Ana Sayfa > Gündem > İhtiyar Çocuklar

İhtiyar Çocuklar

ihtiyarcocuk

Yüreğimde sana yardım etme arzusu filizlenmeye başladığında henüz bir çocuktum. Beş, altı yaşlarında olmalıydım. Siyah beyaz ekrandan sekiz haberlerine bakıyordum. İki asker seni aralarına almış, kollarını taşlarla ceviz kırar gibi kırıyordu. Böyle bir görüntüye bir anlam verememiştim önce, ama yüzündeki o acı ifade çocukluk yüreğime bir kor olup düşmüştü.

Sen Filistinli çocuk, sana hep yardım etmek istedim.

Ayaklarında eski papuçlar, cılız omuzlarındaki esvabın yırtık yırtıktı. Bense üzerimde yeni takım elbisem, gırcır gıcır ayakkabılarım ortaokula başlamıştım. Ülken kendini süper güç diye tanımlayan bir devlet tarafından işgal edilmişti. Ve sen hicret ediyordun. Yanında anne baban var mıydı? onu da bilmiyordum. Geride vatanını bırakıp dost bildiğin ülkelere doğru tıpkı muhacirler gibi yürüyordun. Hava soğuk ve ayazdı. Mülteci kamplarına sığındın. Açtın, açıktaydın, bir dilim küflü ekmeğe muhtaçtın. Oysa sığındığın kamplar hiç de tekin yerler değildi. Dayak yiyor ve cinsel tacize uğruyordun. Güneş sevgi dolu ışıklarını esirgiyordu üzerinden. Gündüzleri gökyüzü berrak, geceleri yıldızlar parlak değildi. Havası puslu, sisli ve karanlıktı. Böyle havalarda ortaya hilkat garibesi ucube mahluklar çıkıyordu. İnsan başına gelen felâketlerden nemalanmak, çıkar sağlamak isteyen insan görünümlü aşağılık yaratıklar… Bu yaratıklar insan kaçakçısı, köle tüccarlarıydı. Senin gibi körpe kızları şımarık zenginlere ve petrol şeyhlerine peşkeş çekiyordu.

Sen Afgan kızı sana hep yardım elimi uzatmak istedim.

İletişim çağındaydık, artık savaşları televizyon ekranından bir film seyreder gibi seyrediyorduk. Sadece seyretmiyor aynı zamanda kendimizce yorumlar yapıyorduk, çünkü liseli yıllarımızdı, kanımız fokur fokur kaynıyordu. Olaylara tek gözlükten bakıyor, olaylar ardındaki gerçek sebepleri göremiyorduk. Süper güç olan devletin iddiası ülkene demokrasi getirmek ve mazlum halkını, zalim diktatörün elinden kurtarmaktı. Bombalar, füzeler ise gecenin karanlığında bir ışık hüzmesi şeklinde süzülüp, yok oluyor ve ortalığı tekrar bir ışık kümesi sarıyordu. İşte o an patlama anıydı. O füzeler senin ülkenin üzerine yağıyor ve senin evini yerle bir ediyordu. Gökyüzüne toz, toprak, duman bulutu içinde masum insanların acı dolu feryatları da yükseliyordu.

Sen Iraklı çocuk senin hep yaralarına merhem olmak istedim.

Balkanların nazarımda değeri büyüktür. Toprakları ecdat yadigârıdır. İnsanları evlâd-ı Fatihandır. Balkanlar tarih boyunca kaynayan bir bulgur kazanı gibidir. Henüz kabuk bağlamış bir yaradır. Kaşınmaya, kanamaya, kışkırtılmaya ve tahriklere müsaittir. Güçlü devletlerin arka bahçeleridir, bir kıvılcım yeter savaşın başlaması için. Artık üniversiteydik. Coğrafyamızın önemini çok iyi biliyorduk. Bu coğrafyada Türk Milleti kalabilmek, etimizle, kanımızla… ve bu coğrafya halklarına sahip çıkabilmek dili, dini, kültürüyle… Etrafımız ise adeta ateş çemberiydi. Balkanlarda Sırplar, Çeçenistan’da Ruslar ve Azerbaycan’da Ermeniler… kadın, çocuk, ihtiyar, bebek demeden topyekün savunmasız milletleri katlediyordu. Bir Srebrenica bir Hocalı katliamını nasıl unutabilirdik? Hem de BM askerlerinin kontrolü altındaki tarafsız bir bölgede 8000 masum sivil insan Sırp kasaplarına teslim edilir ve medeni (!) Avrupa’nın göbeğinde tarihin en büyük katliamlardan birisi yaşanır. Üniversite yurtlarında, öğrenci evlerinde muhacir öğrencilerle beraberdik. Onlara bir arkadaş, bir yoldaş ve uzun gecelerde derttaş olabildiysek ne mutlu. Onlara ensar kardeşliği yaşatabilseydik bu ortamı sağlayanlara da ne mutlu.

