Çarşamba, Ağustos 21, 2019
Ana Sayfa > Gündem > Havai Fişekler

Havai Fişekler

Bir gün daha bitti ve gece. Ilık, berrak, duru bir mayıs gecesi…
Üzerimde yoğun geçen bir günün tatlı yorgunluğu var. Gözkapaklarım ağırlaşıyor, kaslarım gevşiyor ve bedenim adeta bir pelte gibi çöküyor. İşte o hengâmede şiddetli patlama sesleriyle irkiliyorum. Patlamalar artarak, geceyi aydınlatarak devam ediyor. Dalgınlıkla eşime soruyorum:
“bu sesler de neyin nesi böyle?”
“unuttun mu? Bugün 19 Mayıs, şehir merkezinde fener alayı ve havai fişek gösterileri var. Bir düğün kutlaması da olabilir malum düğün sezonu başladı” diyor eşim yattığı yerden.
Bu da yeni adet oldu; her kutlama ve şenliklerde havai fişek patlatmak.
Havai fişeğin Çin’de başlayan serüveni, tarihi seyir içinde hafızamdan akarken aklıma nereden geldi bilinmez (belki de patlama seslerinden olsa gerek ) Ariel Şaron ve Filistin halkı geldi oturdu. Ve sıcak yataklarında mışıl mışıl uyuyan çocuklarım…
Böyle ılık bir mayıs gecesinde Filistin semalarında savaş uçakları uçuyor, şehrin üzerinde apaçi helikopterleri sinekler gibi dönüyor, misket ve fosfor bombaları geceyi gündüz gibi aydınlatarak patlıyor ve o bombalar kim bilir hangi evi yerle bir ederken minik bebeklerin, masum halkın ölümüne sebep oluyordu.
Ve bizler ekranlardaki bu patlamaları havai fişek gösterisi gibi seyrettik nice seneler.
Yüreğim burkuldu, içim titredi, aynı şeyler ailemin, çocuklarımın başına gelseydi ne yapardım diye düşündüm. Cennet köşesi memleketimde savaştan uzak, huzur ve mutluluk içinde yaşadığım için Rabbime binlerce kez şükrettim. Rabbime dualar ettim ülkemin bir bataklığa çekilmemesi, kaos ve kargaşaya sürüklenmemesi için. Dualar ettim yöneticilere, yetki sahiplerine akıl, izan ver diye. İç ve dış düşmanların, bölücülerin, hainlerin oyunlarını boşa çıkar diye. Çünkü etrafı bir ateş çemberiyle çevrili olan bu güzel ülkenin idarecilerinin akıllı olmaya ihtiyaçları olduğu gibi duaya da ihtiyaçları vardır.
Dışarıda havai fişekler birer birer patlıyor, gece aydınlanıyor, uzaklardan coşkulu sesler kulaklarıma kadar geliyordu. Eşime tekrar soruyorum:
“Ariel Şaron öldü mü?”
Perdeden sızan sokak lambasının sarımsı ışığında yüzüme tuhaf tuhaf bakıyor:
“Bu da nereden çıktı şimdi.”
Patlama seslerinin aklıma Filistin halkını getirdiğini söylüyorum.
Yorum yapmıyor hatta tebessüm ediyor:
“Bu kutlamalar benim de aklıma ne getirdi biliyor musun?”
“Ne getirdi?”
“Bu kutlamalar oğlumun sünneti, kızımın düğünü için, üniversiteyi başarı ile bitirip doktor oldukları için…”
Vel hasılı eşim Türk örf adet ve geleneklerinde kutlanacak, eğlenilecek ne kadar düğün, nişan, tören, şenlik varsa hepsinde havai fişek patlatmakla meşgul.
Hey Allah’ım! Kadınları neden yarattığını şimdi anlıyorum.
Sen onları gülsünler, eğlensinler, mutlu olsunlar, mutlu etsinler, çocuk doğursunlar, büyütsünler, çocuklarının sünnet törenlerinde, mezuniyet merasimlerinde, nişanlarında, düğünlerinde havai fişekler patlatsınlar diye yarattın.
Patlama seslerinden olsa gerek küçük kızım ağlamaya başlıyor. Annesinden önce davranıyor hemen koşuyorum odasına. Korkmuş, ürkmüş bir halde, mahmur ve süzgün gözlerle ağlıyor. Bir bardak suyu lıkır lıkır içiyor. Ağabeyi ise siyah renkli arabalı yatağında uykunun tadını çıkarıyor. Kulağının dibinde top atılsa uyanacağa benzemiyor.
Kızımın kısa saçlarından okşuyorum. Pamuk yanaklarından öpüp teselli ediyorum onu. Aklıma yine Filistinli bebeler geliyor. Filistinli ebeveynlerin çocukları nasıl teselli ettiklerini düşünüyorum.
Evet… gerçekten şu havai fişek patlamalarının yüz katı büyüklüğünde ve bin katı dehşetindeki patlama seslerinde, alçaktan uçan savaş uçak seslerinde, tank uğultularında, buldozerlerin yavaş yavaş ilerlerken çıkardıkları o meşum seslerde Filistinli anneler, babalar bebeklerini nasıl teselli ediyorlar ve korkudan ödleri patlayan çocuklar eğer dönebiliyorlarsa uykunun o sıcak ellerine nasıl dönüyorlar?
Fosfor bombalarından vücutları kemiklerine kadar erimiş çocukları gören anne babalar nasıl teselli oluyor?
Meydana saçılmış, parçalanmış cesetler arasından geçen kadınlar, okula giden beyaz önlüklü kızlar nasıl teselli oluyor?

