Ana Sayfa > Gündem > Ramazan Ayına Özel Kampanyalar

Ramazan Ayına Özel Kampanyalar

kampanya

Sade bir vatandaş olarak derdimizi kime anlatalım. Kamu ya da özel kuruluşların vatandaşı memnun etmeyen, onu madden, manen ve sağlık açısından zarara sokan uygulamalarını kimlere şikayet edelim. Konuyla ilgili isteklerimizi, uyarı ve ikazlarımı kimlere, nasıl yapalım.

BİMER diye bir kuruluş var. Herkes e-devlet vasıtasıyla şikayetlerini, isteklerini iletebiliyor. Ben de birkaç sorunu Bimer’e yazmıştım, ama gördüm ki asla çözüm odaklı değiller. Âdet yerini bulsun diye usulen geri dönüş yapılıyor. İletilerin okunduğundan, sorunların ciddi olarak takip edildiğinden açıkçası emin değilim. Sorunlar olduğu gibi devam ediyor.

O halde iş yine başa düştü, sade bir vatandaş olarak beni rahatsız eden aşağıdaki hususları (özellikle Ramazan ayının başlamasıyla, ramazan ayını seküleştiren reklamları) RTÜK, Tv kanalları, basın yayın organları, top yekün medya ve halkımız duysun istedim. Şöyle ki;

1–  Ramazan ayına bir hafta kala başlıyor ramazan ayına özel banka kredileri, araba, ev, telefon kampanyaları, enva-i çeşit ürün reklamları…vs. Bayrama kadar da geceli gündüzlü görsel, yazılı medyada arz-ı endam ediyor. Kimse sormuyor mu?  kur’an, oruç ve ibadet ayı olan mübarek ramazan ayı ile banka kredilerinin, araba kampanyalarının, telefon operatörlerinin ne ilgisi olabilir diye. Dahası içinde ne olduğu belli olmayan içecek reklamları mı ararsın yoksa İslami usullere uygun olmayan yiyecek reklamları mı? Kavurucu yaz sıcaklarında Allah’ın rızasını kazanmak için oruç mu tutacağız yoksa dinen yasak olan faizli banka kredilerini, uluslararası şirketlerin satış kampanyalarını mı takip edeceğiz? Hem hangi dini otorite faizle para kazanan bir kuruluşun faaliyetlerine, taksitli alış verişe ve İslami usullere uygun olmayan bir ürüne caizdir fetvası verebilir… Medyamız bu haliyle Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor. Eskiden İslami hassasiyetleri olan (bir kısım) medya özellikle dikkat ederdi bu hususa, mesela bir banka reklamını televizyonunda asla oynatmazdı, İslami kurallara uygun olmayan bir gıdanın ya da içinde ne olduğu belirsiz bir içeceğin reklamını gazetelerinde yer vermezdi. Hele bir namahrem şampuan, krem, elbise… vs reklamlarının İslami denilen bir medyada boy göstereceği asla düşünülemezdi. Şimdi bunlar âdiyattan sayılıp, teferruat kabul ediliyor. Onlar da dünyevileşti, seküler hayat tarzını hayat tarzı olarak benimsediler. Helal-haram ölçülerine dikkat etmeden medyalarında kuruluşların gayri İslami reklam ve kampanyalarına çarşaf çarşaf yer verip mensuplarına mübah gösteriyorlar. İşte asıl tehlikeli olan bu.

 

2– Mübarek Ramazan ayı değil, mübarek diyet ayı sanki… Yine medyamızda öyle diyet, öyle yemek programları var ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Allah sizi inandırsın geçen gün bir diyete rastladım akıllara ziyan; bir baş sarımsağı, enva-i çeşit baharatı bilmem ne otunu, hangi tropikal ağacın kökünü alıp dövüyorsun, sütle, meyve suyuyla falan karıştırıyorsun. Sahurda büyük bir bardak içiyorsun, iftara kadar insanı ne acıktırıyor ne susatıyor. İftarda orta boy bardak içiyorsun sahura kadar hazma iyi geliyor. Yahu kimse sormuyor mu? Yeme, içme, diyet ayında mıyız yoksa içinde bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesinin olduğu, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı mübarek ramazan ayında mı? Nerede kaldı orucun tuz ya da hurma ile sünnete uygun olarak açılması, nerede kaldı o güzelim iftar sofraları başında ailecek dakikaları, saniyeleri saya saya ezanın okunmasını, topun patlamasını beklemek. Oruçlunun iki sevincinden birisi iftar anı değil mi? Şu yaz sıcaklarında akşama kadar açlık, susuzluk çekilecek elbet, ekmeğin suyun kadri kıymeti ve aç insanların hali anlaşılacak. Ne yiyip, içeceğimize, sağlıklı yaşamımıza medya mı karar verecek canım. Lütfen diyet programlarınızı içinde ramazan ayı olmayan başka ay ve günlerde yayınlayın. Onların yaptığı mübarek ramazan ayını manevi ikliminden çıkartıp bir yeme, içme ve diyet ayına çevirmek. Böylelikle hem ramazan ayının dini içeriğini boşaltmış hem de din istismarı yapılarak bol bol paralar kazanmış oluyorlar. Bu milletin bir damak lezzeti, bir ağız tadı olduğunu, ramazan ayına has ibadetlerin, âdetlerin olduğunu halkın bin sene gerisinde olan bu mürteci, cahil medya ne zaman anlayacak.

