Ana Sayfa > Gündem > Kırgızistan’da Dini Kurumlar

Kırgızistan’da Dini Kurumlar

dinidurum

GİRİŞ:

Çift Kutuplu, yani sosyalist ve kapitalist dünya tasavvuru 1989 yılı itibarıyla sarsılmaya başladı. Kardeş ve Akraba Topluluklarımız peşpeşe bağımsızlıklarını ilan etmeye başladı. Kırgızistan, 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan edince, bunu uluslararası alanda ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyeti oldu. Atayurt (Türkistan) ile Anayurt (Türkiye) arasında irtibatı güçlendirmek için kültürel ve ekonomik anlaşmalar yapılmaya başlandı

Kırgız Cumhuriyeti, Doğuda Çin ve Tacikistan, Kuzeyde Kazakistan ve Batıda Özbekistan ile komşu olan bir devlet olup alanı 199.0002 km dir. Birleşmiş milletler bünyesinde altı kardeş ve akraba topluluktan birisi olan Kırgız Cumhuriyeti’deki 5,3 milyon nüfusun üçte ikisini Kırgız, kalanlarını öteki Türk boyları Rus ve Almanlar oluşturmaktadır.  Halkın %75’ini Sünni Müslümanlar, %20’sini Ortodoks Hıristiyanlar, %5’ini ise diğer dinlere mensup vatandaşlar oluşturmaktadır. Bugün, diğer Türk Cumhuriyetlerinde, Doğu Türkistan’da ve Afganistan’da iki milyonu aşkın Kırgızistan Türk’ü yaşamaktadır. İlk bağımsızlığını ilan etmelerinde Sovyetlerin işgalinde 150. 000 Kırgız’ın şehit edilmesi ve işgal sürecinde burada üretilen ürünlerin % 93’ü Moskova idaresi tarafından alınmasının etkisi büyük olsa gerek. Çünkü bu rakam dünya sömürgecilik tarihinde ulaşılan en yüksek sömürge düzeyini göstermektedir.

  1. Tarihsel Arkaplan

Türkistan; Türklerin yaşadığı bu bölge; yani Orta Asya, Doğu ve Batı kültürleri arasında bir köprü, geçiş bölgesi olması açısından dünyada önemli bir coğrafi konuma sahiptir. Kara Hakimiyet Teorisine göre, buraları dünyanın kalbidir. Seyhan, Ceyhan (Sir ve Amu Derya) ırmakları ve Aral gölü civarında yerleşen Türkler, burada ve diğer bölgelerde çok sayıda devletler kurmuşlardır. Özellikle Çin’den başlayarak Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına kadar ulaşan İpek Yolu’nu hâkimiyetlerine alarak, Doğu ile Batı kültür ve medeniyetleri üzerinde etkili olmuştur. Yaşadıkları yerlere Türk eli veya Türkistan denir.  Türkistan terimi, VI yüzyılda çok geniş bir saha özellikle İç Asya için kullanırken, IX-X asırlarda İdil-Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan Hazar ve Macar ülkeleri ve nihayet XII yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanılmaya başlanmıştır. Hatta Mısır kölemen Devleti toprakları da Türkiye diye anılıyordu.

Anadolu/anayurt ile Atayurt arasındaki irtibatın yeniden ilk kurulduğu yer olan Kırgızistan’da İslam dininin yayılması 8. yüzyılın sonlarına kadar uzanır. Çin sınırına kadar dayanan İslam ordusu bugün Batı Türkistan olarak bilinen Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’a İslam dininin İlahi mesajını ulaştırmışlardır. Aslında hepimizin anayurtu olan Ötüken vadisinden Kırgızlar 13. yüzyıldan sonra bugünkü yurtlarına gelmişlerdir.

 

  1. Kırgız Cumhuriyeti’nde Dini Yapı

Kırgızistan, tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi demokratik – laik bir ülke olarak inanç ve vicdan özgürlüğünü tanımış ve bunu anayasal teminat altına almıştır. 1993 senesinde kabul edilen Anayasa’sında “Kırgız Cumhuriyeti’nde herkes dine inanma, dini örf ve adetleri yerine getirme özgürlüğüne sahiptir ve düşüncelerini, basın – yayın yoluyla özgürce açıklaya bilir.” Hükmü bulunmaktadır.  Bu madde gereği, devletin temel yapılanma  biçimini  “laik, hukuk  devleti temeline dayalı egemen, üniter ve demokratik bir cumhuriyet” olarak tanımlanmıştır.

