Ana Sayfa > Gündem > Boş İnançlar ve Nesnelere Yüklenen Doğaüstü Anlamlar

Boş İnançlar ve Nesnelere Yüklenen Doğaüstü Anlamlar

karakedi

”Tüm şans getirdiğine inanılmış olan çeşitli materyaller kişisel bahta dair bir inançla bütünleşiyorlar. Gönenç, koruma ve bereket arayışının tezahürleri olarak anlamlandırması mümkün olan uğur nesneleri, yalnızca İrade Gücü’ne destek olmaktadırlar”

Batıl bir inanış, bazı materyallere doğaüstü anlamlar yüklemeye ve otomatik eylemler oluşturmaya dönüşerek, üzerimizde etkinleşebilir.

Çoğu kültürlü insanın bilgi düzeyi ile uyumsuz görünse de, toplumların benimsemiş olduğu boş inançlar vardır. Bunlar, eskiye ait inanış ve davranış biçimlerinin etkisi ile bilinçlerde kök salarak, geçmişte yaşamış insanların günlük deneyim aktarımlarından izler taşıyarak, dünyanın her yerinde son derece yaygın ve farklı stillerde kabul görüp uygulanırlar.

Bir kez dahi, merdiven altından geçmenin kötü bir sonuç doğuracağına inanıp da bunu uygularsak, diğerleri de buna eklenebilir, bunun veya birkaç kez tahtaya vurmanın hiç bir zararı yok gibi görünür.

Kaderi faydamız için yönlendirmeye çalışmamız, mekanik ve elde olmadan tekrarladığımız birçok günlük eyleme yol açabiliyor. Dünya halklarının tümünde, sıklıkla mantığa ters gelen evrensel boş inançlar uygulanırken, yenilerinin de üretilmesi kaçınılmaz. Çünkü İnsana güven duygusu vererek, psikolojik rahatlama sağlayan bu gizemli eylemler, adetlere dönüşebiliyor.

Batıl inançları, dünyasına yön verecek biçimde kullanan insan; sağ ayağı ile adım attığında, tahta bulamazsa kafasına vurduğunda, kapı eşiğine oturmadığında, bir nikah töreninde ellerini bağlamadan (böylece kısmeti bağlanmaz) oturduğunda, bıçak verirken kavga çıkmasın diye tükürür gibi yaptığında, evde şemsiye açmadığında, makası açık bırakmadığında, yola çıkanın ardından temizlik yapmadığında, nazara karşı giysilerinden çektiği ipliği yakıp, ocakta tuz çatlattığında; bütün bu doğru bulduğu eylemleri aracılığı ile, olumsuzlukları uzaklaştırabileceğine candan inanmış olur.

Davranış biçimlerinin ardından, uğur ve şans getirdiğine inanılan nesneleri kullanmak da, batıl inançlarla uzlaşmaktadır. Kötülüğü kovduğu düşünülen materyaller vardır. Diğer yandan, irade gücünü sembolize eden, yardım sağlayıcı tılsımlar olarak bazı nesneler doğal hali ile kullanılır. Şans getirdiği düşünülen tavus tüyü, hayvan dişi, taş, kabuk, kurutulmuş denizatı, yonca, maskotlar, boncuklar, semboller, hep en olumlu tesiri çekebileceklerine inanıldıkları için kullanılmaktadırlar.

Aslında inancımızla güvenimiz azsa, bunu taşıdığımızda psikolojik destek sağlayacaktır. Böylece, güven artışı ile gelen biçimde uğurla bağlantılı ve inançla artması olası şansı da bir ölçüde çekebileceklerdir. Örneğin, tavus tüyü taşıyan bir insanın daha güzel ve canayakın görüneceği gizli ilimlerle ilgili kitap satırlarında rastlanan önerilerden biri. Dolayısı ile, tüm şans getirdiğine inanılmış olan çeşitli materyaller kişisel bahta dair bir inançla bütünleşiyorlar. Gönenç, koruma ve bereket arayışının tezahürleri olarak anlamlandırması mümkün olan uğur nesneleri yalnızca irade gücüne destek olmaktadırlar.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin; -Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, tacda değildir. Her ne ararsan kendinde ara- sözünü bir çok anlamı ile değerlendirebileceğimiz gibi, bu alanda da, irade gücümüzün herşey olduğunu anıtsatmak için eklemek uygun olur.

