Ana Sayfa > Gündem > Kırgızistan Notları 6: Kurmancan Datka

Kırgızistan Notları 6: Kurmancan Datka

kurmancan

“ Çok gezen mi, yoksa çok okuyan mı bilir?” diye sorarlar ya, bence birini tercih etmek zorunda değiliz, ikisi de gerek. Çok okumanın sınırı yok, gezmenin de öyle, ama gezersiniz, bakarsınız ama göremezsiniz, olmaz mı, olur! Nitekim yedi yıl önce burada bir yıl kaldım, bir çok yer gezdim, her yerde Kurmancan Datka’nın anıtlarını gördüm ama burnumun ucundaki kabrini görmedim! Kimse söylemedi ki? Ben de okumadım bu konuya dair, demek ki vakti bugünmüş. İki güzel insan, biri Türk tarihinde az sayıda çıkan kadın bir kahraman, diğeri de bu kadın kahramanı ve diğer bir çok alim ve gönül insanını yetiştiren Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddîn hazretleri hakkında bahsedeceğim. İkisi de aynı mezarlıkta biri diğerinin ayak ucunda yatıyor. Birisi Rusların Türkistan’ı işgal etmesine karşı bölgesini son hadde kadar korumuş bir Alay Khanaşekesi, diğeri gönüllerin fatihi! Tamam, hemen notlara geçiyorum.

İmam Serahsi Anıt Mezarı’nın açılış töreninde tanıştığımız Şakir Hocam aradı, tekrar hoşgeldiniz, sizi ziyarete gelmek isteriz diye. Zaten benden iyi Türkiye Türkçesi konuştuğunu önceki gezi notlarında yazmıştım, hatırlarsanız. Öğleden sonra geldi Haydar isimli bir kardeşimiz ile geldi.  Hüseyin, üniversitede okuyan gençlerin kaldığı talebe yurdunun sorumlusu imiş, İstanbul’da tekâmülü bitirmiş, gayet efendi bir kardeşimiz. Hoş sohbetten sonra haftada belirli günler Türkiye Türkçesi kursu vermek istiyoruz, yardımcı olur musunuz? “ sorusuna hayır demek mümkün mü? Zaten ikinci dönem fakültede vereceğimizi, bir Tika’nın kitaplarını takiben ders şeklinde bir de daha iyi seviye olanlar ile de hikaye kitapları okuyacağımızı söyledim. “Bu böyledir” ilk kitabımız olacak nasipse.  Yurda haftada bir gün gelebileceğimi ilettim.

Din Görevlileri Semineri Kur’an dersleri için Bişkek’ten gelen hafız kardeşim Zeynelabidin bey, burada Salâhuddin İbn-i Mevlânâ Siracuddîn kabri varmış, oraya nasıl gidebiliriz diye sordu, sohbet esnasında.  Oş’taki kurslar hakkında bilgi verirken 2011 yılın burada Kurmancan Datka senesi olarak kutlanmış, onun adına bir kız talebe yurdu açılmış, onun ismini verdiğimiz hanım kahramanın mezarı ile Mevlana Siracuddin hazretlerinin kabri şerifi aynı yerde, ben sizi onların kabirlerinin bulunduğu yere götürebilirim dedi, Şakir hocam.

Perşembe (17/1/2013) öğleye doğru geldi. O sırada tam bir tevafuk oldu, kimleri ziyarete gideceğimizi o zaman anlamamıştım daha. Gerçi Kurmancan Datka hakkında az biraz bilgim vardı, bölgenin Rus işgaline karşı direnen kadın kahramanımızdı. Datka, general anlamına geliyormuş, Oş şehrinde birkaç tane de heykeli vardı. Kocası da bölgenin önemli liderlerindendi ama o daha meşhurdu, bildiğim bu kadardı.

Neyse, Timur ve Munar kardeşlerim Başat diye bir televizyon kanalıyla görüştüler, haftada bir gün yirmi dakika dini program yapılmasına karar verildi. O gün fakültemiz kütüphanesinde ilk çekim yapılmış. Sonrasında bana uğradılar, “Aydın” imiş programcı kardeşimizi adı, şaşırdığımı görünce, evet gerçekten Aydın dedi. Kitaplar hediye ederek, ücretsiz program yaptığı ve sahih dini bilginin halka ulaşmasına katkıda bulunduğu için teşekkür ettim. O da bana küçük bir çocuk yok mu, Kur’an okuyan, alt yazılı meal ile verirdik deyince, Zeynelabidin hocam ile birbirimize baktık. Yok, dedik. Birkaç dakika sonra Şakir Hocam geldi, tanıştırdım onları, talebini iletince, biz de o yaşlarda çok güzel Kur’an okuyan çocuklar var demesin mi? Şakir bey, Özbek, Kırgız, Uygur ve Türkiye lehçelerini çok iyi konuşuyor, Rusça eğitimi zaten görmüş. Klasik Arapçayı da zaten mecburen okumuş, latif ve ismiyle müsemma bir kardeşimiz. Kur’an okuyabilecek çocuk da bulununca yemeğe geçtik.

