Ana Sayfa > Kitap ve Kültür > Makine Kırıcılık: Ned Ludd ve Queen Mab

Makine Kırıcılık: Ned Ludd ve Queen Mab

NedLuddQMab

Sosyalizm tarihinde “Luddist” diye bilinen ve “romantik sol” kavramı ile kategorize edilen bir teori-pratik bulunmaktadır. Bu teori-pratiğin Müslüman toplumlarda hiçbir zaman ileri sürül(e)mediği, hatta böylesi arayışların “gericilik-yobazlık” şeklinde nitelendirildiği açıktır.

Batı teknik ve bilimini Müslüman topraklara aktarmak öylesine tereddütsüz bir seçim haline gelmiştir ki, 150 yıllık İslâmcılık düşüncesi tarihi içinde Nurettin Topçu ve İsmet Özel dışında Batı’dan “bohçalar içinde alınan teknik” hakkında eleştiri yapılamamıştır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Müslümanlık Mâni’i Terakki Değil, Zâmin-i Terakkidir” makalesinde “Demek ki din-i İslam medeniyet-i hâzıranın terakkiyât-ı rûhiyesinden daha yüksek misalleri bilfiil meydana koymuştur” (Elmalılı, 2013: 278) ifadesinden de anlaşılacağı üzere İslamcılar sıklıkla Batı’nın ilim ve tekniğini “İslâm’ın malı” görmüşlerdir. Her ne kadar Celal Nuri İleri bir İslamcı değilse de onun, “Mesela sanayiin ilânihaye terakkîsi, âkibet, sermaye ile sa’y arasında cidali mucib olur. Fakat bu tehlikeye karşı gelmek için ‘Fabrika ve sanat istemezük!” demek de ancak Hindistan’ın ebleh ve ahmak mütenebbî-i muasırı Gandi’ye yakışacak bir malâyanî şeklini alır” (İleri, 2000: 174) şeklindeki sözünün altına imzasını atacak çok İslamcı vardı ve vardır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e evrilen bu entelektüel zemine rağmen Batı’da bilim ve teknolojinin karşısında bir sosyalist hareket bulunmaktadır: Luddizm.

“Makine Kırıcılık- Ned Ludd ve Queen Mab” başlıklı kitabı tanıtmadan evvel bir hususu dikkate sunmak isterim. “Endüstriyel kapitalizme karşı makine kırıcılık” şeklinde beliren Luddizmin yöntemlerinin İslam’ın beş emniyeti içinde bir karşılığı bulunmamaktadır. Bununla beraber bu kitabı tanıtım için seçmemizin nedeni Batı’da endüstriyel kapitalizme geçişin tarihinin hiç de bizdeki gibi teslimiyetçi olmadığını hatırla(t)maktır.

Yazar Linebaugh, kitabında iki yüzyıl önceki Luddist ayaklanmaların başlangıcını, kapitalist saldırılara ve İrlanda’da, Kuzey Amerika’da, Güney Amerika’da, Karayipler’de ve Kuzey Afrika’daki geleneksel ortaklaşalık uygulamalarına değinerek evrensel bir bakış getiriyor. Köycü ve toprakçı bir sosyalist nizam tasavvurunun endüstriyel toplumun göbeğinde doğması ve “doğanın ortak kullanımına katılımda herkesin eşitliğini” talep etmesi heyecan verici bir “rüya”ya dönüşüyor. Bu durum Nurettin Topçu’nun “Anadolu sosyalizmi”nin ütopik olduğu hakkındaki yargıları da bertaraf edicidir.

Linebaugh’a göre topraktan mülksüzleştirmeye karşı eldeki araçlarla direnç gösteren “devrimciler” anakronik şekilde de olsa uluslararası bir proleterya oluşturmaya çalıştılar. Yazar, bu devrimcilere terraqueous (sudan ve topraktan oluşan) proleterya diyor. Onlar için “denenmemiş birçok yol olduğunun farkındayken, devrimlerinin gerçekleşmesini engelleyen neydi?” sorusunu sorar ve şu cevabı verir: “Bu sorunun cevaplarından biri, terör, yabancı düşmanlığı ve kriminalizasyon sürecini başlatan cinayetlerinde bulunabilir” (Linebaugh, 2012: 52). Linebaugh’un bu cevabı vermesi iyi. Çünkü gerek Türkiye’de ve gerek İslam dünyasında da Marksist ya da İslamcı olsun direnç, terörize ve kriminalize bir sapmaya uğramaktadır.

