Ana Sayfa > Gündem > Trafik Canavarı

Trafik Canavarı

trafik1

Trafik canavarı diye bir şey yok. Biz ürettik onu. Bir kılıf bulmak için. Öyle hızlı öyle aceleci, dikkatsiz halimize. Kelimeler masumdur aslında. Hatalarımızı, beceriksizliğimizi masum kelimelerin cılız omuzlarına yükledik. Böylelikle yakamızı kurtaracağımızı, işin içinden sıyrılacağımızı sandık. Çözümden ziyade kolaycılığa kaçtık. Her işimizde olduğu gibi.

Trafik canavarı, enflasyon canavarı, deprem canavarı, terör canavarı, Van gölü canavarı…vs

İçlerinde en masum olanı Van gölü canavarı.  Kendi halinde, zararsız. Şimdiye kadar ne gören oldu ne de şöyle günlük güneşlik bir havada fotoğrafını çekip twitterde yayınlayan. Oysa diğer canavarlar öyle mi? Enflasyon canavarı sürekli aramızda, cüzdanlarımıza musallat olmuş, paralarımızı çalıyor. Trafik canavarı yollarımızda kol gezip nice canlar alıyor. Deprem canavarı şehirlerimizin altında en nahiv en savunmasız anımızı bekliyor. Terör canavarı desen, yaşıt sayılırız onunla,  beraber büyüdük ikimiz.

Soru: Yılda trafik canavarına  kurban verdiğimiz insan sayısı kaçtır?

Cevap: Takriben beş bin kişi. Ancak buna bir beş bin daha ekleyebiliriz. Çünkü kazalarda yaralanıp hastanede ölenler bu istatistiğe dahil değil. Etti mi on bin. Demek ki her yıl bir ilçe nüfusunu trafiğe kurban veriyoruz.

Peki trafik kazalarında ölen hayvan sayısıyla ilgili bir veri var mı? Böyle bir istatistik mevcut mu?  Yol kenarında çarpılmış kedi, köpek, kirpi, sansar gördüğümüzde ilk tepkimiz nedir? Bir umursamazlık içinde miyiz? yoksa azıcık vicdanımız sızlıyor mu? Gerçi siz de haklısınız. Bunca trafik kazasında yüzlerce insanın öldüğü bir memlekette ölen hayvanlar kimin umurunda.

Millet olarak direksiyon başına geçince kimyamız bozuluyor. Hâliyle de çok ağır bedeller ödüyoruz. Hele çarptığı insanı kanlar içinde bırakıp kaçanlar yok mu? Onlar Kuran’ın tabiriyle hayvandan da aşağı bir tutum içindeler. Çünkü hayvanlar yerde yatan hemcinslerinin başında beklerler, ayrılmazlar. Yine Kuran’da hayvanlarda sizin için ibretler vardır diyor.

İşte o masum canlılardan ibret almak, kıssadan hisse çıkarmak isteyenler için ibretlik bir hikâye;

Yol kenarında minik bir köpek yavrusu yatıyor…

Yolun diğer tarafında anne köpek kulaklarını kabartmış, gözlerini kocaman açmış pür dikkat yavruyu seyrediyor. Bölünmüş duble yoldan vızır vızır arabalar geçiyor. Arabaların rüzgârı yavru köpeğin kahverengi tüylerini dalgalandırıyor ancak köpekte başka hiçbir hayat emaresi görünmüyor. Ne yerde hareketsiz yatan yavru, ne de yol kenarındaki telaşlı anne sürücülerin umurunda. Sanki böyle bir kaza hiç yaşanmamış böyle bir sahne hiç gerçekleşmemiş gibi.

Daha bu sabah üç yavruyla birlikte erkenden yola çıkmıştı. Yol boyunca yavrular aralarında şakalaşarak oynaşırken, o yavruların karnını nasıl doyurabilirim telaşındaydı. Bir gün önce erkek köpekle kavga etmişlerdi. Yavrular doğduktan sonra onunla ilgilenmez olmuş, kendine hemen yeni dişiler bulmuştu. Doğum sırasında yapayalnızdı. Kimseler yanına uğramamıştı. Bir batında doğan altı yavru annelerinin memelerini sömüre sömüre emiyordu. Nihayet gıdasızlıktan kuru memelerden kandan başka bir şey gelmez olmuş ve yavruların üç tanesini kaybetmişti.

