Ana Sayfa > Genel > Doktor Ersin ARSLAN

Doktor Ersin ARSLAN

Ülkemizde son yıllarda tıp alanında göğsümüzü kabartacak gelişmeler oldu. Özellikle yüz ve kol nakillerindeki başarılar Türkiye’nin dünyadaki popülaritesini artırdı. Türkiye’de tedavi olmak isteyen yabancıların sayısı giderek artıyor. Artık ülkemiz sağlık yönünden bir cazibe merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Tüm bu başarılar idealist Türk doktorları sayesinde oldu. Doktorlarımız ve sağlık çalışanlarımızla ne kadar gurur duysak azdır. Aynı zamanda doktorlarımızın çalışma şartlarını iyileştiremediğimiz onların can güvenliklerini sağlayamadığımız için ne kadar üzülsek yine azdır. Gün geçmiyor ki sağlık personeline karşı bir şiddet eylemi olmasın. İşte Dr. Ersin Arslan adlı gepegenç kalp ve damar uzmanı doktorumuzu böyle trajikomik bir saldırı sonucu kaybettik. Allah acılı ailesine başsağlığı özellikle de kendisi gibi doktor hamile eşine sabırlar versin.

Ben doktorların özel insanlar olduğuna inanıyorum. Şahıslarında Allah’ın Şafi isminin tecelli ettiğine inanıyorum. Beyaz üniformalarıyla hemşirelerin sırtlarında nurdan bir çift kanat, hastane koridorlarında adeta uçuştuklarını görüyorum. Ameliyat masasında yatan hasta için Azrail ile nasıl mücadele ettiklerini hastanın yaşam savaşını kazanması halinde sevindiklerini, iplerin Azrail’in eline geçmesi halinde nasıl üzüldüklerini bir sağlıkçı yakını olarak biliyorum.

Azrail, 85 yaşındaki kanser hastası ihtiyarın iplerini eline aldığında eminim Dr. Ersin Arslan da çok üzülmüştü. Yaşam gibi yüce bir varlığın parmakları arasından kayıvermesine çok üzülmüştü.  Bu üzüntü yüreğine bir bıçak gibi saplanmıştı ama hayat devam ediyordu. Kendini toparlamalı, geride kalan hastalara şifa dağıtmalıydı. Oysa cahil, toy bir delikanlı buna engel oldu. Mahir ellerde neşter olup hayat kurtaran bıçağı, düşüncesizce gitti hayat kurtaran bir doktorun kalbine sapladı, katil oldu. Hayat aldı, hayatları söndürdü, kendi hayatını kararttı.

Toplumumuzdaki yozlaşma giderek artıyor. Bir zamanlar Hollywood filmlerinde görmeye alıştığımız cinayet ve soygunları hemen hemen her gün cadde ve sokaklarımızda yaşıyoruz.  Bir umursamazlık içindeyiz. Deselerdi ki;  Bir zaman gelecek Türkiye’de sokak ortasında sudan sebeplerle insanlar bıçaklanacak, yoldan geçenler acılar içinde kıvranan yaralıya boş nazarlarla bakıp, müdahale etmeden geçip gidecekler, inanmazdım. Deselerdi ki; yolda, darda kalmışa kimse yardım etmeyecek, hısım akrabaya yardım eli uzatılmayacak, açlar doyurulmayacak, fakirler giydirilmeyecek, insanlar bencilce bir hayat sürecekler inanmazdım. Bunlar ancak Batı kültürüne has, Batılı toplumlarda görünen özellikler, bizim kültürümüzün temelinde îsar ve yardımlaşma anlayışı var bizim sokak köpeklerimiz bile( bakmayın siz benim sokak köpeği dediğime) aç değil açık da değil der geçerdim ancak maalesef yukarıda sayılanların hepsi ve daha fazlası ülkemizde yaşanıyor. Beni en çok üzen şeyse dini değerlerin iktidar olduğu, her türlü ortamda dini söylemlerin geçerli olduğu böyle bir dönemde toplumumuzdaki yozlaşmanın, kokuşmanın, çürümenin giderek artması.

Doktorlar az kazanıyor, çok kazanıyor konusu bence gereksiz bir tartışma konusudur. Ücret ve maaşlar kanuni bir düzenlemedir. İlgili taraflar bir araya gelip görüşürler anlaşırlar. İnsan hayatı maddi değerlerle ölçülür mü? sağlık maddi kıyas kabul eder mi hiç? Ama gönül arzu eder ki; doktorlarımız ve diğer sağlık çalışanlarımız Avrupa ve ABD’deki meslektaşları kadar kazanabilsinler.

