Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Hilmi Paşa, Yaşar Paşa ve İlker Paşa…

Hilmi Paşa, Yaşar Paşa ve İlker Paşa…

 Mehmet Niyazi Yavuz’un 2010 YAŞ kararlarını tarihin ışığında değerlendiren yazı dizisinin son bölümü…

Serdar Hilmi Paşa

 Türk ordusu 22 asırlık yaşının vasatisine uygun rotaya girmişse bunda Serdar Hilmi Paşa’nın rolü hayatidir. Onun verdiği istikamet önemlidir. Gerçi Hilmi (Özkök) Paşa zamanında bir sefere çıkılmış -sözgelimi Kıbrıs’ın geri kalanı alınmış- değildir. Ancak Kıbrıs’ın şimali asıl şimdi bize daha fazla tescilli ve bizim olmuştur; ki bu süreçte Paşa’nın müspet rolünü muhtemelen zamanla daha iyi anlayabileceğiz. Benzer durum içeride sağlanan huzur ve sükun ortamı için de cari (geçerli)dir. Görev süresinin nihayetlenmesine yakın huzur bozucu bazı nahoş gelişmeleri saymazsak, onun döneminde büyük toplumsal olaylar, netameli suikast ve cinayetlerin olmaması, Celali isyanlarından beri memleketin en huzurlu dönemlerden birini yaşaması da onu başarılı kılan hususlardır.

 Dört yılla sınırlı kısa serdarlığında, Paşa’nın, ordu içinde temizliğe girişerek, yolsuzluğa bulaşan muvazzaf ve mütekait bazı kumandanların üzerine gitmesi, hem kendisinin hem ordunun itibarını artırmıştır. Keza zor bir dönemde görev yapmasına rağmen; ülkenin maceralara sürüklenmesinin, başkaları hesabına başını belaya sokmasının önlenmesinde Serdar Hilmi Paşa’nın rolü büyük olmuştur. Onun bilgili ve dikkatli kumandası, ülkeyi kendisinin olmayan, dahası itibar da kazandırmayacak savaşlardan uzak tutmuştur. Yine Paşa’nın olgun tavırları sayesinde ülkede reformlar ve atılımlar daha kolay hayata geçirilebilmiş; ayrıca dışarıya karşı derli toplu, vakur bir devlet görüntüsü verilmiştir. Bunu yaparken ne kadar yalnız olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyoruz. Başarının kurum içi ve dışındaki arkaik görüş-beklenti sahibi sergerdelere rağmen sağlanması muvaffakiyetin önem ve değerini daha da katlıyor.

Büyükanıt Paşa’nın Kriz Yönetimi

 Paradoksal görüntüsüne rağmen aynı dingin, sorumlu kumandanlık çizgisi sürdürüldüğü için ordumuz ve devletimiz düne göre daha güçlüdür. Büyükanıt Paşa Genelkurmay Başkanlığı da ordumuz ve ülkemiz bakımından başarılı kriz yönetimleriyle geçmiştir.  “….Türkiye’nin menfaatleri ve somut veriler açısından değerlendirme yapılacak olursa, genel algının aksine çok başarılı bir dönem icra ettiğini düşünmekteyim. Kendisinin sadece Şemdinli ile muhtıra ile anılması büyük haksızlık olur. Bunu 27 Nisan gecesini uykusuz geçirmiş birisi olarak söylüyorum. Keza bu, Ferhat Sarıkaya’nın hakkını da teslim etmeme mani değil…”*

Türkiye, 27 Nisan e-muhtırası ve 367 krizinden üç büyük fayda istihsal ederek çıktı.
1-Seçimden güçlü bir tek parti iktidarı çıkararak istikrarını korudu
2-Abdullah Gül’ü köşke Özal’ın handikapını da bertaraf ederek güçlü çıkardı
3-Cumhurbaşkanı seçimini halka direkt tevdi ederek, Cumhuriyet 1923’ten sonraki en önemli hamlesini yapmıştır.

 

Artık “Genç Subaylar Tedirgin” Değil

 Org. İlker Başbuğ, zor bir dönemeçte görev üstlendi. Buna rağmen, Başbuğ dönemi, orduda iç dinamiklerin hakim kılınmasında önemli mesafe kat edilen dönem oldu. Unutmamak gerekir ki, uzun yıllar Nato bünyesinde yer alan Türk ordusu yeniden inisiyatifi ele alıyor.

