Ana Sayfa > Köşe Yazıları > Siyasetin Yabancılaşması ve Halkın Dersi

Siyasetin Yabancılaşması ve Halkın Dersi

İnsanlık tarihi boyunca birçok farklı yönetim sistemi denenmiş ve en sonunda cumhuriyet ve demokrasi bu sistemlerin en akli olanı ilan edilmiştir. Ancak ilan edilen bu akli yönetim sisteminin yine seçkin bir ideolojiye kurban edilmesiyle Türkiye gibi ülkelerde aslına bakılırsa değişen çok fazla da bir şey olmamıştır. Halk için en iyisinin halka sorulmadan bir avuç seçkin tarafından oluşturulan karar alma mekanizmalarının tezgahlarında üretildiği bir ortamı da hakim kılan bu seçkinci ideolojiyi masum gösterecek hiçbir karine dahi bulmak mümkün değildir. Ancak ilkokul sıralarından üniversite amfilerine kadar “oya gibi” ideolojik gergefte işlenmiş bir halk ve aydınlar sınıfı yaratılmaya çalışılmış ve bunda da kısmen başarılı olunmuştur. Devletin ideolojik tezgâhından geçmeyen “halk güruhunun”, şükür ki kalabalık olmasından kaynaklanan bir nedenle bu ideolojik sınıfın yapabildiği “oya gibi işleme” yetersiz kalmış ve yeniden bir dönüşüm için şans tamamen ortadan kalkmamıştır.

 Kapitalizmin doğuşunun hemen ardından literatüre giren yabancılaşma kavramı tam da Türkiye’de siyasetin halini anlamamız için bir fener niteliğini taşıyor. Her ne kadar seçmen tercihlerinin sonucunda oluşan bir siyasal iktidar sermayesi söz konusu olsa da gizli iktidar ya da meşhur tabiriyle “derin devlet” siyasetin millet tercihiyle dizayn edilemediğinin göstergesidir. Bu gizli ve derin iktidar her şeyden önce halkın içselleştirmesi gereken siyaseti farklı oyunlarla halka yabancılaştırmıştır. Halk bir şekilde siyaset olgusuyla hem hal olduğunda ise bir şekilde onu siyasetten uzaklaştırmış, gerektiğinde zorbaca bunu yapmıştır. Bu zorbalıkların ardından ise siyaset sadece bir heyula, bir düş olarak halkın belleğinde ancak yer edinebilmiştir. Toplum olarak çok politik bir toplum olmamıza rağmen siyasal aktör olarak kendini sadece izleyici noktasında hisseden bir halk ortaya çıkmıştır. Tıpkı Fordist üretim mantığıyla düşünüldüğünde siyaseten üretim/katılım/karar alma aşamalarının sadece oy veren unsuru noktasına inhisar edilen bir halk yığınıyla karşı karşıya kaldığımız da söylenebilir. Fordist üretim mantığında üretilen ürünün bütününe vakıf olmaktan uzak ve ürettiğine yabancı olma durumu söz konusuyken bu durum tam da Türkiye’de siyasetin işleme biçiminde kendini bulmuştur. Halk sadece oy verme işleminden sorumludur ama doğru oy vermediğinde de, doğrusu “derin irade” tarafından gösterilmektedir.

 Son 50 yıldır aktüel olarak yaşanan siyaset atmosferine geriye dönerek bakıldığında bu görülecektir. Halkın her “yanlış tercihi” bu derin irade tarafından bir şekilde “düzeltilmiş” ve onlara marşlarla süslü dersler eşliğinde ne yapması gerektiği öğretilmeye çalışılmıştır.

 Ak Parti’nin üst üste seçilmesi ve bu seçimlere müdahale edemeyen derin iradenin, fordist mantığının kırıldığını görmesi “derin bir bunalım” yaratmış ve bu bunalımla yeni yöntemler ve ders verme biçimleri ortaya koyamaması gibi bir sonucu doğurmuştur. Derin iradenin bu tembelliği(!) halkın siyasala olan yabancılaşmasını da yavaş yavaş dostane bir ilişkiye dönüştürmesi şeklinde yeni bir dönemi işaret etmektedir.

 Bu da demektir ki halk yeni bir üretim biçimi ve yeni bir yöntemle siyasal olanı belirlemek, yaşamak ve onu dönüştürmek noktasında “derin iradenin” dersine ve müfredatına yeni bir ders ve yeni bir müfredatla karşılık vermiştir.  

Emir Osmanoğlu

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.