Ana Sayfa > Gündem > Yanılgılar

Yanılgılar

yanilgilar

Kürt sorunundaki “sorun” ifadesi, Kürtlerin sorun olduğu anlamına mı geliyor? Yoksa bu adlandırma öylesine yapılmış bir yakıştırma mı? Pek çok kişinin zihninde Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti için bir sorun. Bu bakış açısı özelinde Kürt sorununa dair her çözüm önerisi, aynı zamanda bir çözülme ihtimalini içerisinde barındırıyor. Belki de bu nedenle Türkiye’nin Kürt meselesiyle imtihanında çözüme en çok yaklaştığımız anda, bizi o çözümden uzaklaştıran çevrimsel bir süreç, neredeyse otomatik bir şekilde işlemeye başlıyor. Kışın barıştan söz edip yazın birbirimizi öldürüyoruz. On yıllar böyle geçti. Tam da bu noktada şöyle bir soru sormamız yerinde olacak: Nasıl oluyor da çözülme korkusu, çözme iradesine üstün geliyor ve biz her defasında başladığımız yere geri dönüyoruz?

Bu soruyu yanıtlarken bir dizi yanılgıyla hesaplaşmak gerekiyor. Şöyle bir tespitle tartışmayı açabiliriz. Barış yanlısı kamuoyu, PKK ’dan bağımsız bir şekilde Kürt sorununu ele alma eğilimde. PKK’nın Kürt sorununun sonucu olduğu düşünülüyor. Bu bağlamda genel kanı, Kürt kökenli yurttaşlara bireysel ve kolektif düzeyde yeni haklar verilirse Kürt sorununun çözüleceği ve dolayısıyla PKK’nın da ortadan kalkacağı yönünde. Oysa PKK’dan bağımsız olarak bir Kürt sorunu olsa da, aslında PKK diye bir örgüt olduğu için Kürt sorununu bu denli yıkıcı bir şekilde yaşıyor ve tartışıyoruz. Şurası açık ki, Kürt sorunuyla PKK arasındaki ilişki basitçe bir neden-sonuç ilişkisi değil. Nasıl ki devletin toplum veya toplumsal sınıflar karşısında göreli bir özerkliği varsa, PKK’nın da Kürt siyasetindeki sivil unsurlar karşısında benzeri bir ayrıcalıklı konumu var. Bu nedenle sorun çözülürse örgüt de kendiliğinden çözülür kolaycılığını bir kenara bırakarak, PKK’yı ayrıca düşünmek gerekiyor. Çünkü PKK en olmadık anda bile bir karakolu basarak ya da bir milletvekili konvoyunun yolunu keserek demokratik siyasete kısa devre yaptırabiliyor.

 

Osmanlı’da

Bir diğer yanılgı, demokratik siyasetle etnik milliyetçilik arasındaki ilişkisinin yorumlanması sırasında karşımıza çıkıyor. Barış yanlısı söylemin sözcüleri demokrasi ve insan hakları temelli bir anlayışın şiddeti durdurabileceği kanaatinde. Oysa kendisini vatan düşüncesinde açan ve ulus devlet kurmaya özlem duyan milliyetçiliği, demokratik reformlarla ıslah etmek hiç de o kolay değil. Bu bağlamda Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma döneminde yaşananlar, oldukça dikkat çekici. Bilindiği üzere imparatorluk, 19. yy boyunca Yunan, Bulgar, Sırp, Romen, Arap, Arnavut ve Ermeni isyanlarıyla sarsıldı. O dönemin aydın bürokratları devletin birliğini korumak için anayasal monarşiye geçilmesini salık veriyorlardı. Ayrıca eşitlik temelinde inşa edilecek anayasal vatandaşlık hukukunun bölücü hareketleri önleyebileceği düşünülüyordu. Ama tarihin seyri, özel olarak Kanun-i Esasi’yle başlayan anayasacılık hareketini, genel olarak ise ülkeyi bir arada tutmayı kendine amaç edinmiş Osmanlıcılık düşüncesini başarısızlığa uğrattı. Tam da bu noktada yaklaşık 30 yıldır devam etmekte olan Kürt isyanının bundan bir asır önce Balkanları kasıp kavuran Bulgar isyanından gerçekten bir farkı var mı diye sormak lazım. Dahası bu tür olayların Türklerin siyasal bilinçaltında ne şekilde yer ettiğini esaslı bir şekilde düşünmeliyiz. Şöyle ki: Bu ülke parçalanan bir imparatorluktan arta kalan topraklar ve hatıralar üzerine kuruldu. Tarihin gerçekten tekrar etmediğini kabul etsek ve zamanında Bulgarların yaptığı ile şu an Kürtlerin denediği şeyin birbirine benzemediğini varsaysak bile halkın kolektif hafızasını tümüyle silip yeniden kuramıyoruz. Bu nedenle pek çok kişi etnik isyanların demokrasiyle önlenemeyeceğini, çünkü geçmişte de önlenemediğini düşünüyor.