“Makine Kırıcılık- Ned Ludd ve Queen Mab” başlıklı kitap “makine sorunu” veya bugün adlandırıldığı üzere “teknoloji problemi” karşısındaki eleştirel ruhu işaret eden bir metin. Kâr için makineleşmeye ve küresel çitlemeye karşı harekete geçen entelektüellerin, “ortak olanı savunanların” oluşturduğu bir dünyada imgesel (yerel) savunma hattını ifade ediyor. Kitapta Ned Ludd’un mitik-efsanevî söylencesi ile Percy Bysshe Shelly’nin Queen Mab adlı şiiri ekseninde “endüstriyel sistemin ölümü”ne bir çağrı yapılır. Yazar Peter Linebaugh, Simon Bolivar’ın 1812’de yaşanan deprem sonrasında “Eğer doğa bize karşı gelirse, ona karşı savaşıp bize itaat etmesini sağlarız” dediğini oysa Amerika’nın güneyinde yaşayan yerli halk Creekler’in gelen depremi memnuniyetle karşıladığını not düşüyor (Linebaugh, 2012: 10). Yazar, “Bugün herkes, teknolojinin bizi bir çıkmaza sürüklediğini biliyor” diyerek,  kurtuluşun “ortak alanda” makinaya karşı isyanda olduğunu belirtiyor. E.P. Thompson, “İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu” kitabının “Kırpıcılar ve Çorapçılar” başlıklı bölümünde Luddistleri şöyle anlatır: “1811-1817 yılları arasındaki asıl Luddculuk üç yöre ve üç meslekle sınırlıydı: West Riding (ve kırpıcılar), güney Lancashire (ve pamuklu dokumacıları) ve Leicestershire ve Debyshire’in kimi yörelerini kapsayacak şekilde Nottingham’da odaklaşan makineli örücüler. Bu üç gruptan kırpıcılar ya da kırkıcılar kalifiye ve ayrıcalıklı işçilerdi; yünlü kumaş işçilerinin aristokrasisini oluşturuyorlardı. Bu arada dokumacılar ve makineli örücüler, zanaata ilişkin gelenekleri eski, statüleri gerilemekte olan, dışarı işi yapan kişilerdi. Halkın hayalindeki Luddculara en yakın düşen kırpıcılardı. Makine ile doğrudan çatışma halindeydiler ve hem kendilerinin ve hem de işverenlerinin çok iyi bilindiği gibi makine kısa sürede onların yerini alacaktı” (Thompson, 2012: 629-630).

Thompson’un anlatısından da anlaşılacağı üzere Luddistler manifaktür kapitalizminin sanayi kapitalizmine evrildiği dönemde “el becerisini gereksiz kılan” yeni üretim tarzına yönelik bir tepkiyi ifade ediyor. Yine Thompson’un anlattığına göre Glouchestershireli bir kumaşçı Luddistlerden şöyle bir mektup almıştır: “Duyduk ki kırkma makineleri almışsınız ve eğer onları onbeş gün süre içinde kaldırıp atmazsanız biz sizin yerinize kaldırıp atacağız” (Thompson, 2012: 634). Linebaugh da  Thompson’un yukarıdaki satırlarına atıf yapıyor. Sosyalistler şimdilerde Ned Ludd’un iki dikiş makinesini çekiç ile kırmasını teknoloji’nin karşısında işsiz kalan vasıflı işçinin kendini savunma refleksi olarak değerlendiriyor. Bununla beraber Ned Ludd’un mitik kimliğini sadece “makine kırıcılık” olarak görmek çok doğru değil.

Luddist hareketi “ortak olan” kelimesi üzerinden okuyan yazar kitapta Ned Ludd’un doğrudan eylemlerinin hedefinin kitonik güçler (toprağın altı, toprağın içinin) ve onun üstündeki kozmik manzaranın makineye karşı isyanına yöneldiğini açıklıyor. Çünkü Luddistlere göre makineleşme ekili tarlaların çitleştirilmesini sağlayarak toprağın metalaştırılmasına neden olmakta, ortak olan’ı çitlemekte ve yaşamın önünü kesmektedir. Atölyelerin yerini fabrikalar aldıkça, zanaatta ve el işlerindeki işbölümü, zanaatkârı çitlemenin konusu kılarak “insan denen varlık” olmaktan çıkarmaktadır. Yazar, şair John Clare’ın iki dizesini de bu sırada zikrediyor: “Çitleme sistemi geldi ve beni / kiliseye ait bir köle yaptı.”