Anayasa’nın başka fıkralarında bu hususlar ayrıntılı olarak tanımlanmıştır: “Din ve tüm kültler devletten ayrılmıştır.  Kırgız Cumhuriyeti’nde, dini temele  dayalı  siyasi  partilerin  kurulmasına  izin verilmez, dini kurumlar siyasi amaç ve görevler güdemez, dini kurumlar ve kültlerin çalışanlarının devlet organlarının faaliyetlerine müdahale etmesine izin verilmez. Kırgız Cumhuriyeti’nde kimse, diğer özellikleri yanında –  inancı  ve  dini  tercihi  yüzünden  aşağılanamaz; ve  hak  ve özgürlüklerinin ihlal edilemez.  Kırgız Cumhuriyeti’nde, uluslararası hukukun genel olarak tanınan prensip ve normlarına,  insan hakları ile ilgili Kırgız Cumhuriyeti tarafından onaylanan devletlerarası anlaşmalar ve sözleşmelere uygun olarak temel insan hak ve özgürlükleri tanınır ve taahhüt edilir”, “Kırgızistan’da herkes dini inanç, maneviyatla ilgili ve kültsel özgürlük hakkına sahiptir” denilmiştir. Dolayısıyla anayasal olarak vatandaşlara temel hak ve özgürlüklerin yanı sıra dini hak ve özgürlükler de tanınırken, din-devlet ilişkisinin ise, laik temele oturtulacağı belirtilmiştir

Bu açıdan ülkede kanunlar karşısında imtiyazlı bir din veya mezhep yoktur. Dini pratikler ve ibadetler konusunda ulusal/yerel kanunlardan kaynaklanan sorunların yaşanmaması da bu demokratik yapının işlevselliğini göstermektedir. Prozelitizm, yani maddi kaynak sağlayarak insanların inançlarını istismar ederek dinlerini değiştirmeye çalışmak yasaktır, bu hususa dikkat edildiği sürece herkes din değiştirme hakkına sahiptir.  “Din özgürlüğü”nü bağımsızlığını kazandığı andan itibaren önemseyen Kırgızistan 1991 senesinde aldığı karar ile herkesin dinini rahatça yaşayabilme ve yayabilme özgürlüğüne kavuşmasını hedeflemiştir.  Bu serbestlik yurt dışından gelip dini misyonu üstlenen herkes Kırgız vatandaşlarından 10 kişiyi kendi inancına çekebilmişse din komisyonundan faaliyet yapmak için resmi izin alabilecek şekilde düzenlenmiştir. Fakat zamanla dini ihtilafların ve farklılıkların toplumsal barışı tehdit etmeye başladığını gören yetkililer, bu rakamın 200 olması gerektiğini savunmuştur. Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev 31 aralık 2008 tarihinde Meclisten çıkan kararı onaylamış ve 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Kırgızistan kanunları açısından eğitime erişimde herkes aynı hak ve hukuka sahip olup devletin farklı uygulamaları yoktur. Kırgızistan kanunları açısından eğitime erişimde herkes aynı hak ve hukuka sahiptir. Eğitime erişimde devletin farklı uygulamaları bulunmamaktadır. Öğrencilerin farklı sınıflara yerleştirilmesinde dini ve kültürel aidiyet dikkate alınmaz ama farklı dinlere mensup öğrenciler, okul kitaplarında kendi dinine ait bilgileri bulamaz. Bu ihtiyacı bilen ve dil seçeneğinin önemini gören bazı Protestan akımlar,  fen bilimlerinin iyi okutulduğu okullar kurup, buralarda kendi din anlayışlarını sunmaktadır. Devlet okullarında Adap sabağı, yani bir nevi ahlak bilgisi dersi okutuluyor[1] ama din dersi bulunmuyor.

Bunun gereksinimi duyan Devlet, bugünlerde Dini Eğitim Kanunu üzerinde çalışmaktadır. Bu doğrultuda okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi dersin okutulması için çalışmalar yapılmaktadır.  Çünkü nüfusun %85’i Müslümandır. Diğer dinlere eşit olarak yaklaşmak, halkın önemli bir kesimini oluşturan Müslümanların taleplerini karşılamayı adaletin gereği olarak görülmektedir.  Eğitim Bakanlığı din dersinin zorunlu hale gelmesi ve müfredatının hazırlanması için 12 kişilik bir komisyon oluşturmuştur. Şu anda bu komisyon okullara konulacak din dersinin proğramı üzerinde çalışmaktadır.

