Ana Sayfa > Gündem > Yeni CHP

Yeni CHP

26 ve 27 Şubat kurultaylarını nasıl değerlendirmek gerekir? Kısa erimli tartışmalar ve alan açmaya yönelik bildik siyasi manevralar bir kenara bırakılırsa bahsi geçen kurultayların özel olarak Halk Partisi, genel olarak ise Türk siyasi hayatı için kalıcı etkileri olacak mı? Bu sorulara belli kısıtlar altında olumlu yanıt verebiliriz. Öncelikle bizzat kurultayların kendisine ya da kurultay olgusuna değinmeliyiz. CHP’deki kurultay süreçleri pek çok kişi tarafından hizipler arasında gerçekleşen ve geçmişte pek çok örneği olan sıradan bir çekişme olarak değerlendiriliyor. Ama tam da bu noktada atlanılan bir gerçek var. O da şu ki, çatışan tarafların tezlerinden ve kişiliklerinden bağımsız bir şekilde, böylesi bir çatışmanın olabilmesi ve parti hukuku kullanılarak sonuçlandırılabilmesi bile belli bir demokratik derinliğin göstergesi. Son kurultay sürecinde bir kez daha görüldüğü üzere CHP kendi içerisinde demokratik mücadeleye izin verebilen tek kitle partisi. Bu bağlamda unutulmamalı ki demokrasi ağırlıklı olarak siyasi partiler tarafından işletilen bir sistem. Siyasi partilerin kendi iç işleyişleri bakımından demokrasiyi hayata geçiremedikleri bir ortamda demokratik kültürün olgunlaşması olanaksız. Demek ki AKP ve MHP’nin CHP’den öğreneceği çok şey var. Özellikle de yarışma ve çoğulculuğun kınanası bir şey ya da bir zayıflık işareti olmadığı gibi noktalar bakımından.

İçeriğe geçtiğimizde ise karşımıza Yeni CHP olgusu çıkıyor. Bu bağlamda en yakıcı tartışmalar Atatürkçü miras çevresinde somut bir içeriğe kavuşmakta. Mesela CHP son kurultaylarla birlikte Atatürk’ün partisi olmaktan çıkmıştır yakıştırması yapılıyor. Özellikle ulusalcı basın ve yandaş medya tarafından. Halk Partisinin sosyal demokrat bir parti olarak kendini yenilemesi sağcılara göre olumlu bir şey. Çünkü böylelikle daha az Kemalist ve daha az laiklik yanlısı bir CHP olacak. Ulusalcı ekip ise bu durumu CHP’nin AKP’leşmesi olarak yorumlamakta. Bahsi geçen muhafazakar olumlama ve ulusalcı karartmaya karşı daha makul bir yorumda karar kılabiliriz. Çünkü ötesini düşünecek kadar malzeme yok elimizde. Şüphesiz ki son kurultaylarla bir şeyler yıkıldı ya da kırıldı. Ama yıkılan sanıldığının aksine laiklik değil, demokrasiye saygı duymayan laiklik anlayışı, Atatürkçülük değil, yurttaşı göbeğini kaşıyan ya da oyunu makarna için satan insan seviyesine indirgeyip aşağılan seçkinci siyasal tavırdır. Bu son hatırlatma bakımından eski CHP ile yeni CHP arasındaki fark sadece cumhuriyeti savunan kesimlerle o cumhuriyetin aynı zamanda demokratik olmasını arzulayan kesimler arasındaki karşıtlıkta kristalize olmakta.

Tabii başlayan dönüşümün niteliği konusunda yine de ihtiyatlı olmak gerekir. Çünkü Ecevit’in Feyzioğlu ekibine, daha sonra Kemal Satır ve arkadaşlarına karşı partiyi kurultaylar kazanarak sola ve sosyal demokrasiye yaklaştırmasıyla bugünkü sürecin birbirine benzediği düşünülmekte. Şüphesiz ki 2012 itibariyle Kılıçdaroğlu’nun Baykal ve Sav’a karşı elde ettiği zafer ile 1967 ve 1972 kurultaylarında Ecevit’in Kemalist muhalefeti dize getirmesi süreçleri arasında yadsınamaz nitelikte benzerlikler var. Ama en az benzerlikler kadar farklılıklara da dikkat çekmemiz gerekir. Her şeyden önce Ecevit önderliğinde mayalanan Kemalizm’in sosyal demokrasiyle terbiye edilmesi olgusu epey uzun süren bir hazırlık sürecinin sonucunda gerçekleşti. Ortanın solu hareketinin başlamasıyla Ecevit’in genel başkan olması arasında neredeyse 5 yıl vardı. Ayrıca Ecevit sosyal demokrasiyi özümsemiş ciddi bir ekiple çalıştı. Dahası o yıllarda dünyada ve Türkiye’de siyasal ve kültürel iklim fazlasıyla soldan belirlenmekteydi. Ayrıca merkez sağ parçalanmıştı. Ecevit genel başkan olarak seçimlere hazırlanırken en az bugünkü AKP kadar güçlü olan Demirel’in Adalet Partisi bir yandan Erbakan’ın muhalefeti, diğer yandan Bozbeyli’nin Demokratik Partisi tarafından bir hayli yıpratılmıştı.

