Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Mealler Perspektifinde Soru ve Cevaplar

Mealler Perspektifinde Soru ve Cevaplar

Son zamanlarda bir takım vakıf ve cemaatler meal, ilmihal, siyer yarışmaları düzenliyor. Hayırlı iş yapıyorlar, böylelikle unutulan bilgileri hatırlamış ve bilinmeyen mevzuları öğrenmiş oluyoruz. Ben de bu yarışma kervanına katılanlardanım ve gece gündüz Kuran meali okuyorum. Kuran mealini daha önce de ara ara okumuştum, fakat böyle dikkatli, ayetleri inceleyerek, sureleri karşılaştırarak ilk defa okuyorum. Okudukça ortaya bir takım sorular çıktı. Aslında kafamı kurcaladı desem daha yerinde olacak ve tüm bunları sesli düşünerek dostlarla paylaşmak istedim. Kuran’ın mealden ibaret olmadığını ve onu anlamak için Efendimize(sav) tabi olmak gerektiğini biliyorum. Dedim ya ben sadece yarışmaya hazırlanıyorum. Sorular ayetlerle ilgili fakat beni mazur görün ayet numarası ve sure adı veremeyeceğim. Sonradan böyle soruların eskiden de sorulduğunu ve mutlak, kesin cevaplarının olup olmadığını düşündüm. Kuran bir hidayet rehberiydi, Allah onunla nicelerini doğru yola ilettiği gibi nicelerini de yoldan çıkarmıştı. Kurani bilgimin azlığından ve zihnimde daha fazla acabaların oluşmasını istemediğimden soruları itikat ve samimiyetine inandığım, bilgisine güvendiğim dostlara sormayı uygun buldum. Gelen cevaplar tatminkâr idi. Böyle dostlarım olduğu için Rabbime hamdettim. Aşağıda önce sorular akabinde cevaplar verilmiştir.

1-Kuranda biz çok peygamber gönderdik bazılarının isimlerini sana açıkladık bazılarını açıklamadık diyor, ve biz peygamber göndermediğimiz kavmi helak etmeyiz buyruluyor. Kuranda sadece 25, 3 tane de şüpheli 28 adı geçiyor. Dikkat ettim Adem, İdris ve Nuh peygamberleri hariç tutarsak (hangi bölgeye gönderildi ben bilmiyorum) adı geçen peygamberlerin hemen hemen hepsi ortadoğu coğrafyası, arap yarımadası, kenan ili, filistin ve mısır civarına gönderilmiş. İbrahim, İshak İsmail, Yakub, Yusuf, Hud, Lud, Salih, Eyüp, Davud, Süleyman, Musa, İsa, Zekeriya, Yahya, Şuayb…vs. Ad, Semud, Medyen…vb ortadoğu halkları… yani neden Asya yok, Avrupa yok, Amerika yok, Kafkas Anadolu yok, Hint ve Çin yok. Buralara gönderilen peygamberlerden hiç bahsedilmiyor sadece ortadoğu ve israiloğulları. Mesela Hz. Musa as kıssası (geceleyin bir ateş görmesi, Firavuna gitmesi, sihir olayları, Mısır’dan çıkarılışları…vs) birkaç surede tekrar tekrar anlatılıyor. Sebebi nedir?

