Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Referandumun Siyasi Sonuçları

Referandumun Siyasi Sonuçları

Halkı böldüğü, dünya kamuoyu nezdinde ülkemizi bölünmüş ve zayıf gösterdiği eleştirilerine rağmen, referandum ile Türkiye’nin ‘normalleşme’ sürecinde önemli bir adım daha atıldı.

Ordu, akademya, diplomasi, sivil bürokrasiden sonra yargı da değişim ve dönüşümden payına düşeni aldı.

Yasama-yürütme-yargı erklerinden yargının diğerleri aleyhine artan ağırlığı kısmen izale edilerek, temel erkler arasında daha dengeli yapıya kavuşuldu.  

Hukuk devleti olma yolunda yeni ve önemli bir merhale kat edildi. İhtiyaç duyulan mevzuat değişikliklerinin gerçekleştirilmesi ile hukuk devletinin önündeki bazı engeller kaldırıldı.

Hukukun hakim kılınması için yürütülen operasyon/dava/soruşturmaların selameti için gerekli yapısal düzenlemeler gerçekleştirildi. ETÖ, darbe-cunta iddialarının yargılanmasına gösterilen direnç aşıldı.  

21 Ekim 2007 referandumundan sonra 12 Eylül 2010 referandumunun da başarıya ulaşması, yenileri için güç ve cesaret verdi. Yöntem olarak halkoyuna başvurulmasının önü açıldı.

Batı’da katılım oranları ve sürpriz sonuçları ile güven sarsan referandum örneklerine karşılık Türk demokrasisi iyi bir imtihan verdi. Referandum doğrudan demokrasinin işlediğine örneklik teşkil etti. Referandum, Dünya kamuoyunda Türkiye’ye prestij kazandırdı. 

Soğuk savaş ile yüzleşmesini gerçekleştiremeyen yegane ülke olan Türkiye de gerçekleştirdiği anayasa değişiklikleri ile bu yönde önemli adım attı. 

21. asrın dinamikleri, 20. asır statükosu karşısında yeni bir zafer kazandı. İkinci dünya savaşı sonrası ihdas edilen statüko, Menderes ve Özal’ın getirdiği değişime mani olmuş, onları münferit (tek) parantezine almıştı. Erdoğan, statükoya karşı aynı yoldan, onları aşan başarı elde etti.

Denge-fren mekanizmasının zarar gördüğü eleştirilerine rağmen, devlet-millet ikilemi büyük oranda izale edildi (giderildi).

Türkiye, medeniyet projesini hayata geçirebileceği en verimli vasatı yakaladı.

 

Referandumun siyasi sonuçları:

 Siyaset kısa ve orta vadede istikrarı yakaladı

Referandum sonuçlarının kısa ve orta vadede en önemli anlamı istikrar ile özetlenebilir. Tablo ile Türkiye, 11 Eylül’e göre 13 Eylül’de önünü daha rahat görebilir hale geldi. Sonuçlar, önümüzdeki genel seçimlerde de tek parti iktidarının süreceği, siyasette dengelerin korunacağı şeklinde yorumlanabilir. Zira ortaya çıkan tablo, muhalefetin tek tek ya da birlikte iktidar çıkarmalarının zor olduğunu gösterdi. Buna karşılık, AK Parti’nin desteğinin sürdüğü,  % 58’lik ‘Evet’in içerisinde Ak Parti’nin tek başına iktidarına yetecek oyun mevcut olduğu ortaya çıktı. Bu konuda kamuoyunda geniş bir mutabakat göze çarpıyor. Ak Parti tabanına hitap eden, referandumda pakete destek veren Saadet Partisi’nde yaşanan gelişmeler bu algıyı daha da güçlendiriyor.

Türkiye’nin referandumdan siyasi belirsizlikleri minimize ederek çıkması ekonomi ve bürokrasi başta olmak üzere olumlu etkileyecektir. Sonuçlar, iç ve dış ekonomi çevreleri için güven, bürokraside işlerin aksamaması manasına geliyor. Keza 2011 seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sorunsuz geçeceği, popülizmden ve seçim ekonomisinden uzak durulacağı söylenebilir. Nitekim Başbakan Erdoğan, bakanlarına seçim ekonomisi uygulanmaması yönünde talimat vererek bunu teyid etti.

İktidar partisi, referandum sürecinde deklare ettiği gibi referandumun sonuçlarını seçim gibi değerlendirmeme taahhüdüne –şu ana kadar- sadık kaldı. Parti sözcüleri, pakete verilen % 58’lik desteği iktidarına destek olarak yorumlamama özenini sürdürüyor. Bununla birlikte yapılan analiz ve projeksiyonlarda sonuçlar veri olarak kabul edilip, bunun üzerinden değerlendirmeler yapılıyor. Ki bu da doğal…

 

Özal’ın “iki buçuk parti”li siyasi yelpazesi daha sağlamlaştı, diğer hedefleri gündemde

2002 ve 2007 seçimlerinden sonra 2011 seçimlerinde mevcut tablonun korunacak olması, Türk siyaseti için ‘iki buçuk parti faraziyesi’nin hayata geçmesi olarak yorumlanabilir. Bu, Turgut Özal’ın Türk siyaseti için özlem ve öngörüsü idi.

