Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Entelijansiya/Portreler: Abdülaziz Bin Baz, Prof. Muhammed Kutub, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Hamid Algar, Ord. Prof. Süheyl Ünver, Prof. Abdülbaki Gölpınarlı

Entelijansiya/Portreler: Abdülaziz Bin Baz, Prof. Muhammed Kutub, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Hamid Algar, Ord. Prof. Süheyl Ünver, Prof. Abdülbaki Gölpınarlı

entelijansiya9

ABDÜLAZİZ BİN BAZ

Şeyh Bin Baz ile ilk kez 2004 yılında yüzyüze karşılaştık Mekke-i Mükerreme’de. Şeyh Bin Baz Suudi Arabistan Başmüftüsü olup hayli etkili bir İsim. Selefi Vehhabi ekolünün katıksız savunucusu. Şeyh Bin Baz ile aynı çizgide başkalarını da tanıdım, dinledim; Şeyh Ebu Bekr El-Cezairi, Şeyh Aclani gibi. Türkiye’de bu ekolün taraftarları arasında Profesör Abdülaziz Bayındır, Profesör Sait Yazıcıoğlu, Profesör Hayri Kırbaşoğlu sayılabilir. Ankara İlahiyat çevresi,  Profesör Mehmet Said Hatipoğlu ve Profesör Hüseyin Atay çevresi bu minvalde değerlindirilirse de Türkiye’dekiler gerçek birer bilim adamı vasfıyla Bin Baz gibi Selefi Vehhabiler’den ayrışırlar kanımca.

 

PROFESÖR MUHAMMED KUTUB

 Şehid Profesör Seyyid Kutub’un kardeşi. İhvanül-Müslimin’in Liderleri’nden Ömer Et-Tilmisani, Hamid Ebun-Nasr ile mektupla, Hamas Ruhani Lideri Şeyh Ahmed Yasin ile de İsmail Heniyye ve Halid Meşal vasıtasıyla Selam teati ederek tanışsam da Profesör Muhammed Kutub ile yüzyüze tanışmak İstanbul’da nasip oldu. Keza Sudan İhvanül-Müslimin Lideri Dr.Hasan Et-Türabi’yi Sudan Devlet Başkanı Sadık El-Mehdi ile birlikte yine İstanbul’da yüzyüze tanıdım. Pakistan Cemaat-i İslami Lideri Profesör Hurşid Ahmed’i de yine İstanbul’da tanıdım. Hindistan Müslümanları’nın Dini Merkezi Lucknow şehrindeki Nedvetül-Ulema’dan Profesör Hasan Ali En-Nedvi ve Profesör Süleyman En-Nedvi ile de İstanbul’da tanıştım. Arkadaşım Mısır’lı Profesör Muhammed Harb’in kayınbabası da olan Tefsir Alimi Suriye’li Profesör Muhammed Es-Sabuni’yi ise Kabe’de tanıdım.

 

PROFESÖR YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

Profesör Yaşar Nuri Öztürk yukarıdaki dini ekol mensuplarının tümünden farklı biri; evvela ilmi gayret ve üretimini takdirle karşılamak gerek. Yanlışları varsa karşı tezleri yine farklı düşünen ilim adamlarından ve profesörlerden beklemek gerek.  Örneğin, Profesör Süleyman Ateş muhlis bir zat olmasına karşın bir hafız-ı kütüphane olsa da eklektiktir Profesör Yaşar Nuri Öztürk’e kıyasla, özgünlük ve dirayet yerine mazinin taklidi ve rivayet egemendir. Profesör Yaşar Nuri Öztürk özgün düşüncede Profesör Seyyid Kutub, Profesör Muhammed Abduh ve Profesör Reşid Rıza ile kıyaslanabilir; eylem yönüyle de bir ancak Cemaleddin Afgani ile.  Türkiye’deki diğer din profesörlerini hasede davet ediyorum.

Profesör Yaşar Nuri Öztürk Balıkesir’deki evimde 1991 yılında misafirim oldu ve Kuran’daki İslam konferansını ilkin Balıkesir’de vermiştir.