  1. Kırgızistan Okullarında Din Dersi

Kırgızistan ortaokullarında 1992 tarihinden itibaren örgün din eğitiminin ilk örneği olarak “Iyman Sabağı” okutulmaya başlanılmıştır. Dersin başlığı olan “İyman” kelimesi üzerindeki tartışmalar yüzünden 19 Temmuz 2004 tarihinde dersin adı “Adab Sabağı” şeklinde değiştirilmiştir. Adı geçen ders her ne kadar dini bilgilerin sistematik olarak öğretildiği bir ders olmasa da, Kırgız kültür ve gelenekleri çerçevesinde daha çok ahlaki ve kültürel derslerin işlendiği bir ders olarak müfredatı hazırlanmıştır.

Bu 1980 li yıllarda Türkiye’de benim de okuduğum Ahlak Bilgisi dersine benzemektedir. O zamanlar ayrıca Din Dersi de vardı ama seçmeliydi. Bunun seçmeli olması bir yandan çocuklara ve ailelerine özgürlük veriyordu ama diğer tarafından okulda kategorik bir ayrıma da sebep oluyordu.  Bu ve benzeri gerekçelerle (selefi, radikal dini yorumların yoğunlaşması vb) okullarda ilköğretimden lise son sınıfa kadar zorunlu din eğitimi verilmesinin gerekliliği ağır basmaya başlamıştır. Bu dersleri, alan (din) bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyona sahip İlahiyat Fakültesi veya dengi eğitim kurumundan mezunu öğretmenler okutmasıyla dinin bireysel ve toplumsal barışı sağlayan bir unsur olacağı düşünülmektedir. Din hizmetlerini yerine getirecek (ara) elamanları yetiştirmek üzere Türkiye’deki İmam-Hatip liselerine benzer orta öğretim kurumlarının açılması gerektiği hususu son dönemlerde vurgulanmakta ve bünyesinde iki ilahiyat fakültesi bulunan Oş Devlet Üniversitesi yetkilileri bunun üzerinde önemle durmaktadırlar. Türkiye ile Kırgızistan’ın hukuki yapısı, sosyal ve laik bir devlet olması, dil, örf ve adetlerinin aynı kaynaktan gelmesi, dini anlayışlarının aynı kaynaklardan beslenmesi iki ülke arasındaki manevi temellerin güçlenmesine yardımcı olmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye örneğinde olduğu üzere İmam Hatip Lisesi çalışmaları Oş Devlet Üniversitesi Rektörlüğü, İlahiyat Fakültesi ve Türkiye Diyanet Vakfı ile ortak çalışmalar yapmaktadır. Bu bağlamda 06-09 Mart tarihleri arasında Türkiye ziyareti yapılıp, konu ayrıntılı olarak incelenmiştir.  09/05/2013 tarihinde Oş şehrine gelen Türkiye heyeti ile görüşmeler başladı. Türkiye Diyanet işleri Başkanlığı ve TDV temsilen Başkan Yardımcısı Prof.Dr. MehmetEmin Özafşar ile, Dış ilişkiler genel Müdürü prof. Dr. Mehmet Paçacı ile MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Prof.Dr. İrfan Aycan ve Oş İlahiyat Dekan vekili olarak görüşmelere ben katıldım. Protokol imzalandı, ilk yıl için tamirat yapılacak yer belirlendi, ders kitaplarının çevirisi için komisyon oluşturuldu. Müfredat üzerinde çalışılmaya başlandı.

