Ana Sayfa > Gündem > Tarih Ölçeğinde, Türklerin İslam’a Geçiş Süreci

Tarih Ölçeğinde, Türklerin İslam’a Geçiş Süreci

turkler

Türkleri İslam'a yakınlaştıran birinci sebep, Tevhid inancıdır. Allah'ın birliğine ve Tek Tanrı’nın varlığına iman; Gök Tengri inancı ile birleşir. İslamiyet öncesindeki Türk inançları ile, İslam anlayışı arasındaki benzerlikler; kurban geleneği, ahiret inancı,  fetih anlayışı, töre hukuku kavramlarında da ortaya çıkar. Avrupa’ya akan Hun Türkleri dahi, Macarlar örneğindeki gibi, tek tanrılı dini seçerek, Hristiyan olmuşlardır.
Emevi'lerin tüm güçleri ile, kıyıcı savaşlara girişmeleri, Türklerin müslüman olmasına tek başına tutarlı bir neden teşkil etmemiştir. Emevilerin 661-929 yılları arasında süren ve sonrasında Abbasilere geçen iktidar yıllarının, tarih ölçeğindeki paylarına kısaca bakmakla başlayalım. Bu bakış, sıra ile tarihi olayların gelişimine ve Türklerin İslam'a geçiş sürecine dairdir.

Hz.Muhammed'in (S.A.V) 632 yılında vefat etmesinden sonra, halifelik dönemi geldi, Muaviye, 4. halife olan Hz. Ali'nin halifeliğini kabul etmedi. 661 yılında Hariciler'den İbn-i Mülcem'in saldırısı ile hayatını  kaybeden Hz. Ali'nin ardından Muaviye, yönetimi ele alıyordu.
680 yılı Ekim ayında Muaviye, oğlu Yezid'e makam vererek, taraftarlarına, oğlu için bağlılık yemini ettirmiştir. Yezid  başa geçince, Medinelilerin de ona biat etmelerini istemiş tehditlerde bulunmuştu. Hz. Hüseyin ise, Küfe halkının desteğine sahip olduğunu düşünerek,  az sayıda  taraftarı ve ailesi ile Küfe'ye doğru yola çıkmış, ancak, Kerbela'da Yezid'in askerleri tarafından katledilmiş, esir alınmışlardır.
O günlerde, Emevilerin, önemli bir kısmı Peygamber’in görüşlerinden azade bir başabuyrukluk içine girmişti. Muaviye'nin, Sıffin Savaşı'nda tam yenilecekken, askerlerin mızraklarına Kur'an yapraklarını taktırarak, Hz. Ali'nin ordusunu durdurduğu da bilinmektedir. Muaviye ile Emeviler'in yönetimi , sertlikle, ırkçılıkla başlayıp, fetih azmi ile, Kuzey Afrika'ya ve İspanya'nın güneyine, diğer taraftan da, Hindistan sınırına kadar uzanmıştı.

Emeviler, Konstantinopolis'i 678'de almaya yöneldiler, ancak başaramadılar. 3 yıl sonra ölen babasının ardından, Yezid halife idi. 683'de, oğlu II. Muaviye halife oldu, 684 yılında I. Mervan, sonrasında oğlu Abdülmelik ve diğer 8 halife geldi. Endülüs’te ise; Kordoba emirleri yönetim başındaydı. 610 yılında başlayarak, 634 tarihinde Arabistan dışına çıkacak olan İslam dini, 8. asır başında Horasan'a uzanmıştı.

EMEVİ KUŞATMALARI
Yine sıra ile gidecek olursak; 685-705 yılları arasında, Orta Asya'daki yeni fetihlerle Emevi devletinin sınırları genişletilmeye çalışılıyordu. Bizans İmparatoru III. Leo, 717'de Emevi ordusunu püskürtmüştü,

732'de Emeviler, İspanya üzerinden Fransa'yı fethetmek istemiş ama durdurulmuşlardı. Orta Asya'da Türkler, Kuzey Afrika'da Berberiler başkaldırıyordu. Ubeydullah bin Ziyad, Buhara'yı kuşatarak alamamıştı. Ancak, Horasan bölgesi kumandanlığına tayin edilen Kuteybe bin Müslim zamanında, Buhara dahil, Maveraünnehir'e kadar egemen oldular.

Emevi akınları Talas nehri boylarına kadar ulaşıyor ve ilk olarak Türgişlerin, sonra da öteki Türk boylarının direnişi ile karşılaşıyordu Özellikle Türgiş Hükümdarı Sulu Han şiddetle direnmekteydi. Kafkaslarda Hazar Türkleri, başkentlerine ilerleyen Emevi ordularını kovalıyordu. Kuteybe bin Müslim, Haccac'ın buyruğu ile, Sistan'daki, Türk hükümdarı üzerine yürümüş, başarılı olamamıştı. Emevilerin, kılıç zoruyla  Türkler üzerinde egemen olmaya çalışmaları, Arap milliyetçiliği yapmaları yüzünden, İslamiyet onların döneminde Türkler arasında büyük oranlarda yayılmayacaktı.