Türkiye’de de ABD, İngiltere ve Yunanistan gibi iki güçlü parti eksenine oturan siyasi yelpaze, orta vadede de istikrara işaret ediyor. Yeni asırla birlikte, siyasetin AK Parti ve CHP eksenine oturduğu görülüyor. Tabloyu Türk ve Kürt milliyetçisi partiler ile İslamcı geleneğin partileri tamamlıyorlar.

Siyasi yelpaze giderek, Türk siyasetinin en yeni partisi ile en eski partisi ekseninde ikili yapıya oturuyor. 

AK Parti, 12 Eylül referandumunda sağladığı yeni başarı ile siyasette kalıcı olduğunu, kurumsallaştığını gösterdi. Önümüzdeki dönemde siyasete uzun süre Ak Parti kadrolarının damgasını vuracağı öngörülebilir. Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi, kalıcılığı ile Menderes’in Demokrat Partisi, Bozbeyli’nin Demokratik Partisi ve Özal’ın Anavatan Partisi ve benzer daha küçük tecrübelerden ayrıştığı söylenebilir.

Erdoğan, Özal’ın ideali olan başkanlık sistemi ile yeni anayasayı gerçekleştirmeye yakın duruyor. Her iki konuda da tartışmalar hız kazandı.

AK Parti’nin kalıcılığında kendisini refere ettiği (irtibatladığı) siyasi köken ile felsefi/ideolojik temellendirmesi önem kazanacaktır. Yakaladığı olumlu vasat, gücünü artırması AK Parti’ye bu imkân ve fırsatı da veriyor.

 

Darbe dönemi kapandı, parti kapatma zorlaştı, sivil siyaset alanını genişletti

Anayasa değişikliği ile parti kapatmaların zorlaştırılması, mevzuattan kaynaklanan yapısal sorunun aşılmasını sağladı. Bu ise sadece kısa ve orta vadede değil, uzun vadede de istikrarın süreceğinin göstergesi. Bilindiği gibi 2008’de iktidar partisi kapatılma riski ile karşı karşıya kalmıştı.

Siyasetin kendine alan açması, AK Parti’nin pekiştirmesi, iktidarın gücü yanında sorumluluklarını da artırdı. Zira toplumda, yapısal ve daha köklü sorunların çözümü yönünde beklentiler arttı. Bütünüyle yeni anayasa talebi buna örnektir. Türkiye’nin önümüzdeki dönemine damgasını vurması beklenebilir. İktidar partisi yeni anayasa için istekli görünüyor.

Türkiye’de, askeri bürokrasinin baskın olduğu yapıdan sivil iradenin hakimiyetine geçişte önemli bir dönemeçten geçildi. Devleti ordunun kuruluşu (M.Ö. 209)  ile irtibatlı ele alan asker millet algısı tarihi bir kırılma yaşıyor. Cumhuriyetin kurulması ağırlıkla asker kadronun eseri idi. Soğuk savaş statükosunda küresel politikaların ülkeye aktarılması da yine askerler üzerinden olmuştu. Şimdi askeri (militer) idarenin yerini sivil siyaset alıyor. Bu, çağa uygun olması yanında, askerleri rahatlatan, kademelendirmeye imkan veren, dolayısıyla ülkenin gücünü artıracak yeni bir süreç. Bunun hakkını verecek sivil kadroların yetiştiği, yetişmekte olduğu da tespit olarak söylenebilir.   

Muhalefette de değişim kaçınılmaz

Referandumdan, AK Parti ve lideri Erdoğan’ın güçlenerek çıktığı ittifakla kabul ediliyor.       12 Eylül referandumu AK Parti ve liderinin peş peşe 7. galibiyeti olarak kayıtlara geçti. 2 genel, 2 mahalli, 1 ara seçimden sonra ikinci referandumdan da galip çıkan AK Parti, sadece yakın dönem değil, uzak dönem refiklerinin de ulaşamadığı başarıyı yakaladı. Referandumda % 58 ile rahat bir ‘Evet’ sonucu 2011 genel, 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Erdoğan’ın belirleyiciliğinde geçeceği de söylenebilir. 

İstikrarın korunması, tek parti (AK Parti) iktidarının sürmesinin bir başka anlamı ise alternatif eksikliğidir. Muhalefet partilerinin referandum tercih ve performansı ile benimsedikleri siyaset tarzları halktan yine destek görmedi. Eski tarz siyaset, referandumun muhalefet cephesinde ele alınışında da kendini gösterdi. Zira AK Parti referandumda ‘Hayır’ veren muarız (karşıt)larına ulaşmak için atak tavır benimserken, muhalefette daha çok mevcudun konsolide (muhafaza) edilmesine odaklı pasif tutum göze çarpıyor.