Nitekim bu husus 16/05/2013 Perşembe günü saat 10 Din komisyonu başkan yardımcısı Oruzaliyev; Kırgızistan Müftüsü Egemberdiev Rahmatullah;  Oş Oblası müftüsü Sultanali bey, Vali Ceenbekov Sooronbay ve diğer yetkililerin bölge din görevlilerine verdiği seminerde açık bir şekilde vurgulandı. biz de fakülteden beş öğretim elemanı olarak katıldık. Din komisyonu başkan yardımcısı, istatistiklerle dini durum hakkında genel bilgiler verdikten sonra, Kırgızistan’daki dini durumun gittikçe kaygı verici olmaya başladığını, radikal akımların etkisini artırmaya bununda toplumsal yapıyı tehdit etmeye başladığını söyledi. 16 yakın radikal grubun isimlerini verdi. Müftü herhalde bunu yanlış anlamış olsa gerek ki, camilerin herkese açık olduğunu, tebliğ cemaati, davetçi veya diğer gruplara kapatılamayacağını belirtti. Sanıyorum sunuşu yapanın maksadı bu değildi. Her halükarda müftü de, Hanefi ve Maturidi geleneğe bağlı olduklarını, hatta göreve başlarken bu hususu vurgulayan bir metin imzalatacaklarını söyledi. Eğer imam, bu gelenek dışında hareket ederse, görevden çekilmeyi kabul edeceğini deklere edecekmiş, bu uygulama önerisi gerçekten dini durumun iyice sıkıştığının göstergesi gibi. Müftü buna ilaveten medreseler, İslam üniversitesi ile müfredat birliğine çalıştıklarını belirtti.  İslam Üniversitesinin diplomasını devletin tanımayıp, denklik vermemesine rağmen Müftülük için önemli bir belge olması da ayrı bir paradoks, durumu gösteren.

Din komisyonu temsilcisi ile belediye başkanlığı temsilcisinin fakülte mezunlarının görev alması gerektiği fikri de ufak bir rahatsızlık yarattı galiba. Diğer Kadı Sultanali bey ise, fakülte mezunlarını istihdam ettiklerini, ama önemli oranda imamların bu tür diplomaları yok ama çoğunun İslami bilgisi iyi oldu diye düşündü. velhasıl müftülük ile din komisyonu arasıdaki gerilim devam etti, din görevlilerinin önünde.

Vali Ceenbekov Sooronbay bey, kapanış konuşmasında ülkenin birlikteliği beraberliği için dini açıdan Türkiye’yi örnek almak gerektiğini vurguladı. Diyanet İşleri Başkanın heyet ve eşiyle birlikte geldiğini, eğitim ve öğretimlerini alan kırgız öğrencilerinin de tıpkı bizim gibi giyindiklerini, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır bölgesinden gelen görevlilerin

buradaki örf ve adetlere ters düştüğünü, halk arasında gerilimler olduğunu, oysa bunun olmaması gerektiğini vurguladı. Türkiye laik bir devlet, bende gittim gördüm, bütün camileri dolu, en üst makamdan en alt birime, camilerdeki görevlilere kadar herkesin kamu görevlisi olduğunu, sorumluluklarını bildiklerini, dini açıdan bizdeki parçalanmışlığın olmadığını belirtti. dini değerlere yakın partinin liderinin başbakan olduğunu, din ile siyaseti birbirinden ayrı tuttuklarını, örnek olarak alınması gerektiğini, bu bağlamda ilahiyat fakültelerinin önemini vurgulaması imam hatip ve ilahiyat eğitimine verilen önemi gösteren resmi ifadelerdi.

 

Dinin sahih kaynaklara dayanarak rasyonel, eleştirel bir şekilde resmi kurumlarda okutulup öğretilmesi hususu çok önemlidir. Çünkü Sovyetler Birliği döneminde materyalist ve ateist öğreti ile yetiştirilen nesiller bağımsızlığa kavuşunca dini açıdan da büyük bir boşluk duymuş ve bunu örf, adet ve hurafelerin karışımı bir halk dini anlayışı oluşturmaya başlamışlardır. Anayasa’nın hazırlanması ve din ile ilgili işlerin hukuki zemine kavuşturulmasına kadar (1991-1994) halk, kahin, falcı ve baksı dediğimiz insanlara inanmaları ve hurafelerden oluşan bir dini yapı oluşturmuştur.