Bazı şartlı refleksler ise ilginçtir. Kara kedi gördüğünde düşen biri, artık her kara kedi gördüğünde bunu hatırlar ve düşmekten korkar. Bunu da yakınlarına aktarır.

Hristiyanlar, ayın 13’ünün yılda bir, ya da 3 kez Cuma’ya geldiği günlerde temkinli olmak, ilk adımı sol ayakla atmamak, otel odalarında 13 numaralı oda bulundurmamak konusunda sıklıkla hemfikirdirler. Bunların temelinde, insanların kendilerine güç alanları kurma isteği bulunması doğal. Ayna kırılmasına anlamlar yüklemek yersiz olsa da yaygındır. Bir tabak, bardak kırılsa, ardından bir ikincişi daha ayni gün kazaya kurban gitti ise, hemen huzursuz olunur, hele eve uğramış yabancı varsa, nazarı değmiş gibi düşünülür. Sonra da, mutlaka üçüncü bir cam eşya kırılmalı ve bu gerilime son verilmelidir. Kırılanı kendi isteğiyle üçlemek büyük rahatlık sağlamaktadır, zira insan böylece kendi başına olumsuz bir iş gelmesini artık engellemiş sayılır.

Hepimiz de muhakkak ki, batıl inançlarımızı farkına bile varmadan el çabukluğu ile otomatik halde yerine getiririz, hiç birimiz, birbirimizi benzer eylemlerimiz için asla bu konularda yadırgamayız.

Kaderi, kendi faydası için batıl inançlarla yönlendirmek, mekanik ve elde olmadan tekrarlanan bir sistem aslında. Korkudan, çaresizlikten, rastlantılardan doğan tüm boş inanlar kişiden kişiye değişse de, sayı sistemlerine dayananları sosyal olarak daha sık paylaşılır.

Koşullanma yoluyla gelişen kişisel batıl inanca örnek olarak, gök mavisi silgisi ile önemli bir sınava girerek kazanan biri, diğer sınavlarında da, bu silginin kendisine uğur getireceğine inanabilir ki, eğer batıl inanç süreklilik kazanmışsa, böyle bir inanca dönüşmesi kaçınılmaz . İnsan, boş inanç ve davranışların kendisine yararlı olduğunu düşündüğü sürece bunları yapmaya devam eder.

Psikososyal açıdan bakacak olursak, her boş inanç türü farklı nedenlerle ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Çok etki göstermiş bir batıl inanç olarak, 13 rakamının uğursuzluğuna dair eğilimin, Hz. İsa ve havarilerinin 13 kişi olmaları ile başladığını görürüz. Havarilerden Yehuda İşkariyot, Romalılarla anlaşarak Hz. İsa’ya ihanet eder. 13. kişidir, ihanetçidir ve ilgili inanç da bu olaydan kaynaklanmış sayılır.

Modern toplumlarda yaygınlığını yitirmeyen rakam ve günlere uğur ya da uğursuzluğun yüklenmesi, batıl inanç ve davranışların zaman mekan ayırmadan yerlerini koruduğunu gösteriyor.

Hala çoğumuz, giysimiz üzerimizde iken dikiş işlemi yapılırsa kısmetimizin bağlanacağına, seyahate gidenin ardından su dökülmesi gerektiğine dair batıl inanışlarımızı muhafaza ediyoruz ve rahatlıyorsak kaçınılmaz olarak bunlardan soyutlanmamız olanaksız görünüyor. Aslında batıl inanış ve diğer tüm hurafeler, dini ve kutsal tebliğleri olumsuz etkilemektedir. Bir hayvan, materyal, gün, rakam veya yer uğursuz sayıldığında, bize bu eğilimi; her şeyi ”Hayra Yorma” eğilimi ile değiştirmemiz öğütlenmiştir.

Her ne kadar Dünya’da negatif enerji barındıran bazı alanlar veya ley hatları bulunsa da, başımıza gelen olumsuzluklar; hırsın, hıncın, acı dilin, sert davranışların, kötü huyların ve isyanın çekimi sayesinde kaza veya uğursuzluk haline dönebilir.

Sevgi, anlayış, hoşgörü ve inancımızın bütünlenmesi, batıl olanın getirdiklerine ve sahte zanlara karşı savunmamız olacaktır.

Huzurla kalın.

Ferda Ercan Uyulan

– Haber Lotus –

http://www.facebook.com/okultizmveenerji

 

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.