Ana Sayfa > Gündem > Yazmak: Maske ve Örtü

Yazmak: Maske ve Örtü

yazmak

Yazar olmak bir elbise giyinmektir, bir örtüye bürünmektir. Onunla dışarı çıkarsınız. İnsan uryan bir varlık değildir. İnsanların çoğu bir maske altındadır. Evde büyük bir acısı vardır, lakin onu sokağa taşımaz. Biz dışarıda hareket halinde gördüğümüz insanların sorunları olmadığı önyargısı ile sokaktayızdır. Oysa insanlar arasındaki iletişim alanının doğası gereği kendi dertlerimizi ortalığa saçmadığımızı düşünerek bir benzeştirme- analoji yapmamız gerekli. Kendimden yola çıkarak başkasını anlamam mümkün. “Büyük bir sorunum var”, evet bu cümle bizim yakamızı hiçbir vakit bırakmayacak. Mutlu olduğumuzda dahi dertliyizdir. Vakit tükenmektedir çünkü. Mutluluk bitince hüzün gelecektir. Hüznün geleceğine dair kaygı içindeki adam derde düşmüştür. Bu derdi Hz. Âdem’in yaşadığını ve Şeytan’ın ona bu kaygıdan yaklaştığını biliyoruz. Bu, beyan edilmişti: “Böylece şeytan, ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana, ebedîlik ağacına ve sona ermeyecek bir saltanata, delâlet edeyim mi / Fe vesvese ileyhiş şeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke alâ şeceretil huldi ve mulkin lâ yeblâ” (20 Tâhâ 120). “Yeryüzünde bir varlık- halifet’ul arz” olarak yaratılmış olan insana verilen vesvese onun cennette sürekli kalmasına dönük şehvetini kışkırtmaktaydı. Şeytan işte bu şehvete basmıştır, o şehveti gıdıklamıştır. Bu nedenle insan, kendi derûnundaki bitmek tükenmek bilmeyen bir kaygı kuyusunda oturur. Sahip oldukları hakkında “tükeniş duygusu” yaşatır. Dışarıya çıktığında bu duyguyu maskelemesi gereklidir. Bu gereklilik, insan varlığının zayıf noktasının kaygılarıyla birleşik olmasından kaynaklanır. İnsan zayıf bir varlıktır, zaafı yitirme korkusudur.

Yukarıda maske ve örtü kelimelerini kullanmamın bir anlamı var. Yazmak bir bakıma maskeyi çıkarmak ve onun yerine daha ahlâkî bir alana çekilmek anlamına geliyor. Çünkü yazar, bizimle kendi dünyası hakkında paylaşımda bulunmaktadır. Artık karşımızda hayat oyununu “oynayan” ve mutlu olduğunu vurgulayan bir kimlik kalmamıştır. O, duygu ve düşünce dünyasını bize serimleyen, adeta bize “dökülen” bir mesaj yumağıdır. Bir bakıma “yol gösterici” olmak, kılavuzluk yapmak için öne çıkmıştır. “Yazmak için yaşanmak gerekir” denilmektedir; bu yargı doğruluk payı taşısa bile kifayetsiz kalmakta. Çünkü yaşamanın tek bir modeli bulunmuyor. Bir kentin bütün hercümercine katılmak yazar olmak için önemli bir sermaye, önemli bir deneyim olsa da dünya, sadece bu kent değil. İnsan sadece bu “dünya”da değil.  İnsan varlığı “kent içinde varlık” olarak tanımlanamayacağı için örneğin sükûtu, dinginliği, kalbin tefekkürünü yazmak için başka deneyimlere sahip olmak kaçınılmaz oluyor. İnsanın ruhî hayatından bahsediyorum. Ahmet Yesevî, 63 yaşından sonra bir ağaç kavuğuna yerleşmiş. Anadolu’yu ateşleyen asıl irşadı ise bu “ölümü” yaşadıktan sonradır. Kendini öldürerek başkasını yaşatmaktan bahsediyorum. Bu manada yazmak, aslında bir hayat modeli sunmaktır. “Böyle yaşadım” yerine, “böyle varım” demekle insan içine çıkmaktır yazmak. Bir iddiadır. Bu sözüyle yazar, artık maskeli biri değildir. Örtüler içinde aramızdadır. Örtünün altındadır, çünkü kendini ifşâ etmiştir. Kendinin muhbiridir. Halkın nazarını celbetmiştir. Saklanamayacağı için örtünür. Aramızda ama nazardan, bakıştan hıfz olunmak çabasında. Bu haliyle yazar, kendi derûnuna en çok müracaat eden biridir. Kendini olumsuzlayan, kendini eleştiren biridir. Cahit Zarifoğlu’na “Hangi yazarları okuyorsunuz?” diye sorduklarında, “kendi yazdıklarımı” diye cevap vermiş. Kendi yazdıkları ile tuttuğu yolu, kendi yazı tarihini okumak, insanın öncelikle iç muhasebesini yapmasını, kendi ile temasta kalmasını ilham ediyor bana. Kitap, biz okuyuculara bu iç muhasebeyi anlatan bir geçit oluşturuyor. Yoksa o çok satılmak için üretilmiş bir nesne-meta değildir.

Yazar olmak için yazmak gerekiyor. Yazar olmak bir proje değil. Bir olmak. Ortaya çıkmak. Bunun teknikleri ve anlatımın yöntemleri hakkında çok şeyler söylenebilir. Ancak yazmanın asıl gayesinin maddi yani “tükenmez bir mülk” ve “şeceretil huldi” halinde tasavvur edilmesinin “cennetten düşüş” olduğunu söyleyebiliriz. Bu düşüş çamura doğrudur. “Nasıl olmak içinde yazabilirim” sorusundan koparak “nasıl ünlü yazar olurum” kaygısı, örtüyü çıkarıp maske giymeyi ifade ediyor. Maske altında büyücü olduğunu biliyoruz. Fısıldıyor. Örtü altında ise yakarış, iç çekiş, taaccüp, murakabe var.

Lütfi Bergen

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.