Ana Sayfa > Felsefe > “Hadiselere Gebe Olan Zaman”

“Hadiselere Gebe Olan Zaman”

“Hadiselere gebe olan zaman”, bu ifade Hz. Mevlana’nın bir cümlesinde geçiyor. Anlıyoruz ki, “zaman gebedir.”  Zamanı gebe bırakan nedir? Ve zaman, ne vakit doğuracaktır? İşte meselenin düğümlendiği iki nokta. Öncelikle determinist (neden-sonuç) dünyanın bağlı olduğu kuralları önemsemek/bilme gayretinde olmak gerekiyor. “Bilimsellik” denilince benim aklıma gelen, maddi dünyanın değişmez prensipleri oluyor. Su 100 dercede kaynar, şu kadar hızla şu kadar saatte şu kadar yol gidersin, gibi. Bunun ilham ettiği şey ise, zaman, önce genel olarak vardır, daha sonra da özel olarak (yani bize/kişiye ait olarak) vardır. Kendi zamanımızla genel zamanın çakışması için bizim maddi dünyanın prensiplerini (özellikle fizik ve matematik) bilmemiz gerekir. Bilgi ve görgü düzeyimiz arttıkça zamanı gebe bırakan şeyin ne olduğunu (üstelik kendi özel zamanımız ile genel zamanın çakışması ile) daha iyi anlayabilir, giderek te buna sebep olan (gebe bırakan) şeyin ne olduğunu tespit edebiliriz. Bunu yapabilirsek, başarısızlık (maddi dünyaya ait olan; zenginlik, para, başarı vb den yoksun kalma) diye bir şey kalmaz ortada. Gebe bırakanın ne olduğunu (kim olduğunu, nasıl bir şey olduğunu) bilirsek,  doğacak olanın da ne olduğunu (nasıl bir şey olduğunu, neye benzeyeceğini) bilebiliriz. Bu gerçekten çok etkileyici. Kendi zamanınızla, genel zamanın (dünyanın güneş etrafında dönmesi, ayın dünya etrafında dönemesi, dünyanın kendi etrafında dönmesi kastediliyor) çakışmasını engelleyecek her türlü faaliyetten uzak durmak hayati önem taşıyor. Bir kere genel ahlaki kurallar çok önemli. Özellikle yalan söylememek. Çakışmayı önleyen en kötü faaliyet yalan söylemektir. En küçük bir yalan bile kendi zamanınızın genel zamandan uzaklaşmasına/sapmasına neden olur. (Depresyon denilen kötü halin başlangıcıdır da). Akışınızın yönünü değiştirir. Beklemediğiniz sürprizlerle karşılaşmanıza ve afallamanıza neden olur. Toparlanma faaliyeti içine girersiniz ve bu da kesinlikle yeni yalanlar söylemenize neden olur. Bir kez yalan söylemiş biri bu yalanını itiraf etmedikçe yeni yalanlar söylemek durumunda kalır. İşte bu arada farketmeden (yalan söyleyen kişi kesinlikle bunu farkedemez ama hisseder ve tanımlayamaz) zamanı gebe bırakıyordur kişi. Meşru olmayan bir ilişki ile gebe bırakılan zamanın ne doğuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Kişi kendi eliyle kendi hayatını kendine ait olan zamanda mahveder. Bir de genel zamanın sizi sınav yaptığı, denediği anlar vardır. Bu da sizi tabi olduğunuz diğer ilkelerin (maddi dünyaya ait olmayan) alanına sokar. Genellikle bu alan hakkında bilgimiz zayıftır. Başınıza bir olay gelir; sizin hiç etkiniz olmayan olaylardır bunlar. Oradan geçmektesinizdir, herzaman ki yaptığınız şeyleri yapıyorken başınıza gelebilir. Yani maruz kaldığınız bir olaydır o. İşte bu durumda ne yapacağınıza dair bilginiz sizin tavrınızı belirler.

Küçük bir yalanla yoldan çıkan kişi, yol üstünde bir yerlerde kendisine ait olmayan, hak etmediği bir yiyecekle (parayla) karşılaşır. Eğer o yiyeceği yerse, daha karışık ve geri dönülmesi zor bir yola girer. Haram yiyenin adalet duygusu şaşar. Kendi zamanınızla genel zaman çakışmasında akışınız/ilerleyişiniz sizin olgunluğunuza, olgunlaşmanıza doğru olduğu için, size ait olmayan bir şeyi aldığınızda, hak etmediğiniz bir şeyi sahiplendiğinizde, hakkınız olmayan sizin olmayan bir şeyi yediğinizde genel zaman içersinde sizin olanların dengesini bozmuş olursunuz. Size ait olmayan bir şeyi terazinin (mizanın) bir kefesine koymuş olduğunuz için sizi dengeleyen diğer kefeyi yukarı çıkarmış olursunuz. İlk bakışta anlamlı, faydalı gibi gözükebilir, oysa, yukarı doğru çıkan kefenin, dengeyi sağlama zorunluluğu vardır ve size ait olan, sizin olan ve belki de sizi vareden unsurlardan bazılarını kefe, dışarı atmak zorunda kalır yeniden dengeye gelebilmek için. İşin kötü tarafı burada ortaya çıkıyor; siz kesinlikle farkına varamazsınız kefenin dışarı attığı şeyin ne olduğunun. Sizden, sizi vareden asli unsurlardan biri dışarı atılmıştır ve siz bunun farkına hemen varamazsınız. Atılan şeyin ne olduğunu uzun zaman sonra anlarsınız ki, bu genellikle insanlıktan çıkmanıza sebep olan unsurlardan biridir. Size ait olmayan bir şeyi içeri alamazsınız. Öyle yaparsanız, kesinlikle içerdeki bir şeyi dışarı atmak zorunda kalırsınız ve bilinç düzeyiniz yüksek olmadığı için dışarı attığınızın ne olduğunu hemen bilemezsiniz. Daha da kötüsü bu süreçler zamanı yeniden  ve yeniden gebe bırakmıştır ve yine siz doğacak olanın ne olduğu konusunda hiçbir fikre sahip değilsinizdir. Bir süre sonra bunu kesinlikle hissedersiniz ve “su testisi su yolunda kırılır” misali parçalanıp gidersiniz. Toplayıp yapıştırmak çok zordur, bu yüzden Nasreddin hoca, su getirmesi için çeşmeye yolladığı kızına testiyi verirken bir de tokat atar ve der ki: “sakın testiyi kırma!” Çünki eğer testi kırılırsa tokat atmanın hiçbir faydası yoktur. O yüzden en önemlisi kırılmayı engellemektir. Bu da yoldan çıkmamakla olur. Yani yalan söylememekle, çok konuşmamakla, haram yememekle, dedi-kodu etmemekle, hak-hukuk gözetmekle, vicdan-merhamet sahibi olmakla, güzel ahlak sahibi olmakla olur.

İçinde yaşadığımız dünyanın bir sistemi var ve bu sistemin çok da iyi olmadığını hepimiz biliyoruz. O halde bütün bu güzel hasletleri kendimizde barındırıp da nasıl bu sistemin içinde varolacağız? Gelecek yazının konusu da işte bu inceleme olacak. Öncelikle sistemin dilini anlamak çok önemli.

Ali Necip Erdoğan

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.