Sevgili Kardeşim,

Şu zamanda bizim ümmet olarak yaptığımız en büyük hatalardan biri üç beş sayfa kitap okuyanın alim kesilmesidir. Bunda en büyük rol oynayanlar elbette ki bu kendilerini alim sananlara itibar edipte soru soranlardır. Her bir Müslüman soruları şu dünyada var olan gerçek anlamda, muhlis alimlere sorsalardı ümmet arasında daha az ihtilaf olur ve ayrılık gayrılık olmazdı. Herkesin gerçek bir alime ulaşma imkanı olmadığı için soruları elimden geldiği kadarıyla cevaplamaya çalışacağım. Eğer ki bir hata edersem Rabbim beni ve soruyu soranı bağışlasın ve eğer ki doğru isabet edersem de kalplere hidayet ve anlayış veren yine O’dur. Elbette ki Allah Kuranda birçok Peygamber gönderdiğini haber veriyor, bir kısmını anlatıyor, bir kısmını gizliyor. Allahın genellikle Arap yarımadasına gönderilen peygamberlerden bahsetmesi çok doğal ve İslami bir yaklaşımdır ki, böylelikle Kuran anlaşılabilsin. Mekke halkına kendi muhitlerinde yaşamış ümmetlerden, onların başlarına gelen olaylardan haber verildiği halde onlar bunu yalanlıyordu, oysa onlar yaz ve kış Yemen ve Şam’a ticaret kervanlarıyla seyahat ettiklerinde bu ümmetlerin memleketlerinden geçiyor ve onlardan geriye kalan harabeleri, kalıntıları görüyorlardı. Eğer ki onlara Avrupa’ya veya daha uzaklara gönderilen peygamberlerden bahsedilseydi iman etmelerine hiçbir sebep kalmazdı. Bu Kuranın Arap halkına başka bir lisanda indirilmesine benzerdi. Halk Arap, kitap başka bir dilde inzal olmuş. Böyle bir şey olabilir mi? zaten Kuranda geçen peygamberlere bakıldığında İbrahim peygamberden sonra anlatılan peygamberlerin ekseriyeti israiloğullarına gönderilen ve eski kitaplarda adı geçen peygamberlerdir. Yani Mekke Medine ve civar şehir halkları topluca bu anlatılanlardan haberdardı. Ve Allahın devamlı olarak bu peygamberlerden bahsetmesinin sebebi son peygamberin zikredilen peygamberleri tasdik etmesi ve inananları da böyle yapmaya davet etmesidir. Mekke halkına, civarda yaşayan yahudi ve hiristiyanlara Avrupa’ya ya da uzak beldelere gönderilen peygamberlerden bahsetmenin nasıl bir etkisi olabilirdi? Mekke halkı yahudi ve hiristiyanlar Avrupa’ya gönderilen peygamberlerin kıssalarından nasıl bir ibret alabilirlerdi? Ne de olsa Allah son Peygamberin geleceğini Yahudilerin ve hiristiyanların kitaplarında müjdelemişti.

     2- Allah Hz. İbrahim’e haram kıldığı bazı şeyleri Yakub as helal kıldı, Yakub’a haram kıldığını tevrat ile Musa as helal kıldı ve tevratta haram kılınanlar Hz. İsa as ile helal kılındı. Acaba bunun hikmeti nedir? yani Allah bir şeyi haram kıldıysa bunun muhakkak bir sebebi, hikmeti vardır en basitinden sağlık açısından. Mesela Hz Yakub’a (halkına) deve eti yemek haramdı. Belki de insanlar uzun seneler deve etinden mahrum kaldı, sonra helal kılındı. Acaba şöyle bir mantık yürütülebilir mi? diyelim ki Kuranda leş, kan, domuz eti, ve Allahtan gayrisi adına kesilen hayvanlar haram. 1000 sene sonra yeni bir din gelse ve bunları helal kılsa elbette yeni dinin mensuplarına domuz eti ve leş helal olacak, peki işin sağlık boyutu nasıl izah edilecek?