Bunun  yanısıra radikal ve aşırı yorumlara sahip mezhepler, siyasi ve itikadi yapılanmalar çoğalmış, ayrıca misyonerlik faaliyetleri çoğalmıştır. Tabiri caizse “tam bir dini patlama” yaşanmıştır. Bu durumun ortaya çıkardığı toplumsal sorunların çözümü için ise dinin resmi birimlerde sahih kaynaklara dayanarak, rasyonel, eleştirel ve mukayeseli bir şekilde incelenmesi zorunluluğunu pekiştirmiş, bu da imam hatip lisesi benzeri okullar ile teoloji fakültelerinin açılması ve desteklenmesini gerektirmiştir. Bu bağlamda milletvekili Orzubek Nazarov Kırgızistan’daki orta ve yüksek okullara “dinler tarihi” dersi konulması gerektiğini düşünen diğer milletvekili Çolpon Bayekova “okullara dinler tarihi dersi konulmalı” fikrini ortaya atmıştır. Bu dersleri okutabilecek elemanlarında teoloji fakültelerinden mezun olanlarca yapılması gerektiğini vurgulamıştır.

 

  1. Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi   

Bu açıdan 1993-1994 öğretim yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nın sponsorluğunda Oş Devlet Üniversitesi bünyesinde açılan İlahiyat fakültesinin Kırgızistan hayatı açısından çok önemli bir işleve sahip olmuştur.  Bu sene 20. Kuruluş yılı çalışmalarına devam eden Fakülte yaklaşık dört yüz mezun vermiştir. Bu sene 9. Yapılan Din Görevlileri Semineri ile de 600 imama hizmet içi eğitim vermiştir. İlk yıllar 40 erkek öğrenci Bolu’da, 20 kız öğrenci Ankara’da hazırlık ve 1. Sınıf eğitimlerini almış, kalan yılları ise Oş şehrinde tamamlamıştır. 1998 yılında Vakıf, okul bünyesine yurt ve lojmanlar yapmıştır. Öğretim elemanlarının tamamı ilk dönem Türkiye’den gitmiştir, ama şu anda dokuz öğretim elamanı kendi mezunu doktorlardan oluşmaktadır. Şu ana kadar yüksek lisansını ve doktorasını Türkiye’de bitiren 17 mezunumuzun kalan 3 tanesi Kııgız Manas Üniversitesinde, iki tanesi Araşan İlahiyat Fakültesinde  öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. 15 civarında öğrencimizde Ankarada yüksek Lisans ve doktora yapmaktadır. 3 öğrencimiz de İstanbul Pendik Haseki Eğitim Merkezinde okumaktadır.

Mezunlarımız bölge ve şehirlerde kadı/müftü yardımcısı, imam hatip, öğretmen ve serbest meslek sahibi olarak çalışmaktadırlar. Kadıyat ve din hizmetlerinde görev alan mezunlarımıza yine Diyanet Vakfı da maddi açıdan destek olmaktadır.

  • İlahiyat Fakültesi 20. Kuruluş Yılına Yeniden Yapılanarak Girme Projeleri:

Batı Türkistan’da yüksek öğretimi resmi olarak yapan ilk kurum olan İlahiyat Fakültesi fiziksel donanım için Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ile yapılan ortak çalışma sonucunda hazırlanan proje Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından onaylanmıştır.   Akademik etkinlikler olarak “20 yılda 20 Akademik Eser”  başlığı ile yapılan doktora tezlerinin Kırgız Türkçesine çevrilmesine başlanmıştır. Bu sene 08-25 Ocak 2013 tarihinde yapılmış olan 9. Din Görevlileri Semineri sonrasında imamların ve diğer görevlilerin rahatlıkla kullanabileceği bir el kitabı mahiyetinde telif eser çalışması fakültemiz öğretim üyelerince yapılmaya başlanmıştır. Fakültemizin akademik dergisi bu kutlama yılına özel sayı çıkartmak üzeredir. Ayrıca bu makalenin temel hedefi olan bölgedeki dini hayatı, kurumları, Kırgızistan’ın bağımsızlığının itibaren 20 yılını bütün boyutlarıyla müzakereye açacak, mevcut kültürel ve dini dokuya olan etkisini araştırabilecek bir sempozyum organizesi yapılmıştır. 17-19 Mayıs 2014 tarihlerinde Oş ilahiyat fakültesinde düzenlenecek olan bu sempozyumda Kırgızistan (tikel) merkezli dini hayatı, dine dair bakış açılarını, dini kurumları ve bu bağlamda İlahiyat Fakültesinin yerini inceleyecek ve bir yol haritası çıkarılmaya çalışılacaktır.

  1. Araşan İlahiyat Fakültesi

Oş Devlet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Bişkek’te Araşan İlahiyat Fakültesi 2003-2004 öğretim yılında açılmıştır. Hüdayi Vakfı Tarafından masrafları karşılanan bu fakültenin mevcut öğrenci sayısı 160 dır.