SARMAZAR: YÜKSEK BİR YERDE ULU BİR MEZARLIK

Ardından hemen çıktık yola. Yol dediysem Oş şehrinden Karasu’ya giderken, daha şehirden çıkmadan sağa sapıyoruz, “Radavan” diye bir bölge var. Burası Oş diyorum, ben de anlamadım ama Karasu’ya bağlı dedi. Sarmazar yani ulu veya büyük, yüksek mezarlık denilen yere ulaştık, her yer kar kaplı. Biraz ileride muhteşem bir yapı var, tıpkı Serahsi mimarisi gibi İç Asya’nın klasik görünümünde kümbet ve etrafında dört tane minareye benzeyen kuleler. Mezarın bulunduğu ana mekan, Kayseri, Niğde ve Konya’da gördüğüm kümbetlere çok benziyor, Burası mı Salâhuddin İbn-i Mevlânâ Siracuddîn hazretlerinin kabri diye sordum.

Yok, O Kurmancan Datka denilen hanım kahramanın kabri, biraz ileride de onun ve üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan’ın şeyhi olan Nakşi geleneğinin silsile-i saadatı’nın 32.halkası olan Siracüddin hazretlerinin kabri dedi. Önce onu ziyaret edelim de usul de bir hata olmasın diyemedi tabii ki ama biz tamam önce oraya gidelim dedik. Zaten biraz ileride sadece mermerden yapılmış iki mihrap ve kapı tarzında büyükçe bir mezara geldik. Gönüller fatihi güzel insan burada çocukları ile birlikte yatıyormuş.

Seminer açış dersinde söylemiştim: Buradan yani Atayurt’tan Anayurt dediğimiz Türkiye’ye varınca kadar fıkıh tasavvurumuzu oluşturmada İmam Serahsi, akaid tasavvurumuzu Osman el Oşi ve eserlerinin oluşturmada önemli katkılarda bulundular. Bunlardan birinin kabrini bulduk ve vefa olarak anıt mezar kuruldu, diğerini de Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin talebeleri araştırıyor demiştim Ama bu güzel insanı gönül insanını bilmiyordum. Emin Acar hocam belki bahsetmiştir ama unutmuş da olabilirim.

Bir Gönül Fatihi: Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddîn

Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri, üstadlarının üstadı olan ve buralarda Halmuhammad oğlu Siracüddin diye bilinen alimin Buharalı Şeyh Mazhar İşan Cân-ı Cânân’ın büyük halifesi olduğunu, nakşi gelenekteki silsile-i saadat’ın dokuzuncu büyük rütbesi ve otuz ikinci halkası olması hasebiyle mezarını araştırdıklarını ve bu kabri yaptırmışlar. Şakir hocamın dediğine göre, Taşkent kütüphanelerinde araştırmışlar, Yüksek bir tepede mezarı diye kayıt var, araştırmışlar, çocuklarını, torunlarını bulmuşlar ve buranın o mezar olduğunu tespit etmişler. Buna şehadet eden torunu da hemen orada yatıyor zaten.  İsmi Envereddin Raziddinov, 1945-2010 yazıyor levhada.

Kurmancan Datka da şeyh efendinin müridelerinden. Hayatında alımlı, ağır ve herkesin saygı duyulmasında ve siyasi başarılarında muhtemelen bu kadar başarılı olmasında manevi etkisi büyük dedi, Kırgız ve uygur kardeşim Şakir bey. Hocasının ayak ucuna defnedin beni demiş, ama mezar biraz ileride ve denilen şekilde değil, diye sorunca, evet aslında şurada olması gerek, Kurmancan hanımın kabri dedi. Ama diğer mezar sahipleri, büyük bir anıt mezar yapılması için izin vermediklerinden dolayı olsa gerek, biraz ileriye bu anıt mezar yapılmış deyince, Mevlana Siraceddin hazretlerini kabrinin orada olduğuna dair bir diğer delil daha oldu.