Son Emevi Halifesi II. Mervan’dı, (dönemi:744-750) Mervan, Zab Muharebesi'nde Abbasilere yenilince, Ebu'l-Abbas Seffah, Emevi hanedanındakileri öldürtmüştü, kaçan I. Abdurrahman ise, İspanya'da Endülüs Emevileri Devleti'ni kuracaktı.

704 yılında, Horasan valisi görevine getirilen Kuteybe bin Müslim, ayni zamanda ordu komutanı oldu. Emeviler, Kuteybe önderliğinde, Acemlere, Buhara ve Semerkant’a saldırarak, talan ediyorlar, toplayabildikleri Türk’leri köle pazarlarında satmaya götürüyorlardı.
Buhara o günlerde, Mani dini, Mecuzilik ve  Zerdüştlük için önemli bir merkezdi. Buhara’nın islamlaşması elbette bir anda olmamış, halk üç kez dönmüştü, zorlayıcı önlemler katiyen yetmemişti. Bu nedenle, para dağıtılması düşünülüp uygulanmış, cami inşasını çoğaltmaktan, anadillerinde ibadet serbestliğine dek alınan çok sayıda tedbir yanında, arap ailelerin şehre kolonize edilmesi gerçekleştirilmiş, iyi komşuluk kurmaları tembihlenmişti. Bunlara  karşıt olan aristokrat kesim ise, Buhara dışına taşınmıştır.

Köle düşen Türkler’in çoğu; davranış ve yaşam tarzları, dürüstlük efsaneleri ile devlet yönetimine yükselecek ve 6 sultanlık bina edeceklerdi. Tarihte Memlükler yani Kölemenler bu köleler arasından çıkmışlardı ve Tolunoğulları, Akşitler, Gazneliler, Harezmşahlar, Delhi Hanedanlığı ile Mısır Memluk hanedanları’nı kuracaklardı.

Kuteybe'nin 715 yılındaki ölümünden sonra araplar, Maveraünnehir'de tutunamadılar.

Emeviler ile çatışan ilk Türkler, Hazarlar, Türgişler ve Karluklardır. 685 yılı sonrasında geçen yaklaşık 200 yıl süresince İslam, Orta Asya'da Türkler arasında yayılmaya devam etti. Karluk boyunun büyük bir bölümü Müslüman oldu.

TALAS SAVAŞI SONRASI
O  yıllarda, birççok millet birbiri ile sürekli savaş halindeydi. Arap Müslümanlarla, Türklerin ortak düşmanı Çinlilere karşı birleşmesi 751 yılındaki TALAS SAVAŞI'nda yine ortaya çıktı ve tarihi bir dönüm noktasını doğurdu. Çin Ordusu karşısında zorlanan Arapların yardımına Türk güçleri koştu, Karluk beyinin emriyle savaşan Türkler karşısında hezimete uğrayan Çinliler, Talas Savaşı’nı kaybettiler.

İslamiyet, Maveraünnehir’de yayılmaya başlamıştı.  Araplar, Talas savaşı sonrasında Türkleri, Türkler de, İslam'ı daha yakın tanıma imkanı bulmuşlardır, bu savaş; Dünya Tarihi için bu yüzden önemlidir.

TÜRKLER KILIÇ ZORU İLE Mİ İSLAMI SEÇTİ?
İslam dinine geçen Türkler, şimdilerde yayılan sıcak iddiaların aksine, kılıç zoru yüzünden bu dini seçmemişlerdir. Zamanla gelişerek hızlanan, olması gerektiği için de olmuş bulunan doğal bir süreçtir.

O dönemlerin Jeopolitik yapısı son derece karmaşıktı. Maveraünnehir, İslamın yayıldığı en önemli yerlerdendi. Bölgedeki İranlı Samaniler ve azınlık Türkler, zaten Müslüman olmuşlardı. Türkler'in İslam'ı seçme nedenlerinden biri daha,  burada ortaya çıkmaktaydı. Kaşgar'ı hükümdarlık kenti olarak belirlemeleri ve müslüman Samanilerin bunu onaylamaması, Türklerin Maveraünnehir’de söz sahibi olabilmesini geciktirmekteydi.

Göktürklerin son devirlerine dek, Türk'e ait olmuş bu alanların kazanılması, hakimiyet isteği, Müslümanlığı dikkatle gözlemenin kaçınılmazlığına ekleniyor, Maveraünnehir'de İslam'ı seçen bir Türk Hakanlığı bu noktada önem arz ediyordu. Karahanlılar da, geleceklerinin düzeni için, Maveraünnehir'i elde tutmayı ve İslam dinine mensup olmayı , hem siyasi, hem de ilahi bir esinle onaylamışlardır.
Karahanlı Saltuk Buğra Han, kadim Tanrı dinine, Müslümanlığı yeğlemiştir. Kendi iradeleri ile, Türklüğün değerlerine uyan bir dini seçmişlerdir.

