Ana Sayfa > Felsefe > Anne Hakkında -Ahlâk Kazanacak –

Anne Hakkında -Ahlâk Kazanacak –

annehakk

İnsan hakkında Kur’an “Onu bir alakadan yarattık” demiştir. Cenin rahim duvarına yapışmış bir asalaktır. Kadın (anne) bu asalakla birlikte yaşamaya, iğdiş edilmeye rıza üretmiştir. Yaşadığı en önemli “şiddet” yavrusundan gelir. Ceninin anneyi tekmelemesi şiddetin bedensel egonun bizatihi kendisinde olduğunu gösterir.

İnsan prematüre doğmaktadır; deniz kaplumbağaları yumurtadan çıkınca denize koşarken insan yavrusu altını temizleyemeyen, boğazına kadar kirlere batan bir varlıktır. Temizlenmek ve beslenmek için annesini sömürmeye muhtaçtır. “Ahlaksız bir sömürü” eyleyeni olan çocuk, annesinin bedenini “sömürge ülkesi” kılmaktadır.

 

Baş cümlede söylediğim gibi, insan diğer canlı türlerine göre “erken doğar.” Çoğu hayvan doğar doğmaz erişkin gibi doğaya salınır. İnsan ise rüşde erişmek noktasında ilkel bir varlıktır, o kertede de barbardır.

İnsan yavrusu anasını sömürerek büyüyecektir. Annesi onu zahmetle taşır, o ise umursamaz bir bencillikle annesini “emer”. Kadının sömürüsü bebeğinden başlar. Kadının yaşadığı radikal şiddet yavrusundan gelmektedir. Kadına yönelik şiddetin kaynaklarından biri kendi gebeliğinde büyütülmektedir. Sömürülen kadın bebeği için bıçaklanmayı (“sezaryan”) kabul edecek kadar mazoşizme yakalanmıştır. Kadını neşterleyerek varlık bulan çocuğun annesine yönelik “taksirle yaralama” eylemi annesi tarafından “masumiyetin kucaklanması” gibi değerlenir. Bu masumiyetin şiddet içeriği göz ardı edilir. Sömürü ise daim kalmaktadır. Sömürü daimdir, çünkü annesi onu emzirmek için iki yıl zahmet çeker.

İnsan çocukluğunda boğazına kadar pisliğe batmış olarak yaşar.

“Acının ahlakiliği” ile “egonun ahlaksızlığı” birliktedir.

Annenin “hizmeti-köleliği” çocuğun erişkinliğine dek sürecektir. Kadının yavrusuna olan ahlakî davranışı, efendi-köle diyalektiği oluşturur. Ne yazık ki sömürü yıllar boyu sürer; Türkiye şartlarında çocukların annelerini sömürmeleri 30-40’lı yaşlara kadar devam eder.

Kadın, efendisi (emmek-bakılmak isteyen çocuk) karşısında ahlaki bir öznedir. Kadın sömürüye, şiddete maruz kalmamak için doğurmamak, evlenmemek zorundadır. Bu ise onu “varlığa çıkmayan” kılacaktır. Kadın niçin “anne” olarak kendini şiddete maruz bırakıyor? Bu sorunun cevabını kadınlar vermelidir. “Organsız beden-ego” halindeki çocuk ile aralarındaki şiddet temelli efendi-köle ilişkisini İslamcı kadınlar sorgulamalıdırlar. İslamcı kadınlar kadın ve şiddet konusunda çocuğun “ahlaksız ego”sunu da tartışmak; kadının erkek karşısında “bedensel eşitsizliğini” reddettikleri gibi çocuklarının “ahlakî sömürülme nesnesi” olduklarını da görmek zorundalar.

Kadınlara aşılanan “ahlak dersi” kadın bedenini, çocukların ırgatına dönüşümünün nesnesi kılmaktadır. Kadının şiddetten ve sömürülmekten kurtuluşu ancak “ahlak dışı alan”a geçerse yani kendini salt özne kılarsa mümkün olacak ve ancak o zaman toplum bitecek.

Sorumuz şudur: Niçin bir anne kendini sömüren, şiddete maruz bırakan, doğarken neşterleyen/yaralayan, kan akıtan, sütünü emen bir varlık’ı doğurmaya razı bir genderdir?

Değil mi?

Kadın üzerindeki otorite genderden gelmektedir.

İslamcı kadınlar bu “eşitsizliğin ahlakını” niçin kabullendiklerini açıklamalılar. Üstelik doğumla “gelen”in hayr olduğu da söylenemeyecektir.

