Ana Sayfa > Gündem > Eğitimde Paradigma Dönüşümü Üzerine Bir Teklif

Eğitimde Paradigma Dönüşümü Üzerine Bir Teklif

egitim

Türkiye’de eğitime yapılan büyük yatırımlara rağmen eğitimin toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek nitelik kazandığı görülememektedir. TÜİK adrese dayalı nüfus sistemine göre geçen yılın nüfus sayısını açıkladı. 2012 yılında Türkiye genelinde toplam 75 milyon 627 bin 384 kişilik nüfusa ulaşıldı. Bu nüfusun yaklaşık üçte biri 25 milyon 429 bin 670’i öğrencidir. 880 bin 317 öğretmen de hizmet veriyor. Bu rakamlara dershanelerde istihdam edilen öğretmen ve okutmanlar dahil değildir.

Bir ülkenin toplam nüfusunun üçte birini geçen miktarının eğitimle iştigal etmesi ülkenin üretimde istihdam edilecek genç nüfusunun atıl bırakılması gerçeğini ortaya çıkarmıştır. İstihdam yükü orta yaşlı ya da genç emekli kategorisinde sayılabilecek nüfus üzerindedir. Diğer taraftan ülkede üretim kesiminde genç işgücü de bulunamıyor. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından 2 bin 18 firmayla gerçekleştirilen Türkiye’nin İnsan Kaynağının Belirlenmesi Araştırması, katılımcı firmaların temsilcilerinin önemli bir bölümünün, ihtiyaç duyduğu pozisyonları dolduramamaktan yakındığından bahsediyor. Firmaların yaklaşık yüzde 85’i aradığı nitelikte işgücünü bulamıyor. Araştırmaya katılan firmaların 3’te 1’i (yüzde 33,1) son 1 yılda eleman bulamama nedeniyle doldurulamayan pozisyon olduğundan bahsediyor. İşverenlerin belirli niteliklere sahip eleman aradıkları ancak bu pozisyonu tarif etmekte zorlandıkları ifade edilmiştir. Doldurulmasında zorlanılan iş pozisyonları arasında CNC operatörü, kaynakçı, kalite kontrolörü, makine bakımcı, elektrikçi, üretim müdürü, tasarımcı, muhasebeci, makine operatörü, dokumacı, bakliyat ustası, tekstil boya ustası, metal montaj ustası, konfeksiyon dikim ustası, dökümcü, kalıpçı, pres ustası, metal enjeksiyon, mobilya ustası, döşeme ustası, veteriner, makine mühendisi, endüstri mühendisi, Ar-Ge mühendisi, kimya mühendisi, aşçı ve yabancı dil gerektiren dış ticaret veya ihracatla ilgili pozisyonlar yer alıyor. Sayılan bu mesleklerin üniversite eğitimi gerektirmediği, lise eğitimi ile sağlanabileceği açık bir gerçekliktir.

Bu gerçeklik karşısında Türk Milli Eğitimi’nde paradigma değişikliği için ilk elde Türkiye’nin üretim, kentleşme, tarım-hayvancılığın yeri, sanayileşme politikaları gibi temel tercihleri tartışmaya açılmalıdır. Türk eğitim politikası Batı tipi hayat tarzlarını dikte eden kentleşmeyi hızlandırmakta ve İslam Şehri’ne has özellikleri tasfiye etmektedir. Bilindiği üzere İslam şehri, merkezinde vakıf kültürünün bulunduğu, vakfın da cami-bedesten ile tecessüm ettiği, burjuvası olmayan cemaat yapılarıdır. Farabi’nin tanımlarıyla şehirler, insanların birbirlerine ihtiyaçlarını ürettiği hayat merkezleridir. Şehirler bu tanımlarıyla ihtiyaçlardan menfaatle zenginleşmelere ve kent merkezlerini değiştiren yeni aristokrat/kapitalist yapılaşmalara izin vermeyen sosyal ve organik dokulardır. İslam şehri, Batı kenti gibi kentten, metropole ve metropolden megapolis’e doğru bir gelişme-yayılma çizgisi tutturmaz. Türk Millî Eğitimi ve akademik çevresi kentlerin İslam toplumunun karakterinden kopuşunu sükût ile karşılamış görünmektedir. Akademi ve eğitim yapılaşmasının bu suskunluğu kendisine yönelmiş teveccühün iktidarından kaynaklanmaktadır. Türk eğitim sistemi bir iktidar biçimlenmesidir ve iktidarını olabildiğince sürdürebilmek ya da büyütmek başlıca misyonuna dönüşmüştür.