 Türk ordusu tarihi boyunca Çin-Moğol-Arap-Avrupa devletleri ile ittifak ilişkisine girmiştir. Bunlar arasında en edilgin olduklarımız geçen asırdakilerdir. Cihan Harbinde ordunun sevk ve idaresi müttefikimiz olan Almanlara geçmiştir. Sarayın, Türk genelkurmayının etkisi Alman generallerinin gerisindedir. O savaş birçok otoriteye göre tarihimizin en kötü sevk ve idare edilen savaşıdır. Ki bunlar arasında Prof. İlber Ortaylı da vardır.

 Bilahare NATO müttefikliği ise iddiamızı yitirdiğimiz bir zaman kesitidir. Devletimizi yeniden formatladığımız bu ahvalde, ordumuzun geçen asrın parametreleriyle devamı beklenemez. Başbuğ dönemi, son dönemdeki sakil görüntüye rağmen, yine de ordu hiyerarşisinin yeniden tesis ve tahkimi ile olumlu bir dönem olarak kayıtlara geçecektir.

 Gösterilen dirençlere rağmen, Türkiye kurumlarını yeniden kendisinin yapma yolundadır. Kendi hanesine devşirmekte, direnenleri tasfiye etmektedir. 

 

Vaka i Hayriye (Hayırlı Olay)

Devşirmelerden müteşekkil yeniçeri ocağı uzun asırlar büyük yararlıklar gösterdikten sonra tefessühe uğradı. Doğal yorgunluğun yanı sıra iç ve dış şartlar etkisini en başta ordu üzerinde gösterdi. Yeniçeriler, Batı’nın yükselişine ayak uydurulamaması, padişahların sefere çıkmaması gibi birçok sebeple gücümüz olmaktan zaafımız olmaya evrildi. Siyasete müdahil olmaları, ticarete merak sardırmaları sonucunda uluorta kazan kaldırır hale geldiler. III. Selim, yeni bir askeri sınıf ihdas ederek tehlikeyi vakitlice bertaraf etmeye soyundu ancak Kabakçı Mustafa isyanı ile alaşağı edilmekten kurtulamadı.

Çocuk yaşta tahta çıkan II. Mahmud ise şartların oluşması için uzun süre beklemek zorunda kaldı. “17 yıldır bu ocağı kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825’te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci ocağı adı verilen yeni bir askeri sınıf kurulduğunu resmen açıkladı. Avrupa tarzında üniforma giydirilen yeni ordu, 11 Haziran 1826’da eğitime başladı. Bundan 3 gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı’na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif’i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray’daki Etmeydanı’nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000’den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. Bu arada Bektaşi dergahları kapatılarak yakalanan müridler kılıçtan geçirildi. Hızını alamayan II. Mahmut, Bektaşi mezarlarının başlarındaki kavukları da kırdırttı. Bugünkü, başsız mezar taşlarının büyük bir kısmı o dönemden kalmadır.Ayrıca birçok yeniçeri kıyafet ve silahlarını da ortadan kaldırdı.

16 Haziran 1826’da tarihe karışan Yeniçeri Ocağı’nın yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ocak kuruldu. Anlamı ise “Muhammed’in zafer kazanmış orduları”dır.”**

  

Normalleşme sürüyor…

Sergerdelik yapan, yeniçeriliğe soyunanlar YAŞ kararları ile artık denizin bittiğini anlamış olmalılar. Şimdi sıra adaletin tecellisinde. Yani karargahın tutuklama talep edilen zanlılara “istikamet cezaevi, uygun adım marş” komutu çekmesinde…

 ‎2219 yaşındaki kurum 1826’dakine denk bir dönemeçte. 2010 YAŞ’ı, çağdaş yeniçeriler için muhtemelen yolun sonu olarak kayıtlara geçecek. Herşey ortada, daha fazla şansını zorlamanın, rezillenmenin manası da yoktur?…

 2010 YAŞ’ı ile psikolojik eşik aşılmıştır. Özkök ile başlayan İkinci Vaka i Hayriye’nin finali oynanmıştır…

 ——————————–

*Mehmet Niyazi Yavuz, Röportaj, Haber Ajanda, Kasım 2008

**Vikipedia 

Mehmet Niyazi Yavuz

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.