Buna Nasuh ve mensuh derler. Allah dini her zaman indirildiği topluma ve zamana göre şekillendirmiştir, ve son peygamberden hariç bütün peygamberler kendi halkına(kavmine) tebliğ ederdi yani başka topluma ve halka tebliğ etmezlerdi (Bak bu İncil’de de geçiyor: İsa peygamber yahudi olmayana dinini anlatmıyor ve ben sadece israiloğullarına peygamber olarak gönderildim diyor). Bu nasuh ve mensuhu biz kendi dinimizde bile görüyoruz. Bir zamanlar içki içmek helaldi çok sonraları haram kılındı, namaz üç vakit ve iki rekat iken beş vakte çıktı vs…. Bizim Son peygambere “rahmetellil alemin” dememizin sebebi de budur. Yani inse ve cinne bütün kainata gönderilen son peygamberdir. Onun getirdiği din kemale erdikten sonra hiç bir değişikliğe uğramaz ve kıyamete kadar bütün insanlar için geçerlidir. Allahın herhangi bir şeyi sağlık, kazanç, gibi dünya menfaati için haram veya helal kıldığını pek düşünmüyorum. Daha çok Allahın devamlı olarak ahiret olarak Haramlar ve Helaller belirlediğine karar veriyorum. Mesela Allahın Yahudilere hangi sağlık veya kazanç yüzünden cumartesi günü balık avlamayı yasaklasın ki. Ne var ki onun Haram ve Helal kıldıklarında dünyada da kazançlı ve bereketli oluyor aynı helal kazanılan para ile haram kazanılan para gibi. Eğer sağlığa zararlı diye bir şeyler haram olsaydı bu sağlığa zarar getiren maddeler ortadan kaldırılınca helal mi oluyor? Daha doğrusu Allah insanlara istediği zaman istediği şeyi helal ve haram kılar bunda yahudilerin ve hiristiyanlarin mucize bekledikleri gibi bir hikmet aramak doğru olmaz.

   3- Lut, Hud, Salih, Nuh, Musa, Eyyüp,Yunus as…vs peygamberlerin kavimleri  helak edildi. Bu kavimlerin yok olmasının sebepleri çeşitli; peygamberleri yalanlama, tartıda hile, inkar ve cinsi sapıklık. Bu kavimler yıldırım, saika, sel, deprem…vs ile helak oldular. Bildiğim kadarıyla peygamberimizin risaletinden sonra artık kavimlerin helak olmayacağı bildiriliyor. Bugün toplumlarda yukarıda sayılan helak sebeplerinin bin belki de daha fazlası var ve günümüzde yaşanan depremler, tusunamiler, seller, açık, kıtlık vs bir nevi helak unsuru değil mi? Tüm bunları kavimlerin helakı şeklinde düşünebilir miyiz?

Allah eski kavimleri helak ettiğinde onlardan hiç birini sağ bırakmıyordu. Günümüzde ise bizim başımıza gelenler ya Allahtan gelen bir imtihan veya günahlarımıza karşılık bir cezadır ki ikisinde de üzerimize düşen görev tövbe, dua ve sabırdır. Burada sana şunu da söyleyeyim;  geçen gün birisi aynı soruyu sormuştu ona cevap olarak dedim ki: Eskiden Allah melekler gönderip gökten taş yağdırıyordu şimdi ise Allah üzerimize gavuru gönderiyor, onlarda üzerimize bomba yağdırıyor. Eğer ki ikisinin arasından bir tercih yapacak olsaydım meleklerin elinden ölmeyi gavurun bombasına tercih ederdim. Birini melek diğerini Allah düşmanı öldürüyor sence hangisi daha kötü?

     4- İsmet, peygamberlerin sıfatlarından yani masum ve günahsız olmak demek, yine onların zelle gibi hataları olduğu bildiriliyor ve onların istiğfarları bir nevi bu küçük hatalardan dolayı. Peki Hz. Adem cennette yasak ağacın meyvesinden yedi. Hz. Musa bir adam öldürdü (gerçi bu peygamberlikten önce ve Allah seni affettik buyuruyor) ve Hz. Yunus sabredemeyerek ve Rabbinden izin almayarak görev yerini terketti. Tüm bu günah ya da hataları nasıl düşünmek gerekir?