 

PROFESÖR HAMİD  ALGAR

Mühtedi bir oryantalist. Amerika Birleşik Devletleri’nin San Fransisco şehrindeki Berkeley Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümündeki odasında ziyaret ederek tanıştım. Henri Corbin gibi Fars dili ve filozofisi üzerine yoğunlaşmış birisi. Tatillerini eşi Reyhan Hanım ile birlikte Balıkesir Ören’de geçiren bu şarkiyatçı Türkiye’den Profesör Mahmud Erol Kılıç ile yakın dost olduklarını ifade etmişti.

Profesör Hamid Algar vefat etti. Sağlığında tanışmış olmaktan büyük mutluluk duyduğum Muhyiddin İbnül-Arabi uzmanı bir filozof da Balıkesir Ayvalık’lı Profesör Nihat Keklik’ti, babası merhum Nasuhi Keklik’in de evimizin hemen karşısındaki Başçeşme Mezarlığı’nda medfun olduğunu Profesör Nihat Keklik bana söylemişti. Muhyiddin İbnül-Arabi’den ra bir kitap hediye etti bana, hala kütüphanemdedir; ‘El-Bulga Fil-Hıkme’ (Felsefede Yeterlilik).

 

ORD.PROF.DR. SÜHEYL  ÜNVER – PROFESÖR ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI

 1983 yılı, İstanbul, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ilk dersi Deontoloji. Profesör Sabri Akdeniz’in kızı Yrd.Doç.Dr. Nil Akdeniz-Sarı biz öğrencilere tarihi bir şahsiyeti takdim etmekten onur duyduğunu ifadeyle sözlerine başladı; Neil Armstrong 1969 yılında Ay’a ilk adımını atınca tüm Dünya Ülkeleri’nden bir bilim adamının ismini okumuş; Türkiye’den ismi okunan Zat şimdi karşımızda duruyor; Ord.Prof.Dr. Süheyl Ünver. Süheyl Ünver’in on parmağında on marifet olduğunu yıllar içinde işitip öğrendik, biz de Kendilerini tanımış olmaktan onur duyduk.

1983 yılı, Beyazıt Sahaflar Çarşısı’na gittim; Ney satın almak istiyorum, Yeşil Kitabevi’ne doğru yöneldim. Üzerinde pardesüsüyle saçı başı dağınık profesör palyaço gibi bir adam çıktı sahaf dükkanından. Selam verdim; ‘ben Ney arıyorum, Şeriatçı’yım, yeni başlamaktayım Hocam!’ dedim tanımadığım bu yaşlı Zat’a; ‘gel!!!’ dedi, bana. Yeşil Kitabevi’ndeki bayana; ‘bu gence bir kız neyi ver!!!’ dedi; şok oldum, yutkundum!!! Profesör Abdülbaki Gölpınarlı’ymış merhum, Mevlana ve Mesnevi uzmanı. Ve Türkiye’de şeriatçılıktan yargılanan ilk İnsan!!!…

Dr. Ömer Nasuhi Bildik

19 Nisan 2015

– Haber Lotus –

HLotus

26 thoughts on “Entelijansiya/Portreler: Abdülaziz Bin Baz, Prof. Muhammed Kutub, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Hamid Algar, Ord. Prof. Süheyl Ünver, Prof. Abdülbaki Gölpınarlı

  1. Hindistan Lucknow kentinden NEDVETUL-ULEMA diye bilinen Prof.Dr.HASAN EN-NEDVİ ve Prof.Dr.SÜLEYMAN EN-NEDVİ ile de İstanbul’da Prof.Dr.MUHAMMED KUTUB ile aynı tarihlerde tanışmıştık; ER-RAİD isimli bir yayın organları vardı.

  2. Fakih ALİ ARSLAN, HALİL GÜNENÇ, ABDÜLHALİM AKKUL, SADREDDİN YÜKSEL, MEHMET EMİN ER, EMİN SARAÇ, AHMET AKIN ÇIĞMAN da hayatta yolumuzun kesişip tanıştığımız kimseler oldular. Prof.Dr.AHMET AĞIRAKÇA, AHMET ARSLAN, ALİ BULAÇ da düşünen birer aktivisttiler.

