
Askerlik yapan Türk gençleri “gece eğitimini” iyi bilirler… Gece eğitiminde üç esas vardır: “Ses, çöp ve ışık!” Eğer bu kurallardan birini savaş hallerinde ihlal ederseniz yaşama şansınız kalmaz.
Ses, gecenin karanlığında en uzak yerlere kadar yankı yapar ve yerinizi belli eder. Açık hedef olursunuz. Işık ta öyledir. Gecenin karanlığında bir yıldız gibi “ben buradayın!” der, durur. Bıraktığınız çöpün, ısısından vs… den de mesafenizi bulmaları mümkündür.
Neyse bunları geçelim… Burada dikkat çekmek istediğim konu: “Ses!” Gündüz yırtınarak bağırır sesinizi duyuramazsınız ama geceleri normal konuşmalarınız bile karşı mahalleden, sokaktan çok rahatlıkla duyulur.
Bu konu ile bir hatıramı sizlerle paylaşmak isterim: İstanbul’da öğrencilik zamanımızda Kayserili oda arkadaşım ile birlikte bir ramazan sahurundan sonra yaya olarak Cevizlibağ’dan Sultanahmet’e kadar yayan yürüyerek gitmiştik. O geceyi hiç unutamam. Sabah ezanının iki imam tarafından karşılıklı okunma seremonisinin ruhumuzda bıraktığı tadı hala bugün gibi hissederim. Dakikalar sürmüş ve hiç bitmesin istemiştik!
Soranlar olabilir: o kadar yolu niçin yaya olarak gittiniz diye? Mecburduk! Çünkü o saatte toplu taşıma araçları işlemiyordu ve bizim bütçemiz de taksi tutmaya el vermiyordu…
Turizm beldesi olan Kaş’ta da gece hayatının vazgeçilmez iki aksesuarı ses ve ışıktır. Barlar, meyhaneler bu iki özelliği sonuna kadar kullanır. O salaş yerler gecenin karanlığında ses ve ışığın verdiği cazibe ile insanları bu mekânlara çeker. Cenap Şahabettin’in dediği gibi: “Zehri hiçbir zaman teneke kupa içinde vermezler!”
Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedi.
Kafi değl sadana Cihan-ı Muhammedi.
Sultan Selim-i Evvel’i ram etmeyip ecel,
Fethetmeliydi alemi Şan-ı Muhammedi.
Gök nura garkolur nice yüzbin minareden
Şehbal açınca Ruh-u Revan-ı Muhammedi
Ervah cümleten görür Allah-ü Ekber’İ
Akseyleyince arşa Lisan-ı Muhammedi
YAHYA KEMAL BEYATLI
***
Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:
Değmesin mâbedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
Mehmet Akif Ersoy.
***
Allahü Ekber… Allahü Ekber…
Bir samt-ı ulvî: Kalb-i tabiat,
Bir samt-ı nâlan; Rûh-ı avâlim,
Etmekte zikr-i Hallâk’ı dâim,
Etmekte ra’şan ra’şan ibadet.
Tevfik Fikret
***
Ezan
Ölürken aynı ahenk, sala sesinden sızan:
Kulağıma doğduğum günde okunan ezan.
Necip Fazıl Kısakürek – 1958
***
Bu evrensel dil “ses” olayını da biz de kullanarak farkımızı yaratmalı ve ses ahengi ile gönüller kazanmanın yollarını aramalıyız. Sayın Müftüm, saygılar sunarım…
İlyas Torgaç
– Haber Lotus –
HLotus