Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Bir Halk Düşmanı

Bir Halk Düşmanı

Henrik Ibsen
Henrik Ibsen

Henrik Ibsen’in (1828-1906) “Bir Halk Düşmanı” adlı oyunu kentleşme-kalkınma sorunlarını bizden yüzelli yıl önce yaşamış Batı’nın eleştirel gerçekçi perspektifle yansıtılmasının bir örneğidir. Türkiye hızla kentleşirken aydınların yakalandığı suskunluk, basının iktidar söylemine boyun eğmesi, sivil toplum örgütlerinin kent yöneticileri ile uzlaşması, demokrasinin alternatif düşüncelere söz hakkı vermede yetersizliği, vs. gibi sapmaların politik değil yapısal olduğu Ibsen’in oyununda tartışılıyor. Ibsen, bu oyunda, aslında politik bir tavrı bulunmayan kimliklerin anında nasıl politik bir hareketin öncülüğünü yüklenebileceğini de gösteriyor.

Kaplıca doktoru Tomas Stockmann Norveç’in bir kentinde üç çocuğu ve eşiyle nispeten sıradan bir hayat kuran ve basit zevklerle yaşayan orta sınıfa mensup aydın biridir.  Yoksul hastaları da ücretsiz tedavi etmekte, mesleğini halk menfaati ile birleştirmektedir. Şehrin kalkınmasında rol oynayacak kaplıca tesisleri yapımı sonrası suya insan sağlığı için zararlı kimyasallar karıştığını saptar. Su örnekleri alarak yaptırdığı tahlillerin sonuçları da bu öngörüsünü bilimsel olarak kanıtlayınca konuyu önce ailesine ve o sırada evlerinde misafir bulunan Halkın Postası Gazetesi yazı işleri müdürü Hovstad ile paylaşır: “Tüm bu kaplıca, bir pislik kaynağı, bir mikrop yuvası! Bütün kaplıca tesisleri, üstüne cila çekilip parlatılmış zehirli bir mezar, diyorum size (…) yukarda değirmenlikteki bütün pislik (…) olduğu gibi kaynak havuzunu besleyen boyulara sızıyor ve aynı zehirli kirin tortusu da aşağıdaki kumsala çöküyor” (2011: 130). Halkın Postası bu bulguyu haber niteliği bakımından değerli görmektedir; doktorun daha önce hazırladığı yazıyı basmayı teklif eder. Doktor ailesinin ve basının kendisine desteği nedeniyle mutludur. Birinci perde bu mutluluk temaşası ile biter.

İkinci perde, Doktor’un kayınpederi Morten Kill’in Doktor’u politik mücadele için bu tahlil hikayesini uydurduğu söylemi ile açılır. Morten Kill, Belediye Meclis’ine girememiştir ve bu nedenle Belediye Başkanı olan Peter Stockmann’ın rakibidir. Doktor, bulgularının politik mücadele aracına dönüştürülmesi sorunu ile bu perdede karşılaşır. Nitekim Halkın Postası Gazetesi yazı işleri müdürü Hovstad da Doktor’u yine ziyarete gelerek kaplıcayı “tümüyle toplumsal yaşamın içine düştüğü bataklık” şeklinde tanımlayacaktır (2011: 138).  Hovstad’ın söyleminde “tüm kamu ihaleleri ve yönetimleri birbiri ardınca hep bir tek resmi çetenin eline geçmiş (…) resmi konumda olmayanlar da başka bağlarla aynı şebekeye bağlanmıştır” (2011: 138). Hovstad’a göre “siyaset ve bürokrasi, mülk sahipleri ile örtülü bağlantılar yumağı oluşturmakta ve kenti yönetmekte”dir. Hovstad bu diyalogdan sonra “bir gazetenin kitlenin özgürleşmesini, ezilen küçük insanların kurtuluşuna hizmet etmesini sağlayacak olanakları değerlendirmediği takdirde büyük sorumluluk altına gireceğini” (2011: 140) de söyleyecektir. Doktor’un ziyaretine gelen Aslaksen (yayınevi sahibi) de Mülk Sahipleri Derneği olarak küçük burjuvaların “bir duvar gibi” Doktor’un yanında durduğunu belirtir. Hep beraber “otoriteye körce itaat etme huyunun kökü kazınmalı” derler ve “bu su sisteminin, ne kadar ağır bir sorumsuzlukla temelinden yanlış ele alınmış olduğunu, oy hakkı verilmiş her adamın apaçık kavraması gerektiğini” dile getirirler (2011: 145).