Peygamberlerin hataları ve Adem peygamberin hataları yoktu derken biz yine din açısından diyoruz ki onlarda senin benin gibi insanlardı yani hatadan kastederek bilinçli işlenilen günahları kast ediyoruz ve Peygamberlerin böyle bir günahları yani hataları yoktu. Adem peygamberin yaratıldığı yer cennet idi cennete emir ve yasağın olmaması şimdi bizim için geçerlidir. Adem peygambere bir ağaca yaklaşmamam yasağı verildiği halde o bu ağaca yaklaşmış ve cennetten çıkarılmıştır. Bu bile bir hata olarak gözükmüyor, çünkü Adem peygamber zaten Allahın dediği gibi yeryüzü için yaratılmıştı yani onun ağacın yasak meyvesinden yemesi sırf cennetten çıkarılmasına bir sebepti. Aynı şekilde Musa peygamberin Adam öldürmesinin sırf Mısırdan çıkmasına sebep olduğu gibi. Buna benzer bir olay son peygambere de başka bir şekilde vuku buluyor. Bedir savaşında esir alınanlardan cizye almak istediğinde kendisine azabın çok yaklaştığını ve hiçbir peygambere cizye almayı helal kılınmadığı haber veriyor ama Allahın onu ikaz etmesi ile bu hata hiç bir zaman gerçekleşmeyip sırf düşüncede kalıyor.

  5-Hz. Adem demişken Hz. Adem nerede yaratıldı? Yeryüzünde mi? Cennette mi? Kuranda ben yeryüzünde bir halife yaratacağım buyruluyor. Ve cennette emir olmaz, yasak olmaz, günah olmaz buna göre Adem yeryüzünde yaratıldı. Taha suresinde ise doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ancak cennettedir, orada ne susarsın ne de güneşin sıcaklığında kalırsın, artık ikinizde inin, dünyada sizin için belli vakite kadar bir nasiplenme var gibi ayetler var. Demek ki Adem cennette yaratıldı.

Bu sorunun cevabı yukarıda kısmen verilmiştir

     6-  Kuran dar anlamıyla belli bir coğrafyaya ve belli bir kavime geldi ama hükümleri kıyamete kadar geçerli ve tüm inananları bağlar. Allah kuranda sık sık hayvanlardan misaller vermekte hiç onlara bakmaz mısınız? Sizde onlar için ibretler var, havada uçan kuşu uçuran odur…vs Acaba bu ayetler indiğinde sahabe hangi hayvanları düşünüyordu? Sadece deve mi? Ya da çölde yaşayan hayvanlar mı? Yoksa kutuplardaki penguenleri, Güney Amerikadaki lama, Avustralyadaki kanguru ve koalayı biliyorlar mıydı? Deve dedim de, deve bedevi için herşey. Ve arap dilinin gramerinini deve ilgili tabir ve tanımlamalar oluşturuyor. Bir anlamıyla deve Arap etimolojisinin temelini oluşturur. Yani Türk dil yapısında ok ve yay, Yunan dilinde deniz ve denizcilik ile ilgili tabirler ne kadar çok ise arap dilinde de deveyle ilgili tanımlama ve kavramlar o kadar çok. Zaten peygamberimiz hep deveden misaller veriyor; sen deveni kaybetsen onu sana bulacak kimdir? Ya da ayette; bakmaz mısınız? Biz deveyi nasıl yarattık deniliyor? Diyorum ki, kuranda bakara, ankebut, nahl ve neml sureleri var acaba neden cemel suresi yok? Yine ayette biz dağlar gibi gemiler yüzdürürüz buyruluyor. Bu ayeti okuduğumda ilk aklıma titanik geldi. Acaba sahabe nasıl büyüklükte bir gemi düşündü? Ya da çölde yaşayan insanlar gemiyi biliyor muydu?