 

Dünyadan örneklere bakarsak

Bu arada demokrasiyle ulusal bütünlük arasındaki ilişkinin sanıldığından daha kompleks bir düzlemde iş gördüğünü anlayabilmek için Osmanlı’ya, yani uzak geçmişe bakmak çok da gerekli olmayabilir. Çünkü refah ve özgürlük artışının ayrılıkçı hareketleri dizginleme bakımından pek de başarılı olmadığını ispat eden bir dizi güncel örnekle karşı karşıyayız. Hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı demokratik sistem gelişmiş olmasına ve yüksek refah düzeyine rağmen Kuzey İrlanda, İskoçya, Bask, Katalonya, Korsika ve Quebec gibi bölgelerde ayrılıkçı siyaset güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Ayrıca Belçika gibi ülkeler tüm çoğulculuklarına rağmen ulusal bütünlüklerini korumakta güçlük çekiyor. Çünkü farklı etnik gruplar arasında iletişimsizlik ve siyasal husumet had safhada.

Son olarak kimlik temelinde yapılan tartışmalara değinebiliriz. İçeriği konjonktürel olarak az çok değişmekle beraber demokratik kamuoyunun büyük bir kısmı Kürt sorununun çözümü noktasında şöyle bir formülü makul görüyor: Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına bireysel, Kürt halkına da kolektif düzeyde yeni haklar verilir ve Kürt kimliği çoğulcu bir siyasal paradigma içerisinde eşit bir unsur olarak tanınırsa, Kürt sorununun çözülebileceği düşünülüyor. Ancak kimlik ve çoğulculuk temelli bu anlayışın liberal siyasi jargonu yeniden ürettiği gerçeği unutuluyor. Liberal düzen içerisinde kimliğe dayalı bir çözüm, Kürt sorunu için gerçek bir çözümü ifade edebilir mi? Çünkü pek çok kişi kimlikçi siyasetin sınıf siyasetini ortadan kaldırdığını ve siyasete yönelik kimlik temelli tahayyülün devletleri parçalayıp halkları birbirinden ayrıştığını iddia ediyor. Bu süreçten en kazançlı çıkan güç ise şüphesiz ki küresel kapitalist hegemonya.

Gelinen nokta bakımından şöyle bir hatırlatma yerinde olabilir. Kürt sorunu gibi meselelerin basit bir çözümü yok. Bu nedenle yanılgılarımızdan sıyrılmalıyız. Şüphesiz ki, demokratik kamuoyu barışa yönelik vurguyu sürekli bir şekilde yenilemeli. Ama barış savunusunun reel politik ile etik politiği dengeleyen, tarihte ve günceldeki birçok farklı deneyimi harmanlayan daha sofistike bir içerikle yeniden kodlanması lazım. Aksi takdirde barış biz ona yaklaştıkça bizden ulaşan bir ideal olmaya devam edecek.

Bu makale yazarın kişisel sitesi ( www.armaganozturk.com )’dan alınmıştır.

Armağan Öztürk

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.