Ana Sayfa > Gündem > Matruşka Bebekler

Matruşka Bebekler

Son iki seçim dayandıkları sosyolojik taban ve siyasi iddialarındaki süreklilik bakımından ana akım parti konumuna gelmiş dört hareketi ön plana çıkardı. Halkın ezici bir çoğunluğu AKP, CHP, MHP ve BDP’den birine oy verdi. Bu manzarada ilginç olan nokta seçmen desteğinin belli öbeklerde toplanmasından çok, bahsi geçen partiler arasındaki oy ya da büyüklük farkının birbirine oranında somut bir içeriğe bürünüyor. Şöyle ki, 4 parti iç içe geçmiş dört matruşka bebeği andırıyor. Küçükten büyüğe doğru sıralarsak MHP BDP’nin, CHP MHP’nin, AKP ise CHP’nin yaklaşık 2 katı kadar oy aldı. Öndeki partiyle onu takip eden parti arasındaki bu kendi içerisinde düzenli, ama aynı zamanda devasa olan fark Türk siyasi hayatının güncel sorunlarını derinden etkileyen bir dizi meseleyi kavramamızı epey bir kolaylaştırıyor.

Öncelikle yarışmacı demokrasinin anlamsızlaşması gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Tabii bu durum hiç de şaşırtıcı değil. Geriden gelen partinin siyasi dizgede daha iyi bir konuma erişmesi için oy tabanını iki misli kadar arttırması gerek. BDP’nin 3. parti olması şu an aldığı oy kadar fazladan oy almasına bağlı. MHP’de CHP’nin yerini almak ve ana muhalefet haline gelmek istiyorsa oyların iki katına çıkarmalı. CHP’liler o çok uzun süreden beri bekledikleri iktidara ancak AKP ile aralarındaki 10 milyon oy farkını kapatarak ulaşabilirler. AKP ise muhalefetten tümüyle kurtulmak istiyorsa oyları ikiye katlayıp tüm seçmenlerin oyunu almalı. Ancak bu olasılıkların hiçbiri gerçekçi değil. Türkiye gibi seçim sürprizlerinin çok sık yaşandığı bir ülkede bile partilerden bir sonraki seçime kadar oylarını ikiye katlamasını beklemek pek de makul görünmüyor. İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak lazım: Partiler arasındaki farkın bu denli büyük olduğu bir ülkede gerçekten yarışmacı bir demokrasi olabilir mi? Seçim yaptığımız açıkça ortada. Ama yaptığımız seçim yarışmayla sonuçlanmıyorsa demokrasinin yine de anlamlıdır diyebilir miyiz?