Bu unsurlar listesi dikkatle incelendiğinde zamanında Ecevit’i başarıya ulaştıran faktörlerin hemen hiçbirinin Kılıçdaroğlu’nun yanında olmadığı görülecektir. Oldukça açık bir şekilde ortada ki Kılıçdaroğlu ciddi bir hazırlığı olmadan genel başkan oldu. Dahası genel başkanın çevresindeki ekip önemli ölçüde yetersiz ve ideolojik bakımdan kendi içerisinde türdeş değil. Ayrıca bugünlerde siyasal rüzgarlar pek de soldan esmiyor. Hatta liberal-muhafazakar dünya görüşü kültürel hegemonyayı hemen tamamıyla kontrol etmekte. Analizin geldiği nokta bağlamında rahatlıkla diyebiliriz ki Kılıçdaroğlu’nun Ecevit’i izlemesi, bir anlamda tarihin tekerrür etmesi, şu an ki genel başkanın Ecevit benzeri bir başarıya imza atmasını tek başına sağlamayabilir.

Peki, CHP’nin ideolojik açıdan yenilenme süreci bağlamında hangi meselelerde mesafe kat etmek gerekir? Öncelikle AKP’yle yarışacak nitelikte kapsamlı bir gelecek vizyonuna ve iktidar iddiasına ihtiyaç var. Son MİT-KCK krizi de gösterdi ki siyasi çatışmalar bile artık AKP’nin kendi içerisinde cereyan ediyor. Sanki muhalefet hiç yokmuş gibi. CHP liderliği ortaya anlamlı bir muhalefet stratejisi koyamazsa AKP’nin alternatifi yok yargısı daha da güçlenerek devam edecek. Bahsi geçen yeni vizyon inşa edilirken birkaç tane unsur ise hayati derecede önemli. Her şeyden önce Halk Partisinin dine saygılı bir laiklik anlayışıyla hareket etmesi ve belli dini ve(veya) etnik kültürel pratikler karşısında daha ılımlı bir dili tutturması gerekir. Dahası halkla yoğun bir şekilde temas kurmayı amaçlayan siyaset anlayışı temel nirengi noktalarından biri olmalıdır. Katı milliyetçilik yerine yurtseverliği önemseyen, başta Kürt sorunu olmak üzere farklı kimlik talepleri karşısında cumhuriyetçi yurttaşlık hukukunu yeniden inşa etmeye niyetli sorumlu siyaset tarzı Yeni CHP bakımından vazgeçilmez niteliktedir. Son olarak tek partili yıllara yönelik eleştirileri CHP’yi güç durumda bırakmaya yönelik bir kara propagandanın enstrümanı olarak değil de tarihle yüzleşmeyi mümkün kılan bir fırsat olarak görmek yerinde olabilir. Bu bağlamda başta Atatürk olmak üzere kurucu liderlerin kutsal insan olmaktan çıkarılıp dünyevileştirilmesi gerekir.

Birer cümleyle üzerinden geçtiğimiz bu öneriler listesinin ağırlığı da gösteriyor ki son kurultaylarda olduğu üzere Kılıçdaroğlu’nun Baykal ve Sav’ı siyaseten bitirmesi aslında bir yere kadar anlamlı. Çünkü asıl rakip Baykal veya Sav değil Tayyip Erdoğan. CHP’nin kendini değil, AKP’yi yenmesi gerekiyor.

Bu makale yazarın kişisel sitesi ( www.armaganozturk.com )’dan alınmıştır.

Armağan Öztürk

– Haber Lotus –

HLotus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.