Ana Sayfa > Genel > Kutupları Keskinleştirmeyelim!

Kutupları Keskinleştirmeyelim!

20.000’in üzerinde öğrencinin eğitim gördüğü ODTÜ’de yaklaşık 200-250 kişinin yaşattıkları; 60 yıldır nice devlet adamları yetiştirmiş bir eğitim kurumunun tamamına hangi zihniyetle mal edilebiliyor anlamıyorum.

Polisle çatışanların öğrencilikten ne kadar nasibini aldıkları, protesto kültürüne sahip olup olmadıkları tartışmaya çok fazla açık olmasa da; geride kalan yaklaşık 20.000 öğrenciyi ve öğretim üyelerini zan altında bırakarak “hocalara yazıklar olsun” türünden tepkiler vermek kutupları keskinleştirmekten başka bir şeye hizmet etmeyecektir.

Bu ülke zaten son 100 yıldır ne çekiyorsa itina ile kutuplaştırılmaktan çekmiyor mu? İttihat ve Terakki ile başlayan somut bir süreç bu. Padişahçılar ve ittihatçılar dendi, kan döküldü, ülke ne hale geldi.

Cumhuriyet ilan edildi. Hilafetçiler ve Laikler dendi, bu ülkede dini anlamda aklın mantığın kaldırmayacağı kısıtlamalar getirildi. Devleti kuranlar kimilerinin gözünde kahraman oldu, kimilerinin gözünde dinsiz…

Halk Partisi ve Demokrat Parti dendi. Kardeşler birbirine düşman oldu. Sonunda 30-40 rütbece düşük subayın darbesiyle oyun bitti. Bu ülkede başbakan bile darağacında sallandırıldı.

6-7 eylül’de provokasyonlar birbirini kovaladı. Bu ülkede yaşayan binlerce Rum sorgusuz sualsiz muazzam saldırılara maruz kaldı. Yıllardır yaşadıkları memleketleri Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakıldılar.

70’li yıllarda sağ-sol dendi, gencecik evlatlarımız aynı silahlardan çıkan kurşunlarla can verdi. Analar babalar yavrularını sokaklarda bırakmaya korkar oldular. Cennet vatanı cehenneme çevirdiler ve yine postal sesleriyle “nedense” bütün olaylar bir anda kesiliverdi.

28 Şubat sürecinde irtica geliyor, şeriatçılar ayaklandı dediler. 3-5 paçoz senaryoyla kurunun yanında yaktıkları yaşın haddi hesabı olmadı. Binlerce kişi sadece muhafazakar oldukları için fişlendi, genç kızlar inançlarından ötürü başlarını örttükleri için eğitim hakkından mahrum bırakıldı.

2007’de cumhuriyet mitingleri düzenlendi, parlamenter sistemin yerine “ordu göreve” diye haykıranların sayısı hiç de az değildi. Bu ülkede her kardeş kavgasına müdahil olarak memleketi yıllarca geriye götürenleri “kurtarıcı olarak” görenler kendilerine “aydın” demekten hiç çekinmiyorlardı.

Ve geriye dönüp yaşananlara baktığımızda kavgaların tamamına yakınında üniversitelerin “tutuşturucu” vazifesi üstlendiklerini görüyoruz.

İşte bu yüzden üniversitelerin amacının dışında kullanıldığında canlı bombaya dönüştükleri ya da dönüştürüldüklerini unutmamak gerek. Türkiye’de bu ne yazık ki böyle ve geçmişimiz bunun en somut kanıtıdır.

Bizler de üniversite okuduk, Ramazan ayında yanımıza gelip oruçlu olduğumuzu bile bile “arkadaşlar çay ısmarlayalım mı” demekte hiçbir mahsur görmeyenlerle birlikte okuduk. Aynı şekilde tam tersi yönde örnek verebilecek arkadaşlar da vardır muhakkak. Bunun adı provokasyondur. Ve provokasyonların yeryüzünde en başarılı şekilde sonuç verdiği ülkelerin başında ne yazık ki Türkiye gelmektedir.

Kanaat önderlerine (siyasi, akademisyen, köşe yazarları, vs.) düşen en önemli görev bu provokasyonlara Türkiye’yi teslim etmemektir. Değil ki bu kıvılcımın üstüne benzin dökmek…

Hüseyin Agoviç

– Haber Lotus –

 

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.