Şimdi ben size yakın tarihimizden bir doktoru tanıtmak istiyorum. Eminim ki çoğumuz onun adını bile duymadı; Dr. Hafız Cemal. Nam-ı diğer Lokman Hekim. “Doktor Hafız Cemal! Eski fukara babası hekimlerimiz içinde ayakta durabilen yegâne adam… Hafız Cemal eğer günde yüz hasta kabul ediyorsa, en aşağı ellisinin muayene ve tedavilerini parasız deruhte eder. Ben geçmiş günlerimi hiçbir zaman unutmadım. Fakirlikten yetiştiğimi daima hatırladım. İçki içmem, cigara kullanmam. Bütün maddi zevklerden elimi çektim. Biricik manevi zevkim kaldı; hastalara, yoksullara elimden gelen yardımı yapmak. Bazıları bana şaşarlar, şu “Lokman Hekim” mecmuasını kesenden ödeyerek her ay ne diye çıkarır durursun derler. Böylelerine verecek cevabım hazırdır. Bu dünyada herkes bir kapris ve bir merakın esiridir. Benim de kaprisim bu çıkardığım mecmuaları hastalarıma bedava dağıtmak…”(Atlas tarih Dergisi mart-2012)

Hepimiz Robin Williams’ın Patch Adams filmini biliriz. Film yaşanmış bir hayat hikâyesinden uyarlanmıştır. Kahramanımız Hunter Campbell. Daha on sekiz yaşında intihara kalkışmış, intihar girişimi başarısızlıkla neticelenince yattığı hastanede doktor olmaya karar vermiş. Tıp fakültesi bitirdikten sonra hayatını yoksulların tedavisine vakfetmiş. Kendi parası ve bağışlar ile özel klinik açarak on binlerce hastayı tedavi etmiş. Mizahı bir tedavi yöntemi kullanmış; İdealist, fedakâr, eşitlikçi, mizahçı, farklı bir doktor o.

Tıp Fakültelerinin 1. sınıfında “Patch Adams” filmi izlettirilen geleceğin doktor adaylarına Dr. Hafız Cemal’lerin hayatı da anlatılsa ne iyi olurdu.

Doktor hasta ilişkisini piyasa şartları çerçevesinde kâr amaçlı düşünenler olabilir. Hastayı sevgi ve şefkât duygularından yoksun olarak sadece cesedini tedavi edenler olabilir ama ben ülkemizde Patch Adams ruhlu Hafız Cemal’lerin çok olduğuna inanıyorum.

Doktorlarımızın tüm uğraş ve çabalar daha fazla yaşamak ve yaşatmak için. Bir adım daha attırmak ve bir fazla nefes aldırmak için… Onlara karşı saygıda kusur etmemek gerekir. Onlara elimizden geldiği kadar yardımcı olmak gerekir. En büyük yardım da ilk önce her kişinin bizatihi kendi sağlığına dikkat etmesiyle olacağını düşünüyorum. Farkında değiliz. Sağlığın hayattaki en büyük nimet olduğunun farkında değiliz. Zaman, parmaklarımız arasından akıp giden kum tanecikleri gibi… zaman konusunda aldandığımız gibi sağlık konusunda da aldananlardanız.

Bu yazının mürekkebi henüz kurumuştu ki; bültenlere bir doktorumuzun daha şiddet eylemine maruz kaldığı haberi düştü. Ben yine bir cinayet olmasın diye dua ederek haberi takip ediyor  ve bu maganda ruhlu faili merak ediyordum ki; şiddet eylemini gerçekleştirenin bir milletvekili(!) olduğunu üzülerek öğrendim. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Atalar ne demiş “balık baştan kokar.”

İnanamıyorum gerçek hayatta çobanlık yapmaktan aciz bir takım insanlar nasıl bu memleketin temsilcisi olabiliyor? Böyle maganda ruhlu tipler bırakın bu yüce milleti temsil etmeyi bu toplumun bağrından çıkmış olamaz? Hayır(!) onlar bu topluma ait değiller. Ya uzaydan yanlışlıkla düştüler ya da gdo’lu yiyecekler metabolizmalarını değiştirdi. Onları anneler doğurmuş olamaz. Onlar “belhüm adal” ilahi hükmüne uygun öyle ucube yaratıklardır ki; yeryüzünde sayıları beş onu geçmez ve onlar da maalesef Türkiye’de yaşıyor. Benim böyle muhteşem bir ülkede böyle acaip hilkat garibesi ucubelerle yaşamak, onlarla aynı havayı teneffüs etmek o kadar gücüme gidiyor ki sormayın.

Hakaret, küfür ve şiddete maruz kalan doktorumuza geçmiş olsun derken Dr Ersin Arslan’ı tekrar rahmetle anıyorum. Allah mekânını cennet etsin.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.