Derken Belediye Başkanı Peter Stockmann (aynı zamanda Doktor’un ağabeyidir) doktoru ziyarete gelir. Doktor’un raporunda değirmenden gelen pisliği defetmek için bir sızıntı çukuru açılması ve su şebekesinin yeniden ve başka türlü döşenmesi teklif edilmektedir. Başkan bu konuyu açarak “Önerdiğin değişikliklerin kaça patlayacağını da şöyle bir düşünmek zahmetine katlandın mı hiç? Benim edindiğim bilgiye göre yüzbinleri buluyor” (2011: 148) diyecektir. Başkanın araştırmasına göre bu değişikliklerin yapılması için iki sene sürekli tadilat yapılması gerekecek, kaplıcanın kapısına kilit vurulacaktır. Üstelik bu yaygara tam da kaplıca ün kazandığı ve komşu belediyelerin de kaplıca yatırımları yapma niyetinin olduğu sırada koparılmaktadır. Başkan, kardeşini bu kadar pahalıya mal olmuş kaplıca yatırımını batırmak istemekle suçlar. Bunun telafisi için de Doktor’dan koruyucu hekimlik yapmasını, suyun zararlı etkilerinden hastaları korumasını talep eder. Doktor’un cevabı şudur: “Sen benim, böyle bir eşkiyalığa evet dememei gerçekten düşündün mü?” (2011: 149). Başkan bu cevap karşısında “Memleketin yüce menfaati için ve kamunun temsilciliğini gereği gibi yerine getirmek adına” Doktor’un raporunun kaplıca yönetimine sunulmasını önleyeceğini ifade eder (2011: 150). Doktor’un yalnızca kentteki resmi makamları değil hükümeti de eleştirdiğini, kendi üstünde bir otorite tanımadığını, resmi görevli olarak görüş açıklama hakkının bulunmadığını ve doktorun kaplıca doktorluğu görevinden atılmasına mani olmayacağını, çünkü doktorun “toplum düşmanı” haline geldiğini söyler.

Dr. Stockmann’ın mücadelesinde belirginleşen dürüst, özgürlükçü, halkın sağlığını gözeten namus ahlâkı ile kentlilerin para yatırarak ortak oldukları işletmenin hizmet kusurunu örten “menfaat ve kamu yararı” birbiriyle çatışır. Doktorun çevresinde olup kendisine destek veren orta sınıf, medya ve nihayet bütün kent zamanla desteklerini çekerler. Halkın Postası yazıyı basamayacaklarını ifade eder. Aslaksen, “Makalenizin yayımlanması, kentsoylu çevresi için yıkım demek olacaktı” (2011: 182) diyerek basmama gerekçesini açıklar. Dr. Stockmann kaplıca yönetim kurulunda “Hak, hiç de çoğunlukta değildir, aptalların akıllılar üzerinde egemenlik kurması hiçbir zaman haklılık olamaz. Aramızdaki az sayıda kişiler başat çoğunluğun daha uzun süre erişemeyeceği çok ileri öncü görevleri üstlenirler. Gerçeğin çoğunluğun tekelinde bulunduğu yalanına karşı devrim yapmaya kararlıyım” (2011: 196-197) diyecek ve “halk düşmanı” ilan edilecektir. Bundan sonra Doktor’un evi taşlanır, çocukları okuldan atılıp, kendisini destekleyen arkadaşı da işsiz bırakılır.

Böylece aydın “kent içinde sürgün”leşmeye uğratılır. “Kalabalığın muktedir cehaleti” Dr. Stockmann’ın mücadelesinde eleştirilir. Ibsen’in tiyatrosu, kent mülkünün sahiplerinin çıkarları uğruna “talan edilmiş bir yeryüzü inşası” örneği olarak zaman ve mekâna bağlı kalmayan evrensel mesajlar vermektedir. Başkan Peter Stockmann kaplıcanın gelişmesi halinde kasabaya para akacağını, evler ve gayrımenkullerin değerinin günden güne artacağını öne sürmektedir. Hovstad (Medya) ve Aslaksen (yayınevi sahibi ve Mülk Sahipleri Derneği Başkanı) kasabanın yaşanacak bir yere dönüşümünü işsizliğin azalmasını da düşünerek Başkan’ın yanında yer alırlar. Böylece kent düzeninin siyaset/kent malikleri/finans sahiplerinin birleşik menfaatleri ile kurulduğu, kent mülsüzlüğünü bu üç sınıfın yapısallaştırdığı, su gibi yaşamsal ihtiyaçların sermaye nazarından ele alınarak halkın sağlığını dahi tehlikeye sokabileceği meselesinin Batı’da 150 yıl önce tartışıldığı ortaya çıkıyor. Bu tartışmalar ülkemizde kentleşme yoğunlaştıkça sorumluluğunu hissedecek aydınların edebi metinlerini oluşturacaktır.

–          Ibsen Henrik, Toplu Oyunlar I-Bir Halk Düşmanı, Mitos Boyut Tiyatro Yayınları, 2011

Lütfi Bergen

twitter.com/BergenLutfi

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.