Sen sarı saçlı, mavi gözlü Boşnak çocuk hep senin gözyaşlarını silmek istedim.

Dünyayı zalimler yönetiyor. Dünya vampirlerin elinde adeta bir oyuncak. Şeytan, Rabbinden mühlet isteyip senin kullarını saptıracağım, onlara gör bak neler yaptıracağım sözünü başarmanın mutluluğu içinde kıs kıs gülmekte. Tıpkı Adem babamızı kandırıp yasak elmayı yedirdiği zamanlarda olduğu gibi. Şimdi vazifeyi insi şeytanlar devralmış kendi halkına kan kusturuyor. Üzerlerine kimyasal silahlar, varil bombaları atarak tarihte eşine az rastlanır bir katliam gerçekleştiriyor Mazlumun ahına yürekler dayanılacak gibi değil. Kendini süper addeden devletler ise mazlumların cesetleri üzerinde satranç oynamakta. Ve sen Suriyeli çocuk yine yollardasın. Tıpkı kardeşlerin Afgan kızı, Boşnak ve Iraklı çocuklar gibi. Yanında anne baban yok, çölleri tek başına aşmaktasın. Mülteci çadırlarında kar altında tir tir titremekte, gök gürlemeleri ve çakan şimşekler yüreğine korku salmakta, yağmur suyu çadırına dolmakta ve vıcık vıcık çamur içinde ıslanmaktasın.

Sen Suriyeli çocuk hep senin yüreğine bir umut olmak istedim.

Ve sen ülkeni, adını bilmediğim Miyanmarlı, Orta Afrika Ülkelerin çocukları… sizlere de yardım etmek isterdim. Zalimin, zulmüne Zülkarneyn gibi setler çekmek isterdim. Zulme karşı bir kalkan, koruyucu bir şemsiye olmak isterdim. Emperyalist emellere karşı kaleler, burçlar inşa etmek isterdim. Sizleri anaç bir tavuk gibi kollarım kanatlarım altına almak isterdim. Ben, ülkem ve devletim sizlere korunaklı bir liman olmak isterdik.

Dünyanın neresinde bir çocuk ağlıyor onu güldürmek, açsa doyurmak, çıplaksa giydirmek istiyorum. Bunu bir zamanlar saf çocukluk yüreğimle nasıl istiyorsam şimdi yetişkin bir birey olarak aynısı istiyorum. Bana emanet olarak verilmiş ciğerparem evlatlarım için güzellik, iyilik, mutluluk ve esenlik istiyorsam, sizlere de aynısını istiyorum ve tarihi misyon olarak da… evet tarihte ecdadım mazlum ve mağdur milletlerin hamisi olmuş. Tarihte mazlum milletler hep gözlerini benim ecdadıma çevirmiş, ondan yardım beklemişler. Ben mazlum, mağdur, muhacir milletlere kol kanat germiş, onlara korunaklı bir liman olmuş bir ecdadın çocuğuyum. Bu tarihi misyon benim boynumun borcudur.

Eskiden savaş görmüş, savaşın şiddetine şahit olmuş çocuklara ihtiyar çocuk derlermiş. Çocukluklarını yaşayamadan, belleri bükülmüş, gözlerinin feri sönmüş, açlıktan kemikleri birbirine yapışmış çocuklar.

Siz ihtiyar çocuklar… Bu kirli savaşı siz başlatmadınız. Bu kindar savaşta sizin hiçbir suçunuz yok. Tıpkı biçare kadınlar ve beli bükülmüş ihtiyarların suçları olmadığı gibi.

İnsanlık daha ne kadar muhterist, menfaatçi, bencil, zalim politikacıların kanlı oyunlarına müsaade edecek. Ve ne zaman insan hayatı bir damla petrolden daha değerli olacak?

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.