Ana Sayfa > Genel > Dumansız Hava Sahası

Dumansız Hava Sahası

Sigaraları söndürünce dumansız hava sahasına kavuşacağımızı sandık. Tıpkı sahillerdeki naylon poşetlerini, boş cola, bira kutularını toplayıp gözden ırak bir dağ eteğine dökerek temiz çevreye erişeceğimizi sandığımız gibi.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum kapsamı gereğince kükürt oranı yüksek kırsal motorin diye vasıflandırılan mazotu kaldırınca dumandan, isten kurtulacağımızı sandık. Oysa kamyonların, minibüslerin, servis arabalarının kullandıkları “on numara yağ” diye tabir edilen solvent karışımı yapma mazotun siyah dumanı Lost dizisinin canavarı gibi üzerimize üzerimize gelerek ağzımıza, burnumuza dolup genzimizi yakıyor. Filtresiz fabrika bacalarından çıkan zehir yüklü gazlar hem hayatımızı hem atmosferi mahvediyor. Bırakın kış aylarını yazın bile şehirlerimiz 19.yy sanayi devri Avrupa şehirlerinden farksız; duman, is, pas, toz, toprak içinde.

Şehirler arası yolları duble yapınca, şehir içi yolları kule gibi üst geçitlerle donatınca trafiğin düzene gireceğini ve kazaların azalacağını sandık. Buyurun size sıradan bir bayram bilançomuzu arz edeyim: 100 ölü, 440 yaralı. Yıllık trafik kazalarındaki ortalama insan kaybımız Amerikanın Irak işgalindeki asker kaybından daha fazla.

Dünya bankası kredisi ile altyapı ve üstyapı çalışmalarını vatandaşı mağdur ede ede bitirdik de ne oldu. Rahmet olarak bildiğimiz yağmur hâlâ zahmete dönüşüyor sel olup işyerlerimize dolup, hanelerimizi viran eyliyor.

Şehirlerimiz çığ gibi büyüdü, gökdelenlerimizin sayısı Newyork gökdelenlerin sayısından az değil, ama bir türlü şehirleşemedik. Koca koca şehirlerimiz yolları çamurlu, sokakları daracık gecekondulardan ve küçük küçük köylerden ibaret.

Matbaa bu topraklara Gutenberg’den iki yüz sene sonra geldi de ne oldu? Sabahın da binlerce kitap mı bastık. Topraklarımızdan Einsteinlar, Edisonlar mı fışkırdı? Bugün Avrupa’nın en büyük matbaasına sahibiz ama bir türlü bilgi toplumu olamadık. (bu görüşümüzü tarih doğruluyor, şöyle ki; İbrahim Müteferrika’nın matbaasında toplam 15 adet kitap basılmıştır, bu kitaplar daha çok Batılılara yönelik Türkçeyi öğreten gramer kitapları şeklindedir. Oysa batılılaşma sürecine aynı tarihlerde başladığımız Japonya’da basılan kitaplar binlercedir.)

Matbaa dedim de, evet matbaanın bu topraklara geç gelmesini basit bir söylemle hep gerici ve yobazlardan bildik, ama bu topraklarda basılan nice kitaplara sansür ve yasaklamalar getirdik. Aradan iki asır geçmesine rağmen bugün bile henüz taslak halindeki kitaplara bağnaz ortaçağ zihniyetiyle “imha edile” deyu yasaklar getiriyoruz.

Devasa alışveriş merkezleri ağ gibi dört yanımızı sardı ama alışveriş yapma kültürünü bir türlü öğrenemedik. Kredi kartları mağdurları milyonları aştı. Adliye duvarları tepeleme icra dosyalarıyla dolu, aileler perişan, bankalar ailelerin ensesinde boza pişiriyor.

Tanzimatla başlayan bir dizi değişiklikler ve yenilikler… Neler değişmedi ki bu topraklarda. Saç telimizden topuğumuza kadar her şeyimizi değiştirdik; giyim kuşam, alfabe, saat, takvim, ölçü tartı, musıki ve yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız… vs…

Ama bir şey hep aynı kaldı: zihniyet ve düşünce tarzımız… Amiyane tabirle kafayı bir türlü değiştiremedik. Böyle olunca da meselelere hep yüzeysel ve şekli olarak baktık. Başarıyı görüntüde yapılacak bir dizi değişiklerle elde edeceğimizi sandık. Oysa başarı bir zihniyet meselesiydi; disiplin, sistem, çalışma, düzen, intizamdır başarı.

Artık ideolojik tartışmalardan, kısır ve sığ politikalardan sıkıldık. Menfaatleri uğruna bu toprakların değerlerini suistimal edenlere prim yok.

İsteğimiz adelet, bolluk ve bereket, bir de çocuklarımız için muhteşem bir gelecek.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.