  3. Pjilosophia Perennis et Universalis ekolü çevresinden aynı çağda yaşarken İngiltere Kütüphanesinde çalışırken MARTİN LİNGS (Ebubekir SİRACUDDİN) ile Güney Afrika’ya hicret etmeden İskoçya’dayken IAN DALLAS (Abdülkadir ESSUFİ) ile Romanya’dan MİRCAE ELİADE ile Hollanda’dan MAHARİŞİ ile mektupla da olsa bir tanışıklığımız olmasına rağmen İndiana’dan FRİTJHOF SHUON (İsa NUREDDİN) ya da ANANDA COOMARASWAMY, LORD NORTHBURN, TİTUS BRUCKHARDT, KRİŞNAMURTİ, SEYYİD HÜSEYİN NASR ve tabiatıyla RENE GUENON ile de biraraya gelmişliğimiz olamadı. Tabi ki bunların dışında İZZET DERVEZE, ABDULLAH DRAZ, ABDÜLEHAD DAVUD, MUHAMMED ESED gibi simalarla da görüşmek tanımak isterdim.

  4. Prof.Dr.Annemarie SCHİMMEL de Şeyh GURDJİEF, İmam AYETULLAH HUMEYNİ, Prof.Dr.Hamid ALGAR gibi yolu Balıkesir’e uğrayanlardandır. Merhum Eşi emekli Nafıa Müdürü Osman TARI eski Belediye Çay Bahçesi Çınaraltı’nda nargile içer tefekkür ederdi; 1973 yılları olarak hatırlıyorum, ilk kahve alışkanlığım Osman TARI’nın ikramlarıyla başladı, çocuk olduğum halde ben geldiğimde nargilesini bırakır ayağa kalkarak beni karşılardı, unutulmayan hatıralar…

  5. Profesör MUHAMMED HAMİDULLAH ile tanışma ve dostluk için Fransa-Paris’deki fakirhanesine bir tebrik kartı göndermiştim 1980 öncesi yıllarda; Profesör MUHAMMED HAMİDULLAH’ın Selamını Melekut vasıtasıyla aldım, maddi zorluklar içerisinde yaşadığını söylediler, ra…

  6. Hafız ABDUSSAMED ile de 1983 yılında Melekut vasıtasıyla Selam ve Sevgilerimizi teati ettik sağlığında, Dirilerden olduğu için Kabe’de de karşılaştık 2004 yılında… Melekut sürekli gözleri nemli Kuran olduğundan bahsettiler, fakir bir hayatı olduğunu söylemişlerdi. Hayır dualarını almıştım, ra…

  7. Hayatımda Ahmet Mithat EFENDİ gibi bir entelektüel yahut Kemal TAHİR veya Sabahattin ALİ gibi birer kurşun kalem sahibiyle de karşılaşma olanağım olmadı. Filozof Rıza TEVFİK, Prof. Mustafa Şekib TUNÇ, Mükrimin HALİL, Kerim SADİ, Prof. Mümtaz TURHAN, Cemil MERİÇ, Ahmed Avni KONUK, Abdülaziz Mecdüddin EFENDİ, Prof. İdris KÜÇÜKÖMER, Prof. Sabri ÜLGENER, Ord.Prof. Hilmi Ziya ÜLGEN ile de nice elit zevat ile de mülaki olamadık. Fakat kader öyle biriyle yollarımı kesiştirdi ki 1970-80 arası yıllarda Balıkesir’de ben demir asama dayanmışken Doçent Doktor Nureddin TOPÇU ile müşerref olup sohbet ettim; vefatından sonra 1983 yılında da Diri Evliyaullah’tan bir Veli olarak O beni bularak pinokyo bisikletimi hatırlatarak başta İsmail DAYI olmak üzere iktisat doçentleri olan arkadaşlarıyla baki diğer tüm dostlarına selamlarını ilettiğinde şu müjdeyi verdi; ‘Hareket ekolümü Sen ikmal edeceksin’. Dün merhum Nureddin TOPÇU’ya Cumhurbaşkanlığı Vefa Ödülü takdir edilmiş; İbrahim KALIN’ın vefasıdır, diye düşündüm. Huzurluyum; artık benim de Dostlarımın arasına katılma vaktim geliyor, dekübitis yaralarım ve ak düşmüş sakallarım bana bu gerçeği hatırlatıyorlar. 1983 yılında Barbaros Hayreddin PAŞA beni davet ettiğinde Beşiktaş’a varıp sohbet etmiştik; ‘gemileri karadan yürütelim:)!’ dedim, İnşaAllah!!! diye mukabele etmişti; aynı yıl ziyaretçilerimden biri de Bursa’dan ESKİCİ BABA Mehmet Amca’nın Selamını getiren bir Yeniçeri oldu 21 yaşlarında zayıf uzun gariban ama asil bir delikanlıydı, uzun kollu ve güçlü pazulu; Uluabat köyünden Hasan. Bir Misyonu hep beraber ihya ettik, dirilttik, surlara siyah bayrağı astık Elhamdulillah…

