Çarşamba, Ağustos 21, 2019
Ana Sayfa > Gündem > Okumuyor muyuz? – 2

Okumuyor muyuz? – 2

Geçen yazımızda magazin olayını ele aldık ve dedik ki “Okuyoruz ancak okuduklarımız magazin. Günümüzde bize yazılı kültür diye magazini kakalıyorlar; böyle bir yutturmacayla karşı karşıyayız. Bu tüm dünyada sistematik bir biçimde uygulanıyor.”

Ekledik: “Magazin romanlar çağını yaşıyoruz.”

Bugün de dile getirdiklerimizin daha bir açıklığa kavuşması için işin tarihçesini anlatacağız.

İnsan beyni binlerce, on binlerce yıldır bir kilo dört yüz gram. Antropologların bulgularına göre bu böyle. Bu hesaba göre de insanbilimin uzanabildiği tarihsel süreç bakımından beyinde gramaj olarak bir sıçrama yok. Peki, düşünsel açıdan beyin kapasitesini arttıran bir durum var mı? Sözgelimi buhar gücüyle devinime geçen katı yakıtlı ilk motorun yapılması beyin kapasitesindeki bir sıçramanın göstergesi olabilir mi? Olamaz. Çünkü bu tür buluşlardan sonra beynin etkinliğinin daha bir arttığına değgin imler yok. Ne tahtayla taşın sarmaşık ipiyle ilişkilendirilip balta yapılması, ne eğri bir dalın iki ucuna ipi gerdirip bir değneğin fırlatılması gibi bir düzeneğin ok diye ortaya çıkması, ne ateşin elde edilmesi, ne toprağın işlenip ekim dikim yapılması ve ne de benzeri buluşlar zihin kapasitemizdeki bir sıçramanın göstergesi olabilirler.

Tek bir buluş var ki doğrudan insanın beyin gücünü etkilemiş, kapasiteyi arttırmış, bulunuşundan başlayarak insanlık tarihini farklı kılmış.

Nedir?

Yazının bulunuşu.

Yazının bulunuşuyla insan şifahî kültüre dayalı bir varlıkken yazılı kültürü de edinerek çift boyutlu bir konuma yükselmiştir.

İnsan tarihsel bir varlık konumuna yükselmiştir. Çünkü her kayıt bir belge, her belge insanlık tarihine bir kayıt olmuştur.

İnsan söylencelerden çıkmış bilimsel gerçeklere uzanmıştır.

İnsan kabile yaşamını aşarak evrensel varlık konumuna yükselmiş, birey bilincini edinmiştir.

İnsan belleksel yaşamdan çıkıp akıl yürütme dönemini başlatmıştır.

İnsan beyin gücünün sınırlarını görmüş, bu sınırları zorlamıştır.

Ve daha eklenebilir.

Ne yazık ki insanlık, kendi tarihinin bu beş bin yıllık varsıllığına bir anda kavuşamamış, bu ancak iki yüzyıl öncesi gerçekleşebilmiş. Çünkü işin başından bu yana yazının gücünü kavrayan yönetici sınıflar buna engel olmuşlar. İnsanların başına kral, şah, padişah diye musallat olan ceberutlar, onların yardakçıları, ortakları, yandaşları, olayın ayrımına varıp halkları, emekçileri yazılı yaşamdan kitlesel olarak uzak tutmuşlar. Aristokrat denilen bu sömürücüler yüzlerce binlerce yıl okuryazarlığı da tekellerinde tutmanın getirdiği avantajla devlet yönetimlerini ellerinde bulundurmuşlar, ordu yönetimlerini ellerinde bulundurmuşlar, halklara adım atacak yer bırakmamışlar.

Okullaşma için yaklaşık beş bin yıl geçmiş.

Yıl 1789.

Öyle bir devrim ki insanlık tarihini bıçakla keser gibi ikiye ayırmış: 1789 öncesi insanlık, 1789 sonrası insanlık.

İnsanlığa mal oluşu bakımından yazının serüveninde son nokta.

Neden?

Aristokratların kelleleri giyotinlerde koparılırken bir yandan da okuryazar kafalar eksilmiş oluyordu.

Devlet yönetmek aşiret yönetmek olmadığına göre bunun için kesinlikle okuryazar insanlara, eğitimli insanlara gereksinim vardı.

İşte dünya tarihinde ilk kez halk çocukları için okullar açıldı. Sistematik eğitim devri başladı. Böylece yazının aristokratlara özgü bir yetenek olmadığı da anlaşılmış oldu. Gerçek devrim buydu. 1789 devriminin büyüklüğü buradan kaynaklanıyordu. Yoksa yalnızca Feodal düzenin yıkılıp yerine Kapitalist düzeninin gelişinden değil.

Bu, insanı çift boyutlu yapan yazının beş bin yıl sonra tüm insanlığa armağan edilişiydi.

Halk çocukları eğitildiler ve Cumhuriyete sahip çıktılar. Geri dönüş olamazdı, olmadı.

Fransa’nın karşısında diğer devletler de okullaşmak zorunda kaldılar. Söz gelimi İngiltere 1871’de İlköğretim Yasası’nı çıkarıyor. Yasanın gerekçesinde “İngiltere bir dünya devleti olacaksa…” deniyor. Yazının gücünün parlamentolarında onaylanışının bir göstergesi. O güne değin nerelerdeydiniz?

1789’da aristokrasiyi alaşağı eden burjuvalar İnsan Hakları Beyannamesi ceplerinde baba bir devrim gerçekleştiriyorlar. Kim bilir onlar nasıl bir dünyayı hayal ediyorlardı. Hiçbiri büyük olasılık, ekonomik, siyasal, toplumsal ve her yönden bataklığa dönmüş böyle bir dünyayı akıllarına getirememiştir.

İşin özeti bugün artık kimselerin okumanın, öğrenimin, eğitimin ve bilimsel düşüncenin önünü alamayacağıdır.

Eğitimde ezbercilik gibi, laik eğitim yerine beyinleri dogmalarla, hurafelerle doldurup bilimsel düşünceden ve yöntemlerden uzaklaştırmak gibi, eğitim sisteminde ticari amaçlara yol verip sistemdeki eşitlikçi yapıyı ve buna bağlı olarak niteliği düşürmek gibi yöntemler sökmeyecektir.

Bunlar nafile çabalar. İnsanoğlu bu dünyaya bir kez geliyor ve iyi bir yaşam sürmeyi, iyi bir eğitim almayı diliyor, çocuklarına da iyi bir eğitim ve yaşam sunmayı istiyor. Bu isteklerin önüne geçilemez. Çünkü yaşamın gerçeği bu.

Kapitalist sistem çöküyor. Karl Marks’ın büyüme teorisindeki öngörüler birer birer ve tıkır tıkır gerçekleşiyor. Ne bu yıkımın önüne geçilebilir ne bu yıkım geciktirilebilir. Kara göründü. Burjuvalara, burjuva aristokratlarına ve onların ideologlarına bir küçük burjuva söylemiyle uzanmanın bir anlamı olur mu bilmiyorum ancak söylenmesi söylenmemesinden iyidir:

Kendinize bir iyilik yapın, İnatlaşmayın.

Çünkü insanlar bugün magazin okuyorlarsa işin özü gerçeği arıyorlar. Ve kesin bulacaklar, buluyorlar da. Devran hızla değişiyor.

Konunun daha da aydınlığa kavuşması için gelecek yazımızda magazin romanlara bir örnek vererek olayı irdeleyelim.

Halil İbrahim Balkaş

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.