Yazarın diğer iddiası çitlemenin dünya savaşı ve topyekûn savaş döneminde gerçekleştiği üzerine. Hatta öyle ki, aile de bu şekilde “çitlenmekte”dir. “Doğurganlığın artırılması, imparatorluk için savaşta ölecek askerler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Hane halkı çitleme sisteminin bir parçası haline getirilmektedir. Yazar, tüm yüzyıllar boyunca dünyada kaydedilen suç, dolandırıcılık, hainlik, hırsızlık, kalpazanlık, kundakçılık, cinayetten daha fazlasının 1811-1812 yıllarındaki savaşlarda işlendiğini fakat o dönemde bunların Britanya’da suç görülmediğini ifade ediyor. Çünkü Britanya’nın savaşla Atlantik, Hindistan ve Pasifik okyanuslarının ticaretini kontrol etmesi sanayileşmenin baş şartıydı. Britanya’nın savaş ekonomisi, yine Britanya’nın sanayileşmesi ile el ele gitmiştir (Linebaugh, 2012: 18).

Linebaugh’un, Luddistler üzerinden bu vurgusu önemli. Çünkü İslamcılık düşüncesi Renan’ın “İslam terakkiye manidir” safsatasına cevap verirken Batı’nın ilminin İslam’da red edilmediği, Batı’nın ilmi zemininin Müslümanlara dayandığını ileri sürdüler. Linebaugh, Luddistlerin “terakki, kalkınma, teknoloji, bilim karşıtlığını” başka yerden okuyor.

Başlangıçta burjuvalar yerel zanaatkârlara hammadde sağlamaktadırlar. Zanaatkârlar bahçede, tarlada ve dokuma tezgâhındaki iş döngüsünün birbirine karıştığı “evde” çalışmaktadırlar. Daha sonra manifaktür üretim veya atölye sistemi ile işçilerin bir araya toplanması sağlandı ve nihayet fabrikalar ile bu sisteme makineler ve enerji eklendi. Çitlemenin sanayii tarımdan ve fabrikayı topraktan ayırması “ortak olan”ın kaybına neden olmuştur. Çitleme tarım ve toprağın, giderek “topluluğun” kaybedilmesini sağlamıştır. Böylece mülksüzleştirme ve sömürü kapitalizmin ayrı aşamaları olarak değil, fakat birbiri üzerinde aynı anda işleyen güçlendirici bir dinamiğe dönüşmüştür. Ortak olandan mülksüzleştirme ve emeğin makineleştirilmesi, birbirini besleyerek yürüyen bir süreçtir (Linebaugh, 2012: 20). “Topluluk” ve “ortak olan” kavramları Luddistler için merkezi önemdedir. Linebaugh, kitabının temasını “Makine Ortak Olana zararlıdır” sözünün üzerinde bina ediyor. Makine ve çitleme, ortak olana zararlıdır ve bu, yeryüzündeki cehennemdir (Linebaugh, 2012: 26).

