Ana Sayfa > Genel > Türkiye Cumhuriyeti Gerçekliğinde Kürt Meselesinin Çözümü

Türkiye Cumhuriyeti Gerçekliğinde Kürt Meselesinin Çözümü

 

İlkönce böyle bir başlık ile neyi murad ettik. Hemen onu arzedeyim. “Kürt meselesinin çözümü” ibâresiyle bir başlık atmadım çünkü kürt meselesinin çözümünde ben elbette İslâm  inancımın iktizâ ettiği perspektiften çözüm yolları üretebilir tavsiye ve proje ortaya koyabilirim. Lâkin, ılımlı islâma tahammül etmeyi bırakın, gerçek laikliğe tahammül edemeyen bürokratik oligarşik bir sistemde, benim müslümânca çözüm yolları göstermem, yazarlık noktasında siyâsî bir masturbasyon olur. Masturbasyon ile çocuk husûle gelmediği gibi uygulanabilirliği olmayan en güzel fikirlerin de kimseye bir faydası olmaz. Hoş yazımızı okuyan çıkar mı? O da ayrı mesele…

O halde Türkiye Cumhuriyetinin egemen rûhunun ânlık gerçekliğinde bu gerçekliğe ilaç olabilecek uygulanabilir çözümler ve projeler üretmek  en doğrusudur. Kürt meselesiyle ilgisi olmayan şu uyarıyı yapmadan geçemeyeceğim. Cemâat ve mezhep ismi vermeden  bir hikmete dikkat çekeceğim.  Bulunduğu mekânın ve zamânın gerçekleğine uygun olarak değil, bulunduğu zâmanın ve mekânın gerçekliğini gözardı ederek sâhabe dönemini mutlak gerçek kabûl edip, o mutlak gerçeği bugünün şartlarında hükümrân kılmak isteyenler diğerlerinden daha cesûr ve daha fedâkâr olsalar da en ufak bir başarı gösterememektedirler. Bilakis daha az cesûr ve daha az fedâkâr olanlar, zamânın ve mekânın şartlarını gözetici bir siyâset izlediklerinde, birinci guruptakilerin fedakarlıklarının belki yüzde biri ile birinci guruptakilerden yüzlerce kat müsbet mesâfe almaktadırlar. Hatırlayın, Ergenekoncular dört gözle radikal müslümânların veyâ marxistlerin eylem yapmalarını ellerini oğuşturarak bekliyor. İnançlı müslümânlar veyâ marxistler eylem yapsalar da halkı tezgâha getirsek diye düşünüyorlar.  Hattâ onlar adına naylon örgütler kuruyor, darbeye zemîn hazırlıyorlardı… Demek ki islâm uğruna, mutlak gerçek uğruna canını bile fedâ etmeyi göze alan fiiller işlesen, bu doğru gözüken fiillerin, hikmete uygun değilse, faydadan çok zarâr getirebiliyormuş. İlim gerçeği bilmektir. Hikmet ise sayısız bilgi tabanında en uygun bilgiyi seçip, ona göre hükmetmektir.

Uygulanabilirliği gözetmek bir hikmettir. Hikmet sıfatı ilim sıfatından daha kâmil bir bilgi gerektirir. Hikmet; bilgi tabanında uygun olanı seçebilme kabiliyetidir. Hikmete uygun bir fiil, hikmete uygun olmayan yüz fiilden efdâldir. Meselâ, sabaha kadar namaz kılmak hikmete uygun bir fiil değil ise biraz uyuyup biraz namaz kılmak, sabaha kadar namaz kılmaktan efdâl olur. Bütün bunları şunun için anlattım ki, zâmanın ve mekânın gerçekliğini gözeten,, ya’nî uygulanabilirliği olan çözümler üretebilmek,, en doğru, en güzel çözümler üretmekten daha ziyâde hikmete uygun olan bir tutumdur. Uygulanabilirlilik çerçevesinin sınırları iyice tesbît edildikten sonra,, uygulanabilirliğin en uç sınırlarını zorlamak mutlak  başarıyı, çözümü sağlayabilir. Çünkü büyük hastalıklar büyük veyâ acı ilâç ve büyük veyâ acı ameliyyeler ile çözülebilir.. Büyük hastalıklara tatlı ilaçlar ile çâre aramak, ameliyat masasına yatmayı göze almadan tedavi ummak,, hayâle dalmak, çözümsüzlükte boğulmak olur.

Vaktin gerçekliğini nazarı itibâra alarak Kürt meselesinin çözümüne dâir  yaklaşik 10 madde sıralayabilirim. Fakat bu makalede, kürt meselesinin çözümünde en önemli gördüğüm tek bir çözüm yolunu önereceğim. Oturaklı işlemeli yaldızlı bir makale yazacağız diye bu çözüm yolunun gargaraya gelmesini istemeyişim, ve diğer çözüm yollarının gölgesinde kalmasından korktuğum için, Kürt meselesinin çözümü önerimde teferruuattan gördüğüm diğer çözüm maddelerini zikretmeyip, çözümün bel kemiği olarak gördüğüm maddeyi zikredeceğim.