  1. KırgızTürk Manas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Türkiye’nin finanse ettiği 3. İlahiyat fakültesi ise Manas Üniversitesi bünyesinde  2011-2012 öğretim yılında açılmış ve 22 öğrenci ile hazırlık sınıfına başlamıştır. Bu sene 1. Sınıf okutulmaktadır. Buradaki öğrencilere Türkiye Türkçesi eğitimi TÖMER tarafından verilmektedir.  Bu üç resmi ilahiyat fakültesinin yanısıra Kırgız Üniversitelerinden üç tanesinde Din Tanu bölümü açılmıştır.

  1. Kırgızistan’da Dini Kurumllar

Kırgızistan bağımsızlığına kavuştuktan sonra dini hayattaki boşluğu doldurmak için anayasal kurumlar da oluşturmuş, devlet başkanına bağlı “Din Komisyonu Başkanlığı” 4.2.1996 yılında kurulmuştur. “Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi Başkanlığı” ise özerk bir yapılanmadır.

5.1. Kırgızistan Din İşleri Komisyonu:

1996 yılında Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulmuştu olup, 22 üst düzey görevlisi vardır. Başkanlığını Mısır el-Ezher Üniversitesi mezunu Abdilatif Cumabayev  yapmaktadır. Başkan ve Başkan yardımcısı Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar.

Din Komisyonu Başkanlığı’nın temel görevleri şunladır. Dini kurumların kayıtlarını yapar. Müftülük ve devlet kademeleri arasında iletişimi sağlar.  Bütün dinleri koordine eder; onlara ait Din eğitimi kurumlarının açılmasına, buralardaki görevlilerin çalışmasına izin verir. Mabetlerin ibadete açılmasına izin verir ve denetler; Dini yayın ürünlerini kontrol eder. Devletteki dini duruma dair tahliller yapar; bu bağlamda Dini sembollerin kullanımı konusunda kanuni açıdan herhangi bir kısıtlama bulunmamasına rağmen rağmen bazı orta ve yüksek okullarda başörtüsü konusunda problemler çıktığında müdahale etmektedir.

5.2. Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi: Müftiyat

Bu kurum, devletin genel idaresi içerisinde yer almamaktadır. Özerk bir yapılanmadır. Dolayısıyla dini hizmetler, Kırgızistan’da tamamen sivil inisiyatif eliyle yürütülmektedir. Başkente “Müftiyat”, bölgelerde “Kadıyat” adı altında organize edilmektedir.

Müftü yani Diyanet İşleri Başkanı bütün görevlileri, kadıları, dini eğitim müesseselerinin müdürlerini ve kadıların teklifiyle kadı yardımcılarını tayin eder. Bu kurumun temel görevi, İslam dininin, İtikad, İbadet ve Ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak, İbadet yerlerini ve din eğitimini yürütmek ve yönetmektir. 2.500’e yakın görevlisi vardır. Merkez Teşkilatında Müftü,  Genel Sekreter, Danışman, Denetleyici             ve üç Müftü Yardımcısı yani Naib’ten oluşmaktadır.  Buradaki birimler ise şunlardır: Fetva Bölümü      ; Mescit, Medrese ve Dini Eğitim Müesseseleri Bölümü; Dış İşleri Bölümü; Medya Bölümü; Davet Bölümü; İnşaat Bölümü; İnsan Kaynakları Bölümü; Hac ve Umre Merkezi; “Vakıf” Organizasyonu bölümüdür.

Müftü Yardımcılarının (Naiblerinin) görev taksimi ise şöyledir.

Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi’nin tüzüğüne göre tüm işlerden sorumlu olan yardımcılar,  bu bağlamda, mescitler, medreseler, buralarda görevli imamlar ve yardımcılarının görevlerini takip ederler. Bunun yanısıra İslam Enstitüleri, her çeşit dini organizasyonlardan, enformasyon ve davet gruplarından sorumludur.