  8. MUHAMMED İKBAL, PROF.FAZLURRAHMAN, MUSA CARULLAH BİGİYEF, İZZET DERVEZE, MUHAMMED ESED, BROCKELMANN, CEMALEDDİN AFGANİ, MEHMED AKİF ERSOY, TOSHİHİKO IZUTSU, PROF.YAŞAR NURİ ÖZTÜRK ve DÜCANE CÜNDİOĞLU…Çağdaş İslam düşünürleri cümlesindendirler…

  9. İlim Adamlarını üç ana başlık altında alt başlıklarla klasifiye etmek anlayışı kolaylaştırır kanımca. Sünni ilmiye, Şia ve Bağımsızlar olarak giriş yapalım. Sünni ilmiye klasik medrese eğitimli alimler, modern üniversiteli akademisyenler ve Selefi alimler olarak tasnif mümkündür. Şia ise Huccetiye ekolü olarak başlıbaşına ayrı bir gelenek disiplinidir. Bağımsızlar başlığı altında ise oryantalistler, beşinciler yahut özelleşmiş mütefekkir ilim adamları bu başlık altında mütaala edilebilirler. Bu başlıklara ben çok sayıda ismi ayrı ayrı örnek gösterip irdeleyebilirim ancak buranın istiap haddini çok aşar. AHMED CEVDET PAŞA, ÖMER NASUHİ BİLMEN, SADREDDİN YÜKSEL, PROF.ABDÜLAZİZ BAYINDIR, NECEFÜL-EŞRAF vd. gibi. Şia’nın vazıh yanılgı ve önyargıları var; örn.EBA HUREYRE ra Dostum Diri bir Sahabi, Evliyaullah’tan, keza EBU SÜFYAN ra. çok sevdiğim Diri bir Veli, muhteşem bir kişiliktir. Yine Diri Veli Zat Dostum AYETULLAH HUMEYNİ ra Ehli Kitaba bakış açısındaki şaşı siyasi ictihad gibi yanlışlar dışında ŞİA son derece sağlıklı bir metod. Benim tüm insanlığa bir hukuk devrimi çağrım var; hemen hepiniz Allah’ın cc hükümleri yerine şeytani tağutların hükümlerini benimsemiş şirk ve küfür bataklığında debeleniyorsunuz; sayısız putlarınız var. Sadeleşin, şizofrensiniz. Artık hukukunuzu robot bilgisayarlara aktarınız tüm ictihadlarınızla; insanları robot hakimler yargılayıp ceza faturalarını tahsis etsinler. Usul hatası yapmazlar, çelişkili maddelerinizi ve ictihadlarınızı suratlarınıza çarparlar, yalana kulak verip gerekçeli kararda keyfi manipülasyona sapmazlar, insan hakkı yemeyi bilmez tutarlı karar verirler, her tür yanlı müdahaleyi atlamaz not ederler, gereken cezai indirimi tarafsızca düşerler, yargılamayı makul olan en kısa sürede neticelendirirler, yalan makinası olarak işlev görüp atlamadan rapor ederler, interkonnekte olarak devletin tüm verilerinden istifade ederler, rüşvet yemezler, Din Cemaat Parti Terör Örgütü mensubu da olmazlar, Dabbetülarz gibi yalnızca Hakkı bilip Hak olan hükmü tahakkuk ettirirler. Bu çağrımı tüm insanlığa yapıyorum. Ben hekimim; Robot Hakimler en az Robot Hekimler kadar, daha da yüksek bir başarı ve güven düzeyi yakalayacaklardır.