Abdülhamit Han ile İstanbul’da görüşen bir müddet onun misafiri olan Şeyh, halifelerinden Mirza Abdürrahim Efendi’yi (Tesbihçi Baba’yı) İstanbul’da, Ebul Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi’nin yanına bırakarak Buhâraya dönmüş ve orada vefat etmiş.  Fatihalarımızı dualarımızı okuduktan sonra Kurmancan Datka’nın kabrine geldik, aslında şeyhin hemen ayakucuna başı gelecek şekilde defn edilmesini istemiş ya, orada okuduk, diğer kümbete baktık ve resim çektirdik.  Peki kimdir Kurmancan Datka?

Kurmancan Datka

Alay Khanışekesi, yani sultanı, kraliçesi de deniliyor. Alımbek Han’ın eşi ya, onu ifade ediyor bu terim, bayan Han, Sultan anlamında. Cengiz Han’ın boy liderlerine yönelik olarak, Ben sizin Han’ınızım, eşini göstererek bu da benim HANım, dediğini biliyorsunuz.. Oş şehri yakınlarındaki Madı köyünde 1911 yılında doğmuş.  Hokand Hanlığının ünlü komutanı ve altay Kırgızlarının lideri olan Alimbek ile evlenir. Bölgede oldukça sevilen lider, aynı zamanda ilim dostudur da, Oş şehrinde medrese açar önemli alimleri çağırır ve burada dersler verdirir.

Alimbek’in 1862 yılında bir suikaste kurban gitmesinin ardından, güneydeki Kırgızların başına geçen Kurmancan, n etrafına “batur” denilen savaşçı gençleri toplayarak Rus işgaline karşı direnir. Rus işgaline karşı Alay bölgesini kahramanca savunan bir lider olarak Türk tarihine damgasını vurur Her zaman olduğu gibi o dönem de Türk boyları ve hanedanları (Hokand, Hive ve Buhara) anlaşmazlık içinde, tabii Ruslar bu durumdan faydalanıyor ve kısa süre içinde bölge işgal ediliyor. Bir tek yer hariç, o da Kurmancan’ın yönetimindeki Alay vadisi. Bunun için kendisine Alay Hanaşekesi denir. Bazen kocası Altay Kırgızlarının lideri olduğu için Altay Hanaşekesi de denilir.

Siyasi dehasını kocası Alimbek yanında, manevi yönünü ise devrin mücedditlerinden Salâhuddin ibn-i Mevlânâ Sirâcüddin’den alan bu hanım, bakıyor ki, Ruslar karşısında halkı kırılacak, siyasi dehasını ve diplomatik üslubunu, bu manevi yönüyle birleştirerek siyasal bir anlaşma imzalıyor. Ruslar belki bu direnişi hala hazm edemediklerinden olsa gerek, aslında bırakıp kaçacaktı, biz anlaşma yaptık şeklinde yayınlar yapıyormuş. Bazı tarihçiler de onların etkisinde kalarak teslimiyetçi birisidir diyorlarmış. Ama direnişini son anına kadar sürdüren, diğer hanlıkların hepsinin düştüğünü gören ve halkının yok olma tehlikesi karşısında özerkliğini temin edecek bir anlaşma yaptığı kesindir. Nitekim tam 30 yıl vefat ettiği tarihe kadar bölgesini özerk bir şekilde yönetiyor. 1907 yılında 96 yaşında hakkın rahmetine kavuştuğunda vasiyeti üzere, mürşîdi Salâhuddin İbn-i Mevlânâ Siracüddîn’in ayakucuna başı gelecek şekilde defnedildi.

Bu vasiyeti ile Kurmancan Hanım, bütün insanlığa; mânâ sultanlarının yanında madde sultanlığının hiç bir şey ifade etmediğini vurgulamak istemiş olabilir. Anlaşma sırasında acımasız Rus generali’nin Kurmancan Datka’ya olan hürmeti ve bir misafir gibi davranmasında da, siyasal ve diplomatik duruşunu manevi açıdan tamamlamasına bağlayanlarda var.  Şakir bey, kocası Alımbek’in o kadar etkili olmamasını manevi boyutunun eksikliğine bağlıyor. Bu güzel insan şu çınar gibi bölgeyi kuşattı ilmiyle diyerek eliyle diktiği çınarı ve üstündeki yazıyı gösterdi. Evi de buradaymış bir zamanlar, orada duruyoruz ve resimler çektiriyoruz, zaten bunları günü gününe facebook yayımlıyorum. Aslında gezi notu buradaki dostlar için fazla anlam ifade etmiyor, görsel olarak zaten biliyorlar.  Ardından talebe yurdunda çay içmeye geçmeden, biraz şehir turu yapalım diyor.

