Ana Sayfa > Gündem > Politik Vizyonda Gençliğin Aurası

Politik Vizyonda Gençliğin Aurası

Siyasetin yapılma biçimi ve söylemlerine bakıldığında gelecek kaygusu en etkili siyaset diskuru olarak görünmektedir. Bu diskuru oluşturan en etkili bağlam ise “gençlerimizin ve çocuklarımızın geleceği”dir. Ülke ekonomisi konuşulurken “gelecek nesillere sağlam bir ekonomisi olan ülke” bırakmaktan, uluslar arası dengeler konuşulurken “güçlü ve etkili bir devlet için” sarfedilen çabalardan bahsetmeyen siyasetçi ve siyaset kurumu neredeyse yok gibidir. Buradan hareketle denilebilir ki aslında siyasetin gizil öznesi niteliğinde bir kavramla karşı karşıyız. Daha yaşanabilir bir ülke vadeden politik aktörler her ne kadar özne olarak gençlik kavramının etrafında çevirdikleri söylemi içerik olarak farkında olmadan kullansalar da bu kavram bitmeyecek bir iksir gibidir. Çünkü gelecek umudunun yegane temsilcisi gençlerdir. Geleceği inşa ederken tutunulan hayallerin, serdedilen cümlelerin hafızaya kazınan imgelerin altında aslında “gençlik iksirine” ulaşma metaforunun silinmez izleri vardır. Siyasetin gizil öznesi niteliğinde olan gençlik kavramının hayata dair etkin ve belirleyiciliğine baktığımızda ise “büyükler”in yapmış olduğu siyaset diskurunda sadece fiiliyata dökülmeyen bir obje olarak kaldıkları söylenebilir. Her ne kadar bir dönem (68 ya da 78 gençliği olarak ifade edilen dönemi yaşayan gençlerin varlığı buna örnek olarak gösterilebilir) genç politik aktör olarak Türkiye siyaseti için bir manivela niteliğinde ortam oluştursa da arkasından gelen askeri darbe bu manivelayı yok etmeyi başarmıştır. 80 Askeri darbesi, farklı bir yorumla okunacak olursa yaşlıların, iktidarı gençlere kaptırmamak amacıyla başvurdukları bir çare de olabilir. Çünkü 80 öncesi politik bir aktör olarak masaya oturmasına ramak kalmış bir gençlikten söz ediyoruz.

 80 Askeri Darbesine Giden Süreçte Siyasal Aktör Olarak Gençlik

1980 darbesine kadar yaşanan süreçte gençliğin aktör olma hayali olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu siyasal tavırla ilgili literatüre baktığımızda ise iki farklı yorumla karşılaşıyoruz. O dönemi yaşayan sağ ve sol gençlik bugün geriye dönerek değerlendirmede bulunduklarında “kullanıldıklarını”  zorlanmadan ifade edebilmektedirler. Gençliğin politik aktör olarak masaya oturmalarına ramak kalmıştı yollu yaptığımız yaklaşımın ise aslında gençlerden bağımsız bir şekilde onları sahnede rol yapan aktörler konumuna iten bir güçten söz etmemiz gerektiği aşikar hale geliyor. Aslında dönemsel olarak yapılacak incelemelerde gerçekten gençlerin 80 öncesinde siyaset arenasının en ciddi aktörü olduğu yönünde değerlendirmeler yapılabilir. Ama geniş açılı bir objektifle tarihsel plana bakıldığında ise o dönemin gençleri ama bugünün orta yaş ve üzerindeki nesli “kullanıldıklarını” söylerken aslında genç kavramı etrafında yapılan söylemlerin de daha fazla melankolik bir hal aldığı düşünülebilir. Hayallerinin peşinden giden gençliğin elinde sadece kandırıldıklarının katını olarak cezaevi anıları kalmış ama bu anılar siyaset sahnesinde olması gereken bir şeyi bu gençlere cezaevinde öğretmiştir: siyaset dost ve düşman saflar üzerinden değil rakip ve rekabet metaforu etrafında yapılan bir şeydir.

