Ana Sayfa > Gündem > Okumuyor muyuz? – 1

Okumuyor muyuz? – 1

Okuyoruz. Ne okuyoruz? Magazin okuyoruz. En çok, büyük ölçüde, daha çok, Magazin. Yani sözlü (şifahi) kültürün olduğu gibi yazıya aktarıldığı metinler. Yani akıl yürütmeye değgin değil de belleğe, anımsamaya dayalı metinler. Yani insanın olaya katılımını en aza indirerek yormadan, rahatını kaçırmadan algılamasına yol açan metinler. Yani insana dişe dokunur şeyler vermeyen, insanı çoğaltmayan, düşünce dünyasını varsıllaştırmayan metinler.

Bu tanıma göre Magazinin iler tutar bir yanı yok. Öyleyse en doğru tutumun onu yaşamımızdan söküp atmak olabileceğini söyleyebiliriz. Gerçekte bu doğrultuda düşünce üretenler de var. İşin doğrusu ne? Anlayabilmek açısından tanımı genişletelim.

Magazin öncelikle yaşamın içinde yerini bulmuş, zihinlerde yer tutmuş bir olgu, bir gerçek. Tüm karmaşası ve devingenliği içinde yaşamın canlı cıvıltılı yanı: ürettiklerimiz, tükettiklerimiz, yapıp etmelerimiz, becerip beceremediklerimiz, yarıştırmalarımız, koşturup durmalarımız, mutluluklarımız, mutsuzluklarımız, tüm ilişkilerimiz; aşklarımız, sevgilerimiz, dargınlıklarımız, öfkelerimiz; dertleşip paylaştıklarımız, dostluklarımız; o öyle şu şöyle bu böyle deyip bitip tükenmeyen kıyaslamalarımız… Kısacası yaşanmışlığın dile gelmesi, yaşamın tadı tuzu. Onsuz olabilir mi?

Bu arada karşısında magazini küçümseyerek yere çaldığımız, kendisiniyse yere göğe sığdıramadığımız yazılı kültür ne? Yanıt açık: dünyanın bir maddesel yanı var, bu maddesel yanın yanında bir de manevi yan var. Bu maddesel, manevi yanların yanlarında ayrıca bir de yasallıklar, kurallılıklar yani düzene değgin boyutlar var. İşte bu maddi manevi yanları, yasallıkları, kurallılıkları anlayabilmek, çözmek, çözümleyebilmek; çözdüklerimizden yeni yeni, farklı sonuçlara varmak, hani toplamına dünyayı yorumlayabilmek diyelim, tüm bunlar akla değgin, akıl yürütmelere değgin durumlar. Dünya insanın kafasının içindeki kadarsa miktarımız aldıklarımız ölçüsündedir. İşte akla ve akıl yürütmeye değgin bu durumlar yazılı kültürde boyutlanıyor. “Ben bunlara gereksinim duymuyorum,” denildiğinde elbette kişinin kendi seçimi olarak görülebilir ancak ne bu lafa ne de sahibine saygı duyulabilir. Cehalet çağı çok gerilerde kaldı ve birinin cehaleti kendisinde kalmıyor.

Özetleyecek olursak sözlü (şifahi) kültür yaşanmışlıklardır, güncel olanın dolaysız bilgisidir, organiktir yani yaşayanlara dönüktür (tarihî değildir), bellekseldir; yapıp etmelerimizin geldim, gittim, durdum, kalktım gibi fiillerle anlatımıdır. Soluk aldığımız şu ana değin, olanı biteni bire bir anlatmaktır. Yazılı kültürse yapıp etmelerimizin dışında dünyanın kurallılıklarının anlatımıdır. Açıktır ki geldim gittim yapıp ettim diye bir söylemle dile getirilmesi yapısına uygun değildir. Uygun olmadığı gibi bir de yetersiz kalacaktır. Bu nedenle akla değgin olanın bilgisidir. Akıl yürütmelerle bir yol alıştır. Burada bellek lojistiktir (olmazsa olmaz), malzeme deposudur.

Her ikisi birbirine karşıt mıdır? Kesinlikle hayır. Her ikisi yan yanadır. Her ikisi gereksinimdir. Öyleyse sorun nereden kaynaklanıyor?

Sorun bir yutturmacadan kaynaklanıyor. Magazini bugünkü haliyle yazılı kültürün ürünü diye kakalamaktan ileri geliyor. Sorun bunun tüm dünyada sistematik bir biçimde uygulanışından kaynaklanıyor. Geniş halk yığınlarını düşünce tembeli yapıp uyutmaktan kaynaklanıyor. Magazin romanlar çağı yaşanıyor. Kültür diye hobi dergileri, yayınları, moda üzerine, mobilya, dekorasyon üzerine yatlar katlar ve daha niceleri üzerine yayınlar…

Yani tam anlamıyla bir yayın kalabalığı. Millete diyorlar ki, yayın adına ne ararsan var seç beğen.

Çok yayının ne sakıncası olabilir diye sorulacak olursa şöyle bir sakınca: Sözün ucuzladığı, insanın değerini yitirdiği ucuzladığı ve gerçek değerlerin inlerle outlarla dışlandığı bir dünyada nedret kanunu (az bulunurluk yasası) bakımından bu bir yöntemdir, gerçek yazınsal değerlerin ucuzlatılması anlamındadır.

Halklar yazılı kültürden uzak bırakıldıkları sürece kendilerini ifade edemeyeceklerdir, organize olamayacak, güçlerini gösteremeyeceklerdir. Bu kimin işine yarar? Elbette dünyayı kemire kemire bitiremeyen ‘Burjuvaların, Burjuva Aristokratları’nın. Onlar için bir günün beyliği bir günün beyliğidir; uyutabildiğince uyut götürebildiğince götür.

Bilimsel düşünce yazılı kültürle gelir. İnsanın merak duygusu doğuştan verili gibidir. Bu nedenle halklar gerçeklere, doğrulara açıktır. Onlar yazılı kültürden gerekeni almasını bilirler. Magazin de aynı biçimde yazılı kültürden payına düşeni almalıdır. İşte o zaman bir sorun kalmayacaktır.

Önümüzdeki sayıda yutturmacanın sistematik oluşunun tarihçesini anlatalım ki söylediklerimiz daha bir açıklığa kavuşsun.

Halil İbrahim Balkaş

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.