Hıbıka ve Dostluk Sınır Kapısı

“Hıbıka” denilen ve bölgede bir zamanlar en büyük iplik işleme fabrikasının önünden geçiyoruz. Adata şehir içinde bir şehir gibi, neredeyse Oş’taki şimdiki evlerin tamamına yakını buranın lojmanları olarak yapılmış. Fabrika içinde ayrıca servis varmış, 24 saat şehrin en aydınlık yeriymiş, sürekli çalışıldığından dolayı. Üniversite öğrencileri yaz tatillerinde iki ay, her gün kişi başı en az 60 kilo pamuk toplamak zorundaymış, buraya malzeme yetiştirmek için.  Benzer önemde bir fabrika da bizim fakülte yolu üzerinde vardı, ipek işliyordu, tabi ki şimdi yerinde yeller esiyor. Çin yıllarca buralardan sökülüp gönderilen demirleri işlemiş diyorlar.

Havaalanı yolunun yakınında geçerken burası da lülü mahallesi dedi, çingeneler yani, dilenerek ve yollarda arabanıza tütsü yakarak para istiyorlar, artık bir kısmı çalışmaya başlamış. Şakir bey ilkokulu Andican’da okudum biraz deyince, bir zamanlar orada da canlar yanmıştı ya oradan söz açıldı, o zaman dostluk sınır kapısına gidelim mi, diye sordu. Zaten 3 km, uçak kalkarken aslında Andican’ı görüyoruz deyince, yahu bu sınırlar ne kadar görece Türk ve İslam dünyasında dedim.

Bir arkadaş facebook da yayımlamış, Belçika ve Hollanda sınırını, sınır yok ki kaldırımda bir çizgi var, peki bizim oralardaki dikenli teller neyin nesi? Dostluk kapısı Özbekistan ile açık tek kapı imiş, 2010 olaylarından sonra diğer kapılar kapatılmış. Bir zamanlar burası çok işlekti, bakın şimdiki dükkanlar hep boş dedi. Ne bileyim bir gün sonra bu kapının da Özbekistan tarafından kapatılacağını. Soğ bölgesinde olaylar çıkmıştı ya, biliyorsunuz onu bir önceki gezi notunda bahsetmiştim, o kısmen çözüldü diye biliyordum.

Aslında “Soğ” isimli bu bölgede yaşayanlar Tacik imiş ve Özbekistan içinde sorunlu bir bölgeymiş, yani işler oldukça karışık burada. Kırgızları rehin alanlar Taciklermiş, iade edilmişler ama gerilim hala devam ediyormuş. Kırgız tarafı sınırı kapatınca, orada olanların iaşelerin temininde sorun çıkabilirmiş. Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan sınırına baktığınızda o kadar girift ve iç içe geçmiş ki, sorun çıkmaması çok zor. Yani sorun çıksın der gibi çizilmiş gibi sanki. inşallah daha fazla sürmez bu gerilim de dostluk kapısı ismi gibi kalır.

Süleyman dağına doğru giderken kız talebe yurdunu gösterdi hocam, geçen sene açtık ismi de “Kurmancan datka” dedi. 2011 yılı bu kahraman hanımın doğumunun ikiyüzüncü yılı olarak kutlanmış ve bu isimle yurt açılmasına çok sevinmiş Kırgız yetkililer. Vali bey ziyaret etmiş, bilgisayar hediye etmiş. Biz onun manevi yönünü de diri tutmaya çalıştığımız için bu yurdun ismini böyle verdik, herkes memnun yani dedi. Ardından erkek öğrenci yurduna geldik, okullar tatil ama gençler sürekli eğitim içinde, her taraf tabi ki tertemiz. Vali bey deyince, Cuma namazlarını genellikle Erdem Camiinde kılıyor, dün onu ziyarete gitmiştik, dedim. Onu yazmadım değil mi? Vali ve rektörümüz resmi olarak din eğitimi verilmesini ve Türkiye deneyimini önemsiyorlar, bu nedenle özel kursları da, resmi eğitim veren fakültemizi de ziyaret ediyorlar, sağolsunlar.

ATAMEKEN’DE İMAM HATİP

Din Görevlileri Semineri kapanış törenine davet ve Serahsi Anıt Mezarı açılışındaki nezaketi ve katkılarına teşekkür için (16.1.13) Çarşamba günü öğretim üyelerimiz  Dr. Zeynel Abidin Acımatov, Dr. Abdilaziz Kalberdiev ve Zeynelabidin Akduman beylerle birlikte Oş Valisi Soronbay Jeenbekov’u makamında ziyaret ettik.