Bir paradigma değişikliği için ilk elde üniversitelerin bu derece yaygınlaşmasından sarf-ı nazar etmesi, eğitimin herkesi üniversiteye yerleştirmek gibi bir misyondan vazgeçmesi gerekmektedir. Bunu sağlayacak yegane yol ise ülkenin pazarlarının küçük girişimcilere, işletmelere açılmasını sağlayıcı tedbirlerin alınmasıdır. Türkiye’de son onbeş yıllık süreçte hızlı kentleşme ve kapitalizm at başı gitmektedir. Kentleşme süreklilik kazandıkça küçük işletmelerin iflası denilebilecek bir süreç de birlikte gelişmektedir. Çünkü kentleşme AVM tipi bir ticarî yapıyı Müslüman toplumun ihtiyaç zihniyetini bozacak şekilde içtimaî dokuya zorlamaktadır. Eğitimin bu yapıyı benimsemesi ve eleştirmemesi onun tek tipçi, farklılaşmaya geçit vermeyen zihniyetinin tahkimini kaçınılmaz kılmıştır. Türkiye’de Milli Eğitimin müfredatı, düşünsel kısırlığı endüstriyel toplumun ihtiyaçlarını karşılama kaygısının ürünüdür. Ülkede tarım, hayvancılık, Batı tipi sanayileşmeye temayül etmeyen ve kültürün kendi ihtiyaçlarından üretilmiş teknik ile harekete geçecek “başka bir eğitim paradigması”nın potansiyelleri bizzat mevcut eğitim müfredatı ile boğulmaktadır.

Öğrencilerin sınav başarısına göre dizayn edildiğinden de bahsedilebilir. Oysa eğitimin amacı çocuk ve gençliği helal ekmek kazanan ve değerleri ile yaşayan vatan evladı kılmak olmalıdır. Sınav odaklı eğitim sistemi bilginin tekelleşmesine ve yarışmacı bir mantıkla öğrencileri bilgi ile birbirini zedelemeye yönelmiştir. Kimliği koruyarak modernleşebilir miyiz? Modernlik ve modernleşme Batı toplumunun vahyî bağlanıştan koparak elde edilmiş bir bilgiye yaslanmaktadır. Batılı bilgi, tabiata Engizisyon siyaseti ile nazar etmeyi varlığının temeli kılmıştır. Bacon’a göre tabiatın sırları ve şifreleri ona uygulanacak işkence ile elde edilmelidir. Modernleşme, tabiatı yenme güdüsü ile hareket eden bir dünya tasavvurudur. Batı kentlerini kendi kültürümüze aktarmakla tabiatı bozmuş olduğumuzun farkında değiliz. Müslümanlar, Batı kentlerini kültürlerine katarak artık güneşin doğuşunu ve batışını dahi göremeyecek derecede tabiattan kopmuş durumdadırlar. Kozmosa bakamayan bir kimliğin tabiatı okuyamayan bir öğrencinin değer dünyasının inkişâf edebileceği söylenemez. Müslüman kimliği ile Batı kenti ve modernleşme birbirinden ayrışmış iki ayrı alan oluşturmaktadır. Modernleşerek Müslümanlaşmak mümkün görünmemektedir.

Eğitimde teknoloji uygulamalarının (FATİH) ve 4+4+4 sistemi gibi modellerin öğretmen merkezli zihniyetten ayrıldığı ve alet-teknik merkezli bir eğitim anlayışına geçtiği de ifade edilmelidir. Bu sistemle eğitimde rol modelden vazgeçilmiş ve İslam toplumlarının talebeye meşk ile bilgi, irfan, hikmet aktarımına dair tecrübesinden kopulmuştur. Ayrıca eğitimde teknoloji uygulamaları, teknoloji bağımlısı bir gençlik üretmektedir. 4+4+4 sistemi 5+3 sistemine göre yazılmış kitapların, müfredatın yeniden ele alınmasını gerektirmiş, büyük bir israfa neden olmuştur. Türk eğitim sistemi ideolojik çarpışmaların alanına dönüştürülmüştür.