 Gençliğin Depolitizasyonu ve Türkiye Gençliği

Küreselleşen kapitalist mantığın örgüsü içerisinde gittikçe başat unsur haline gelen tüketim kültürüyle de paralel bir süreç izleyen Türkiye gençliğinin durumu 80 askeri darbesinden sonra politik bir özneden apolitik bir figüre indirgenmiştir. Bu indirgeme, hazırlanan sistem formasyonu içerisinde doğal bir hal olarak görünebilir ama bu sistemi kurgulayanlar bilinçli olarak durdukları yeri iyi bilmektedirler.[1] Kapitalist sistemin beyni, tıpkı küresel dünya tahayyülünü oluştururken insanları hayata yabancılaştıracak derecede üretimden kopartıp tüketime mecbur bırakması gibi Türkiye gençliği de politik sahneye çıkmaya hazırlanırken bir anda farklı araçlarla sahnenin dışında kalmıştır. Gençleri sahne dışı bırakmak için kullanılan argümanlar ana siyaset metninin ek dokümanları niteliğindedir. Örneğin eğitim politikaları konuşulurken üretilen söylemde bile bu ek doküman metaforunun gerçek olduğu söylenebilir. Dolayısıyla tıpkı kapitalizm karşısında kendine yabancılaşan insanın trajedisinde olduğu gibi Türkiye gençliği de siyasete yabancılaştırılmış ve siyaset motorunun bir parçası olmaktan ziyade bagaja atılan yedek lastik niteliğinde bir görevle karşı karşıya kalmıştır. Bir meslek olmamasına rağmen, Türkiye’de siyaset yapmak meslek erbaplığı noktasında kabul görmeye başladığından hareketle; siyaset mesleğini ircaa edenler arabanın tekeri patladığında bagaj kapağını açmakta ve patlayan lastiğin yedeğini kullanmaktadır.

 Gençlerin apolitik bir noktada konumlanmalarının temel nedenleri göz önüne getirildiğinde Türkiye siyasasının çarpıklıklarının yanısıra küresel kapitalizmin de farklı boyutlarda katkısı olduğu söylenebilir. Küresel sermaye yüz yıllık bir süreçte kendi ritmi ve akordunun bozulmaması için gençliğin hayata aktör olarak katılmasının önünü tıkamak için çeşitli noktalarda yollarını denemiştir. En kestirme yoldan giderek söyleyecek olursak kapitalizm çocukluk yaşını teorik olarak olmasa bile pratik olarak uzatmış ve insan olarak gencin neredeyse 30’lu yaşlarına kadar sadece tüketen bir varlık olmasını sağlamıştır. Eğitim, niteliksel olarak değil ama niceliksel olarak belli bir zaman dilimine yayılarak gençlerin tüketici unsur olarak kalmalarının gerekçesi olarak ortaya konulmuştur. Üretimle karar alma mekanizmalarına katılım arasında doğrudan ilişki olduğu düşünülürse tüketime kaydırılan gençliğin karar alma mekanizmalarındaki ektisi de doğal olarak kırılmış demektir. Bu noktadan itibaren aktör olma yolunda vurgulu konuşmalar yapması hayal edilen gençliğin de bu hayali yaşlıların siyaset söylemlerinin arasında garnitür olmaktan öteye gidememiştir. Bu garnitür olma hali de doğal olarak gençliği tarihin herhangi bir momentinde merkeze yaklaştıran etki tepkiden uzaklaştırıyor. “Eğitim şart” kalıbına oturtularak her geçen gün örgün veya yaygın şekillerde uzatılan eğitim süresi doğal olarak çocukluk ve gençliğinde uzatıldığı anlamına geliyor.