Müftiyat’ın Taşra Teşkilatı: Kırgızistan’daki 7 bölgenin kadısı vardır.  Bunlar;Çüy; Oş; Calal-Abad; Batken; İssık-Göl; Narın ve Talas Kadılıklarıdır.  Bunların yanında iki tane büyük şehir kadılığı vardır. Bunlar Bişkek ve Oş Şehir Kadılıklarıdır. İlçelerde kadılık yoktur, onun yerine imam-hatiplik vardır. İlçenin en büyük camisinin imam-hatibi Kadı yardımcısı olarak görev yapabilmektedir. Günümüzde Kırgızistan’da 2.047 cami ve 107 mescid vardır ve aynı sayıda da görevli bulunmaktadır. Ayrıca 56 medrese, 8 İslam enstitüsü ve 1 İslam üniversitesi mevcuttur.

Bu okulların tamamı Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi Başkanlığı’nın ruhsatıyla açılarak ona bağlı olup, bitirdikten sonra diploma veya bitirme belgesi verilmektedir. Ancak bu belgeler devlet tarafından kabul görmemektedir. Bu açıdan Türkiye’nin öncülüğünde açılan İlahiyat fakültelerinin resmikabul alması çok önemlidir. Mezunlarımız bu açıdan avantajlıdır ama hala resmen bu dersi okutmalarında hukuki sorunlar çıkmaktadır, üstelik okutucu/muallim maaşlarının çok düşük olduğundan dolayı fazla tercih edilmemektedir.  Eğer din dersleri zorunlu olur ve öğretmenlik görevi alacak olanlar geçici bir süre de olsa maddi açıdan desteklenirse, mezunlarımız tercih edebilir. Bu hususu Kırgızistan’ın dini hayatı, yaşanan sorunlar ve geleceği açısından ayrıntılı olarak müzakere etmek gerekir.

SONUÇ:

1993 yılında Türkiye’nin desteği ile açılan ilahiyat fakülteleri üç olmuş, bunun yanı sıra üç tane Din Tanu bölümü açılmıştır. Bununla birlikte din derslerinin zorunlu olması, imam hatip benzeri okulların açılması mevcut dini anlayışlardaki kaosun giderilmesinde yeterli olamayacağı açıktır. Çünkü şu anda sivil inisiyatif tarafından finanse edilen Medrese, Enstitü ve İslam üniversitesi gibi kurumların öğretim kadroları ve öğrencileri, Devletin kuracağı yeni din eğitimi kurumlarına (İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi) şeklinde yapılanmalıdır. Bu eğitim ve öğretim açısından yapılması öngörülen husustur, ama bu da yeterli değildir, çünkü buralardan mezun olan gençlerin istihdam alanını açısından önemli olan Müftiyat (Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi) devlet teşkilatı içerisinde yer alan bir kamu kurumuna dönüştürülmelidir.

Eğer böyle resmi bir kurum olursa, ülkedeki Cami ve Kur’an Kursu yapımı, açılması ve hizmet yürütmesi düzenli hale gelecek, ülkedeki mescitler mimari açıdan bile bir estetik ve ülke değerlerine uygun tarzlarda yapılacaktır.  Bu çalışmalar için ayrıca halkın desteğinin de resmi olarak toplanması, harcanması sürekli kontrole tabii tutulan bir vakıf kurulabilir. Nitekim bu ihtiyacı hisseden yetkililerin Türkiye Diyanet Vakfı benzeri bir vakıf oluşturma çabaları devam etmektedir.

Müftiyat’ın kamu kuruluşu olmasıyla mevcut özerkliğinin ihlal edilmesini kast etmiyorum. Müftiyat’ın mevcut hukuki statüsünü, Türkiye’deki resmi ama özerk kurumlar gibi olursa, hatta bizim Diyanet İşleri Başkanlığımız da ülkemizde böyle bir statüye kavuşursa dini hizmetlerin verimliliğinin daha da artacağı kanaatindeyim. Kırgızistan için söyleyecek olursak, Türkiye’deki özerk kurumlar gibi bir Diyanet İşleri Başkanlığı tesis edilebilirse, hem buradaki hem de Türkiye’deki olası aksaklıklar en aza indirilebilir. Kırgızistan için söyleyecek olursak, din hizmetinde bulunan görevlilerin geçim sıkıntısı olmaz ve düzenli resmi bir gelirleri olursa,  ülkedeki bütün din hizmetlerini ve yaygın din eğitimi ihtiyaçlarını karşılamak için bütün güçleriyle çalışacak ve gayr-i resmi birimlerin etkisi altında kalmadan dini hizmetleri yerine getirebilecektir.

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık

Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan V.

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.