Ayağa kalkınca şehir çöplüğünde beslendi. Çöplükte sürüler arasında kanlı kavgalar yaşanıyordu. Bu çöplükte zayıf ve arkası olmayanın yaşama şansı çok azdı. Anladı ki buralarda daha fazla yapamayacak. Kendine ve yavruları için yeni yaşam alanları bulmak lazımdı. Yine de son bir kez belki de yavruların hatırı için erkek köpeğin yanına gitti. Erkek köpek parlak, sarı tüylü bir dilberle halvet halindeydi. Başını anne tevazusu ile öne eğdi. Bir dilenci gibi babalık dilendi ondan. Tek başına yavruların sorumluluklarını taşıyacak gücü bulamıyordu kendinde.

Erkek köpek hakaret ettiği yetmezmiş gibi bir de pençe atmıştı böğrüne. O gece sabaha dek vücudundaki pençe acısını değil, yüreğindeki vicdan azabını duydu ve sabah erkenden yola çıkmaya karar verdi.

Yolculuk boyunca trafiğin oluk gibi aktığı yollardan uzak durmaya çalışıyordu. Zira gözleriyle görmüştü nice yollara saçılmış cesetleri. Çarpılan hayvanları da görmüştü. Onlar kimin umurundaydı. Bir kedi, köpek, kirpi tekerlek altına girmeye bir görsün bir böcek gibi ezilip asvalta yapışırdı. Hiçbir Allah’ın kulu da onları oradan almazdı.

Sonra her nasılsa yavrulardan en küçüğü, en sevimlisi en haylazı aniden yola fırlamış dikkatsiz, aceleci belki de geceyi uykusuz geçirmiş bir şoförün aracı altına girerek yol kenarına savrulmuştu.

Anne köpekteki telaş had safhadaydı. Vızır vızır geçen arabaları görmüyordu gözleri. Kendini yola attı ve yavrunun yanına geldi.

Yavruyu kokladı, patileriyle ileri geri itekledi. Onu tekrar ayağa kaldırmak için her yolu denedi ama yavruda ne bir hareket ne de bir hayat belirtisi.

Bir külçe gibi çöktü yere. Ön ayaklarını uzatarak başını patileri arasına alıp yavrunun başında beklemeye başladı.

Gün yükseliyor, araçlar vızır vızır geçiyor, diğer yavrular panikle havlaşıyor, hava ısınıyor, sinekler yavru köpeğin üzerinde uçuşuyor. O ise tüm bunları ne duyuyor ne de görüyor. Gözleri kısık, yüreği paramparça pür dikkat yavruyu seyrediyor.

Daha dünyaya gözlerini açalı şurada kaç hafta olmuştu ki. Gözlerini dünyaya en son o açmıştı şimdi ise en erken o kapıyordu. Gebelik günlerini düşündü. Ne güzeldi. Erkeği yanı başında idi. Patileri ile sırtını okşar pembe diliyle kulaklarını yalardı. Onun yanında olmaktan güven duyuyordu. Uzun kış gecelerinde güçlü omuzlarına yaslanır ve doğacak yavruları hayal ederdi. Gerçi daha öncede anne olmuştu ama yüreğindeki annelik duygusu ilk günkü gibi tazeliğini koruyordu. Karnı giderek büyüyor, kıpırtıları hissediyordu. İstiyordu ki yavrular bir an önce doğsunlar, doğsunlar da süt dolu memelerden kana kana içsinler.

Patilerinde sıcaklık hissetti. Bu yavru köpeğin kanıydı. Az sonra havada uçuşan sinekler toprağa bulanmış kana ve yavrunun minik bedenine üşüştü.

İşte o an acıyla inledi. İnledi ama çaresizdi. Anladı ki; hayat şu arabalar gibi son sürat geçip gidiyor, asla geriye gelmiyor ve bazı şeyleri hiç değiştiremeyecek.

Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Hayat ise devam ediyordu ve böyle bir hayatta diğer yavrular onu bu halde çaresiz görmemeliydi. Zoraki ayağa kalktı. Yavruyu veda edercesine baştan aşağı doyasıya kokladı. Şu minik yavrudan hatıra olarak ne kaldıysa geriye onu yanına alıp koşarak diğer yavruların yanına gitti.

İsa Avcı

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.