Elbette, İslamdan önceki Türkler savaşçıdır, hürriyetlerine bağlıdırlar, Çinlileri dize getirmişlerdir, baskı ve korkutma ile din değiştirmek onurlarına sığmazdı.

Türklerin topraklarının büyük kısmı, Emeviler’ce işgal edilmemişti, eğer zorla müslüman olsalardı, Arapların ele geçiremedikleri yerlerdekiler de, bu dini seçmezlerdi. Şimdiki Türklerin, yaklaşık yüzde doksan oranındaki müslümanlığı, asılsız iddialara yanıttır. Eğer kılıç zoru ile Tanrı dinini bıraktılar ve Müslüman oldularsa, sonraki en güçlü hakimiyet devirlerinde neden geriye dönmediler? İddiaların amacı; politik önlemlere yararlı olabilir zannı ile, din, vatan, iman, şehadet  gibi değerleri sarsmaya yöneliktir.

Tarihteki Haçlı Seferlerinin bir nedeni de;  1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra, Anadolu'nun, Türk akınına uğraması ve Selçuklu Türkleri'nin gücü karşısında, Hristiyan aleminin endişeleridir. Bizans imparatoru Komnenos, Türkler’e karşı Papa’dan yardım istemişti, ancak, Papa'nın niyeti, Doğu topraklarını ve Kudüs’ü ele geçirmekti. Haziran 1098’de Kudüs’e ulaşan Haçlıların, Şii-Fatımilerin elinde olan şehirde, 70.000 kişiyi öldürdüğü bilinir.

Kısacası, Kavimler Göçü'nü başlatan, (Hun Türkleri; Türk boylarından toplulukları da içermektedir) tarih yazan, çağ açıp, çağ kapatan bir milletin hakim dini ve yüce değerleri; ‘’Siz, Emevilerin kılıç zoruyla Müslüman oldunuz'’diyerek küçültülmeye çalışılmakta, Arapların kepsi ayni kefeye koyularak, zihinler, internette sayısı artan, kasıtlı ve kısıtlı bilgilerle, Talkan ve Curcan kenti katliamları gibi olayları birinci neden olarak gösteren, bir örnek (copy -paste) site metinleri ile şaşırtılmaktadır.

Arama motorlarına soruyu girenler, eklenme tarihi birkaç yılı geçmeyen zamanlarda yazılmış ‘’kılıç zoru Müslümanlığı’’ ile ilgili iddiaları okuyabilirler. Bu bahsi geçen yerlerde, Talkan ve Curcan’daki, münafıkların yarattığı olaylar, 680 ile 710 yılları arasında meydana gelen ve Emeviler ile bölge halkının savaşları sırasında olduğu söylenen, hatta Emevi’lerin kendi din alimlerinin dahi, ‘’Zulümkar’’ olarak tanımladığı kişilerin işidir.

Kutsal Kabe’yi, kendi erk hevesleri adına mancınıklarla taşlayabilenlerin, Haccac gibi tahrib olmasına yol açarak, yeniden tamir ettirenlerin hırslarının devamıdır. Türkler Orta Asya’da hemen Müslüman olsun diye yapılmış değildir. Bu katliamların, islamı yayma dışına taşan birçok nedeni bulunur. Kabe’nin taşa tutulmasındaki amaç; Emevi halifelerini tanımayan Mekke'lileri cezalandırmaktı. Mekkeliler, Muaviye ile başlayan böyle kılıç gücüne dayalı "halife"leri tanımayarak, sahabeden Abdullah bin Zübeyr'in emrinde hareket ediyorlardı.

Mutlaka kılıç zoru ile karşılaşan bazı Türk boyları olmuştur, ama, bu tüm Türk boyları için geçerli değildir. Biri kendilerine bir fiske vursa, bir tokat aşketse, bunu yıllarca unutmayan insanlar, nasıl olur da katliama uğrayıp, sineye çekip, tarihe gömebilirler? Üstüne de, ört bas edildi, tarihçiler gizledi yalanları yayılmıştır, bu tuzaklara, Türk milliyetçileri de çekilmektedir. Dünyanın neresinde kendisine işkence edenlerin dinini tercih eden millet vardır? Türk; kılıç zoruyla din değiştirseydi, önce Çinliler onları ezebilirdi. Moğollar ise Türklere karşı asıl katliamları yapanlardır.

Bir hadiste ; Türkler size dokunmadıkça sakın sizde Türklere dokunmayınız. Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı insanlardır (el-Cüveyni) denilmiştir.