Kuran tüm insanlara imkanlar ve ölçüler nisbetinde seslenir. Yani Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kitap ve peygamber göndermediyse sorumlu tutmaz. Nasıl ki hacca gitmeye imkanı olmayana haccın farz olmaması gibi, sahabelerde hiç bir zaman Penguen görmediyseler pengueni düşünmekle sorumlu tutulamazlar. Bu soru yine ilk soruları açıklıyor. Hani kuranda sadece ortadoğuya gönderilen peygamberlerden bahsediliyor diye. Eğer ki o sahabelere penguenlerden bahsedilseydi sahabeler kurandan ne anlardı. Yani Kuran indiği halkın ihtiyacı ve anlayacağı şekilde inmiştir ki onlar sonradan gelen tüm insanlara örnek olabilsinler. Herkes kuranda geçen misalleri kendi yaşadığı zaman ve yere göre anlar. Allahın deveye bakmaz mısın? demesini Avrupadakiler ata, kediye köpeğe bakmaz mısın? Avustralyadakiler kanguruya, koalaya bakmaz mısın? vs. gibi anlamak lazım. Bunlar sırf misaldir. Hani deveyi bağla Öyle Allaha tevekkül et sözü gibi; arabanı kilitle sonra Allaha tevekkül et. Gemiye gelince sahabeler gemiyi biliyor ve gemi ile seyahate bile çıkıyorlardı. Gemiyi dağlara benzetmesinin sebebi büyük gemiler ki bunlar titanik kadar büyük değildi. Denizin uzağından insana gözükünce uzaktaki bir dağa benzer. İstersen deniz kenarından bir bak.

    7- Kuranda yaş kuru herşey var, biz herşeyi bir kitapta topladık, yerin altında bir tane olmasın ki bir kitapta bulunmasın…vb ayetler var. Bu ayetleri nasıl anlamak gerekir. Herşeyin kuranda olması ne demek? Bir icat yapılır ve bu icadın kuranda olduğu söylenir. Mesela Sebe melikesinin tahtını kendisine ilim verilen bir adam göz açıp kapayıncaya kadar Hz. Süleyman’ın önüne getirir (arada 2000 km vardır) Bu ayete göre bir gün muhakKak eşyanın bir yerden başka bir yere ışınlanabiliceğini söylüyorlar. Kuran ne kitabı? Dua mı? Fizik mi? Kimya mı? Belli şifreler içeren bir kitap mı? İbadet mi?

Kuran’da herşeyin olması demek sevgili kardeşim senin sorduğun soruların hepsi aslında bir birini cevaplıyor. Yukarıda da nasuh ve mensuhda yazdığım gibi İslam dini sırf ahiret için indirilmiştir. Bu dünya ahiretin tarlasıdır. Ededi saadet burada kazanılacaktır. Ne var ki ahiret için çalışan dünyada da faydalanıyor; haram para ile helal para gibi. Bu açıdan bakınca Allahın rızasını ve cennete girebilmek için her şey kuranda yazılıdır, yoksa kitapta herşey var derken Arabanın, geminin motorun icatları gibi şeyler değil. Yani ingilizce öğrenmek isteyen kişiye kuran okumak gerekmez. Amma Allahın rızasını kazanmak için Kuranı okuduğunda herşeyi buluyor. Süleyman peygamberin ifriti. Süleyman peygambere 2000km uzaktaki tahtı getiren bir ifrittir. İfritin ne olduğunu bilmiyorum ama bunun teknoloji ve ışınlama ile hiç bir alâkası yoktur ve bu mucize olay sonra bir kavmin Allaha inanmasına sebep oluyor. Yine burada mucizenin sebebi var.

    8- Namazın kazası olur mu? Şöyle ki, dinde imandan sonra en büyük hakikat namaz. Namaz dinin direği ve kuranda çok yerde namazı kılınız, namaz insanı kötülüklerden alıkoyar, namaza sabırla devam et ve ehline de tavsiye et buyruluyor, ama kuranda oruç ibadetinin kazası uzun uzun anlatıldığı halde, namazın kazası yer almıyor(görmemiş olabilirim) Fıkıh kitaplarında namazın kazasından uzun uzun bahsediliyor. Ayrıca hastanın namazı ve cephede kılınan namaz da düzenlenmiş. Peki öyleyse hasta kişi isterse orucu kazaya bırakabileceği halde, namazı kılması gerekir (yatalak olsa bile ima yoluyla yani göz kapaklarını hareket ettirerek kılacak) yolcuya oruç farz olmadığı halde cephede savaşan namazı terk etmeyecek. Arabada, gemide, uçakta olsan bile namazı terketmeyeceksin, neden? Siyer kitaplarında Hz. Peygamberin bir gazve sırasında sabah namazını kaçırdığı ve uyanınca namazı kıldığı yazıyor? Bunu kaza namazı şeklinde mi anlayacağız? Peygamberimizin Mekke’deki ajanı Hz. Abbas ömründe ne kadar namaz kıldı? Kılmadıklarını kaza etti mi?