Ned Ludd’un “ortak olan” lehine yazdığı mektupların şair Shelly’i etkilemesine de değinen Linebaugh,  Shelly’in “ortaklaşacılık” kavramı ile Ned Ludd’un “ortaklık” kavramı arasındaki farkın arzu ile deneyim arasındaki fark olduğu görüşünde. Devletin görevi, ortak olanda eşitliği güvenceye almaktır. Shelley, Kuzey’e yaptığı bir seyahat sırasında, insanlara acı çektiren yoksulluk, sömürü ve askeri baskı hakkında deneyim sahibi olarak Queen Mab adını alacak bir şiir planlamaya başlar ve onu Dublin’de yayımlayabileceğini düşünür. “Alt sınıfların, ezenlerine onları daha ağır bir şekilde ezmesi için araçlar sunmak için yaşamlarını ve özgürlüklerini boşa harcamaları korkunçtur” (Linebaugh, 2012: 32). Queen Mab, İrlanda’nın güçlü figürüne ve İngiltere’nin çitleme öncesi büyülü manzarasına doğrudan bir göndermedir. Shelley, savaşın, baskının ve açlığın olduğu o zamanlarda doğaüstüne başvurmuştur. Şair, maneviyatın dünya tarihine müdahale ettiğine inanmaktadır ve Queen Mab böyle bir manevi ruhtur: uçabilen bir peri ve bir rüya çağırıcısı, sihirle toprağa bağlanan bir kadın savaşçı. “Bu şiir, ortak olana el konulmasının gerçekliğine dair sunduğu kavrayış nedeniyle mistik bir komünist şiirdir” diyen yazar (Linebaugh, 2012: 32) Shelley’in “gelişme” adı altında gerçekleştirilen ve tarihçilerin “toprak vatanseverliği” şeklinde gördüğü istimlâklerin dünya çapında bir yıkım olduğunu gördüğünü belirtiyor. Shelley’in zihninde “Hukukun üstünlüğü kuralı”, İngiliz iktidarının gittiği her yerde “sözleşme özgürlüğü” ve “özel mülkiyet” anlamına geliyordu. Shelley’e göre makine, emeğin yerini alan bir şey olmanın ötesindedir; “makine, emeğin ileride dönüşeceği şeyin modelidir” (Linebaugh, 2012: 50). Servetin meta biçimini ele alarak gelişen ticaret (veya bu anlamıyla alım-satım) insanın doğasında bulunmamaktadır. Çünkü,  “Ortak olan, evrensel iyilik veya insan erdemi olarak görünmektedir” (Linebaugh, 2012: 50-51). Queen Mab, William Godwin’in anarşizminden, etkilenir. Ona göre makine, köleliği teşvik etmiştir. Kölelik ve makine, insanı otomata dönüştürür:

Kimsesiz bırakan bir veba gibi iktidar,

Her dokunduğunu kirletir ve itaat,

Tüm dehanın, erdemin, özgürlüğün, doğruların yıkımı

İnsanları ve insanın çevresini köleleştirir

Onu Mekanik bir otomata çevirir. (Queen Mab)

Linebaugh, 1811’de tasarlanan, 1813’te özel olarak basılan ve ondan sonra iki kuşak boyunca işçi sınıfının İncil’i haline gelen Queen Mab’in örgütlü dini (Kilise), politik tiranlığı, savaşı, ticareti (kapitalizmi), evliliği ve fuhuşu hedef aldığını yazıyor (Linebaugh, 2012: 48). Şiir tıpkı T.S. Eliot’un Çorak Ülke (The Waste Land) şiiri gibi dipnotlarla doludur ama çoraklıkla değil “ortak olan”la ilgilidir. Linebaugh, Shelley’in bu şiirinde politik ekonomistler gibi emek değer teorisini kabul ettiğini yazmakta ve “insan emeğinden başka gerçek servet yoktur” dediğini aktarmakta (Linebaugh, 2012: 49).

Kitabın sonunda Linebaugh, Luddistlerin ve Shelley’in hayal gücünün politik olabileceğinden bahsediyor. İrlanda’ya ait gibi görünen “ortak alan-ortak olan” düşüncesinin Meksika yerlileri, Cava Adası köylüleri, Venezuela’nınIlanero (ova insanları) ve pardoları (kahverengi tenliler) gibi topluluklarında da bulunduğuna işaret ediyor. Makinelerin “iyileşme”, “gelişme”, “ilerleme” olarak değil de cehennemin kendisi olarak görüldüğünden bahsediyor. Makineleşmeye karşı tek karşıt gücün devletlerin yeniden biçimlenmesinin işaretlerini görecek kadar hayal gücü olan dünya halklarında bulunduğunu ifade ediyor.

–          Elmalılı Hamdi Yazır, Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler, Klasik Yayınları, 2013

–          İleri Celal Nuri, Türk İnkılâbı, Kaknüs Yayınları, 2000

–          Linebaugh Peter, Makine Kırıcılık-Ned Ludd ve Q

ueen Mab, Otonom yayınları, 2012

–          Thompson E.P., İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, Birikim Yayınları, 2012

Lütfi Bergen

twitter.com/BergenLutfi

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.