Kur’an ve meali, ilmihal, Peygamberimizin hayatını Kırgız Türkcesi ile anlatan kitapları hediye ettik. İmam Serahsi Anıt Mezarı açılışına olan katkısı için teşekkür ettik. çok mutlu olduk. Arkadaşlar ilk defa oluyor deyince, niçin daha önce böyle ziyaret yapılmamış, anlayamadım doğrusu! velhasıl güne iyi başladık, devamı hayr ile olur insallah. İkindi vakti de, Rektör beyi ziyaret ettik, kapanış töreni sırasında Çin’de olacağını, bu nedenle Cuma günü fakülteyi ziyaret edebileceğini söyledi.

Etti de, ben de bu ziyareti, “18/1/13 Hayırlı cumalar Türkiye’m, Sayın Rektörümüz Kanıbek İsakov, fakültemizi ziyaret etti, Din Görevlileri Semineri katılımcıları ile görüştü. Teoloji fakültesinin öneminden ve İmam Hatip Lisesine benzer bir orta öğretim kurumunun açılması için Türk yetkililer ile görüşmeler yaptığını, hayatı ve gerçeklerini anlayan pozitif bilimler ile dini ilimleri beraber tahsil eden gençlere ihtiyaçları bulunduğunu belirtti. Bu bağlamda Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanını örnek olarak verdiğini özellikle vurguladı.” Şeklinde resimlerle facebook sayfamızda  yayımladım.

Fakültenin internet  sayfasında sorun var, bir türlü giderilemedi, oraya yeni bilgiler yükleyemiyoruz, üstelik bu site bilgisayarınıza zarar verebilir, yazıyor ve buna çok canım  yanıyor. Neyse, burada İmam Hatip lisesi benzeri bir kurum açılması için Türkiye Diyanet Vakfı, DİB Dış ilişkiler Genel Müdürü Mehmet Paçacı ve MEB Din Eğitimi Genel Müdürü İrfan Aycan beyler, sürekli bizlerle irtibatta ve her türlü katkıyı vermeye hazırlar. Olacak inşallah.

Velhasıl; Mevlana Siracüddin hazretleri ve Kurmancan Datka’yı hayırla andık, Pazar günü de din görevlilerini özgen şehrine İmam Serahsi Anıt mezarına götüreceğiz, orada ilk fıkıh dersini yapacağız nasipse. Açılış da hemen önümde oturan Paçacı hocam, sene de bir ders yapmak lazım demişti, biraz sonra Görmez bey konuşma esnasında fakülte açış derslerinin burada olsa ne güzel olur değil mi, bin yıldır bölgeyi aydınlatan (Şemsu’l-eimme) Serahsi’nin manevi huzurunda demişti. Biz, fıkıh derslerinden birini orada yapacağız, ardından o lezzetli Özgen pilavından ikram edeceğiz. Bunun hazırlıkları için Sakin bey ve Zeynelabidin bey bugün gittiler. Abdullah Tuncay hocamızın adak kurbanlarını kestirdiler, ön hazırlıklar tamam yani. Evet,  sizlerin de katkılarıyla üç büyük çınarın gölgesinde sekileniyoruz. Birlikte…

19/01/2013 Oş, Kırgızistan

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık

– Haber Lotus –

HLotus

One thought on “Kırgızistan Notları 6: Kurmancan Datka

  1. Not: Aslında Kurmancan Datka ve hatıralarına birinci elden ulaşmak mümkün, çünkü onun torunlarından birisi olan Dr. Samakan bey, fakültemiz mezunu ve Türkiye7de doktorasını yaptı, halen Manas Üniv. Öğretim üyesi. Kurmancan hanımın oğlu Abdullah’ın kızı Karagulga’ya gelin gidiyor. Bunun oğullarından Ular bey, en büyük oğlan torun olarak Kurmancan datka ve dedesi Abdulla’nın yanında bulunmuş. Ular beyin kardeşi Aamat (Ahmed) kız torununun oğlu Samakan bey. Kırgızistan da Kemik Yenileme (Jöök Janistuu) denilen bir gelenek var, yani birbirden kopmaya başlayan akrabaların çocuklarını evlendirerek birlikteliği, akrabalığı yeniden güçlendirmek için yapılıyor. 08/04/2013. Bu bilgiler Samakan beyden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.