 

3–  Günahsız ve masum çocuklar… Teni cennet kokulu, melek çehreli bebekler… Onlar için en büyük tehlike reklamlara alet edilmeleri. Minicik bebeklerin vır vır dönen çamaşır makinesi başında ne işi var ya da sessiz çalıştığı iddia edilen klima karşısında ne işi var. Çocukları sağlıksız gıda ve içecek reklamlarında kullanmanıza ne hakkınız var. Bir reklamda çocuk topunu almak için elbise dolabına asılı vaziyette duruyor. Bu reklamı seyreden bir yaramaz dolaplara asılsa ve dolap üzerine devrilse bunun hesabını kim verecek.

Yakında bayram gelecek. Yukarıdaki rezaletler bu sefer bayram taksitlerine, kampanyalarına, bayram kredilerine dönüşecek. Bir bankanın verdiği düşük faizli ihtiyaç kredisi ne zamandan beri geleneksel değerlerimizden oldu. Bilmem hangi dondurmayı iftarda yemek ne zaman gelenek haline geldi.

Her zaman olduğu gibi bu bayramda da ne yiyip ne içeceğimize yine medya karar verecek.

Gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyorlar. Milleti aptal yerine koyuyorlar dini ve milli değerlerimizle oynuyorlar. Millet olarak bu zevksiz, pespaye reklamlara daha ne kadar prim vereceğiz. Mübarek aylarımızın, dini günlerimizin ve tarihten gelen kültür değerlerimizin asli rotasından çıkartılıp, içlerinin boşaltılarak üç beş şirketin menfaat ve yüksek kâr amaçları için feda mı edeceğiz?

Menfaat çarkları hep dönecek. Hayatta ilişkiler maksimum kazanç üzerine dizayn edilse de bu çarkın dişlileri arasında aileler kalacak. Şirketlerin tek bir amaçları var; yüksek kazanç, azami kar ve daima zirvede olmak. Bizimse sağlığımız, ailemiz ve geçim derdimiz. Onlar için önemli olan içinde ne olduğu belirsiz, gdo’lu, sağlığa zararlı gıda ve içeceklerin daha fazla satılması, bizim için ise çocuklarımızın sağlığı mı? Bankalar için hayat memat meselesi daha fazla ihtiyaç, tüketim kredisi satmak, fert olarak bizim için ise maddi imkanlarımız ve krediyi geri ödeyip ödeyememe gücümüz. Sonra ne mi oluyor? sağlıksız nesiller yetişiyor, bankalar ailelerin ensesinde boza pişiriyor ve mahkeme kapılarında aile dramları yaşanıyor. Bu dramlar yaşanırken de kimseler olmuyor ailelerin yanında, kimse sorumluluğu üstlenmiyor. Olan yine masum vatandaşa oluyor. En önemlisi de dini değerlerimiz mana ve mefhumunu kaybediyor.

2. Dünya savaşı sonrası, 60’lar hatta 70’lere kadar Türkiye hakikaten bir yokluk ve kıtlık ülkesi. Bir toplu iğnenin dahi üretilmediği fakir bir ülke. O yokluk yıllarında dahi insanlar geleceğe umutla bakıyor. Aileler tutumlu, fertler iktisat, kanaat ve tasarruf sahibi. Anneler evde yama yapıyor, kazak örüyor, ilik dikiyorlar. Reçel kaynatıyor, erişte kesip kışlık hazırlıyorlar. Genç kızar gergef işliyor, el işi yapıyorlar. Yani herkes üretim yapıyor. Günümüzde ise yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda. Her şeyi hazır tüketiyoruz. Alış veriş merkezlerinden ellerimizde dolu poşetlerle dönüyoruz, oysa oraya sadece gezmeye ya da bir ürüne bakmaya gitmiştik. Kafalarımız karışık, asli ihtiyaç nedir bilmiyoruz, mağazalarda, alışveriş merkezlerinde ne varsa illaki evimizde de olacak. Çıkan yeni bir ürün her ne ise muhakkak onunla ilgiliyiz.

Çılgınca tüketimin yapıldığı, israfın had safhada olduğu bir toplum düşünemiyorum. Böyle bir toplum tarihin hiçbir devresinde var olmadı. Var olanlarda tarihin tozlu sayfalarında yerini aldılar.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.