Ana Sayfa > Gündem > Bir Ölümün Hatırlattığı

Bir Ölümün Hatırlattığı

Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan uzun, yorucu, yoğun, inişli-çıkışlı, zorluklarla dolu bir ömrü tamamlayarak vefat etti.

Ardından verilen demeçlerde tek ortak nokta letafet ve zarafet değildi. Hatiplerin hemen hepsi merhumun vefat ettiği tarihin 27 Şubat olması hasebiyle 28 Şubat darbesinden bahsetme ihtiyacı duydu.

Her pencereden farklı görülebilecek ve değerlendirilebilecek bir hayatın kaybının belki de en büyük faydası bu oldu.

28 Şubat 1997 günü doğanlar, bugün 15. yaşlarından gün aldı.

28 Şubat’ı bilemeyecek, değerlendiremeyecek yaştakilerin (mesela 10 yaşında olanlar) bir kısmı bugün evli-barklı belki çoluk-çocuk sahibi insanlar.

O halde, 28 Şubat 1997 tarihindeki meşhur MGK toplantısının ve o toplantıyla başlayan sürecin yeniden incelenmesi, aradan zaman geçmiş ve bilinmeyenlerin bir kısmı ortaya dökülmüşken faydalı olacak.

Kimileri “çığrından çıkan bir devlet yönetiminin rayına oturtulma çabası” diyor.

Çoğu kişiye göre 28 Şubat süreci bir soygun süreci…

Cambaza bak denilirken bu garip ve fakir milletin alnının teriyle kazandıkları bir gecede başkalarının cebine sokulmuş, millet bundan sonra da soyulmaya devam edilmiştir.

Bu doğru. Millet soyuldu. İfade edenin baktığı açıya göre 100 ile 200 milyar dolarlık bir soygun gerçekleştirilmiş. Dikkat buyurun, en az rakam telaffuz edenler 100 milyar dolar gibi bir yekûndan bahsediyor.

Bense olaya öyle bakamıyorum.

Soygunun, belki amaçlanan gelişmelerin çok küçük bir parçası olduğu, “olmuşken bu da olsun ne zararı var” düşüncesiyle bal tutan parmakların yalandığı bir hadise olduğunu düşünüyorum.

Asıl amaçlanan ise dini sosyal hayattan olabildiğince uzaklaştırarak büyük bir toplumsal mühendislik gerçekleştirmekti.

O günlere yakından şahitlik ettim. Aktif gazeteci olarak Gündüz Gazetesi Yayın Koordinatörü olarak çalışıyordum. Hemen her gelişme, zaman zaman haberler, bazen de özel sohbetler vesileyle gözlemimiz altındaydı.

***

Basın büyük bir gayretkeşlikle cuntacıların bilgilendirme toplantılarına katıldı. Gereğini yaparak ülkeyi savaş alanıymış gibi gösterdi.

Her yerden irticai faaliyetler fışkırıyordu medyaya göre.

Hükümette ihanet edenler vardı.

Kadrolaşmanın önü alınamıyordu.

Kanlı bir sivil darbe an meselesiydi.

Ülke şeriate teslim edilmekteydi.

Konutta sarıklı adamlar iftar yemeği yiyor, Taksim’e cami dikmek için zaman kollanıyordu.

Başörtülüler ve imam-hatipliler masum kisve altında memleketin tabanını oyuyorlardı.

Ne olduğu bilinmeyen aczmendiler ile ayyaş Ali Kalkancı içki masasında şeyh ilan edildikten sonra ortalığa salınıyor; pavyon kadını Fadime Şahin kimin yönlendirdiği bilinen sahte şeyh Müslüm Gündüz’ün evinde basılıyor, başına gelenleri en ince detayına kadar ballandıra ballandıra ve gözyaşlarıyla televizyonlarda anlatıyordu.

Kimse ne Müslüm Gündüz’ün, şeyh olduğu halde Arapça okuma bilmemesini dert ediyordu, ne de bu insanların neden birden ortaya saçıldıklarını…

Bir tiyatro bahane edilip tanklar Başkent’in Sincan ilçesinde yürütülüyordu.

Hakimler-savcılar otobüslerle karargaha taşındı. Bilgilendirme toplantılarına alındı. Toplantılar ayakta alkışlarla kapatıldı.

Süreç, hükümetin görevden uzaklaştırılmasıyla başladı. Baskılara dayanamayan Necmettin Erbakan, Başbakanlık makamından istifasını sunmuştu. Ancak bu, ülkeyi yapılması tasarlanan bir erken seçime kadar DYP lideri Tansu Çiller’in hükümeti kurmasını temin ederek baskının azalmasını sağlamak içindi. BBP Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun hükümeti oluşturan RP ve DYP kadrolarından daha sağlam durduğu bu süreçte yeni hükümeti oluşturmaya yetecek kadar milletvekilinin imzası Köşk’e verilmişti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ne yaptı dersiniz? Hükümet kurma görevini ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.

Hemen DYP’den milletvekili istifaları geldi. Bakanlık yapmış olanlar bile partilerinden ayrılıyorlardı. Kimisine çantalar dolusu dolarlar, kimisine gözdağları, kimisine makam sözü verildiği biliniyordu. Ama DYP parçalandı. 45 mebus istifa etti. DTP kuruldu. Hüsamettin Cindoruk liderliğindeki bu yapay partinin payandalığında ANASOL-D hükümeti oluşturuldu…

Ordudan 2 bin subay-astsubay atıldı. Gerekçe disiplinsizlik olsa da malumu ilam etmek gerekirse, sebep bu personelin eşlerinin başörtüleri ya da namaz kılmalarıydı. Bunlardan bir kısmının işkence bile gördüğü yazıldı, söylendi…

Bürokraside büyük temizlik başladı. Memurlara varana kadar insanlar işten el çektirildi.

Kamuda büyük bir fişleme başladı. Batı Çalışma Grubu adı altında oluşturulan illegal örgütlenme, sivil dairelerdeki dindarları tek tek ve ayrıntılarla fişledi.

İmam-hatip okullarının orta kısımları kapatıldı.

O vesileyle diğer meslek lisesi talebeleri ve aileleri de işkence çekti.

Başörtüsü bütün eğitim kurumlarında yasaklandı. Öğrenciler ya tehdit edildiler, ya aşağılandılar ya da ikna odalarına alındılar.

İşadamları ilanlarla kara listeye alındı. Bazıları “vallahi biz sosyal demokratız” diye karşı ilanlar vermek zorunda kaldı.

Firmalar kara listelere alındı.

Gazeteciler andıçlandı.

İşten kovduramadıklarını, haber kaynaklarına yaklaştırmamaya başladılar.

Elbette soygun da yapıldı.

Memleket tam anlamıyla alt-üst edildi.

“Süreç 1000 yıl devam edecek” diye gözdağları verildi, yeminler edildi.

***

Yazı mecburen çok uzadı. Ama emin olun yaşananların sadece bazılarının satırbaşları bunlar. Gerçek, bunlardan çok daha fazla…

Sadece bilinsin (veya unutulanlar hatırlansın) diye bir dipnot hükmünde görün yazıyı…

Bu vesileyle, hayatını belli bir mücadeleye adamış Necmettin Erbakan’a rahmet diliyorum. Allah, taksiratını affetsin…

Lakin bir soru: Sizce bunca iş neden yapıldı?

Murat Dereli

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.