En temel ihtiyaçlarını karşılamak için bile “anbean” ölümle burun buruna gelen topyekün bir halk teselliyi neyde buluyor?
Yok yok onlar teselli olmuyor, olamıyorlar. Onları teselli edecek ne bir Allah’ın kulu ne de bir merci var şu yeryüzünde. Daha uzun seneler Filistinli bebeler, okula giden beyaz önlüklü kızlar patlama ve silah sesleriyle yaşamak zorundalar.
Az sonra gece yine aynı sessizliğine bürünüyor ve ben hafızama hücum eden binlerce cevapsız soru eşliğinde düşünüyorum. Tarihin en büyük insanlık dramına maruz kalmış Yahudiler şimdi aynı zulmü Filistin halkına ve Araplara yapıyor. Hem de tüm dünya milletlerinin gözleri önünde yapıyor. Kanun, nizam, hukuk, insanlık tanımadan barbarca zulmediyor. Yaşlı, kadın, çocuk, bebek demeden hunharca öldürüyor. Cami, kilise, okul, hastane, yardım konvoyu demeden vahşice vuruyor, yakıp yıkıyor, kimse de onlara dur demiyor, diyemiyor. Ve biz tüm bu sahneleri sıcak evlerimizde bir hollywood filmi seyreder gibi seyrediyoruz. Aslında Yahudiler kendi geleceklerine zarar veriyorlar. Yahudi çocukları kin ve nefret duyguları ile yetişiyor. Sokak dolusu eli silahlı askerler güya bir avuç Filistinliye karşı Yahudi halkının güvenliğini sağlıyor. Moralleri bozuk ve güvenlik endişesi ile yaşayan bir toplum var ortada. Böyle bir toplumun ilelebet yaşaması mümkün değildir. Yahudi Devleti bileti kesilmiş bir devlettir.

Beynim artık düşünmeye dur diyor ve az sonra derin uykunun ellerine teslim ediyorum kendimi.

Ariel Şaron’un ölmeyip koma halinde olduğunu paylaşım sitelerinden öğreniyorum sonra.
Haber şöyle devam ediyordu:

“Kasap lakaplı İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron’un, 4 Ocak 2006 tarihinde beyin kanaması geçirdikten sonra kaldırıldığı hastanede komaya girmesinin üzerinden tam 5,5 yıl geçti. Komaya girdikten kısa bir süre sonra ailesinin de terk ettiği Şaron, bugün itibarıyla 46 bin 800 saat, bin 950 gün, 65 aydır şuuru kapalı bir biçimde ölümü bekliyor. Hastaneye yattığında 77 yaşında olan Şaron, yoğun bakımda 85 yaşına ulaştı. İsrail eski Başbakanlarından Ariel Şaron’un “koma cezası” bitmiyor. Önce Tel Aviv’deki Şeba Rehabilitasyon Merkezi’ne yatırılan, burada hastane yönetiminin istememesi üzerine Ein Kerem Hastanesi’ne kaldırılan Şaron, 4,5 yıldır önce beslenme tüpüyle ardından daha da kötüleşerek sadece iğne ile beslenebiliyor. Şimdiye kadar Ariel Şaron’un onlarca kez kafatası kırılarak müdahale edildi ama bir neticeye varılamadı. Ariel Şaron’un bu durumuna ailesi de fazla tahammül göstermeyerek 3,5 yıl önce kendisini terk etti. Hastane yetkililerin, “Artık burada yapılacak bir şey yok, eve götürün” şeklindeki uyarıları aile tarafından dikkate alınmadı.”
Ne diyelim Sabra ve Şatila kamplarında sergilediği vahşet neticesi üç bini aşkın mültecinin kanına giren, 2.intifadanın başlamasıyla binlerce Filistinli masum halkın katledilmesine sebep olan ve daha nice bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlı genç insanların katili Kasap lakaplı Şaron… bak sana ve senin gibi ırkçı Yahudilere bir zamanlar zulüm altında inim inim inleyen atalarına kucak açan benim yüce gönüllü atalarımın kulaklarınıza küpe olası bir sözünü hatırlatmak isterim: “Zulm ile âbâd olanın sonu berbâd olur.”

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.