Zikredeceğim bu maddenin hâricindeki bütün demokratik ve insân haklarına yönelik çözüm yollarının, hastayı ölüme ya’nî bölünmeye götürmesi kuvvetle muhtemeldir. Hem eski rejimin egemenleri hem de yeni demokrat ılımlı islâm rejiminin egemenleri, işte bu olası bölünme tehlikesinden,, demokratik insânî hakların bölünme sürecine katkıya dönüşmesinden çekinmektedirler… Yâ’nî Kürtlerin hakkı olan ve eski rejimin esirgediği demokratik ve insânî haklar Kürtler vesîlesi ile Türkiye halklarına verildiğinde bu durum Kürt meselesinin çözümünü sağlamak yerine Türkiye’nin bölünme sürecini hızlandırır ve ayrılıkçı kürtlere kuvvet verir. İşte korku budur. Eğer Ak parti bundan korkmasaydı, insân hakları ve demokrasi bağlamında yapılması gereken ne varsa bir ân önce elbette yapardı.

Peki, Avrupalı bir vatandaşin sâhip olduğu hakların Türkiye halkına iâdesini sağlayan ve ülkenin bölünmesini kesinlikle engelleyici bir çözüm yolu var mı?

Elbette var.

Türklerden de önce, Anadolu’ yu yurt edinmiş olan Kürtler,, Alparslan’ın ordusunda ve daha sonraki fetihlerde ve İstanbul’un fethinde ve Çanakkale’de ve Yunan müdâfasında  vuruşmak ile, İstanbul  dâhil tüm Anadolu’nun tapusuna ebediyyen ortak olmuşlar idi. Cihâda iştirâk ile Türklerle aynı safta olmak ile Türkiye’nin tapusuna ortak olan Kürt halkı, Osmânlı iktidârında , bürokratik ve askerî egemenliği, nüfûslarıyla orantılı olarak diğer müslümân ırklar ile paylaşıyorlardı. Hiç bir problem ve ayrılık yoktu…

Problem,, inanç yapısının mahiyeti gizli, sâdece katı bir dîn karşıtlığı ile makes bulan bir dînîn başta müslümânları, hem de hıristiyânları aldatması netîcesinde elde edilen egemenlik ile başladı… Türk halkı üzerinde egemenliği elde eden bu organizasyon ve bu zümre, Müslümân Türkleri ve bütün Kürtleri devlet kurumlarından, mümkün olabilecek en üst seviyede dışladı. Mümkün olabilecek en üst seviyede dışlamak, güçlerinin yettiği kadar dışlamak anlamına geliyor. Meselâ yarı Kürt ve Müslümân olan Turgut Özal’ın halkın reyi ile rejîmin sâhiplerinin egemenliklerine ortak olması, egemenlerin arzû ve irâdelerinin hâricinde gerçekleşmiş bir vakıadır.

Bu dönem, Türkiye halkının Selânikliler tarafından esir alındığı, Müslümân Türklerin ve ekseriyetle bütün Kürtlerin devlet yönetimine dâhil edilmediği hastalıklı bir dönemdir.. Aynen şanlı Osmanlı egemenliği zamânında gayr-i müslimlerin devlet memuru ve asker yapılmaması gibi… Osmanlı da Allah düşmânları yönetimin hâricinde tutuluyordu. Yeni Sistemde ise Allah dostları ve çok ince hesapların bir netîcesi olarak topyekün Kürtler, mümkün olabildiği kadar yönetimin dışında tutuldu.

Bu kadar ön bilgiden sonra, tek çözüm şudur, proje şudur BAYIM: KÜRTLERİ DEVLETE ORTAK EDECEKSİN. Nüfuslarının oranınca , en küçük memuriyyetten en büyük memuriyete kadar adil olarak Kürtleri, sivil ve askerî devlet yönetimine dâhil ve ortak edeceksin… Ve böylece bölünme meselesini kökten çözeceksin….

200 yıldır Avrupa Avrupa deyip memleketin  ….. …..ların,, halkın Kabe’ye dönük olan yüzünü Hollywood’a çevirenlerin, Avrupa birliği sürecinde panikleyip, egemenliklerini Türkiye halkına devretme korkusuyla nasıl İran’a döndüklerini görmüştük. Şimdi de benzer olarak, verelim güneydoğuyu gitsin diyebiliyorlar… Yeter ki egemenlikleri zedelenmesin. YOK ARTIK ÖYLE YAĞMA…

Kürt kardeşlerimizi devlete ortak ederek, Ermeninin, Yahudinin, Avrupa’nın, Amerika’nın, Kürt ve Türk halkları üzerindeki oyununu Allah’ın izniyle bozacağız. Böylece bölünmeyi kökten çözeceğiz. Türkler elbette Diyarbakırdan vazgeçmez. Kürtler de İstanbuldan vazgeçmeyecek… 

Yeni anayasada her cemâatin, her etnisitenin, her âidiyyet ve mensûbiyetin, toplam bütçeden ve yöneticilikten,, kelle sayıları oranında eşit istifâdesini temin etmenin kurallarını koymak zor olmasa gerek.

Selanikliler biraz kaykılın bakalım.

Ali Aytaç Şenol (aliaytac_senol@hotmail.com)

– Haber Lotus –

HLotus

One thought on “Türkiye Cumhuriyeti Gerçekliğinde Kürt Meselesinin Çözümü

  1. ne diyeyim müslümanlar müslümanca düşününce olaylarda çözülüyor.türklükle islamı özdeşleştirmekten vazgeçersek olayda çözülür.selametle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.