 Eğitim Düzeyi Yükseldikçe Demokrasiyle Arası Açılan Gençlik

Eğitim olgusundan bahsedildiğinde karşımıza özellikle son yıllarda çıkan bir başka çelişkili durumu belirtmekte fayda var. Bu durum belki de 80 sonrası Türkiye gençliğinin apolitik bir noktaya doğru savrulduğunun en çarpıcı kanıtlarından birisi olsa gerek. Seçmen davranışları bağlamında Türkiye genelinde yapılan araştırmalarda, eğitimin yükselmesiyle paralel olarak demokratik kavramlar üzerinden yapılan karşılaştırmalarda eğitim düzeyi arttıkça demokrasi kavramının çeperlerinden uzaklaşan bir gençlik ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durumu daha sarih bir şekilde anlatmaya sanırım en güzel örnek Sosyalist Enternasyonel’e üye olan fakat Avrupa şartlarında tam bir sağcı parti görünümünü bir türlü üzerinden atamayan CHP’dir. Kavramsal düzeyde kendisini sosyal demokrat olarak ifade eden bir partinin pratiğe indirgendiğinde ortaya koymuş olduğu praksis tamamen tersi bir durumu işaret etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de gençliğin 80 sonrası durumunu da kuşbakışı bir okumayla eğitim durumundaki yükselişe paralel demokrasi kavramından uzaklaşmasında görebiliriz. Bu aslında Cumhuriyetin kurucu elit kadrolarının devamını niteliğinde sosyolojik okumalara tabi tutularak Beyaz Yakalılar diye isimlendirilenler için de benzer bir okumayı gerektirmektedir. Onların da en eğitimsizi üniversite mezunu olmasına rağmen neredeyse otokrasiyi savunmaları Türkiye siyasası ve politik arenası için çıkmaz sokaklardan birisi olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin eğitim düzeyi arttıkça ifade özgürlüğünün savunusunu yapanların oranı artar yönündeki bir hipotez 80 sonrası Türkiye gençliği söz konusu olduğunda yanlışlanabiliyor ve karşımıza eğitim durumu arttıkça ifade özgürlüğü noktasında demokrasiden uzaklaşmış bir gençlik çıkıyor.[2]  Althuser’in de belirttiği gibi modern zamanlarda devletin en önemli ideolojik aygıtı eğitimdir tespitinden yola çıkılarak söylenecek olursa 80 sonrası devletin eğitim tezgahından geçerek ortaya çıkan neslin apolitik bir noktada duruyor oluşunu daha rahat anlayabiliriz.

 Sonuç olarak 80 sonrası Türkiye gençliği kapitalist küreselleşmeye paralel ilerleyen bir eğitim süreciyle de birleşince ortaya apolitik diye tanımlanan topluluk çıkmıştır. İnternet devriminin bu apolitik gençliği nasıl dönüştüreceğini, en azından sokaklarda slogan atmaktan, siyasal bir irade olarak kendini konumlandırmaktan vazgeçmiş gençliğin masa başından yapacağı şeyler onu politik bir özne olarak tekrar gün yüzüne çıkartabilir mi bekleyip görmek gerekecek.

Kaynaklar

Aktay, Yasin, Türkiye‟de Demokrasi Kültürü ve Siyasal Durum Analizi, Eğitim Bir Sen Yay, Ankara, 2007

Aktay, Yasin, Kızılkaya, Ahmet, Osmanoğlu, Emir., vd., Türkiye’de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik, Eğitim Bir Sen Yayınları, Ankara, 2010

Lüküslü, Demet, Türkiye’de “Gençlik Miti” 1980 Sonrası Türkiye Gençliği, İletişim Yay., İstanbul, 2009


[1] 80 sonrası Türkiye gençliğinin “apolitik”, “depolitize”, “bencil”, “kayıtsız”, “vurdumduymaz” bir eleştiri süreciyle karşılaşmasını daha geniş okumak için, Demet Lüküslü’nün Türkiye’de “Gençlik Miti” 1980 Sonrası Türkiye Gençliği çalışmasından yararlanılabilir.

[2] Bu duruma somut olarak verilebilecek iki araştırma çalışması vardır. Eğitim ve Demokratik kavramlar düzleminde karşılaştırmaları daha ayrıntılı incelmek isteyenler Eğitim Bir Sen tarafından yaptırılan Türkiye’de Demokrasi Kültürü ve Siyasal Durum Analizi başlıklı ve Prof. Dr. Yasin Aktay yönetiminde yapılan araştırmaya bakabilirler. Yine bir diğer örnek çalışma çok geniş bir örneklem deseni ile Türkiye genelinde yapılan ve kültürel ve etnik kimlik temsilcileriyle de derinlemesine görüşmelerle zenginleştirilen Türkiye’de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik araştırmasıdır.

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.