Yürüyüş

Eskilerden biriyle, gerçekten şimdi sadece “biri” olmuş kişi ile görüştüm geçen gün. Gerçekten geçmiş olduğunu fark ettirdi bana zamanın. Kendisinin benim gözümde, benim O’nun aklında zamanla eksildiğimizi… İşte bu yüzden veya bunu bahane ederek sıkıldım.

Sıkıldım odanın dört duvarından, çıktım şehrin çok duvar arasına. Bak yine sıkıldım! Oralarda da duvarlar vardı sadece. Şu geçen araçlar mı? Şu geçen insanlar mı? Bakmak istemiyorum görmek zorunda kalsam da. Hani hep köy kahvesine gitmek isteyip de Sığacık’ın, Foça’nın taş duvarlı modern cafelerinde “soluklananlar” vardır ya, bu zihniyete inat gittim köy minibüs duraklarına. En uzak köyü öğrenip bindim iki saatte bir kalkan köy minibüsüne.

Şehir çabuk bitti, kır erken başladı. Kırk beş dakika ancak dayanabildim ayakta yolculuk etmeye. O saatten sonraki ilk köyde indim. Soğuk hava, köpek havlamaları. Meraklı bakışlar içinde köy kahvesinin odun sobasının dibine yanaşıverdim. Çayı istemeye gerek görmeden getirdi kahveci abi. Bol renkli gazetelere bakarmışım gibi yaptım. Isındıktan sonra fazla oturmak istemedim, kaçmıyor ya kahve tekrar gelirim. Bakkala girdim. Benzetme falan değil bildiğin otuz yıl önceki küçüklüğümde çalıştığım bakkallardan. Hangi ürünün olup olmadığını ve nerede olduğunu bilen tek kişilik yeteneğe sahip bakkal, üstüne minder koyarak oturduğu sandalyesinde düşmeden uyuklamayı becerebilen insan. Bir ilaç aldım: ağrı kesici, bir  de tarak istedim. Küçük bir şey verdi. Büyüğünü isteyince “onlar kadın için!” sen ver dayı dedim. Beremin içine sıkıştırdığım uzun saçlarımı fark etmediğine sevindim. Saçın sakalın uzun olan erkek adamı köy yerinde çok haz etmezler. Sakallar az kaşındırıyor ama saçımı seviyorum. Çıkınca bir çay daha içmeden edemedim. Kahvecinin çay için aldığı elli kuruş için şehirlerde kafelerde beş tl’ye içtiğim çayları düşünerek ben utandım.

Dönüşte otobüs beklemenin çok vakit alacağını düşündüğümden yürüdüm. İşte bu çay üzerine yürüme  çok iyi geldi bana …

Yorulunca otostop çektim. Şoförle, bu zamanda otostop için durana da araca binene de güvenmek zor muhabbeti ile yolu bitirdim, bir teşekkür ve hayır dua ile ayrıldım.

Yorgun ayaklar bir uykuyu hak etti.

Yaşadığım bu mini tur’da anılarımı kalbime attım, alışveriş edip ceplerime doldurduğum her şeyi çıkardım masaya koydum işte..!! Masa da masaymış haa…

Ali Sadık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.