! bir biz öyle olamadık!!!’ diye iç geçirdi!.. Bilge Dede ‘hepimiz ölmüş birer cenin ve doğmamış birer ölüyüz; ölmeden önce ölmeli ve dirilmeliyiz!’ derdi. Bilge Dede’yle birlikteliğimiz esnasında O’ndan çok şey öğrendim; ama pratik sınamadan geçmemiş teorik her bilgi piç kalmaya mahkum olduğundan, yitik öz-gürlüğümü sert enseli kavimden uzaklarda arama serüvenim böyle başlamıştı benim!.. Haçımı yüklenerek yola revan olduğumda en son vedalaştığım kişi Bilge Dede oldu!!!.. Bilge Dede bana ‘yolunuz açık olsun, kendi Kitabınızı okuyun!’ diye uğurlamıştı!.. Muska gibi bir öğüttü bu sözler benim için!.. Ben ‘Bismillahirrahmanirrahim; Baba-Oğul-Ruhulkudüs Adına!’ diyerek yola çıktığımda, O ‘Aşk-Habib-Mahbub Adına!’ diye tercüme etmişti!.. Amerika kıtasındaki homeless hayatım boyunca Bilge Dede’ye yazdığım notlarımı postayla gönderdim. Türkiye’ye döndüğüm gece ilk işim Bilge Dede’yi Şeyh Lutufullah Kabristanlığı’na nazır evinde ziyaret etmek oldu!.. Bu kitap Bilge Dede’nin ‘kitaplaştırırsınız!’ diyerek bana topluca iade ettiği o notlardan oluştu. Şimdi Bilge Dede ebedi alemde, 2010 yılında dar-ı bekaya irtihal etti; beyaz sakallı haliyle ‘Pamuk’ kedimizle ne kadar da benzeşirlerdi:) Bilge Dede için sevgisiz yemek pişirmek dahi bir cinayetti!.. Bilge Dede bazen lokantaların pişmiş yemeklerini görüp yemek yemeyi reddeder; ‘işkence görmüşler!’ derdi!..

Bilge Dede’nin niçin Şeyh Lutufullah (Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin Karesi Mürşidi) Kabristanlığı’na nazır bir evde yaşadığını, sabah seher vaktine kadar kitap okuyarak uyanık gecelediğini, bir gün ‘Beni Bakanlar Kurulu kararıyla buraya gömün!’ deyip sükût edişini çokça düşünmüşümdür!!! Bu muammaya ilişkin bir yaklaşım Ankara’da mukim Hacı Bayramı Veli Hazretleri’nin Postnişini Dr. Emin Acar’dan geldi; ‘Balıkesir Şeyh Lutufullah Camii Kabristanlığı’nda sabah seher vakti kuşlar toplanıp zikir yaparlar, oradaki kuşlar kadar kalabalık başka bir zikir Cemaati yoktur!’ demişti.

‘Gözyaşı Ahid’in Tuzu, Kan’ın Kurbanı, Mesih’in Şehadeti olup Sünnet-i Seniyye’dir!’ dediğimde Bilge Dede ‘Kelam’ı başıyla onaylayarak eline kalemi aldı ve önündeki kağıda şu kelimeleri yazdı; ‘bunu mutlaka yazın!!!’..

 

HİTAM

Hitam ‘bitirirken’ anlamına gelen Arapça kökenli Osmanlıca bir terim. Sonsöz başlığını kullanmış olsaydım; Kelime-i Şehadeti yazar bitirirdim. Hatmetmek fiil kökünden bir masdar kelimeyi tercih ettim.

Kabe’deki Omega yayının bulunduğu alana da ‘Hatîm’ denilir. Omega harfi Yunan alfabesinin son harfidir. Kabe’deki Omega yayının nişan aldığı istikameti Altınoluk’u gösterir ki Kudüs’ü işaretler; ayrıca Altınoluk ile Sa’y (Safa-Merve meridyeni) arasındaki açı da ekliptiktir.

Bilge Dede ‘söylenmiş ve söylenecek her söz pişmanlıktır; bilgilerin toplamı ise cehalettir!’ derdi. Sözlerimi Hazreti İsa Aleyhisselam’ın Dağdaki Vaaz’da yapmış olduğu duasıyla bitirmek istiyorum!..

 

Ey Göklerdeki Babamız!

Şükrolsun Sana!!!

İsmin mukaddes olsun, Melekut’un gelsin.

Göklerde olduğu gibi Yeryüzü’nde de Senin İraden olsun.

Bize gündelik ekmeğimizi ver.

Borçlulara bağışladığımız gibi Sen de bize borçlarımızı bağışla!

Sapmamıza izin verme; bilhassa kurtar!

 Melekut, İzzet, Kudret, Yücelik; ebedler ebedince Senindir!!!.!

 

 Amin…

………….. o …………..

             SON

 

 

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

29 Kasım 2015

 – Haber Lotus –

Dr. Ömer Nasuhi Bildik’in kitaplarına ulaşmak için tıklayınız: http://www.kitapyurdu.com/yazar/omer-nasuhi-bildik/156825.html

1 Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.