Üniversite sayısının arttırılmasının ülkenin bilgi ihtiyacına, düşünmeye, tüm eğitimi kuşatıcı rehberlik misyonuna bir katkısı olmamaktadır. Üniversite toplumun değerlerini inşa eden medeniyeti var eden bir irade davasıdır. Günümüz üniversitelerinin bu keyfiyette başarısı zaten yoktu. Böyle iken üniversitelerin sayısını arttıran kadrosunu bulamayan bu genişlemeden bir fayda beklemek ancak hayal kurmak anlamına gelecektir. Eğitim giderek politikleşmiştir. Eğitimin 12 yıllık zorunluluğa tabi tutulması, eğitim yaşının 5’e çekilmesi, üniversite sayısının arttırılması, üniversite eğitiminin meslek ediniminde merkezi konuma getirilmesi, bu sebeple dershanelerin çoğalması, dershanelerin kaldırılmasına yönelik politikaların yürürlüğe konulması, vs. politikalar eğitimin siyasileşmesinin sonuçlarıdır. Eğitim politikanın aşırı müdahalesi altındadır. Her mesleğin kendi mensubunu yetiştireceği yeni bir okul sistemine geçilmelidir.  Herkesin devlet memuru olmasına yönelmiş bir eğitim zihniyeti terk edilmelidir. Eğitimin tekelci yapısı meslek örgütlerinin kendi mensuplarını yetiştirecek okullaşmaya geçmesiyle sağlanabilir. Meslek örgütleri temel eğitimden akademik eğitime kadar sürecek bir okullaşma yapılanması ile yeniden teşkilatlandırılmalıdırlar. Ülkenin meslek ihtiyaçları ise “Üniversiteler Arası Üst Kurul ve Eğitim Kurumları Merkezî Teşkilatı” adı altında kurulacak bir düzenleyici kurul ile belirlenmelidir.

Herkesin üniversite okumasını gerektirecek ekonomik kurgudan uzaklaşılmalıdır. Tarım ve hayvancılık teşvik edilmeli, sanayide ara eleman ihtiyacını karşılayacak meslek liselerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Üretim ve tüketimde Batı tipi hayat tarzlarını tahkim eden kent- köy yapılaşması terk edilmelidir. Kentlerin büyümesini icbar eden otomobil ideolojisinden vazgeçilmeli ve demiryolları ulaşımına ağırlık verilerek Turgut Cansever’in “yıldız şehirler” modellemesinde olduğu gibi birbirini istila etmeyen şehir sistemlerine geçilmelidir. Her şehrin bir meslek şehri olarak tanzim edilmesi gerekliliği ortadadır. Tek biçimci kültür, tüm kentlerin aynı ihtiyaçlar için meydana getirilmesinin bir sonucudur.

Eğitimde toplumda fikir ve deneyimleri ile başarı kazanmış, öne çıkmış model tiplerin, meslek erbaplarının istihdamı yolu açılmalıdır. Akademik yeterliliği belirleyen Batı tipi kriterlerin esnek şekilde kullanımı sağlanmalıdır. Eğitim ustalığa, deneyime açık olmalıdır. Yeni fikir ve disiplin, kavramsal çerçeve taşıyıcı meslek erbabının eğitim içinde istihdamı ve kendini geliştirmesi, “öğrenci yetiştiren öğretmen” kadar “öğretmen yetiştiren arif”in de önünün açılması gerekmektedir. Eğitimin meslek örgütlerine yönlendirilmesi bu imkânı hazırlayacaktır.

Devletin yalnız kendi ihtiyaçları için okullaşması, top yekun eğitimden elini çekmesi, sanayi ve tarımın ise meslek örgütlerinin okullaşmasına izin verilmesi ile eğitimin içinde yer alması sağlanmalıdır. Eğitimde merkezi yapılaşmadan uzaklaşılmalıdır. Mesleklerin iş gücü ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması gereklidir.

Ahi-fütüvvet geleneğinin ahlâkî niteliklere haiz olmayan mensupların meslekten ihracı uygulaması eğitime taşınmalıdır.

Lütfi Bergen

– Haber Lotus –

HLotus

One thought on “Eğitimde Paradigma Dönüşümü Üzerine Bir Teklif

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.