  10. NUREDDİN YILDIZ isimli bir Vaiz/Hoca var, Medya tarafından sıkça konu ediliyor. Ben bu Zatı şahsen tanırım 1989 yılı Mekke-i Mükerreme Aziziyye Camiatul Ummül-Kura adlı Üniversite’nin Şeria bölümündeki öğrenciliğinden. Kişiliğini tanırım, karakterini bilirim. Kamoyunu şimdiden bilgilendirmek isterim ki sakın ola bu Zatı Cübbeli Ahmed Hoca, Adnan Hoca, Medyum Memiş Hoca vs. filanlarla karıştırmayın; HÜSNÜ KILIÇ nasıl nevi şahsına münhasır biriyse Hafız Nureddin YILDIZ da öylesine çetin ceviz, demir leblebidir. İlminiz varsa cerh edin ama sakın ola ki kişiliğiyle taşak geçmeyin!!! İlminiz varsa ilimle susturun, aksi halde ötmeyin!!! tavsiyem budur saksağanlara…

  11. Tashih ve tasrihe mutaç; Camiatu Ummil-Kura tetabuu izafet kuralları gereği budur. Ancak yaygın kullanımı sadece El-Camiah şeklindedir.

  12. Arapça’da gayril-munsarif kelimeler vardır istisnalar bahsinden de olsa. Bazı kelimeler hareke üzere mebni olarak okunurlar, başlarına cer harfi gelmiş olsa da mecrur kılmazlar o kelimeleri. Umm el-Kura yani Kariyelerin anası, köylerin merkezi olan başşehir anlamında bir izafet terkibi; Mekke-i Mükerreme için İsmul-Hass durumunda; kıraati veya sarf halinde fetha üzere mebni bir istisna olan İsmul-Hass mıdır!!!? bilemedim. Ben İmam Hatip Lisesi’nde sadece beş yıl okuyup modern bir lisenin fen ve matematik bölümlerini ikmal ettiğimden El-Mucemul Müfehres / Fuad Abdülbaki’ye müracaat etmem gerekecek…

  13. İSLAMİ TEBLİĞDE METOT tartışmalarımız bizim tüm gençlik çağlarımızı kapsamıştır. Örneğin; Allah cc Rasülü sav Mekke müşriklerini dine “sanayicilik bayrağı” dalgalandırarak mı davet etmişti?! Mekkeli müşrikler Peygamberimize Meclis Başkanlığı (Darun-nedve) teklif ettiklerinde cevabı ne olmuştu?! Müslümanın hedefi TBMM’de Grup kurmak, Başbakan yahut Cumhurbaşkanı mı olmaktır?! Bu hedeflere ulaşılırsa gayeye vasıl olunup mesele halledilmiş olur mu?! Kuran-ı Kerim bizi hangi Cemaate çağırıyor?! Kuran’da Cemaat ve Şirk ilişkisi nedir?! İhvanul-Müslimin tecrübesi; Kral Faruk ve Cemal Abdünnasır ile Wafd Partisi yanısıra Et-Tekfir vel-Hicra gibi ayrışmaları… Fas’ta Habib Burgiba yönetimi ile Fransa’nın Cezayir işgali ve uyguladığı politikalar… Çanakkale Savaşı, İttihat ve Terakki Yönetimi ile Çarlık Rusyası’nın 1917 Bolşevik Oktobr Devrimi ile yıkılışı… Milliyetçiliğin ne menem bir zehir ve fitne oluşu gibi konulardan sıra gelip de Cumhuriyet ve Demokrasi gibi konuları çenemizi yormaya değmez bulurduk!!!… Amerika’daki Zenciler ve İslami Diriliş faaliyetleri ile tüm Afrika, Filistin, Moro Cephesi, Eritre, Afganistan, İran, Lübnan… bizim aktüel ilgi alanlarımızdı… Kuran-ı Kerim kavramları ve ıstılahlar her dem bizi yeni bir Ruh ile ateşleyen konulardı. Mısır zindanlarındaki Şehadet karavanının yolcularıydık vesselam…

  14. Profesör Necmettin ERBAKAN’ın Mamak Cezaevi duruşmalarına taa İstanbul’dan otobüsle gelerek destek veriyordum. Ankara’da şimdilerde Rektör Profesör olan ODTÜ Endüstri öğrencisi hemşehrim Mete GÜNDOĞAN’ın Kavaklıdere’deki öğrenci evinde misafir olurdum. Yukarı Ayrancı Refik Belendir’de yahut Keçiören Etlik tarafındaki köyevinde Lütfü DOĞAN Hoca’yı ziyaret ederdim yanımda şimdi Profesör olan Boğaziçi Makina öğrencisi Murat YÜLEK ile ziyaret ederdim. Bugünkü Saadet Partisi Genel Merkezi’nin olduğu Balgat’ta yolun karşı tarafında bir apartmanın ikinci katında İslam ilim adamları biraraya gelirdi. Bugün Saygıdeğer Ali AKIN Hocaefendi’den KRT’de dinliyorum ki Profesör Necmettin ERBAKAN’ın Şeriat rejimi konusunda safiyane bir talebi var; işte bu samimiyeti tebrik ve takdire değer buldum. Zira ben daima iki minval ile İslami harekete ivme kazandırdım; birincisi “Hılful-Fudul/Erdemliler Dayanışması” diğer ilke de “Ehlül-Hal vel-Akd Meclisi/İslam Bilgeleri Meclisi/Aydınların Öncülüğü”.

