Ana Sayfa > Gündem > Oğlum ve Yahudi Çocukları

Oğlum ve Yahudi Çocukları

yahudiboy

Gecenin karanlığını aydınlatan ışık huzmelerini oğluma nasıl izah etmeliyim? O, bu ışık patlamalarını havai fişek gösterisi sanıp ellerini çırparak seviniyor. Oysa onlar Gazze üzerine sağanak halinde yağan bombalardan, füzelerden başkası değil.

Henüz oyun çocuğu o, dünyadaki kirli siyaseti, kin ve nefret dolu savaşları idrak edemeyecek kadar küçük.

Onun hiçbir ırka, dine ve mezhebe karşı düşmanlık duyguları besleyerek yetişmesini istemem. Hele önyargılarla dolu bir kafa yapısının olmasını asla.

O halde, oğluma Gazze semalarındaki ışık patlamalarını nasıl anlatmalıyım? Akabinde ekrana yansıyan annelerin canhıraş feryatlarını, eli yüzü kanlı çocukların acı dolu çığlıklarını, binaların, okulların, camilerin karton kuleler gibi yıkılmasını, enkaz altından toz toprak içinde masum insanların çıkarılmasını nasıl anlatmalıyım?

Şüphesiz gerçeklerden kaçamam.

Bir kavim ki; milattan önceki çağlardan itibaren yerlerinden yurtlarından edilmiş, tarihin en vahşi zulmüne, kıyımına ve soykırımına uğramış, başka milletler tarafından (Avrupa) itilmiş, horlanmış, sefil ve hakir görülmüş…

Bir kavim ki; gizli örgütler ve parasal güçle içinde yaşadığı toplumlarda ihanet şebekeleri oluşturmuş, dünyadaki ihtilâllerin, devrimlerin ve ayaklanmaların failleri olmuş…

Bir kavim ki; kendi peygamberlerine itaat etmemiş, onları haksız yere öldürmüş bu yüzden Allah’ın lanetine uğramış…

Bir kavim ki; hayat felsefesini dini ve ırki temeller üzerine bina etmiş, başka unsurlara yaşam hakkı tanımıyor, başka din, mezhep ve ırklara tahammülü yok… kendi din ve ırklarından gayrisini köle ve hizmetçiler olarak görüyor…

İşte bu kavim 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde tarih boyunca maruz kaldıkları zulmün, vahşetin, kıyımın bin katını sergiliyor. Hem de dünyanın en modern teknik donanım ve imkanlarına sahip en güçlü ordusuyla dünyanın en zayıf, en savunmasız en acınası halkına karşı gerçekleştiriyor. Hem de dünyanın gözleri önünde, dünyanın gözlerinin içine baka baka katliam yapıyor. Ağababaları rahat koltuklarında haklının değil güçlünün tarafında “vur ha abalıya” modunda. Topyekün insanlık ise bir beyin felci, akıl tutulması içinde, kimseden çıt çıkmıyor. Sesini yükseltenlerin cılız, kısık sesleri ise uzay boşluğunda sönüp giden yıldızlar gibi.

Oğluma anlatmalıyım;

Filistin’e düşen her bir bombanın hakikatte can evimize düştüğünü,

Bağdat’ta, Bosna’da sıkılan her bir kurşunun hakikatte kalbimize sıkıldığını,

Doğu Türkistan’da, Kafkasya’da gerçekleşen her bir zulmün hakikatte yüreğimizi yangın yerine çevirdiğini ona anlatmalıyım.

Gerçi ona vereceğimiz iman ve tarih şuurundan ziyade yetişkin bir birey olduğunda bir insan olarak vicdanen bu vahşete itirazı olacak ve tepkisini ortaya koyacak.

Kız çocuklarının favori oyuncağı bebekler, erkek çocukların ise arabalar ve silahlar… Psikologlar çocukların ruh sağlıklarının gelişimi açısından tabanca, tüfek gibi şiddete teşvik edici oyuncakların satın alınmamasını, şiddet içerikli bilgisayar oyunlarının oynanmamasını tavsiye ediyorlar.

Oğlumum hiç tabancası olmadı, Oğlum namluyu hiç arkadaşına ve kardeşine doğrultmadı, oğlum hiç kovboyculuk oynayıp kızıldereli öldürmedi. Elimizden geldiği kadar onu şiddet unsuru içeren televizyon programlarından ve bilgisayar oyunlarından uzak tutuyoruz.

Oysa onun yaşındaki Yahudi çocukları el bombasının piminin nasıl çekilip fırlatılacağını biliyor. Tanklarda silahların nasıl ateşleneceğini, uçaklarda füze düğmesine nasıl basılacağını öğreniyorlar ve bunları çocukluk masumiyeti içinde gülerek, eğlenerek yapıyorlar ve diyorlar ki; bizler gelecekte birer asker olacağız ve Filistin halkını öldüreceğiz.

Geçen yüzyılın başlarında hakim güçler (İngiltere) Orta doğunun bağrına bir bıçak sapladılar. Arapların kalbine saplanan bu bıçağın adı Yahudilerdi. Zaman içerisinde bıçak daha da bileylendi daha da öldürücü hâle geldi. Bir avuçtular, binleri kurak çöllere sürerek onların evlerini yurtlarını gasp ettiler. Zorba yöntemlerle, silah zoruyla, korku ve tedhiş metodlarıyla peyderpey Filistin halkının topraklarını ele geçirdiler. Sayıları yüzbinlere ulaştı. Nihayetinde temelinde mazlum Filistin halkının kanı ve gözyaşı olan bu topraklar üzerinde devletlerini kurdular.

Musevilik, Yahudilik, Siyonizm, Masonluk ve İsrail devleti… şüphesiz aynı şeyler değil. Hepsini bir kefeye koyamayız. Her birinin uzun bir tarihi süreçte kazandığı anlamı ve taşıdığı dini, ırki ve siyasi özellikleri var. Görünen o ki, tarih boyunca bilim adamları, sanatçılar, düşünürler ve doktorlar yetiştiren Yahudiler, bundan sonra sadece öldürmeye ve yok etmeye programlanmış birer savaş makinesi olan nesiller yetiştirecek.

Aslında bu durum, özelde Ortadoğu halkları genelde ise tüm dünya devletleri açısından hayırlı bir olay, çünkü geleceğin toplumlarında militarizme, şiddete, kaba kuvvete, savaşa yer yok, hele hele sürekli emniyet, güvenlik endişesi taşıyan sürekli teyakkuzda olan toplumların uzun süre var olması asla düşünülemez. İşte bu yüzden gelecekte İsrail diye bir devlet olmayacak. Kuruluşu şurada yarım yüzyılı henüz doldurmuş bir terör devleti 100. Yıl kuruluş törenlerini hiç kutlayamayacak kanaatindeyim.

Bu mukadder akıbeti İsrail devleti kendi eliyle hazırlıyor. Nesillerini nefret ve intikam duygularıyla yetiştirerek ve devletlerini coğrafyadan soyutlayarak hazırlıyor.

Bu savaşa, kontrolsüz gidişe dur diyecek olanlar Yahudi halkı içindeki akıl, iz’an ve vicdan sahipleri kalıcı barıştan yana olanlar olsa gerek.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.