Gelinen nokta çok açık. Partiler arasında seçim var. Ama yarışma yok. Bu durum da bizi bir başka sorunun kıyısına kadar götürmekte. O da şu ki siyasetin normali muhafazakarlaşıyor. Partiler arasındaki farklar çok büyük olduğu için hiçbir parti kendi özgün konumunu terk edecek nitelikte değişiklikler yapmayı göze alamıyor. Mesela BDP’ye yönelik temel yakınma sebebi yeterince güçlü bir şekilde Türkiye partisi imajı çizemediği yönünde. Ancak Batı’daki Türk seçmenden destek alabilecek nitelikte politikalar ileri sürse bu sefer eldeki tabanını yitirme tehlikesi var. Üstelik politik doğrultusunda ciddi bir değişiklik ona beklediği kadar oy getirmeyebilir. Yine benzeri sebeplerle MHP merkez sağ, CHP gerçekten sol bir parti gibi davranamıyor. Çünkü MHP’nin CHP’ye yetişmesi için merkez sağdan şu an aldığı kadar oy devşirmesi gerek. Böyle bir şey ancak sadece milliyetçilik üzerine kurulmuş dilin yumuşaması ya da çeşitlenmesiyle mümkün olabilir. Oysa merkez sağ seçmene seslenme adına verilecek nispeten daha yumuşak mesajlar milliyetçi kitlenin desteğini zora sokabilir. CHP’deki durum daha da kronik. Halk partisinden beklenen Atatürkçülüğü gözden geçirip toplumla daha barışık bir dil kullanması ve sol parti imgesinin hem retorik hem de kadrolar düzeyinde güçlü bir şekilde ortaya konulması. Ancak bu hamleler oldukça riskli. Demokrasiyle laiklik ve demokrasiyle milliyetçilik karşı karşıya geldiğinde Halk partisi liderliği belirgin biçimde tereddütlü bir tutum takınıyor. Çünkü tek parti yıllarını sorgularsa ve(veya) Kürt meselesi üzerine özgürlükçü yanı ağır basan bir dil tutturursa elindeki Kemalist tabanı kaybedeceğinden korkuyor. AKP’nin durumu da diğerlerinden pek de farklı değil. Başbakanın kişisel karizması ve mevcut vasat konumu meşrulaştıran muhafazakar-liberal hegemonya iktidarı olduğundan daha güçlü gösteriyor. Ama bu yanılsamanın ardında büyük bir çöl var. AKP ülkenin temel meseleleri hakkında çok uzun süreden beri ciddi hiçbir öneride bulunmuyor. Kendini tekrar eden popülist ve bir o kadar da kısır bir dil iktidar partisinin siyasetini belirlemekte.

Tabii sorun sadece muhafazakarlık değil. Partilerin birbirlerine karşı kullandıkları dil fazlasıyla dışlayıcı-aşağılayıcı. Öteki neredeyse siyasetin yegane malzemesi ve herkes diğer herkesi korkutma derdinde. Temel politik doğrultularında değişiklik yapmaya yanaşmayan partiler hareketsizliği maruz ve makul gösterme adına sürekli olarak bir dış düşmana referansla siyaset yapıyor. BDP Kürt halkını asimilasyondan korumak için çalıştığı iddiasında. Tabanına her türlü ayartmaya ve baskıya karşı tavizsiz bir şekilde dik durması telkininde bulunuyor. MHP milliyetçi seçmeni ülke bölünüyor tezi çerçevesinde somutlaşan bir söylemle oyalamakta. CHP liderliği ülkeyi dün şeriattan korumaya çalışırken bugün benzer bir mücadeleyi polis devletine karşı vermekte. İnanmış partililere göre CHP desteklenmezse faşizm toplumu ve devleti daha bir etkisi altına alacak. İktidar partisi ise meşruiyetini halkını uzun yıllar askeri vesayete ve onun somutlaşmış hali olarak Ergenekoncu derin devlete karşı koruduğu savından alıyor. Başta Erdoğan olmak üzere AKP ileri gelenleri halkı elitlerle korkutmakta. Son birkaç yılda derin devlet özelinde kristalize olan bu iç düşman söylemine, İsrail, yani bir dış düşman da eklendi. Örneklerle açıldığı üzere partiler seçmenlerini o kadar çok korkutuyor ki, pek az seçmen her geçen gün bizi biraz daha muhafazakarlaştıran bu korkutma-korkma üzerine kurulu dehşet dengesini sorgulama cesaretini gösteriyor.

Gelinen nokta itibariyle şöyle bir hatırlatmayla tartışma toparlanabilir. Aslında epey bir süredir ihtiyacımız olan şey büyüklükleri dışında hemen tümüyle birbirinin aynısı olan matruşka bebeklere ve bu bağlamda muhafazakar siyasete karşı bir yenilik, yeni bir heyecan. O heyecan ihtimal ki sokakta ya da siyasal bilinçaltında gün yüzüne çıkacağı anı bekliyor. Popüler benzetmeyle bir Türk Baharına ihtiyacımız  var.

Bu makale yazarın kişisel sitesi ( www.armaganozturk.com )’dan alınmıştır.

Armağan Öztürk

– Haber Lotus –

 

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.