  15. İslam Aleminin gelmiş geçmiş en büyük entellektüeli kimdir? sorusunun yanıtı; “Masr Ummid-Dünya” olduğundan orada aramak lazımdır!!! “Dr.HASAN HANEFİ” denildiği anda da icmaen ikrar, teslimiyet ve “Ya azime Masr!!!” sesleri işitilir!!!
    Mısır halkı ve Arap Alemi Türkiye’den Dr.Ömer Nasuhi BİLDİK markasını da bilir!!! Çünkü 2000 yılında Dr.Hasan HANEFİ gazetesindeki köşe yazısında tanıttığı için!!!
    Türkiye’de Prof.Dr.Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısı atıf dışında İhsan IŞIK’ın Türkiye Yazarları biyografileri dışında ben başkaca bir yazı görmedim.
    Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece işkenceleriyle, zulümleriyle hatırlayacağım.

  16. Şehid Öğretmen Hasen EL-BENNA’nın ra yazdığı Risaleler benim manevi mürşidim oldu; binaenaleyh Mısır’daki İhvanül Müslimin hareketine emek ve gönül veren çilekeşleri mümkünse şahsen (Şehid olanları da yüzyüze; Hasen EL-BENNA, Abdülkadir AVDEH, Prof.Dr. Seyyid KUTUB) hayatta olanları da vicahen hiç değilse mektup ile tanıdım. Zeyneb EL-GAZZALİ ra de İhvanül Müslimin hareketi içinde Kuneytra Cezaevinde köpekli işkencelere maruz kalmış bir Mümine Annemizdi; mektup yazdım, sonra da Mektup Dergisi’nin misafiri olarak İstanbul’a geldi, aramızda bir perde oksa da Ruhen huzurda bulunduk, demecinde bahsettiği ve İstanbul’a o yüzden gelmeyi çok istediğini söylediği Ömer 1984-5 yıllarında henüz genç bir Tıbbiye öğrencisiydi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde… İhvanül Müslimin bir iman, ihlas ve cihad hareketi olarak kurulmuştur!!!

  17. İMAM-I GAZZALİ ra ile Kabe’de 2004 yılı Hac mevsiminde tanıştım; fiziken “tombik” bir Zat, dersem akılda kalıcı bir şekilde resmetmiş olurum. Diri Evliyaullah’tan as. Günümüzde din anlayışı itibarıyla en çok çelişeceği alim kimdir derseniz; Prof.Dr. Abdülaziz BAYINDIR en başta gelir. Ki Profesör BAYINDIR henüz Riyad Muhammed bin Saud Üniversitesi mezunu İlahiyat Doktoru ve İstanbul Müftüsü’yken 1984 yılında beni Melekler “Kuran Ehli” olarak tanışmam için yöneltmişlerdi. Yer Vefa İlim Yayma Yurdu.
    Günümüzde İMAM-I GAZZALİ ra mi yoksa Prof.Dr. Abdülaziz BAYINDIR mı izlenmeli?! Doğru yol; her ikisinin ittifak ettikleri dışında ihtilaflarında halkın tabi olması gereken alim Profesör Abdülaziz BAYINDIR olmalıdır, velev ki İMAM-I GAZZALİ ra görüşünde isabetli bile olsa. Niçin?! Zira İMAM GAZZALİ’nin ra Diri olduğunu gören-bilen kim; iddia bana aittir ki sadece beni ilzam eder, halkı değil!!! Peki İMAM-I GAZZALİ’nin ra huccet göstereceği “Melekutu” gören-bilen kim?! İMAM GAZZALİ’yi ra ilzam eder sonuçları ancak; “üstün delil Allah’ın cc delilidir!”, Allah’ın cc vahyettiği Kitap ilim ve doğruyolun yegane kaynağıdır; “Melekler yanılabilir, Kitabullah ise asla!!!”. Melekler fu fakirin sohbetine katılır “Hz. İbrahim’in as dinini anlatmamı dinlerlerdi!!!”. Melekler ile istişarelerimizde “Kuran-ı Kerim hükmünü” hatırlattığımda bana; “Biz fitneyiz!” cevabı verirlerdi!!! Hz. İsa as Allah’ın izniyle şifa verdiği hastalara “Haham’a gidin ve Şeriatin emrini yerine getirin!!!” diyordu!!!…

