
Bölgemize bin bir zahmetle getirdiğimiz bu insanları “Haydi buyurun, elimizde kuru fasulye, pilav var, paylaşalım!” diyerek mi ağırlayacağız? Elbette değil! Zaten bölgeye gelen bu kadar insanı doyurabilmek için üretim kat be kat artacak, Pazar ayağımıza geldiği için de nakliye, vergi, yakıt, gümrük giderleri vs… den otomatik olarak tasarruf etmiş olacağız. Ya daha ne?
Dahası anadan babadan gördüğümüz üretim sistemleri ve ürünler üzerinde değişiklik yapma zamanı gelmiştir. Mesela bizlere ilkokuldan beri daima “tarım ülkesi” olduğumuz vurgulanırdı. Ancak ürettiğimiz buğday tüketimimizi karşılamaz dışarıdan buğday ithal etmek zorunda kalırdık. Hatta hala da öğle… Bir ekonomi programında ilk defa duyduğumda şok geçirmiştim: Makarnalık buğdayı, yüzde 85’e varan oranda Brezilya’dan ithal ediyormuşuz!.. Hani biz tarım ülkesiydik! Bir kesimle “Makarnacılar!” diye alay edilen bu ülkede, buğdayın bile tamamına yakınını dışarıdan alıyorsak nasıl tarım ülkesi oluyoruz?
İşte Finike’den başlayıp Beymelek Lagününe kadar devam eden 106 virajda bazen dikine bazen paralel olarak gördüğünüz taşlık arazileri üretime dâhil etmenizin tek yolu bu. Haydi KOLAY GELSİN!
İlyas Torgaç
– Haber Lotus –
HLotus