Unutulmasın ki; Türkler , asla put yapıp tapmayanlardır.

MÜSLÜMAN OLAN TÜRKLER VE TASAVVUFİ ZENGİNLİK.
Hz. Muhammed, İstanbul'un Fethinden Sekiz Asır Önce; "Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır! Onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir!" demişti. İmam Ebu Hanife Türk’tü, Asya’da yaşamıştı, Zeyd’le, Muhammed Bakır ve Cafer-i Sadık'la görüşmeler, istişareler yapmıştı. İmam Buhari de Asya'da yaşamıştır, her ikisi de tefsiri, hadisleri , hukuku inceleyerek Selçuklulara devrettirmişlerdir.

İslam'ın üniversitesi olan ve uhrevi yönüne eğilen Tasavvuf yolları sayesinde, Türkler, İslama daha derin bir bakış imkanı sağlamışlardır.
Fuat Köprülü, “İlk Mutasavvıflar” adlı eserinde; Türklerin Anadolu’ya gelecek olan İslam inancı ve medeniyetini, Horasan yolu ile Maveraünnehir’den aldığını bildirir. Zaten Emeviler yıkılınca, Abbasiler devrinde, Türkler arasında Müslümanlık hızla artmıştı. Arap milliyetçi, baskıcı görüşün dışında, İslamiyet, evrensel bir din olarak, Türklerin kendi eski inanç, yaşam görenek ve gelenekleriyle, töreleri ile, yüksek düşünceleri ile kaynaşarak, uyum kuran bir anlayışla benimsenmiştir.

Karluk Boyu, Yağma Boyu, Çiğil Boyu, Karahanlılar, İtil-Volga Bulgar devleti, Gazneliler, Tolunoğulları, İhşitoğulları, Büyük Selçuklu Devleti, Harzemşahlar, Eyyubiler, Memlükler, ve Anadolu Selçuklu Devleti, tarih sırası ile müslüman olan boylar ve devletlerdir.

İlk Türk Müslüman Devleti Karahanlılar, Saltuk Buğra Han döneminde İslamiyet’i kabul ettiler. 840 yılında Bilge Kül Kadir Han tarafından kurulan devlet, boylar federasyonuydu. Balasagun ve Semerkant’ı başkent yaparak, Türk- İslam medeniyetinin temellerini atmış, Samanoğulları Devleti’ni yıkmışlardır. İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen, ulusal benliklerini korumuşlardır. Han’ları Han, dilleri Türkçe idi, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Ahmet Yesevi, Edip Ahmet gibi büyükleri, ilk Türk-İslam edebi eserlerine imza atmışlardı. İslam dünyasının koruyuculuğunu üstlenerek, halifeliğin devamını sağlamışlar, İslamiyet’i, Anadolu, Balkanlar ve Orta Avrupa’ya tanıtmışlardır. İslamiyet ‘in Türkler tarafından büyük topluklar halinde kabulu ise,  900’lerden sonrasında gerçekleşir.

İlk büyük Türk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi’dir. 1093 Kazakistan doğumludur ve 1166'da Türkistan'da sırlanmıştır. Yesevi Ocağı'nı kurarak, sade Türk dilini korumuş, İran Şii’lerinden ve Araplar'dan daha başka bir anlayışla, İnsan'i değerlere  yönelerek, inancını yaymıştır.
Yetiştirdiği talebeler, arasında Mansur Ata, Abdülmelik Ata, Süleyman Hakim Ata, Muhammed Danişmend, Sarı Saltuk, Zengi Ata, Tac Ata halifeleridir. Sonrasında, Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana Celalettin Rumi, Taptuk Emre, Yunus Emre  ve birçok Horasan Erenleri,  gönül insanları olarak, Anadolu'da, Balkanlar’da Türk dili edebiyat ve kültürünü, İslam dininin vasıflarına yakıştırdıkları tasavvuf yolları içerisinde;  bir çarık, bir aba ve bir tahta kılıçla gezerek aktarmışlardır. 

10. yüzyıldan sonraki bu Tasavvufi görgü, Horasan erenleri ile, Selçuklularla birlikte, Mevlana Celaleddin Rumi’nin yedi yüzyıl önce Konya’da açtığı hümanist gönül sultanlığı ile sürmüş, tüm değerli ekollerle, Abdülkadir Geylani’nin, Ahmed Rifai’nin, Burhaneddin Nakşibend’in ve ismi anılmaya layık nice nice erenlerin, velilerin farklı boyutlardaki hikmetleri ile, tasavvuf enginlikleri ile, bir arada beslenerek, Türk-İslam manevi  alemini zenginleştirmiştir.

Ferda Ercan Uyulan. 16/7/2014

– Haber Lotus –

https://www.facebook.com/okultizmveenerji

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.