Ana Sayfa > Genel > Mülteciler

Mülteciler

Bir iş münasebetiyle Isparta’ya gitmiştim. Isparta’nın gül kokulu caddelerinde dolaşırken Afrika kökenli insanlara rastladım. (zenci kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınıyorum, çünkü ırkçılığı çağrıştıran bu kavram tamamen Avrupa menşeli olup bu topraklara, bu toprak insanına tamamen yabancıdır.) Çoğunluğu Sudan ve Somalili mültecilermiş. Savaştan, açlık ve kıtlıktan kaçarak Türkiye’ye sığınmışlar ancak umuda yolculukları burada bitmeyip sürecekmiş. Asıl hedefleri ise Avrupa ülkeleri. Bunun için isimlerinin Avrupa’ya gidecekler listesinde olup olmadığını öğrenmek için her sabah Emniyete geliyorlardı.

Yerini, yurdunu, terkedenler. Vatanını, toprağını terketmek zorunda kalanlar. Baskıdan, zulümden, savaş ve gözyaşından kaçanlar. Daha iyi yaşam, daha eşit ve daha adil bir dünya arayanlar; mülteciler, muhacirler, göçmenler, vatansızlar, sığınmacılar, gurbetçiler ve yabancılar…

Adına ne derseniz deyin vatansız olmak, evi barkı bırakıp öz yurdu terk etmek ruhunu parçalar, boyun büktürür insana. Bu duyguyu ancak mülteci kamplarında acı ve ızdırap içinde yaşayanlar bir de yabancı memleketlerde sıkıntı ve yokluk içinde hayata tutunmaya çalışanlar anlayabilir.

Ülkeden çıkabilmek bir dert, uzun çileli yolculuğa katlanmak bir dert, sığındığın ülkede hayata tutunmak uyum sağlamak bir dert ve en önemlisi de yeni ülkenin toplumu tarafından kabul görmek ayrı bir dert. Kısacası sabır ister, irade ister, metanet, azim ve gayret ister.

Kurşun sağanağı altından geçeceksin, keskin nişancılara hedef olmayacaksın, patlayan bombalarda bedenin parçalanmayıp bir bütün halinde kalacak, işkenceye dipçik darbelerine katlanacak, havasız mekânlarda nefesini idareli kullanacak, yağmur ve çamurlu yollarda üşütüp zatürre olmayacak, açlık ve susuzluğa tahammül edecek ve kaderin yaverin olursa ölmeyeceksin, sonra da mülteci kamplarında, sığınma evlerinde hayata tutunmaya çalışacaksın.

Mülteci kamplarında yüzlerce insan gördüm başını sokabilecekleri bir çadır bulduklarına sevinen. Sığınmacılar gördüm kurbanlık koyunlar gibi endişeyle bekleşen. Hepsinin de hayalleri vardı. Umutları, sımsıcak özlemleri vardı. Tutunacak bir dal arayanlar, sığınacak bir yürek arayanlar, ama hayat dünyanın her yerinde aynı; katı, sert, acımasız ve gaddar.

Çaresizlik insana her şeyi yaptırır. İnsanı ahlaki-gayri ahlaki, kanuni-gayri kanuni yollara tevessül ettirir. Her yolu meşru gösterir. Hele kadınların çaresizliği yok mu? Belki daha iyi bir yaşam belki de kundaktaki bebeğine biraz süt alabilmek için her yolu göze alırlar. Bedenleriyle beraber ruhları da acınacak hale gelse de yapacak pek bir şey yoktur.

Öyle insandan nefret ederim ki; insanın acizliğinden, çaresizliğinden, zayıflığından gelir, rant kazanır. Öyle insandan iğrenirim ki; ucuz insan emeğini, alın terini sermayedarlara peşkeş çeker. Öyle insandan tiksinirim ki; kimsesiz garibanları çürük teknelere doldurup denizin azgın dalgalarına bırakır, kamyon kasalarında, havasız akaryakıt tankerlerinde ölüme terk ederler.

Ölen her insanla birlikte hayaller, arzular, ümitler de yitip gider. İşin en acıklı tarafı ise ölenlerin mezarının belli olmamasıdır. Vatanda ölsen bir dikili taşın olur, bayramda cumada bir ziyaretçin gelir, ancak gurbet ellerde, yabancı memleketlerde son nefesini verirsen ebediyen unutulmaya mahkûm olursun. Galiba mülteci olmanın, yabancı, vatansız olmanın en acı tarafı da bu olsa gerek.

Bir zamanlar bu ülke mazlum ve mağdur halklar için korunaklı bir liman, insanlığın sığınacakları güvenli bir kale idi. Yardım dileyen her millet din, dil ve ırk ayırımı gözetmeksizin bu topraklara kabul edilmiş, onlara insanca muamelede bulunulmuştu. Her türlü baskı ve savaş tehditlerine rağmen bu insanlar birer emanet kabul edilerek asla geri iade edilmemiş ve bu topraklarda özgürce yaşamışlardır. Sonradan kimileri bu ülkeyi vatan bilmiştir.

Bu millet kimleri bağrına basmadı ki; Yahudi, Macar, Polonyalı, İsveçli, Rus, Alman… Bu topraklar kimlere vatan olmadı ki; Asya, Doğu Türkistan, Ortadoğu, Kafkas ve Balkanlar halkları…

Bu tarihi misyon bugün de değişmiş değildir. Sınırlarımız ötesinde ihtilâller oluyor, sosyal patlamalar yaşanıyor. Hunharca cinayetler işleniyor. Kadın, çocuk demeden katliamlar yapılıyor, ve bu mazlum insanlar tarihte olduğu gibi umudu, kurtuluşu, yardımı yine bizden bekliyor.

Temennimiz kimsenin vatanını, yurdunu terk etmemesi. Herkesin öz vatanında refah içinde, özgürce yaşamasıdır, bu da çok hayalci olur. O halde vicdan sahibi insanlara düşen böyle hallerde ensâr ruhuyla hareket ederek yardım ellerini bu mazlum halklara uzatmak olmalıdır.

 

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.