Ana Sayfa > Genel > Doğal Afetler Hakkında

Doğal Afetler Hakkında

Büyük Marmara depremi ne zaman olacak bilinmez ama Ege’de yaşayan bizler hemen hemen  her gün beşik gibi sallanıyoruz. Sabah da internet sitelerinden depremin derinliği, şiddeti ve merkez üssü hakkında bilgiler edinip deprem üzerine yorumlar yapıyoruz: “merkez üssü adalarmış şiddeti 3.5, bu sefer ki daha şiddetli idi 4.5 olabilir, hem de merkez üssü Honaz, burnumuzun dibi. Yok kardeşim 5 şiddetinde imiş Amerikalılar öyle söylüyor, onlardan iyi mi bileceğiz.”

 

Depremin böyle üçlerde beşlerde gezmesi yüreklerimize bir nebze su serpiyor. Uzmanlar ise Ege Bölgesi’nin çok büyük bir bölümümün birinci derece deprem bölgesi içinde yer aldığını, bölgede değişik uzanıma sahip, normal fay diye adlandırdığımız deprem üretebilecek aktif faylar bulunduğunu bu yüzden bölgenin risk altında olduğunu ancak korkulacak bir şey olmadığını söylüyorlar fakat, Ege’nin dört bir tarafına dağılmış antik kentler gözümüzü dört açmamızı, dikkatli olmamızı, tedbirler almamızı söylüyor. Ege’nin neresini kazsanız toprağın altından bir antik kent çıkar. Bu antik kentlerin ayakta kalmış mermer sütunları bize diyor ki; gözlerimizle gördük bu kentlerin yerle bir oluşuna sebep kutsal kitaplarda bahsedilen doğal afetlerdir.

 

Evet, kutsal metinlerde anlatılan doğal afetleri yaşıyoruz; depremler, tsunamiler, su baskınları, kasırgalar, yanardağlar, yangın ve kuraklık, kuraklığın tetiklediği açlık ve kıtlık… eski kavim ve uygarlıkları yok eden (helâk eden) afetler işte bunlar.

Teknolojik ve bilimsel gelişmenin zirvelerinde kanat çırpan insanoğlu yukarıda zikredilen afetler karşısında hâlâ çaresiz ve elleri kolları bağlı bir halde.

Kaynakların bize naklettiği en büyük doğa olayı şüphesiz Nuh tufanıdır. Bu tufanda yeryüzünün tamamının mı yoksa belli bir kısmının mı sular altında kaldığı kadim bir tartışma konusudur.

 

Böyle bir tartışmaya ne hâcet.

Bir ülke düşünün ki topraklarının beşte biri sular altında kalıyorsa tamamın da kalması imkân dâhilinde değil midir? “Ey gök suyunu tut, ey yer sen de suyunu yut” ilahi emri verilmese yeryüzünün tamamının sular altında kalması kabil değil midir? Bahsedilen ülke Pakistan’dır. Yüzölçümü 796 bin km2, beşte biri yaklaşık 160 bin km2ye tekabül eder. İç Anadolu Bölgesinin tamamının sular altında kalması gibi düşünülebilir. Beş Belçika, dört Hollanda, bir Tunus büyüklüğünde toprakların sular altında kalması demektir ki bu küçük bir tufan değil de nedir? Hele Japonya’da yürekleri korku ve dehşet içinde bırakan tsunami etkisini gördükten sonra her şeyin mümkün olabileceğini anlıyor insan öyle ki gökten ateş topları da yağabilir kurbağa da.

Hafta sonu bir mağarayı gezdim. Yerin kat be kat altında uzayıp gidiyordu. Beyaz travertenler üzerinden kalkerli sular şırıl şırıl akıyordu. Sarkıt ve dikitlerden mineralli sular pıt pıt dökülüyordu. Mağaranın içi yosun, rutubet ve kükürt kokuyordu. Onun kendine has bu havasının nefes darlığına, astıma, deri ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyordu.

Bu mağaranın bulunuş öyküsü de ilginç. Ilık bir bahar günü güneş sonsuz gökyüzünde pırıl pırıl parlıyor, tabiat buram buram toprak kokuyor. Hasan Amca traktörüyle tarlasını sürmektedir. Motor sesleri dümdüz ovada yitip gidiyor. Sonra bir gürültü kopuyor. Toz duman sarıyor etrafı. Hasan Amca kopan bu gürültüyü deprem sanarak korku ve telaşla traktörden aşağıya atlıyor. Birkaç dakika toprağa kapaklanmış bir vaziyette yatıyor.  Ama gürültü depreme ait değildir. İşte o anda tarlanın ortasındaki devasa göçüğü görüyor.

Bir anda ayaklarımla bastığım zeminin, işyerinde üzerine oturduğum sandalyenin, çalıştığım masanın, ikamet ettiğimin evin ve bütün bir şehir altının böyle mağara ve boşluklarla dolu olduğunu düşündüm. Ansızın büyük bir göçük meydana gelecek ve tüm şehri içine alacak. Bizse yine her afette olduğu gibi çaresiz bu derin boşluğa düşeceğiz.

Yine kutsal metinlere dönelim. Anlatıldığına göre bu afetlerin sebepleri arasında; isyan, tartıda hile, cinsel sapıklık, zorbalık ve zayıfı ezme, sosyal adalete dikkat etmeme… vs hususları sayılıyor. Bugün hepsi ve daha fazlası var.

İster doğa olayları deyin adına ister bir ikaz ve uyarı mahiyetinde anlayın, afetler karşısında insan hâlâ aciz ve savunmasızdır. Ne kadar tedbir alınırsa alınsın, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin magma ve çekirdeği henüz soğumamış ve bir uzay yörüngesinde seyahat eden böyle bir dünyada ne kadar kendini güvende hissedebilir ki insanoğlu kendini.

Kim bilir belki bir gün dünya yörüngesinde mevlevîler gibi dönmekten sıkılacak ve gidip başını uzayda serseri mayınlar gibi dolanan meteor taşlarına çarpacak.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.