  18. Alevi mezhep yobazları kendi mezheplerinden olmayan Sünni müslümanların yüzlerine hangi boku çalacaklarını bilemez bir agressiflikle saldırıyorlar; “Emevi din yobazları bunlar!” diyerek. Hayatında yeni yeni Emevi lafı duymaya başlayan müdeyyin Sünni müslümanlarsa işittikleri karşısında şaşkın, zira tarafı olmadıkları ve haberlerinin dahi bulunmayıp fikirlerinin de sorulmadığı bir Alevi kindarlığının gadri ike karşı karşıya kalıyorlar. Yorumcuların ağızlarından saçılan öfke kan kusuyor adeta. Ne yapsın masum müslüman bu saldırılar karşısında. Artık tepki olarak “Hazreti YEZİD” sözleri işitmeye başladım. Bir Emevi Arap atasözünü hatırlatmak isterim; “Men dakka, dukka!”…

  19. Türkiye’deki Alevi dini toplumunu daha yakından tanımalıyız. Örneğin, Alevi doğulur; sonradan Alevi olunmaz! Anasından Alevi doğmamış bir kimse bu yolu benimsemek isterse ancak Bektaşi tarikatine intisap edebilir; Bektaşi Şeyhi olabilir ama asla Alevi Dedesi olamaz! Bu yönüyle Alevilik “Yahudilik” ile benzeşir. Yahudi bir Ana’dan doğmayan Yahudi değildir. Yahudi olarak doğmayıp iman ile bu yolu benimseyenler içinse “Nuh milleti” tabir olunur; inkar edenler ise zaten “Goyim” denilen parya yaratıklardır.

  20. Alevilik strüktürel olarak kendini ırkçı bir diyalektik içinde konuşlandırdığından muhalif ve muarızları da aynı şekilde diğer ırkçı unsurlar Aleviliği hasım göreceklerdir. Dini inançların şeytanı ırk asabiyetleridir; böylesi sentezler dominant kimlik olarak ırk asabiyetine dönüşüp başkalaşırlar. Örneğin, Türk İslam sentezi artık yeni bir tezdir. Antitezleri ortaya çıkar; Kürt İslam sentezi, Arap İslam sentezi, Fars İslam sentezi gibi. Münevver Aleviler Aleviliğin böyle bir çizgide görülmesini istemezler. Alevi İslamı tabirleri olabildiğince soft bir yaklaşım olsa da Alevilik varoluşsal olarak arıza barındırmaya devam edecektir. İlletleri tarihi olguya istinad etmesi, siyasi mezhep oluşu, geleneği sebebiyle değişim ve dönüşüme kapalı olması, Türk Aleviliği olarak Caferiyye’den farklı unsuriyet ve asabiyeti.

  21. ALEVİ DEDELERİ için maaş bağlaması tartışılır zaman zaman. Alevi Dedeleri evvela Seyyidler (Saadat) olup Evlad-I Rasül’dürler. Dedeleri Hz. Muhammed sav Mescid-ün Nebevi İmamı olarak ne kadar maaş aldıysa o kadar maaş bağlanmasını isterler. Diyanet İşleri Teşkilatı memurları Mescid-ün Nebevi İmamı Hz. Muhammed sav maaşı olan ücretsiz görevi kabul ederlerse Alevi Dedeleri ile aynı hürmete layık ve gerçek birer temsilci yani önder (İmam) olmaya ehliyet ve liyakat kazanabilirler.