CHP ve MHP, ‘Hayır’ taleplerinin halkta bulduğu karşılığı kendi pencerelerinden değerlendirmeye tabi tuttular. Okumalarında eski söylemlere sarıldıkları, mazeretler ve öteki üzerinden durumu açıklamaya çalıştıkları görüldü. İki parti, % 42’lik ‘Hayır’ diliminin taksiminde ise ihtilafa düştüler. Her iki parti de kendi payını optimum (en yüksek) göstermeye dönük çaba ve analizler yaptı. Ancak kamuoyunda sonuçların muhalefet açısından başarısızlık tespiti yapılıyor. Yeni başarısızlığın da etkisiyle ‘Hayır’cı muhalefetin sonuçlarla yüzleşmesi kaçınılmaz olacaktır. Buna SP’nin özel durumu da ilave olduğunda, seçimlere kadarki süreyi CHP ve MHP ve SP’nin dışa dönük olduğu kadar içe dönük tartışmalarla geçirmeleri muhtemel görülüyor.

Şayet muhalefet partilerinde bir değişim ve dönüşüm yaşanacaksa bunun kısa vadede gerçekleşmesi zor görünüyor. Zira seçim sathı mailine girilmiş bulunuyor ve muhalefet seçim baskısı altında. Mevcut şartlarda, atak tavır yerine mevcudu korumaya dönük refleksif tutum benimsemeleri beklenebilir. Bu nedenle muhalefette kısa vadede köklü sahici bir değişim/dönüşüm beklentisi gerçekçi olmayacaktır. Keza 2011 seçimleri ile birlikte eski tip muhalefetin daha çok sorgulanacağı, lider ve kadro değişimlerinin muhtemel olduğu değerlendirilebilir.

Siyaset boşluk kaldırmaz, inisiyatif içerde tutulmalı

Muhalefette problem salt siyaseti eski söylem ve metodlarla yapmalarıyla sınırlı değil. Zira lider (kişi) ve kadro zaafı da yaşanıyor. Özellikle CHP’nin akraba alanlarla bütünleşerek girdiği imtihandan başarısız çıkması bu zaafı daha da derinleştiriyor. Zira CHP’de Baykal- Kılıçdaroğlu değişimi, sol siyasette potansiyel parti ve adayları (DSHP ve Mustafa Sarıgül gibi) da etkilemiş, kimi partiye iltihak etmiş, kimi ise geri çekilmeyi tercih etmişti.

Sonuçlar, CHP’de doğal olmayan yollarla gerçekleşen ancak referandum sathında ertelenen tartışmaları da yeniden alevlendirebilir. Nitekim bunun işaretleri de alınmaya başlamıştır. 

Referandumda beraber ‘Hayır’ kampanyası yürüten muhalefet partilerinin, birlikte hareket etmelerine rağmen başarısız olmaları, müteakip seçim/referandumlarda birlikte hareket etmelerini zorlaştırmıştır.

MHP’ye tabanından gelen tepkiler, CHP ile son birkaç seçimde yaşanan dirsek temasını tartışılır hale getirmiştir. Şayet olacaksa bile iki partinin bundan sonraki seçim ittifakı ve ortak zeminde buluşmalarını güçleştirmişti. MHP’nin tabanından gelen baskılar neticesinde CHP çizgisine yakın politikalar takip etmekten vazgeçip, yeniden klasik muhafazakar-milliyetçi çizgiyi benimsemesi beklenebilir. Siyasi dengeler açısından bunun Ak Parti’yi hoşnut mu yoksa rahatsız mı edeceği belli değildir.   

Bir diğer muhalefet partisi BDP’nin referandum ve sonrası durumu ise ayrı bir sıkıntı kaynağıdır. Zira halen terör örgütü ile arasına mesafe koyamaması, siyaseti ön plana çıkarıp inisiyatif alamaması çözüm kapasitesini düşürmekte, bu da siyasetin ve ülkenin normalleşmesi önünde engel oluşturmaktadır. 

Siyasette alternatifsizlik, kendini ifade zemini bulamayan halk kesimlerinde hoşnutsuzluk doğurabilir. Muhtemel sistem dışı arayışlar belli bir risk barındırmaktadır. 

Muhalefet boşluğu ve hoşnutsuz kesimlerin temsil zaafı doğmasının en büyük riski çözüm arayışlarını başka zeminlere kaydırması ihtimalidir. Özellikle inisiyatifin dışarıya geçmesi, ülkenin dış baskılara maruz kalması ihtimal dahilindedir. Bu anlamda, referandum sonrasında Kürt meselesinin çözümü için AB’den M. Ahtisaari başkanlığında ‘Akil Adamlar’ heyetinin Türkiye temasları ile Batılı bazı medya organlarının yayınları manidardır.

Son tahlilde alternatifsiz iktidar, iktidar için de tercih edilir değildir. Ülkenin bir vadede alternatif/ler çıkarması da elzemdir.

—–

Not: Gelecek makalemizde referandum siyasi haritasına “farklı”  ve “detaylı” yorumlar getireceğiz.

Mehmet Niyazi Yavuz

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.