Nitekim beyan böyle buyurulmuştur: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının” (64 Teğabun 14). Hızır, Musa sorunca şöyle söylemişti: “Anne ve babasını küfre zorlayacağı için o çocuğu öldürdüm.” Bazıları ise “helal süt emmiş” diyerek evlatları anaları ile değerlendirir. Kabil de helal süt emmiş değil miydi? Havva, hayr sahibi oğlunu (Habil) öldüreceğini bilseydi Kabil’e gebe kalır mıydı? Kabil’i hatırlayınca “dindar nesil” teorisi sıfırı çekiyor. Çünkü katilin (Kabil) babası Âdem, bir peygamberdi.

İnsanın “saf”-“masum” sayıldığı dönem (reşid olmadığı yaşlar) egonun anne-kadın ve babaya saldırdığı bir “zorba” kimliktir. “Saf” çocukluk (bebeklik) salt ego olmasına rağmen buraların “tebası olan” halklarca “masumca işler” şeklinde değerlendirilir. “Saf” çocuktan iyilik, yardımseverlik, iffet, adalet beklemeyiz; oysa o (saf-çocuk) bu değerleri yıkan bencillik, zorbalık, zulüm ile gelir.

İnsanın reşid olmadığı dönemdeki masumiyetinin “göreceli” olduğu görülüyor. Demek ki şiddet, ona maruz kalanın bunu “şiddet” nitelemesi ile ilgilidir. Çocuk egosunun “ahlaksız saldırganlığı” karşısında bu isteklerin kadın-toplum algısında masumiyet karinesinden değerlendirilmesi şiddeti göreceli kılar. İnsanın tabiatı şiddettir. Saldırganlık eğilimi insanda varolan bağımsız bir içgüdüdür ve ekonomik (emperyalist) amaçlara hasredilmiştir. İnsan başkalarını (dünyayı) ekonomik olarak sömürerek yaşam kurar. Bebeğin sömürü dünyası, sömürü nesnesi annesidir.

Bebekler dünyaya gelirken “ben buranın yabancısıyım” diye gelmemektedir. Sömürge valisi gibi gelirler ve “ahali”yi isteklerine boyun eğdirirler.

Toplum onları büyüttükçe verdiği ahlâkî değerlerle “buralara ve kendi egosuna yabancı kılar” ve ahlâkî değerlere benzeterek “normalleştirir.” Eğer bebek “buraların yabancısı” olsaydı, hepsinin açlıktan, bakımsızlıktan, muhtaçlıktan ölmesi gerekirdi. O bir efendidir. Buralıdır. Kan dökücü ve bozguncudur.

“Yabancılaşma” sonradan, “efendilikten kurtulmak suretiyle” gerçekleşir. Ahlâk ile “yabancılaşma” arasında bir ilinti vardır. Ahlâkîlik arttıkça insanın doğarken getirdiği şiddet/ego/efendilik özüne “yabancılaşma” artmaktadır. Dünya bir şiddet ve kan yurdudur. Ahlâk ile ona yabancılaşılır. Çünkü gerçek yurt ahiret hayatıdır. İnsan dünyaya yabancılaşmalıdır.

Bugün yaşadığımız dünyada en önemli ahlaki eylem bebeği tarafından “sömürüldüğü” halde ona ihtimam gösteren anneliktir. Anne bu ahlâkî eylemiyle “yabancı”dır.

Biz bu yazıda İslamcı kadınlara “anneliğin ahlak felsefesi”nin şiddet-sömürü ürettiği halde nasıl katlanılabilir olduğunu sorduk.

Tıpkı Hacer’in çölde İsmail ile tek başına bırakılmışlığı gibi. Hacer’in ahlak felsefesi günümüzün İslamcı kadınlarınca nasıl ele alınacak? Hacer çölde susuz, gıdasız, çatısız, elbisesiz, toplumsuz bırakılmıştı. Onu çöle bırakan ise peygamber İbrahim idi. Zamanımızın kadını kendisine çölde tek başınalığı teklif eden İbrahim ile karşılaşsaydı, onu inkâr için deliller arayacaktır.

İnsan ancak ahlakî eylemle aşılabilir. Aşılmalıdır.

Anne bir “ego doğurduğu”nu bildiği halde kendi varlığındaki “anne”liği ortaya çıkarmak için “kendini yarar.” Bu ahlâkî bir eylem koymadır.

Annelik istenci, bebeğin egosundan daha yüksek bir istençtir; çünkü ahlâkîdir ve salt bedene ait değildir. Ölüm dünyanın kaotik çatışmasını yıkıcı bir neticedir. Ahlâkîliği ancak o “açığa çıkarabilir.”

Lütfi Bergen

https://twitter.com/BergenLutfi

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.