  22. Türkiye Cumhuriyeti’nde İslam dinine, Şeriata, müminlere, dinle ilişkilendirilen kıyafetlere saldıranlar mutlaka Mustafa Kemal Atatürk adını bir kalkan ve Laiklik düzenini de kendilerine siper ediniyorlar. Sonra da bizden bu kalkan ve siperin din düşmanı olmadığına dair inanmamızı bekliyorlar. Derim ki eğer bu iki kavrama sığınıyorsanız her ikisi de sizler gibidir, biz müminler gibi değil. Ve bizim dinimiz bize, sizin dininiz sizedir!..

  23. Türkiye Darül-harp midir, Darul-İslam mı!? Bu fıkhi sorunun sadra şifa bir cevabı ve o cevabın da pratik bir karşılığı var mıdır!? Manasız sualin lüzumsuz cevabının arayışında olduğumuzu söylemiyorum. Ancak yoğun bakım ünitesi veya hastane kliniğindeki bir hasta için yerinde, doğru ve anlamlı bir sual midir?! Hastanın hangi yarasına merhemdir!? O halde vital (yaşamsal) fonksiyonlar bizim asıl meselemizdir. Örneğin, haraç yahut rüşvet talebiyle karşılaşmanız halinde nasıl bir tutum izlersiniz!? İhtiyaç duyacaklarınızın bir listesini çıkarabilir yahut elinizin altında bulundurabilir misiniz!? İşte böylesi bir pratik sorun sizin eğitiminize yarar sağlar, düşündürür, çözüm yolları buldurur! Türkiye Darül-İslam da olsa, Darül-harp de olsa sıcak kestane elinizdedir!!! Ütopik varsayımlar yerine ayağınızı sıkan ayakkabının çözümü birincil meselenizdir!…

  24. Sol feryad figan; “Türkiye ABD emperyalizminden yana olmamalı, İran desteklenmeli!”. Şimdi Afganistan, Irak ve Suriye’den göç eden mülteci ailelere baktığımızda şu çarpıcı sonuçla karşılaşıyoruz; “mülteci ailelerin hepsi Sünni! Alevi/Şii mezhep mensubu hiç yok!”. ABD emperyalizmi niçin hep Sünni aileleri yurdundan ediyor da Alevi/Şii olanlar yerlerini sağlamlaştırıyor?!”. Sol bu gerçek karşısında hem sağır-dilsiz, hem de kör! Ayrıca bu mültecilere sahip çıkan Türkiye iktidarını da “teröristlerin hamisi” olarak suçlamakla yetinmeyip “yurdunu, ailesini savunan insanları da terörist katiller” olarak yaftalamaktan çekinmiyor. Mazlumlar için yardıma koşan Ümmeti de terör işbirlikçisi katiller olarak damgalıyor! Bu retorik tümüyle bir Nusayri propagandasından ibaret! Mülteci aileler hangi zulümlerden kaçarak yerlerinden yurtlarından edildiklerini çok iyi biliyorlar! Aslında Sol bir korku ve panik içinde; “ABD emperyalizmi Türkiye’ye de yönelecek olursa yurtlarından göç edecek Sünni halk geride Sol mirasçıları bırakacaklarından ABD emperyalizminin gerçek işbirlikçilerinin maskeleri düşüp ortada çırılçıplak kalacaklarından derin endişe duyuyorlar!”…

  25. Sol yorumcular histerikler! Yorum yapmıyorlar; “hav h@v hav hav!”… İstiyorlar ki muhatap alınsınlar ve kendilerine aynı dilden cevap verilsin ki daha yüksek sesle gürültü yani cıngar çıkarabilsinler! Muhatap alınmazlarsa yaşlanıyorlar, sonra boyunlarına altın bir tasma takıp “hev hev hev hev!” diye yumuşuyorlar! Raptiye rap rap, zaptiye zap zap! deyip zaplıyorum…

  26. Bilge Dede derdi ki; incinmeyin ki incitmeyesiniz, incinirseniz incitirsiniz! Yahudiliğim burada; bütün yaralara kısas talebimde! Şeriat içimdeki intikam ateşinin yegane merhemi. Kuşbaşı doğrayan kuşbaşı doğranmalı, karkas kesen karkas kesilmeli. Kafeste misafir edilip yemlenmemeli, bu Ruhumu tatmin etmiyor, ızdırap veriyor. Psikopat mıyım!? diye soruyorum kendime; bir psikopat gibi bebek yüreğim sızlıyor!!! TEXAS girişinde şu anlama gelen bir söz yazılıdır, mottoları ; “Bizimle taşak geçilmez!!! .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.