Ana Sayfa > Gündem > Bu Bir Hatırlatmadır

Bu Bir Hatırlatmadır

En sevmediğim cümledir  “kritik günlerden geçiyoruz”. Hem bir yanıyla gerçektir hem de boş bir laftır. Kalabalıklara hedef gözetmeksizin rastgele sıkışmış bir maganda kurşunu gibidir. “An” yaşanırken bu söz anlam kazanmakta ama hayata biraz yukarıdan veya dışarıdan bakıldığında genel akış içerisinde çoğunlukla anlamsızlaşmaktadır. İnsan için en kritik olan kendisiyle en ilgili olandır. Bu nedenle başka zaman ve coğrafyaların kritik olan unsurları ne kadar büyük olursa olsun sıralamada öne çıkamamaktadır.

Şairin dediği gibi “”Kim bir dünyaya kulak kesilmişse diğerine sağır

Yaklaşık 500 yıl önce medeniyet sıralamasında modern batı uygarlığının arkasına düştüğümüz zamandan beri coğrafya olarak talihsizlikler yaşadığımız yolculuğumuzun en önemli kavşak noktasına gelmiş bulunmaktayız. Bu kavşak noktasında bulunacağımız tercihlere göre ya yeniden medeniyet kurma beceri ve azmini göstereceğiz ya da modern batı uygarlığının oyun hamuru olarak kalmaya devam edeceğiz. Görünen tabloda ülkemizin bu kavşak noktasında bulunacağı tercihler bütün bir coğrafyamızın bir tren katarı gibi aynı istikamette hareket edeceği izlenimi vermektedir. Bu durum bölge halkları ve devletleri tarafından sistematik bir kurgu ve yönelişle oluşturulmamıştır. Bu tarih ve coğrafyanın dayattığı bir hal olarak kendiliğinden (yazar buna inanmamaktadır) ortaya çıkmış gibi görünmektedir. Ülkemizin bu noktada önemi coğrafyamız tarafından yeterince fark edilemese de modern batı uygarlığının (sömürü uygarlığı) sahipleri bunun farkında olduğundan bütün kurguyu Türkiye üzerinden yönetmeyi tercih etmektedirler.  Bu nedenle Türkiye’nin yapacağı tercihler daha büyük önem ve anlam taşımaktadır. Bu coğrafya için acı dolu ağır bedellerin ödendiği 500 yıllık bir döngünün sonunda Türkiye’nin tercihleriyle bu dönem, ya yeni bir medeniyetin yol açıcısı olacak ya da bir sonraki döngüye kadar yeni bedeller ödemeye devam edecektir.

Daha çok sezaryen yöntemiyle yaşanan bol devrimli günlerden geçiyoruz. Bu doğumları coğrafyamız gerçekleştirirken doktorların yabancı (modern batı) olması yapılan doğumda ne kadar hırpalandığımızı, sezaryen sonucunda doğan çocuğumuzun sağlıklı olup olmadığını anlamamızı zorlaştırmaktadır. Bunu ancak travmayı atlattığımızda (20-25 yıl sonra) kendi gözlerimizle görmemiz mümkün olacaktır. Tüm bu konjonktürel nedenlerden dolayı çok ümitli olmak da, karamsarlık bulutlarına esir olmak da doğru değil. Türkiye dışında olan herşey kendine münhasır bir önem taşımakla beraber periferide olan tali bir parçacıktır. Bölgede yaşanan bütün gelişmeler bu ülkede olanlarla-olacaklarla anlamlanacak, şekillenecek ve sağlıklı bir şekilde vücut bulacaktır.

Tarihsel ve coğrafi olarak bu kadar stratejik bir merkezde bulunduğumuzu hesaba katarak güncel gelişmeleri “anın dışına” çıkarak daha geniş bir perspektiften okumalarda bulunmak zorundayız. İnsanoğlu maalesef Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada otururuz. ” (Maide 24) duruşunu sergilemektedir. Toplum, olan biten konusunda bireysel sorumluluklardan sıyrılarak herşeyi yöneticilerin omzuna yıkmaktadır. Bazen bu, insan olmanın sorumluluğundan kaçınmanın bedeli olarak despotizme (birçok kavram kullanılabilir) ram olmakta ve bu zilleti insani ve İslami anlamda sorumluluk alma yüceliğine yeğlemektedir. Onun için bu topraklarda her zaman karizmatik liderler önemli olmuştur. Zorluklar karşısında arkasında saf tutmuş-tapınmış, süreçler değiştiğinde de alaşağı etmişizdir. Tıpkı “helvadan put yapıp acıkınca yemek” gibi…

İçinde bulunduğumuz süreç bir medeniyet kapısı olabileceği gibi daha çok karizmatik lider daha çok despotizm daha çok yeryüzü tanrısı ve daha çok kul-köle yaratacak bir dönem de olabilir. Toplumların özelde de Müslümanların cahili reflekslerle bireysel sorumluluklardan sıyrılma şansları bulunmamaktadır. Müslümanların bireysel sorumluluklardan ari bir tavır sergilemeleri eski medeniyet sahiplerinin (modern batı) hareket sahasını genişletecek ve coğrafyamızda dar siyasi kadrolarla, dar ekonomi çevreleriyle ve de medya ile rahatça at oynamasına ve dilediği gibi süreci dizayn etmesine imkan tanıyacaktır. Önümüzde varolan (daha çok önümüze konulan) liderlerin, zihnimizi ilmek ilmek işleyen kitle iletişim araçlarının bize ait olması gereken alanları işgal etmelerine izin vermemeliyiz. Her insanın her detayı takip etmesi ve buna göre duruş sergilemesi özellikle de bu çağda pek de mümkün görünmemektedir. Bunu yapmak yerine daha kolay olan İslam – (insan) Vicdan   merkezli bir refleks geliştirmek herşeyi daha da kolaylaştıracaktır. Her münferit olayı yeniden keşfetmek yerine var olan prensipler çerçevesinde istikamet üzere olmak bizleri daha doğru noktalara taşıyacaktır.

Netice olarak ; “Başınıza gelen, herhangi bir mûsibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.”  (ŞURA 30)  gerçekliği çerçevesinde yarın başımıza gelecekleri bugün takındığımız tutum belirleyecektir. Hiçkimse, bu kavşak noktasında “Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (HUD 112) emrine sadık kalmak yerine aklını kiraya vererek ya da vicdanını körelterek sorumluluktan kaçma lüksüne sahip değildir. Hepimiz fert fert olanlardan ve olacaklardan mesulüz.

Yoksa…

“İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım.” (A’RAF 155) ayetinde olduğu gibi her anımız bu endişe ve korkuyla geçecektir.

Serdar Yasin

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.