Namazın kazası iki şart ile vardır biri uyku/bayginlik diğeri de unutma hali. Bunun dışında namazın kesinlikle kazası yoktur. Burada kolaylık olsun diye cem olayı vardır. Öğlen ile ikindi namazları,  akşam ile yatsı namazları birleştirilir. Sabah namazı cem edilmez. Savaş ortamında bile ordunun bir kısmı namaz kılar diğeri savaşırdı ve bu kuranda sabittdir. Artık gerisini sen düşün. Hz Abbasın ne kadar namaz kıldığını bilmiyorum ve önemli de değildir yani bilmek gerekmiyor. Önemli olan Namaz belirli vakitlerde kılınır ve buna kolaylık olsun diye cem edilir uyku ve unutma hariç hiçbir namaz kaza edilmez. Kılınmayan namazlara sadece tövbe edilir. Evet orucun kazası oluyor ama namazsız oruç olmuyor yani namaz orucun direği orucun altında hemen hemen bütün ibadetlerin kazası oluyor lakin namazda illaki vakit illaki vakit veya cem/birleştirme.

    9- Hayatımı kuran ile hayatlandırmak ve kuranı hayatıma hakim kılmak istiyorum. Önce onu okumalı ve anlamalıyım. Peki kuranı nereden öğreneceğim? Piyasadaki birbirini tutmayan meallerden mi? ( ya da kuranın meali olur mu?) ciltler tutan kuran tefsirlerini okuyarak mı? Hadis ve siyer okuyarak mı? Arapça öğrenerek mi? (arapça bilen kuranı ne kadar anlıyor?) Belki de bunların hepsini yaparak, bilmiyorum. Kuran bir şifa ve rehberdir buyruluyor. Allah onunla nicelerini doğru yola eriştirdiği gibi nicelerinin de ayaklarını saptırdı. Allah bize kuranı anlamayı ve onunla hakkıyla amel etmeyi nasip etsin.

Bir müslüman kuranın neresinde ne yazıldığında anlayabilmesi için en azından 70–80 defa okuması gerekir. Anlaması için de selefden yani eski alimlerin güvenilir kitaplarını tavsiye ederim. Bu alimlerin kitaplarını okuyunca onların kuran ile düşündüklerini öğrenip çok büyük faydalar elde edersin. Kuranı hayata geçirmek; Alimlerin ilk tavsiyesi önce tevhid önce tevhiddir, ne var ki biz öyle bir zamanda yaşıyoruz ki insanın ilk önce nereden öğrenmesi gerektiğini öğrenmesi lazım. Kuran yaşamak için indirilmiştir ve kuranı yaşamak isteyen kişi kurandan bildikleri kadarıyla başlar ve üzerine düşen namaz, oruç, zekat gibi ahirette hesaba çekileceği şeylerden başlar ve sonra sünnet nafile ve diğer ilimler ile devam eder. Kuran mealler; Kuranın birçok meali olması çok doğaldır ki Kuran kendisi zaten Arapçadır yani tercüme eden zaten anladığı gibi tercüme ediyor bu da her tercümeye ayrı bir anlayış veriyor, yine de tercümeler ile biz sırf kuranın aslına yaklaşmayı niyetlenmekten başka şey yapmıyoruz. Bu da çok hoştur ve hatta mecburidir. Arapça bilen birisi bile tefsir alimlerine ihtiyaç duyar. Zaten bu yüzden Arapça Kuranın arapça tefsirleri vardır.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.